SINIF DEĞİL, ŞANO

    Otello Kemal, onbirlere Eşber'i oynatacaktı. Hababam Sınıfı'nın Güney duvarındaki sahneye yandan açılan pencerenin kâğıtları sökülmüş, sınıfın tadı kaçmıştı. Etütlerde uyumak bile zorlaşmıştı artık. Ne adamdı bu Otello Kemal! Bir kulis oluvermişti Hababam Sınıfı, Sumru'nun (onbirlerdeki Zenne Yaşar) makyajını yapıp kırıta kırıta dolaşması bütün sınıfı şair etmişti. Divan edebiyatından akılda kalan bütün mısralar dökülüyordu ortaya:
    "Ayağın sakınarak basma aman sultanım,
    Dökülen mey kırılan şişei rindan olsun!"
    Ya da Refüze'nin tekrarladığı:
    "O gül endam bir al şâle bürünsün yürüsün,
    Ucu gönlüm gibi ardında sürünsün yürüsün," beyitleri gibi...
    Bir şiir havasıdır esiyordu Hababam Sınıfı'nda Nedense bu hava Haşimci Piyale İhsan'ı kızdırıyordu. Sivas'tan verilmişti bu liseye. Hababam Sınıfı'na girdiği gün bir biçimine getirip:
    "Ateş doludur tutma yanarsın
    Karşında şu gülgün piyale!" mısralarını okumuş, lâyık olduğu adı da almıştı.
    İlk ders, Piyale İhsan'ındı, Palamut Recep, yerinden oynatılmış sıraları hizaya getirdikten sonra:
    "Çocuklar!" dedi, "Sahne açılmışken Piyale'ye söyleyelim, bir piyes de biz oynayalım. Ha, ne dersiniz?"
    Bütün Hababam Sınıfı Şaban hariç, "Oynayalım!" diye onayladı.
    Palamut:
    "Ne oynayalım ama?"
    Tulum Hayri:
    "İnek Şaban'ı!" dedi.
    İneğin olgunluğu üzerindeydi, fazla kızmadı:
    "Sen inek'in kuyruğuyla oyna!" diye bir espri bile yuvarladı.
    Refüze Ekrem:
    "Bırakın İnek'i sabah sabah... Biz Kel Mahmutu oynayalım!"
    "Oynayalım!"
    "Söyleyelim bizim Plyale'ye"
    Palamut kapıya gitti geldi:
    "Tamam, geliyor... Herkes yerine!"
    Piyale İhsan, bugün çok yorgundu. Uzun saçlarını tarayacak zaman bulamamıştı. Kürsüye geçince her iki kulağına düşen kırçıl saçlarına parmaklarını takarak düzenledi. Sonra iri camlı gözlüğünü, ceketinin eteğiyle sildi. Tam derse başlayacaktı ki Refüze kalktı ayağa:
    "Efendim!" dedi, "Bir müsamere de biz verelim. Onbirlere Otello..."
    "Otello'yu mu oynayalım?"
    "Hayır efendim. Onbirlere Otello Kemal Bey, Hamit'ten Eşber'i oynatıyor."
    "Hamit'in Eşber'i, oynanmak için yazılmamıştır ki... Zaten onun bütün tiyatroları böyledir. Şiirleri..."
    Hâmit'ten hiç hoşlanmayan, edebiyatçı geçinen Refüze:
    "Efendim şiirleri de okunmak için değildir..." diye lâfa karıştı...
    Piyale kızmıştı:
    "Küstah!" diye çıkıştı. "Sen nasıl olur da bir büyük şaire..."
    Palamut sadede gelinmesini istiyordu. Bütün sınıf dersin kaynatılmasından memnundu ama:
    "Efendim... Bir piyes oynasak, realist bir piyes... Meselâ."
    Piyale yeniden kızmıştı:
    "Sen realizm nedir biliyor musun? Realizm Emil Zola'yla birlikte ölmüştür. Edebiyat... Sembolizm demektir."
    "Peki efendim... öyleyse sembolik bir piyes... Meselâ Kel Mahmut..."
    "Kimdir bu Kel Mahmut?.."
    "Kel Mahmut bir tiptir, bir idareci tipi... Bütün idarecileri sembolize eder..."
    "Hayır. Sembolik tiyatro yoktur, olamaz da... Olsaydı Haşim yazardı..."
    Refüze parmak kaldırmadan yine lâfa karıştı:
    "Öyleyse Piyaleyi oynayalım!"
    "Piyale mi?"
    "Öyle ya efendim. Büyük Şair Hamit'in Eşber'i okunmak için yazılırda Piyale niçin oynanmak için yazılmaz?"
    "Otur, terbiyesiz... Sizden edebiyat çok uzak... Edebiyat demek görüş demektir. Siz burnunuzun ucunu görmeden..."
    "Efendim, Haşim görebilmiş mi burnunun ucunu?"
    Piyale'nin kan beynine fırlamıştı:
    "Haşim sizin aynada gördüğünüzü duvarda görmüş... Haşim tabiatı bir tül perde arkasından seyretmiş,.. Haşim bir tül perde arkasından bütün evreni..."

