KARACAOĞLAN


Dinle sana bir nasihat edeyim
Hatırdan gönülden geçici olma
Yiğidin başına bir iş gelince
Onu yadellere açıcı olma

Mecliste arif ol kelamı dinle
El iki söylerse sen birin söyle
Elinden geldikçe iyilik eyle
Hatıra dokunup yıkıcı olma

Dokunur hatıra kendisin bilmez
Asilzadelerden hiç kemlik olmaz
Sen iyilik, et de o zayi olmaz
Darılıp da başa kakıcı olma

El ariftir yoklar senin fendini
Dağıtırlar tuzağını bendini
Alçaklarda otur gözet kendini
Kattı yükseklerde uçucu olma

Muradım nasihat bunda söylemek
Size lâyık olan onu dinlemek
Sev seni seveni zay etme emek
Sevenin sözünden geçici olma

Karacoğlan söyler sözün başırır
Aşkın deryasını boydan aşırır
Seni bir mecliste hacil düşürür
Kötülerle konup göçücü olma



Kadir Mevlam bir dileğim var sana
Kaldır dalgaların sel ver sen bana
Yüz elli keselik malım olsa da
Gönül eğleyecek yâr ver sen bana

Sürülerle erkeçlerim yayılsa
Dokuz yerde davullarım döğülse
Kol kol olsa atlılarım dağılsa
Yüz bin atlı ile yol ver sen bana

Beş yüz atlım olsa lâhuri şallı
Gümüşten reşmeli kadife çullu
Mevlâm bana verse bir tutu dilli
Sarmaya bir ince bel ver sen bana

Karacoğlan der ki gönlüm çilede
Yüz bin topun varsa eğer kalede
Yarın mahşer günü Cennet âlâda
El atıp tutmaya dal ver sen bana



Ak kuğular sökün etti yurdundan
Koçyiğitler yatamıyor derdinden
Sabah namazında belin ardından
Saydım altı güzel indi pınara

Oçü orta boylu gayetle güzel
Üçü uzun boylu gözlerin süzer
Dedim akça ceren gölde ne gezer
Al kınalı keklik indi pınara

Karacoğlan gene coştu bulandı
İnip aşkın deryasını dolandı
Güzel gitti diye pınar ağladı
Acıdı yüreğim yandı pınara



İlk akşamdan vardım gavil yerine
Önce gördüm kömür gözlüm gelmedi
Bilmem gaflet bastı yattı uyudu
Bilmem o yâr bize küstü gelmedi

Benim yârim gide gide donandı
İkrar verdi cahil gönlüm inandı
Ay geldi de orta yeri dolandı
Seherin yelleri esti gelmedi

Unuttu mu ahdi amanı netti
Başın alıp gayrı diyara gitti
Benim mecbur olduğumu farketti
Zalim garaz etti kaçtı gelmedi

Karacoğlan der ki devranım döndü
Gönlüm yücedeydi engine indi
Seherin yelleri şafağın bendi
Hani usul boylu sunam gelmedi



Yıkılası şu dağların ardına
Aşıp gider bir gözleri sürmeli
Cenneti âlâda bir gül açılmış
Kokup gider bir gözleri sürmeli

Kuru kütük yanmayınca tüter mi
Âk memede çifte benler biter mi
Vakti gelmeyince bülbül öter mi
Ötüp gider bir gözleri sürmeli

Deniz kenarında yerler hurmayı
Kılavuz gönderdim telli turnayı
Ak göğsün üstünde ilik düğmeyi
Çözüp gider bir gözleri sürmeli

Karacoğlan kalem alır destine
Selâm verir yârenine dostuna
Sandal tuman, beyaz topuk üstüne
Döküp gider bir gözleri sürmeli



İncecikten bir kar yağar
Tozar Elif Elif deyi
Deli gönül abdal olmuş
Gezer Elif Elif deyi

Elifin uğru nakışlı
Yavru balaban bakışlı
Yayla çiçeği kokuşlu
Kokar Elif Elif deyi

Elif kaşların çatar
Gamzesi sineme batar
Ak elleri kalem tutar
Yazar Elif Elif deyi

Evlerinin önü çardak
Elifin elinde bardak
Yavru yeşil başlı ördek
Yüzer Elif Elif deyi

