ERKEK SEVİM

    Palamut Recep postacıdan iki Yenice karşılığı aldığı mektupları, kürsüye çıkmış dağıtıyordu. Onları, Kel Mahmut'un elinden ancak Yenice sigarası karşılığı kurtarabiliyorduk. Beş mektuba kadar bir, daha çoğu iki Yenice sigarası... Zarfların üstündeki sınıf ve şube yerine yazılan H.B. harfleri postacı için büyük kolaylıklar sağlıyordu. Doğrudan doğruya "Hababam Sınıfı" diye yazanlar da vardı ki, bunlar eşten dosttan sayılan yakınlardı. Palamut mektupları dağıtırken adresi tam söyler, H.B. rumuzunu açarak okumaktan zevk duyardı.
    Bugün Hababam Sınıfı şanslıydı,
    İnek Şaban'ın bile mektubu çıkmıştı Palamut, kendi mektubunu da yüksek sesle okudu! "Sayın Recep Palamut... Nokta nokta Lisesi Hababam Sınıfı... Numara 881, İstanbul" yazıdan tanımıştı.
    "Bizim Çapraz Fuat'tan!" dedi.
    Sınıf arkadaşıydı geçen seneden,
    Okumaya devam etti;
    "Bay Turan..." Sidikli diyecekti, zarfta böyle bir şey yoktu.
    "Bay Turan Özügenç... Nokta nokta Lisesi Hababam Sınıfı... Numara 1286, İstanbul."
    Gözler yarı ciddi, yarı alaylı Sidikli Turan'a döndü. Tulum Hayri'nin sorması gerekirdi, sordu;
    "Kimden?"
    Sidikli, zarftan bir şey sezememişti:
    "Dur bakalım!"
    Zarfı açtı üç dört satır kadar bir şeydi. Okudu, kızardı, morardı... Sonra sapsarı kesildi... Tekrar kızardı, kaldı.
    Uygun bir şey söylemeliydi:
    "Evden canım teyzemlerden..."
    Refüze:
    "Ne yazıyor, hayırlı mı bari?"
    "Hiç canım beni çağırıyor da Cumartesi'ye..."
    "Hadi, işin iş gene!"
    Oysa Refüze, mektupta ne yazdığını noktası noktasına biliyordu, kendisi yazmıştı çünkü. Mektup:
    "Sevgili Turancığım diye başlıyordu:
    "Her Cumartesi yolumu beklediğinizden anlamış bulunuyorum ki, beni seviyorsunuz, inkâr etmeyln. Bunu bakışlarınızdan anladığımı cesaretle söyleyebilirim.
    Ben de size karşı herhalde ilgisiz değilim.
    Bu Cumartesi saat 2 de Taksim'de Abidenin önünde sizi bekliyorum, sevgiler. Sevim"
    Bu mektubun daha rahat bir yerde okunması gerekirdi. Çekmeceden Yenice paketini kaptığı gibi helanın yolunu tuttu. Kapıdan çıkar çıkmaz, Tulum Hayri:
    "Yuttu enayi!" dedi.
    Bir gülüşmedir başlamıştı.
    Refüze:
    "Eh, Erkek Sevim'e en nihayet bir kısmet çıktı..."
    Oyunun gerisine aklı yatmayan Yıkılmaz Hadi:
    "Peki, Cumartesi günü Sevim gelmeyince dalgayı çakmayacak mı?"
    "Enayi iki saat Abide'nln dibinde dikilecek. Sonra bizim Melahat, ikinci metktubu verecek, Sevimin ağzından kız gelemediği için özür diledikten sonra bir de adres verecek. Enayi de döşenecek mektubu... Dalga, bundan sonra başlayacak... İşleteceğiz enayiyi... Yazdığı mektupları boyuna okuyacağız sınıfta... Erkek Sevim'e takılmayı görsün Hırbo!"
    Cumartesi'yi iple çektik. Sidikli her gece yüzünü kremleyip sivilcelerini köreltmeye çalışıyordu. Gözüne uyku girmiyor, yatağında dönüp duruyordu. Biz fazla üstüne gitmiyorduk.
