İNEĞİN TABANI

    Domdom Ali, en yumuşak sesiyle İnek Şaban'ı kandırmaya çalışıyordu:
    "Bak, Şaban'cığım, şu altı tane kâğıdı sağ tabanının altına lâstikle tutturacağım. Değiştir, dedikçe sen teker teker çekip alacaksın!"
    İnek Şaban bir türlü yanaşmıyordu:
    "Peki, Maraton Raşit elimde kâğıdı görürse... Kopyayı ben yapmış olmaz mıyım? Hayır olmaz böyle şey! Yapamam!"
    "Olmayacak nesi var. Kâğıdı değiştirip atmak bir saniyelik iş. Sonra karşında kim var? Maraton Raşit, değil mi? O mu yakalayacak seni? Sen Kel Mahmut'ta kopya yapmış adamsın!" İnek Şaban yumuşar gibi oldu:
    "E... Peki... Sonra?"
    "Sonrası monrası yok. Sen sıranın dışındaki sağ ayağını dik tutacaksın. Altında kâğıtlar... Maraton gelirken basacaksın üstüne. Sen peki, de Yenice hazır!"
    "Peki!"
    Pazarlık bitmişti. Konuşmayı dinleyen Kalem Şakir:
    "Ulan, İneğin tabanının altı bile para ediyor be!" diye söylendi.
    Yıkılmaz Hadi, Tabiiye kitabının sayfalarını yırtıyordu:
    "İneğin arka ayakları bir Yenice sigarası... İnsan inek olmalı hayatta..."dedi.
    Tabiiyeden, yazılı yoklama vardı. Baştan başa çalışılacaktı memelilere. Ama Hababam Sınıfı çalışmadan kazanmanın tek metodu üzerine kafa patlatıyordu. Gözünü sevdiğimin kopyası... Ne doktorlar, ne avukatlar, ne mühendisler yetiştirmişti şimdiye kadar. "Gözümden hiçbirşey kaçmaz!" diye sıraların üstünden atlayarak kopya yakalamaya çalışan Maraton Raşit bile tabiiyeciliğini kopyaya borçlu değil miydi? Avucunun içine sakladığı küçük kâğıtlardan bitkilerin lâtincelerini çaktırmadan okuması kopyacılıktan başka bir şey miydi sanki?
    Şimdi biz de ondan aldığımızı ona satacaktık.
    Kimisi kitabı parçalayıp elindeki listeye göre tam sekiz cebine yerleştiriyor, kimi alfabetik rulolar hazırlıyordu. Domdom Ali yepyeni bir yöntem bulmuştu. Bakalım ne netice verecekti? İnek Şaban'ı razı etmiş, taban büyüklüğündeki kâğıtları lastikle tutturmuştu pabucunun altına. Yakalanırsa Şaban yakalanacaktı. Tam İnek'lik bir işti bu.
    Tulum Hayri'nin son sınıfta bir kardeşi vardı. Kendinden küçüktü ama becerikli çocuktu. Ona güvendiği için, değil çalışmak, kopya bile hazırlamamıştı.
    Soruları yazınca kâğıdını pencereden dışarı kaydıracak kardeşi kitabı açıp yazdıktan sonra tekrar pencereden içeri sürecekti.
    Herkes harıl harıl hazırlıkları yaparken Tulum Hayri yanımda albümünü açmış resimlere bakıyordu.
    Maraton derse girdiği zaman tam teçhizat hazırdık.
    "Yazın!" dedi, "Geviş getiren hayvanların hazım cihazları!", yazdık.
    "Sual iki... Sual üç... Sual dört..."
    "Efendim!" dedik, "Bu derse yetişmez."
    "İkinci ders de tabiiye... Sual beş..."
    Tulum Hayri pencerenin aralığından kâğıdı kardeşine sürdü. Oyalanmak için önündeki kâğıda bir şeyler yazmaya başladı. İnek Şaban sağ ayağını dikmiş, arkasındaki sıradan Domdom Ali okumaya çalışıyordu... Birinci sorunun cevabını ben bile görebiliyordum sıramdan.
    Maraton Raşit sıraların üstüne fırlamış sekerek dolaşıyordu. Sağına soluna bakınanların başına dikiliyor, o dikilirken arkasındakiler yapacağını yapıyordu. Sıradan aşağı atlarken elindeki kalemi düşürdü, fakat bir türlü eğilip alamıyordu. Kalemin etrafında dolaşıyor, tam eğilip alacağı sırada bir kâğıt hışırtısı duyunca, hemen doğruluyordu. Tulum Hayri bulmuştu eğlenceyi. Maraton elini uzattığı zaman kalemle bir iki vuruyordu. Hemen kulak kesilen Maraton doğruluyor, sağına soluna bakınıyordu.