Karacoğlan eğmelerin
Gönül sevmez değmelerin
İliklemiş düğmelerin
Çözer Elif Elif deyi



Ardıma düşüp de yorma kendini
Var git ölüm bir zaman da gene gel
Akibet alırsan komazsın beni
Var git ölüm bir zaman da gene gel

Şöyle bir zamanlar yiyip içerken
Yiyip içip yaylalarda gezerken
Gene m'geldin ben de senden kaçarken
Var git ölüm bir zaman da gene gel

Çıkıp bozkurtlayın ulaşamadım
Yalan dünya sana çıkışamadım
Eşimle dostumla buluşamadım
Var git ölüm bir zaman da gene gel

Karacoğlan der de derdim çok beter
Bahçede bülbüller şakıyıp öter
Anayı babayı dün aldın yeter
Var git ölüm bir zaman da gene gel



Aşağıdan gelen ceren cereni
Akça ceren sana değmeli değil
İki eli boğum boğum kınalı
Karadır gözleri sürmeli değil

Bir delice turnam yüceden uçar
İner engine de bir dolu içer
Sabah seherinde ak göğsün açar
Göğüs koşar koşar düğmeli değil

Bizim elde bal kaymağı yemezler
El sırrını yadellere demezler
Sen güzel ben garibe vermezler
Sizin elden güzel sevmeli değil

Karacoğlan der de yiyip içmedim
Yiyip içip ak göğsünü açmadım
Fırsat elde iken alıp kaçmadım
Öldürmeli beni döğmeli değil



Güzel ne güzel olmuşsun
Görülmeyi görülmeyi
Siyah zülfün halkalanmış
Örülmeyi örülmeyi

Bahçede gülün güllenmiş
Şeyda bülbülün dillenmiş
Koynunda memen kirlenmiş
Emilmeyi emilmeyi

Mendilin yudum arıttım
Gülün dalında kuruttum
İsmim ne idi unuttum
Sorulmayı sorulmayı

Benim yârim bana küsmüş
Zülfünü gerdana dökmüş
Muhabbeti benden kesmiş
Sevilmeyi sevilmeyi

Çağır Karacoğlan çağır
Taş düştüğü yerde ağır
Yiğit sevdiğinden soğur
Sarılmayı sarılmayı



Nedendir de kömür gözlüm nedendir
Şu geceki benim uyumadığım
Çetin derler ayrılığın derdini
Ayrılık derdine duyamadığım

Dostun bahçesine yadeller dolmuş
Gülünü toplarken fidanı kırmış
Şurda bir kötünün koynuna girmiş
Şu benim sevmeğe kıyamadığım

Kömür gözlüm seni sevdim sakındım
İndim has bahçene güller sokundum
Bilmiyorum yâr nerene dokundum
Bir belli haberin alamadığım

Karacoğlan der de yandım ben öldüm
Her bir deliliği kendimde buldum
Dolanıp da gavil yerine geldim
Gavil yerlerinde bulamadığım



Bre ağalar bre beyler
Ölmeden bir dem sürelim
Gözümüze kara toprak
Dolmadan bir dem sürelim

Aman hey Allahım aman
Ne aman bilir ne zaman
Üstümüzde çayır çimen
Bitmeden bir dem sürelim

Buna felek derler felek
Ne aman bilir ne dilek
Ahır ömrümüzü helak
Etmeden bir dem sürelim

Karacoğlan der de canan
Güzelim sözüme inan
Bu ayrılık bize hemen
Ermeden bir dem sürelim



Ala gözlüm benim ilen gidersen
Eğlen güzel yaz gelsin de gidelim
Dağlar almış ılkımını karını
Yollar çamur kurusun da gidelim

Erisin dağların karı erisin
İniş seli düz ovayı bürüsün
Türkmen eli yaylasına yürüsün
Mor koyunlar melesin de gidelim

Methederler Karamanın elini
Köprüsü yok geçemedim selini
Kervan yaylasının perçem belini
Lale sümbül bürüsün de gidelim

Karacoğlan der ki buna ne fayda
İrağbet kalmadı yoksula bayda
Bu ayda olmazsa gelecek ayda
On bir ayın birisinde gidelim



Birem birem devşirirler odunu
Bilem dedim bilemedim adını
Erzurum yanaklı kürtler kadını
Bir kız bana emmi dedi nideyim

