Türkçenin
Gücü


DOĞAN AKSAN
Doğan Aksan, Türkçenin Gücü



Kapak
Önsöz
Giriş

TÜRKÇENİN
GENEL NİTELİKLERİ
1- Türkçenin Ses Özellikleri
2- Türkçenin Yapısı, Türetme Gücü
3- Türkçenin Sözdizimi (Syntax) Açısından Özellikleri

TÜRKÇENİN ANLAM YAPISI
VE ANLAM ÖZELLİKLERİ
1- Türkçenin Sözvarlığının Anlam Açısından Başlıca Özellikleri
2- Türkçenin Kavramlar Dünyası
  a) Eski Türkçe Dönemi ve Sonrası
  b) Eski Anadolu Türkçesi
  c) Türkiye Türkçesi
  ç) İkilemeler
  d) Anadolu Ağızları
  e) Somut Kavramlar
  f) Soyut Kavramlar

ANLAM OLAYLARINA SÖZ
SANATLARINA TANIK ÖRNEKLER

1- Dilde Benzetme ve Benzetme Örnekleri
2- Dilde Aktarmalar ve Aktarma Örnekleri
  a) Deyimler ve Deyimlerde Aktarmalar
  b) Somutlaştırma ve Türkiye Türkçesindeki; Örnekleri
  c) Anadolu Ağızlarında Somutlaştırma
  ç) Türkiye Türkçesinde Öteki Deyim Aktarmaları
  d) Anadolu Ağızlarında Öteki Deyim Aktarmaları
  e) Ad Aktarması ve Türkiye Türkçesindeki Örnekleri
  f) Anadolu Ağızlarında Ad Aktarması
3- Deyimlerde Nükteli Anlatım Eğilimi ve Türkiye Türkçesindeki Örnekleri
   - Anadolu Ağızlarının Deyimlerinde Nükteli Anlatım Eğilimi
4- Atasözleri ve Türkiye Türkçesindeki Örnekleri
 - Anadolu Ağızlarında Atasözleri

KALIP SÖZLER
Kalıp Sözler ve Türkçedeki Örnekleri
- Hayır Dualar, Beddualar

BİLMECELERİMİZ
Bilmecelerimizden Seçilmiş Örnekler

MANİLERİMİZ
Manilerimizden Seçilmiş Örnekler

YABANCI DİLLERİN BASKISINA
KARŞI TÜRKÇENİN GÜCÜ


KAYNAKÇA (Kısaltmalarla)