    Domdom Ali, İneğin tabanındaki birinci kâğıdı bitirmiş, ikinciye geçmek istiyordu. Pazarlığa göre İnek sırtına dürtülünce üsttekini çekip alacaktı. Domdom, dürtüyor, Şaban yere yapıştırdığı tabanını oynatmıyordu bile.
    Maraton Raşit, Domdom'un kıpırdanmasından kuşkulanmıştı:
    "Çık sıradan!" dedi, "Eller yukarı!"
    Tepeden tırnağa aradı, bir şey yok.
    "Yazsana!" dedi, "Ne kıpırdayıp duruyorsun!"
    "Düşünüyorum!"
    "Baksana Hayri'ye, boş duruyor mu hiç?"
    "Çok kolay sorular efendim!" dedi, Hayri.
    "Çalışan için kolay... Bak bu Efendi, tutuldu kaldı..."
    Bu konuşma öbür uçtakilerin çok işine yaramıştı.
    "Kıpırdamayın!" dedi. "Gözümden hiçbir şey kaçmaz!"
    Maraton uzaklaşınca Domdom:
    "Ulan değiştirsene kâğıdı, içemezsin sigarayı sonra!"
    İnek aldırmıyordu. Domdom kızmıştı:
    "İnekliğin lüzumu yok, değiştir kâğıdı!"
    Tulum Hayri kardeşinden kâğıt bekliyordu, aradan bir saat geçtiği halde alamamıştı. Cam daha yeni boyandığı için arkasını göremiyorduk ama, bir aralık dışarda Kel Mahmut'un sesini duyduk. Herhalde camın dibindeki çocukları kovalamış, belki de yakalamış olacaktı.
    Maraton en geriye kalan Tulum'un kâğıdını da çekip aldı. Hayri:
    "Efendim o değil!.." diye atıldı ellerine.
    Tulum, bütün ders oyalanmak için abur cubur şeylerle doldurmuştu kâğıdını. Maraton:
    "Neden bu değilmiş. Üstünde tabiiye yoklaması yazıyor. Adı, Hayri... numarası 248... Sınıfı... Tamam güzel güzel yazmışsın..."
    "Değil efendim. Yoklama kâğıdı değil o... Ben şey yazmıştım!"
    Maraton kuşkulanmıştı. Yeni harfleri zor okurdu. Refüze'yi kaldırdı:
    "Oku!" dedi, "Şu kâğıdı."
    Tulum, Refüze'nin üzerine atıldı.
    "Ver onu bana!"
    Refüze işi anlamıştı. Tulum'a bir işaret çaktı:
    "Sen merak etme!" demek istiyordu. Tulum yatıştı, yerine geçti.
    Refüze başladı okumaya:
    "Sual bir... Geviş getiren hayvanların tek midesi yoktur. Mideleri dört bölmedir. Kırkbayır, şirden..."
    Maraton:
    "Atıyorsun!" dedi, "Kâğıtta öyle bir şey yok... Ver şunu bana!"
    Aldı kekeleyerek okumaya başladı:
    "Memeli hayvanlar, bilhassa yaz aylarında çayıra çıkarlar. Kibar memelilerin dilinde bu çayırın adı sayfiyedir..."
    Maraton söylenmeye başladı:
    "Nedir bu?.. Yoklama kâğıdı mı?.. Ne terbiyesizlik bu..."
    Tulum:
    "Söyledim efendim, yoklama kâğıdı değil dedim, dinlemediniz!"
    Maraton okumaktan da kendini alamıyordu:
    "Ceylânlar, ahular pek rağbette olan memelilerdendir.
    Memelileri tek isimle kısaca belirtmek gerekirse "İnek"ten daha manalı bir kelime bulamayız.
    İneklerin bir de kırım cinsi vardır ki bizim Şaban bunun en tipik örneğidir."
    Buraya gelince artık Hababam Sınıfı kendini tutamazdı. Tepine tepine toptan gülüyorduk. O kadar kendimizden geçmiştik ki Kel Mahmut bile sınıfı boş sanmış, harita sopasıyla aşağıdan "tak... tak!" vurmaya başlamıştı.


Sınıf değil, Şano
  

 



www.1001kitap.com