Bizim eller Urum olur uç olur
Sızılaşır bozkurtları aç olur
Bir yiğide emmi demek güç olur
Bir kız bana emmi dedi nideyim

Karacoğlan der ki nidip niderim
Akan sularınan bile giderim
Sakal seni naktabınan yolarım
Bir kız bana emmi dedi nideyim



Dostum niçin beni zar incidirsin
Verdiğim ikrardan dönen değilim
Senden gayrisine meylimi vermem
Uçup daldan dala konan değilim

Dostum gönüllerime giden tez gelir
Herkes sevdiğine cilve naz gelir
Yar yüzüne yüz yıl baksam az gelir
Bin yıl dahi baksam kanan değilim

Elifi mim yazılmıştır meşkine
Yoksa yarim yad mı çıktı köşküne
Ben yandım kül oldum senin aşkına
Beyhude yerlere yanan değilim

Karacoğlan bilir benim halimi
Kadir mevlam açık etsin yolunu
Senden gayrısına vermem meylimi
Vallahi billahi veren değilim



Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Karacoğlan der de kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm



Şu yalan dünyaya geldim geleli
Tas tas içtim ağuları sağ iken
Kahpe Felek vermez benim muradım
Viran oldum mor sümbüllü bağ iken

Aradılar bir tenhada buldular
Yaslandılar şıvgalarım kırdılar
Yaz bahar ayında bir od verdiler
Yandım gittim ala karlı dağ iken

Farımaz da deli gönlüm farımaz
Akaç gözlerimin yaşı kurumaz
Şimden geri benim hükmüm yürümez
Azil oldum güzellere bey iken

Karacoğlan der ki bakın geline
Ömrümün yarısı gitti talana
Sual eylen bizden evvel gelene
Kim var imiş biz burada yoğ iken



Hey ağalar böyle m'olur
Hali yârdan ayrılanın
İner ummana dökülür
Seli yârdan ayrılanın

Gökten turnalar çekilir
İner yerlere dökülür
On beş yaşında bükülür
Beli yârdan ayrılanın

Turnalar havadan geçer
Mah yüzlere nurlar saçar
Ah ile vah ile geçer
Günü yârdan ayrılanın



Ak kolların sala sala yürüyen
Nasıl getireyim seni ele ben
Ben şahin olsam da sen bir balaban
Alsam çırnağıma düssem yola ben

Elinizde var mı idi kadılar
Ak ellerin altın tasta yudular
Seni bana güvel ördek dediler
Onun için dolanırım göle ben

Yüklettim yedeğim deste katarım
Yüküm kumaş ben alana satanm
İki bülbül bir kafeste öterim
Konmaz mıyım yeni açmış güle ben

Hemene de Karacoğlan hemene
Çanlı kervan indirmişim Yemene
Sevdim ise ben yarimi kime ne
Nettim ola şu koğlaşan ele ben



Yürü bre yalan dünya
Sana konan göçer bir gün
İnsan bir ekin misali
Seni eken biçer bir gün

Ağalar içmesi hoştur
O da züğürtlere güçtür
Can kafeste duran kuştur
Elbet uçar gider bir gün

Aşıklar der ne olacak
Bu dünya mâmur olacak
Haleb' Osmanlı alacak
Dağı taşa katar bir gün

Yerimi serin Bucağa
Suyumu koyun ocağa
Kafamı alın kucağa
Garib anam ağlar bir gün

Yer üstünde yeşil yaprak
Yer altında kefen yırtmak
Yastığımız kara toprak
O da bizi atar bir gün

Bindirirler canı ata
İndirirler tuta tuta
Var dünyadan yol ahrete
Yelgin gider salın bir gün

Karacoğlan der nâşıma
Çok işler geldi başıma
Mezarımın baş taşına
Baykuş konar öter bir gün



Sultan Süleymana kalmayan dünya
Bu dağlar yerinden ayrılır bir gün
Nice bin senedir çürüyen canlar
Hakkın emri ile dirilir bir gün

Ne güzel yapıldı cennet yapısı
Çok aradım görünmedi kapısı
Benim korktucağım Sırat köprüsü
Cehennem üstünde kurulur bir gün