www.1001Kitap.com





    ATASÖZLERİ VE TÜRKİYE TÜRKÇESİNDEKİ ÖRNEKLERİ Pek çok açıdan insan, dünyanın her yerinde aynıdır. Değişik durumlar ve olaylar karşısındaki davranışlarında, yaşam boyunca kazanılmış deneyimlerinde, duygu, düşünce ve yaşantılarını dile getiren sözlerinde ve yargılarında, toplumlar değişse de benzerlikler, hatta eşlikler vardır. Bu yüzden, başka başka toplumların, birbiriyle hiç ilişkisi olmayan dil birliklerinin sözvarlığı içinde atasözü adını verdiğimiz sözler kimi zaman birbirine yakınlık gösterir; kimi zaman da değişik kültürlerin bilgeliklerini yansıtır biçimde, birbirinden ayrılır. Birkaç örnek üzerinde duralım: Türk'ün yaşam boyunca edindiği deneyimler sonucunda dile getirdiği, Gözden uzak olan gönülden de uzak olur yargısı, güçlü bir atasözüdür. Bu sözün daha XI. yüzyılda Divanü Lûgat-it-Türk'te,119 eski biçimiyle geçtiğini görüyoruz: Közden yırasa kön ülden heme yırar (Gözden uzaklaşsa gönülden dahi uzaklaşır). Aynı yargıyı Fransızcada da çok eskiye giden şu atasözünde buluyoruz: Loin des yeux, loin du cceur (Gözlerden uzak, gönülden uzak). Almancadaki, Aus den Augen aus dem Sinn atasözü de bu gerçeği aynı biçimde dile getiriyor. 119) Çeviri, III, 366. 146 Türkçedeki, Besle kargayı oysun gözünü atasözü de aynıyla Fransızcada karşımıza çıkıyor: Nourris un corbeau il te crevera l'oeil. Demir tavında dövülür ise, yine Fransızcada // faut battre le fer tandis (pendant) qu'il est chaud (Demir sıcakken dövülür) biçiminde vardır. Bu örnekleri, değişik dil birliklerinden atasözleriyle, kolayca çoğaltabiliriz. Ancak bu yakınlık ve eşlikler kimi zaman çeviri yoluyla, dilden dile aktarmalar sonunda ortaya çıkar. Batı dillerindeki birkaç atasözünün Doğu dünyasından masallar, edebiyat ürünleri aracıyla ve çeşitli ilişkiler sonucu olarak çevrildiğini görüyoruz. Aynı biçimde, Batı dillerinden Doğu dillerine yapılan çevirilerle bu kez, Batıdan Doğuya aktarıldığı göze çarpan örnekler de vardır. Türkçenin sözvarlığını atasözleri açısından ele alacak olursak en eski ürünlerinden bugünkü Türkiye Türkçesine, Asya'ya yayılmış çok çeşitli lehçelerden Balkanlar'daki Türkçeye kadar son derece zengin bir atasözleri hazinesiyle karşılaşırız. Bu sözler bir yandan Türk'ün bilgeliğini, zengin düşünce ve ruh dünyasının ürünlerini, karşılaşılan değişik durum ve olaylardan çıkarılan yargıları dile getirmedeki başarısını yansıtmakta, bir yandan da söylenişlerindeki şiirli anlatımla, etkileyici, kolay hatırda kalan anlatım biçimleriyle dikkati çekmektedir. En eski atasözlerimiz içinde, bugün unutulmuş, kullanımdan düşmüş olanlar bulunduğu gibi, yüzyıllardan beri dilden dile dolaşan, kimi az çok değişmiş, kimi hiç değişmeden günümüze ulaşmış olanlar da vardır. Bugün unutulmuş, artık kullanılmayan atasözleri arasında, XI. yüzyılda, Divanü Lûgat-it-Türk'te120 geçen şu örnek ilgi çekicidir, sanıyoruz: Yitiglig anası koyun açar. 120) Çeviri, III, 18-3. 147 İlk bakışta, bugün anlamı kolay çıkarılamayacak olan bu atasözü, yitikli (bir şeyi kaybeden) kişinin, onu annesinin koynunu bile açarak aradığını anlatmakta, bir şeyini yitirenin ısrar ve telaşını, her çareye başvurusunu dile getirmektedir. Konuyu somutlaştırma yoluyla dile getiren söz, bu durumdaki kişinin yapılmayacak şeylere bile yönelebildiğini anlatır. Aynı atasözünü, XVI. yüzyılın başlarında, Güvahî'nin Pendnâme adlı, atasözlerini şiire dönüştürerek biraraya getiren kitabında121' Yitiklü anasının koynun arar biçiminde görüyoruz. Divanü Lûgat-it-Türk'te122 Avcı nece al bilse adhıg anca yol