    Ön sırada oturan Kalem Şaklr, İnek Şaban'a bir tutam ot gösteriyor, onu deli ediyordu... Şaban'ın savurduğu küfürleri Piyale bile duymuştu. Parmağını Şaban'a doğru uzatarak;
    "Çabuk söyle!" dedi, "Şimdi ne söyledim?"
    Şaban büsbütün afallamıştı:
    "Ahmet Haşim... Tül perde..."
    "Söyle, ne olmuş tül perdeye?"
    "Efendim Haşim, şiirlerini perde arkasında yazarmış!"
    "Ne perdesi be?"
    "Efendim tül perde!"
    "Otur!"
    Cebinden not defterini çıkardı. Adının, numarasının hizasına kırmızı kalemle bir + işareti koydu:
    "Görüşürüz seninle!"
    Sonra bütün sınıfa çıkıştı:
    "Edebiyat ne kadar uzak sizden, Haşim ne kadar uzak. Ben bütün şiir zevkimi Haşim'e borçluyum, Haşim tabiatı görüş, insanları anlayış, seziş demektir. Haşim'de görüş yok ha!"
    Refüze yavaştan:
    "Dur!"
    dedi, "Ben sana şimdi görüş nedir, seziş nedir göstereyim. Burnumuzun dibini hangimiz görmüyoruz, bakalım! Çocuklar oyun başlıyor! Piyaleyi oynayacağız, Piyale İhsan'ı!"
    Çekmeceden çantasını aldı. Sahneye açılmış pencereden yavaşça atlayıp gözden kayboldu, Az sonra kapı vuruldu:
    Piyale dik bir sesle:
    "Giriniz!" diye emir verdi.
    Refüze koşarak gelmiş gibi, nefes nefese:
    "Efendim afedersiniz..." dedi, "Annem hastalandı da doktora gitmiştim."
    Hababam Sınıfı'nda tek bir gündüzcünün bile bulunmadığını bilmeyen Piyale:
    "Geç!" dedi, "Geç kalma bir daha!"
    "Teşekkür ederim!"
    Bir falso olmasın diye dudaklarımızı ısırıyorduk. Refüze gayet soğukkanlı geldi, yine sahneye açılan pencerenin yanına oturdu. Çantayı sıraya koydu. Bir tomar kitap alarak tekrar kaydı dışarı. Az sonra kapı üç kere vurulmuştu:
    "Giriniz!"
    Piyale dersi kesmiş, gözlerini kapıya dikmişti. Refüze daha kalın bir sesle: "Treni kaçırdım da... Affedersiniz?.."
    Kızmıştı:
    "Ders mi yapacağız, trafik memurluğu mu?"
    Sağ elini sıralardan tarafa uzatarak:
    "Geç!" dedi.
    Hiç olmazsa gülme nedeni bulmuştuk. Katıla katıla gülüyorduk. Piyale esprisinin hoşa gittiğinden memnun yeniden derse başladı. Biz tepîne tepine gülerken Refüze çoktan kaymıştı sahneye... Kapı bu kez de altı kere vuruldu. Piyale nezaketi bir yana bırakarak:
    "Gir be!" diye bağırdı.
    Refüze'nin arkasında bir pardesü vardı bu kez, elinde de bavul kadar bir çanta. Kasketini bile çıkarmamıştı. Piyale:
    "Çıkar şapkanı be... Sınıftasın!" diye bağırdı.
    Refüze şaşkın bir davranışla:
    "Ah! Pardon efendim. Memleketten geliyorum da izinliydim..."
    "Ne izini bu?"
    Tulum:
    "Hava teptili!" diye gevezelik etti.
    "Ne izini, söylesene?"
    Refüze'nin gözleri dolu dolu oldu:
    "Efendim ben yatılıyım... Telgraf almıştım da... Mahmut Bey, sağ olsun, izin vermişti."
    "Ne telgrafı?"
    "Baban ağır hasta, acele gelesin diye."
    "Geçmiş olsun, nasıl şimdi?"
    "Öldü!"
    "Ya! Vah vah... Başın sağ olsun. Geç otur!"
    Bu ölüm haberine Hababam Sınıfı hüngür hüngür ağlıyacak yerde katıla katıla gülüyordu.
    Piyale İhsan şaşkın şaşkın bakıyor:
    "Ne taş kalpli sınıfsınız!" diyordu "Hiç böyle sınıf görmedim!"
    Refüze pardösüyü çıkarmıştı. Yeniden pencereden sızacaktı ki zil çaldı. Bu zil, aynı zamanda oyunun bittiğini haber veren bir gongdu. Hoca sınıftan çıkınca Refüze ayağa kalktı:
    "Sayın seyircilerim!" dedi, "Oyunumuz burda bitti... Kanlıkavak cinayeti! Ayrıca duettolar, kantolar... Askere beş kuruş, başı bozuk iki çeyrek!"


Sol Kroşe
  

 



www.1001kitap.com