Karşıki dağlar da karlı dağ olsa
Çevre yanı mor sümbüllü bağ olsa
Ağa olsa paşa olsa bey olsa
Yakasız gömleğe sarılır bir gün

Bu dünyada adem oğluyum dersin
Helâli haramı durmayıp yersin
Yeme el malını er geç verirsin
İğneden ipliğe sorulur bir gün

Gökte yıldızların önü terazi
Ülker ile aşar gider birazı
Yarın mahşerde de sorarlar bizi
Hak mizan terazi kurulur bir gün

Karacoğlan der de konup göçersin
Ecel şerbetini bir gün içersin
Sen Sırat köprüsün bir gün geçersin
Amelin arkana verilir bir gün



Gam çekme hâline divane gönül
Sana da bulunur elde neler var
Ayva m'eksik turunç m'eksik yoksa nar
Sun elini beri dalda neler var

Sakının ağalar beyler küçükten
Yanağı gamzeli eğri bucaktan
Arılar bal alır binbir çiçekten
Nezaket arıda balda neler var

Yiğit olan yiğit dağdır kaledir
Sevmeyin çirkini başa beladır
Bülbülün feryadı gonca güledir
Takının güzeller dalda neler var

Bunu ben demedim aşıklar diyen
Şu dertli sineme hançerler vuran
Bilmeni boz geyiktir bilmem ak ceren
Yüce yüce sarp kayada meler var

Karacoğlan der ki yaralı sinem
Elimden aldırdım gül yüzlü sunam
Kimi cennet ister kimi cehennem
Cennetten beride yolda neler var



Çukurova bayramlığın giyerken
Çıplaklığın üzerinden soyarken
Şubat ayı kış yelini koğarken
Cennet dense sana yakışır dağlar

Ağacınız yapraklarla donanır
Taşlarınız bir birliğe inanır
Hep çiçekler bağrınızda gönenir
Pınarınız çağlar akışır dağlar
Rüzgâr eser dallarınız atışır
Kuşlarınız birbiriyle ötüşür
Ören yerler bu bayramda çok üşür
Sümbül niçin yaslı bakışır dağlar

Karacoğlan size bakar sevinir
Sevinirken kalbi yanar gövünür
Kımıldanır hep dertlerim devinir
Yas ile sevincim yıkışır dağlar



Uryan geldim gene uryan giderim
Ölmemeğe elde fermanım mı var
Ezrail gelmiş de can talep eyler
Benim can vermeğe dermanım mı var

Dirilirler dirilirler gelirler
Huzuru mahşerde divan dururlar
Harami var diye korku verirler
Benim ipek yüklü kervanım mı var

Er isen erliğin meydana getir
Kadir Mevlâm noksanımı sen yetir
Bana derler gam yükünü sen götür
Benim yük götürür dermanım mı var

Karacoğlan der de ismim öğerler
Ağı oldu yediğimiz şekerler
Güzel sever diye isnad ederler
Benim Haktan özge sevdiğim mi Var



Nuhun gemisine bühtan ederler
Yelken açıp yel kadrini ne bilir
O Süleyman kuş dilini bilirdi
Her Süleyman dil kadrini ne bilir

Arap atlarında olur fırkalar
Kimi sarhoş yürür kimi ırgalar
Gübreliğe inip konan kargalar
Has bahçede gül kadrini ne bilir

Dünya benim diye zenginlik satan
Helâl ekmeğine haramlar katan
Sonradan sonraya beyliğe yeten
Zalim olur el kadrini ne bilir

Karacoğlan der de belim büküldü
Ağzımın içinde dişim döküldü
Nuh Nebinin haddesinden çekildi
Saz çalmayan tel kadrini ne bilir



Hazır ol vaktine Nemse kıralı
Yer görünmez asker ile geliyor
Patriklerin inmiş tahttan diyorlar
Bir Halife kalmış o da geliyor

Yetmiş bin var siyah postal giyecek
Seksen bin var Allah Allah diyecek
Doksan bin var tatlı cana kıyacak
Yüz bini de Tatar Handan geliyor

Gelen Ahmet Paşam kendidir kendi
Altmış bin dal kılıç kusuru cündü
Kaçma kâfir kaçma ölümün şimdi
Hacı Bektaş Veli kalkmış geliyor