bilir biçiminde geçen ve avcı ne kadar hile bilirse ayının da o kadar yol bildiğini ortaya koyan atasözü 900 yıldan beri Türkçede yaşamaktadır. Tag tagka kavuşmaz, kişi kişiye ka-uuşur123 sözü ise bugün Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur söylenişiyle yaşamını sürdürüyor. Bugünkü Kar ne kadar çok yağsa yaza kalmaz atasözünün ise XV. yüzyılda Dede Korkut Kitabı'nın başında124 Yapa yapa karlar yağsa yaza kalmaz biçiminde görüldüğünü eklemeliyiz. Bu örneklerin daha pek çoğunu gösterebiliriz.125 Ayrıca, bugüne çok değişerek gelen ve yitenlere de pek çok örnek gösterilebilir. Atasözlerimiz çok değişik konuları ve kavram alanlarını kapsamakta, kimi zaman hissedip de söze dönüştüremediğimiz olguları büyük bir başarıyla sahneleyerek dile getirmektedir. Bu durum özellikle Anadolu ağızlarında kendini belli eder; bundan sonraki bölümde ele alacağımız, ağızlardan derlenmiş örnekler, yazı dilimizde bulunmayan birçok sözün Anadolu'da yaşamakta 121) Yayımlayan Mehmet Hengirmen. Ankara, 1983, s. 35; 1766 numaralı beyit. 122) Çeviri, I, 63. 123) Çeviri, II, 53. 124) M. Ergin, Dede Korkut Kitabı, I, 74 (V. 3): "Yapa yapa karlar yağsa yaza kalmaz, yapağu-lu gökçe çemen güze kalmaz". 125) Divan'da geçen ve bugüne kadar gelen atasözleri için bkz. Kaya Türkay, Kaşgarlı'dan günümüze gelen atasözleri. TDAY-Belleten, 1980-81, 39-42. 148 olduğunu gösterecektir. Burada, hem ortak dilimizde, hem de ağızlarda geçen ilginç bir örneği vereceğiz. Bir annenin yavrusunu, başkalarından çok değişik bir gözle gördüğü, dünyanın her yerinde bilinen, gözlemlenen bir gerçektir. Türkçe bu gerçeği dile getirirken değişik anlatım yollarından gider. Yazı dilimizde; Kuzguna yavrusu ankâ (şahin, güzel) görünür atasözü bu gerçeği anlatmaya yöneliktir; bu anlatım sırasında kuzgun gibi çok çirkin bir kuş seçilmiş, onun yavrusunun bile anasına güzel göründüğü söylenmiştir. Yazı dilimizdeki Karga yavrusuna bakmış, 'benim ak pak evladım' demiş biçimi de buna benzer bir anlatımın tanığıdır. Anadolu ağızlarında aynı durum daha değişik bir biçimde dile getirilir: Kirpi de yavrusunu 'pamuğum' diye severmiş (Malatya, ! Sivas, Bölge I). Bu sözle kirpi gibi, her yanı batan bir hayvanın bile yavrusunu, ona hiç yakışmayacak bir sıfatla sevişi örnek gösterilir. Ayrıca; Yapalağın™6 yavrusu, gözüne şahin görünür (Niğde, Bölge I) biçimi de vardır. Ahmet Caferoğlu'nun Kars'tan derlediği; Ellerin balası külden torpahdan Benim balam gülden yarpahdan biçimindeki ninniyi de buna eklemeliyiz.127 İlgi çekici bir durum, Türkiye dışındaki Türk lehçelerinden (Karadeniz-Hazar lehçeleri ya da kuzeybatı lehçelerinden) Kumuk lehçesinde aynı atasözünün yaşamakta olmasıdır. Türkiye Türkçesine "Ayı, yavrusunu 'bembeyazım' diyerek, kirpi de 'yumuşacığım' diyerek sever" biçiminde aktarılabilecek olan sözün Kumuklardaki söylenişi şöyledir: 126) 'Baykuş' anlamında. 127) Ahmet Caferoğlu, Doğu, 152 (Yerli Kars ağzı). 149 Ayuv süyer balasın appagım dep, kirpi süyer balasın yumşagım dep^28 Burada, ilgi çekici bir örnek üzerinde daha durmak istiyoruz: Eski Romalılar, karşılıklı olarak birbirini aşırı ölçüde öven kimseler için "eşek, eşeği okşar" anlamındaki atasözünü kullanırlardı (Asinus asinum fricat). Bu sözün benzerini Rize dolaylarından (îkizdere'den) derlenen şu sözde buluyoruz: Eşek eşeğin gerdanını yalar (Bölge I). Bu örnekte olduğu gibi, yazı dilimizde kullanılan atasözleri-mizde, aşağıda, Anadolu ağızlarında büyük oranda görüleceği gibi, havyanlardan yararlanılarak insanlarla ilgili kavramların, gerçekliği