    Teyzesindekl toplantıya çağırıldığını bize inandırmaya çalışıyordu. Bu yalan, onun çok işine yaradı. Elbiselerini ütülemek, kolalı gömlek giymek için bir vesileydi bu.
    Cumartesi günü tam saat beşte kalktı, traşı bir saat sürdü... Yüzünü kremledi, pudraladı. Uykusuzluktan sivilceleri pütür pütür kabarmış, bütün yüzünü, alnını, boynunu kaplamıştı. Yemeden, içmeden kesildiği için de boynu incelmiş, bir horoz boynu gibi uzayıp kalmıştı.
    Yemeğine Tulum Hayrl kondu. Cumartesi verilen tatlıları ta Çarşamba'dan peylemişti. Yemek zili çalar çalmaz açılan dış kapıdan fırlayıp gitmişti. Biz güle oynaya yemeğimizi yedik. Yemek boyunca Sidikli'den konuştuk. Son günlerde öyle atıyordu ki, teyzesindeki çaylarda elden geçirmedik kız bırakmamıştı. Hak etmişti bu oyunu.
    Onun nasıl olsa beklediğini bildiğimiz için, bir bayram günü neşesiyle birer ikişer Taksim'de toplanıyor, kenardan köşeden Sidikli Turan'ı seyrediyorduk. Pardösü kolunda gidip geliyor, bir kolundaki saate, bir de meydandakine bakıyordu.
    Saat tam iki buçuk olmuştu. Hemen bütün Hababam Sınıfı tamamlandı. Şöyle bir dikkatli baksa hepimizi görebilirdi, hiç oralı değildi ki... Görse de tanıyacağı yoktu zavallının.
    Üçe doğru Refüze'nin Melâhat'i gelecek, düzme mektubu verecekti. Yoktu görünürlerde...
    Saat tam üçte hiç beklemediğimiz bir şey oldu. Karşıdan... Lisenin en bitirim kızları göründü, ortalarında da Erkek Sevim... Sidikli, Sevimci'ğini görünce kazık gibi çakılıp kaldı. Her Cumartesi kızın peşine düşen, türlü diller döken o Sidikli değildi sanki.
    Kızın elinde küçük bir de paket vardı. Kızların sinsice gülüşleri, bir oyunun başlamak üzere olduğunu gösteriyordu.
    Erkek Sevim kazık gibi çakılan Sidikli'ye yaklaştı. Alaylı bir selamdan sonra elindeki paketi uzattı. Kim bilir, belki de kalamayacağını söylemiş, şu hediyenin kabulünü rica etmişti. Turan alsın mıydı, yoksa almasın mı? Ama almaması için hiçbir neden yoktu ortada. Kabalık olurdu bu... Erkek Sevim, bir iki lâf ettikten sonra çekip gitti.
    Sidikli kadar biz de şaşırmıştık. Bu olan biten işler programda yoktu. Ne olmuştu acaba? Melâhat gelmiyecek miydi? Ne vardı bu paketin içinde?
    Sidikli bize doğru geliyor, hayatından çok memnun görünüyordu. Yolun kanarına çekildik, henüz ne yapacağımızı biz de bilmiyorduk.
    Turan, ilk önüne çıkan sokağa saptı... Biz de arkasından. Hem yürüyor, hem de elindeki paketi çözmeye çalışıyordu.
    Paket çözüldü, içinden bir şey, bir çamaşır... Hayır iki parça çamaşır... İki don... Tam bunları açarken yere bir şey düştü... Bir tüp... Bir krem tüpü...
    Sidikli ve sivilceli Turan'a bunlardan uygun armağan da olamazdı. Biz artık kendimizi tutamazdık. Attığımız kahkahalar onu rüyadan uyandırdı. Bütün Hababam Sınıfı'nı karşısında görünce dona kalmıştı. Oyunun beklenmeyen finali bizi de şaşırtmıştı.
    Demek Melahat oyunu açıklamış, Sevim'e erkekliğini gösterecek yeni bir fırsat daha vermişti.


Kaz Yumurtası
  

 



www.1001kitap.com