Şevketli efendim sultanı vezir
Altmış bin kılıçlı yanında hazır
Deryalar yüzünden boz atlı Hızır
Benliboza binmiş o da geliyor

Karacoğlan der de burda durulmaz
Güleç yüze tatlı söze doyulmaz
Gökteki yıldızdan çoktur sayılmaz
Yedi iklim dört köşeden geliyor



İnsan oğlu yeryüzüne gelince
Kur' ağaçtan meyve bitmiş gib'olur
Kâmil olup kendi kendin bilince
Cevahirden yükün tutmuş gib'olur

Talana da deli gönül talana
Gide gele orta yeri dolana
Bir yiğit sevdiği yakın olana
Günde düğün bayram etmiş gib'olur

Bir yiğit yaslanıp dizine yatsa
Yârin yağlığını yüzüne örtse
Her dem sevdiğinin sesin işitse
Gökyüzünde turna uçmuş gib'olur

Yüce dağ başında yaydan peren
Avcılar geliyor dört yanın dolan
Her olur olmaza sırrını diyen
Boz bulanık çaya akmış gib'olur

Kolda götürürler şahini bazı
Her daim severler gelini kızı
Yiğidin ikrarı güzelin sözü
Taze yağı bala katmış gib'olur

Karacoğlan der ki bizi kayıran
İki cam birbirinden ayıran
Muhanet sofrasında karnın doyuran
İki ellen ağı yemiş gib'olur



Arap at üstünde kaldı postumuz
İkrarından döndü m'ola dostumuz
Yarın bir gün kara toprak üstümüz
Çürütür hey benli sunam çürütür

Yüksek olur Arap atın kaltağı
Issız kalmaz koçyiğidin yatağı
Yaklaşma kötüye değer eteği
Geri dur hey benli sunam geri dur

Yağmur yeğdi yollarına sapayım
Hak dinidir dost dinine tapayım
Çeviri ver al yanaktan öpeyim
Beri dur hey benli sunam beri dur

Şeşine de Karacoğlan şeşine
Kurban olâm yarin ablak döşüne
Gök kır atman da çakır kuşuna
Geri dur hey benli sunam geri dur



Üç güzel oğlu da şöyle bir yiğit
Söylediği sözü yola getirir
Yiğit olan sırrın kimseye demez
Kötü kalbindekin dile getirir

Yalınız git yoldaş olma yüzsüze
Selam verme erkansıza yolsuza
Komşu olma namussuza arsıza
Akıbet üstüne hile getirir

Dilberin koynuna girse görmese
Bir dilbere öğüt versem almasa
Bir yiğit de miktarını bilmese
Akıbet başına bela getirir

Karacoğlan der ki her sözüm haktır
Yiğit olmayanın yalanı çoktur
Cehennem yerinde hiç ateş yoktur
Herkes ateşini burdan götürür



İki ceren götürdüler bahçeye
Girdim o bahçenin gülleri bir hoş
Yağar yağmur serin serin bâd eser
Irganan selvinin dalları bir hoş

Yâr oturmuş kurulur naz postuna
Hiç bakmıyor yârenine dostuna
Yaz gelince çayır çimen üstüne
Yâr bade doldurur elleri bir hoş

Çıkmış yücesine avını avlar
İnmiş enginine ceylân kovalar
Değmen şu ceylâna beyler ağalar
Şirin şirin söyler dilleri bir hoş

Karacoğlan der ki âşıkım saza
Dayanılmaz sunam sendeki naza
Elinde kadehi dudakta meze
Gerdana dökülen telleri bir hoş



Ağlayı ağlayı düştüm yollara
Karışayım boz bulanık sellere
Adı sanı duyulmadık ellere
Gitmeyince gönül yârdan ayrılmaz

Ahım kaldı şu gelinin ahtında
Deremedim güllerini vaktinde
Karanlık gecede kolum altında
Yatmayınca gönül yârdan ayrılmaz

Gözüm kaldı şu kaplanın postunda
Ezrail de can almağın kastında
Döne döne teneşirin üstünde
Yunmayınca gönül yârdan ayrılmaz

Hadini de Karacoğlan hadini
Aramazlar gurbet ele gideni
Ak göğsün üstünde çakır dikeni
Bitmeyince gönül yârdan ayrılmaz