ortaya çıkan olguların dile getirildiği birçok öğe vardır. Bu sözler bir somutlaştırmaya giderek kimi zaman hayvanları konuşturur, onlardan alınan yanıtlarla dünyada karşılaşılan durumları, kimi zaman da onların niteliklerine dayanarak insanların tutum ve davranışlarını ortaya koyar. Örneğin: Ayıya (kurda) 'Neden ensen kalın?' demişler, 'Kendi işimi kendim görürüm' demiş Eşeği düğüne çağırmışlar, 'Ya odun eksik, ya su' demiş Yengece 'Niçin yan yan gidersin?' demişler, 'Serde kabadayılık var' demiş Köpeğin ahmağı baklavadan pay umar Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir Eşek hoşaftan ne anlar? (Suyunu içer tanesini bırakır) Fare, çıktığı deliği bilir Yörük at, yemini artırır Koyun sürüsüne kurt parasız bekçilik eder Kurt kocayınca köpeklerin maskarası olur Aç köpek fırın deler İtle yatan bitle kalkar 128) ilhan Çeneli, Kumuk, s. 17. 150 Kedinin kanadı olsaydı serçenin adı olmazdı... gibi. Bu örnekleri kolaylıkla artırabiliriz. Yazı dilimizdeki atasözlerinde, aşağıda ele alacağımız Anadolu ağızlarındaki örneklerde olduğu gibi, bir ritm ve ses uyumu yaratarak sözü çekici kılan, onun bellekte kalmasını sağlayan birtakım öğelerden, sanatlardan yararlanıldığı görülür. Bu tutuma, bir de bu sözlerin içeriklerindeki değer, anlatımlarındaki canlandırma gücü eklenirse atasözlerimizin bu denli kalıcı, sevilen ve güzel olmalarının nedeni ortaya çıkar. Türk atasözlerinin birçoğunda, şiirdeki ölçü, uyak ve ses yinelemesi (Fr. alliteration) gibi öğelerden, kimi zaman bunların birine, kimi zaman da hepsine birden başvurularak, güçlü bir anlatım sağlandığı görülmektedir. Değişik konularla ilgili sözlerden seçtiğimiz aşağıdaki örneklere bu açıdan bir göz atalım: Kürkçünün kürkü olmaz, börkçünün bör/cü129 örneğinde hem kürkçü ile börkçü, hem de kürkü ile börkü, uyaklı sözcüklerdir. Eskiden düzyazıda "seci" adı verilen uyaklardan yararlanılmıştır. Öte yandan aynı sözde kürk ve börk öğelerinin yi-nelenmesiyle bir alliteration sağlanmıştır. Dazlayan daza düşer, kel başlı kıza düşer sözünde ise hem uyak (daza ve kıza) kullanılmış, hem ses yinelemesi (dazlayan daza) yaratılmış, hem de 7 heceli ölçüden yararlanılmıştır (Dazlayan daza düşer, ilk dize olarak düşünülebilir.) Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur sözünde ve Delikli taş130 yerde kalmaz, deli kız evde kalmaz örneğinde ses yinelemesi kendini belli etmektedir. Anasına bak, kızını al, kenarına bak, bezini al atasözü hem 9 heceli ölçüdedir; hem de uyaktan yararlanmıştır. Ecel geldi cihane, baş ağrısı bahane Yaş kesen baş keser 129) Börk, eskiden kullanılan bir başlık türüdür. 130) Delikli taş, burada "boncuk, değerli süs taşı" anlamındadır. 151 Yaş yetmiş, iş bitmiş Gidip de gelmemek var, gelip de görmemek var Sabreden derviş, muradına ermiş Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır... gibi pek çok örnek de değişik hece sayılarıyla halk şiirindeki ölçülerden yararlanmışlar, aynı zamanda çoğunlukla uyaklara dayanarak ses uyumu sağlamışlardır. Görmemiş görmüş, güle güle ölmüş ve Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa... gibi atasözleri de hem ses yinelemesi, hem de uyaklarla bezenmiş sözlerdendir. Bütün bu örneklerin daha yüzlercesini gösterebiliriz. Kimi araştırıcılar, bu atasözlerinden biraz daha uzun olan, ancak yine, atasözü niteliği taşıyan örnekleri ölçülü söz diye adlandırmaktadırlar.131 Anadolu ağızlarında çok özgün örnekleri bulunan bu sözler, bundan sonraki bölümün sonunda ele alınacaktır.
<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>