CENTİLMEN BİR SPORCU

    Arka bahçede ikişer olduk. Hababam Sınıfı 20 çift, bir tek, tam kırkbir mevcuttu. Bu mevcuda Tekkulak da eklenince tam 42 can, jimnastikçi, Badi Ekrem'in düdüğünü bekliyorduk.
    Palamut, sağ başta dikilerek sınıfı hizalamaya çalışıyordu. Tulum Hayri'nin göbeği biraz geri alınınca ön sıra ip tutmaca hizaya geliverdi. Şimdi iş arka sıradaydı. Eğer Tekkulak da biraz ileri çıksa ayna gibi olacaktı bu iş.
    Palamut Recep, Necmi'ye seslendi:
    "Al Tekkulağ'ı biraz ileri!"
    Badi Ekrem uzaktan bol eşofmanıyla göründü. Biraz daha yaklaşınca, Palamut Recep, palavralı bir sesle gürledi:
    "Hababam Sınıfı, dikkat! Sola bak!"
    Badi Ekrem, boyunun kısalığını, sağ omuzunun düşüklüğünü, hafiften kamburluğunu örtmek için cakalı bir futbolcu yürüyüşüyle geldi, sınıfın karşısına dikildi:
    "Merhaba çocuklar!" dedi. Hababam Sınıfı başıbozuk bir ağızla:
    "Mer... mer... ha... ba ha... ba!" diye karşılığını verdi. Bu perakende cevabın arasına, Badi Ekrem'i deli eden bir ses daha karıştı:
    "Hav... hav... hav!"
    "Gene mi soktunuz bu pis hayvanı!" dedi, "Atın şunu!"
    Tulum Hayri birşey söylemiş olmak için:
    "Biz sokmuyoruz, kendisi geliyor!"
    "Atın şunu diyorum!"
    Kimse oralı değildi. Hitler biçimi bir emir gerekirdi:
    "Sen... Recep! At şunu!"
    Palamut sıradan çıktı, tekmesini boşluğa sallayarak "Hoşt!" diye yürüdü üzerine. Tekkulak on adım geri çekildi. Gözleri, tek kalan eşindeydi, başladı kuyruğunu sinirli sinirli sallamaya.
    Badi Ekrem emrinin yerine getirildiğine sevinerek:
    "Çocuklar!" dedi, "Jimnastik demek, disiplin demektir. Disiplin de ikiye ayrılır. Ruh disiplini, beden disiplini..."
    Tulum Hayri:
    "O kaça ayrılır?" dedi.
    "Sus terbiyesiz! Bak şu biçimine, tuluma dönmüşsün, işkemben sarkmış bu yaşta!" Sonra çuval gibi bol eşofmanının içinde yamrı yumru vücudunu terazilemeye çalışarak sıkı bir soluk aldı. Kese kâğıdından farksız ciğerleri üç santimetre kadar açılmıştı.
    "Görüyorsun ya!" dedi, "İşte bu vücudu jimnastiğe borçluyum!"
    Gerilerden bir ses:
    "Bravo!" dedi. "Aşkolsun!"
    Kalem Şakir:
    "Ben de öyleyim efendim! Bu boyumu..."
    Bir gülüşmedir başlamıştı.
    "Badi Ekrem:
    "Bugün salona gidiyoruz... Jimnastik salonuna... Sağdan dört say!.."
    "Bir... iki... Üç... Dört!"
    Beş manga olmuştuk. Güdük tek kalmıştı. Badi Ekrem bir emirle onu da öne geçirdi.
    Bahçe kapısı açılmış, Hababam Sınıf dışarı çıkmıştı. Tekkulak da arkadan...
    Badi Ekrem:
    "Çocuklar!" dedi, "Kim ayağını bozarsa sıfırı aldı demektir. Salona kadar uygun adım!"
    Refüze Ekrem yavaştan:
    "Bütün bunlar Macide abla için... Helâl olsun ablaya!"
    Yıkılmaz Hadi:
    "Tam kapısının önünde, kıta dur!.. Çakmıyor sanıyor!"
    Badi Ekrem:
    "Kıta marş!" kumandasını vermişti. Yürüyüş hem cansızdı, hem adımlar uygun değildi. Fena halde kızmıştı Badi Ekrem. Macide ablanın kapısından geçilmezdi bu yürüyüşle... Bir kumandayla bizi yeniden bahçeye soktu. Bir ceza gerekirdi Hababam Sınıfı'na.
    "Marş marş!" dedi, "İstikamet tek ağaç!"
    Başladık koşmaya... Tekkulak da aramıza karışmış, koşuyordu.
    "Geriye dön marş marş!"
    Tekkulak da beraber. Bir... Bir daha... Bir daha... Marş marş!
    İlk şişen İnek Şaban oldu. Peşinden Kalem Şakir. Daha beşinci marş marşta Hababam Sınıfı'nın yarısından çoğu dökülmüştü. Yedinci marş marşta Güdük Necmi ile Tekkulak kalmıştı. Bütün sınıfın hıncını bu iki ahbap çavuştan almak için boyuna koşturuyordu. Biz gülmekten yerlere yatıyorduk. Bir ara Palamut:
    "Müdür... Müdür geliyor!" dedi.
    Müdür, arkasında bahçıvan, okulun önünde dikiliyor. Tekkulak'la, Güdük'ün koşmalarını izliyordu. Bu koşudan birşey anlayamadığı belliydi. Biraz daha sokularak:
    "Ne oluyor Ekrem Bey?" dedi.
    Badi Ekrem afallamıştı Müdür'ü karşısında görünce:
    "Marş marş verdim efendim!" diyebildi.
    "Ne marş marşı?.. Bu köpek de ne oluyor?"
    Müdür'ü görünce Güdük de durmuştu. Tekkulak tam ayaklarının dibine oturmuş, hayran hayran can yoldaşına bakıyordu.
    Badi Ekrem:
    "Salona gidecektik de... Düzgün yürümediler..."
    "Götür bunları... Vakit kaybetmeyin!"
    Yeniden manga olduk, tuttuk jimnastik salonunun yolunu. Badi Ekrem yürüyüşümüzden memnundu. Bozuk yollardan uygun adım geçiyorduk. Güdük en önde olduğu için Tekkulak da gerilerden tatsız bir yürüyüşle bizi izliyordu.
    Macide ablanın evine yaklaştık. Badi Ekrem'in gözü pencerelerdeydi. Kimseyi göremeyince üzüldü. Duyurabilmek için tam evin önünde sesinin çıktığı kadar sert bir komut verdi:
    "Kıt'a, dur!"
    Durduk. Yeni bir komut daha:
    "Kıta marş!"
    Tam sol ayakları fırlatmıştık ki Tekkulak Güdük'ün yanına geçmiş, bir Hitler askeri ciddiliği ile yürüyüşe katılmıştı. Badi Ekrem pencereyi dikizlemek için geride kalmıştı. Tekkulak'ı görmesi olanaksızdı. Biz gülmekten yürüyüşü şaşırmıştık. Karman çorman olmuştu adımlarımız.
    Pencerede uzanan başların arasından Macide ablanın kahkahası yükseldi. Badi Ekrem, ne olduğunun hâlâ farkında değildi. Biz, birbirimize karışmıştık, ne uygun adım kalmıştı ortada, ne düzgün yürüyüş...
    Tekkulak bir geçit resmi dürüstlüğüyle hizayı bozmadan, aralığı kapatmadan yürüyor, kuyruğunu sallayarak tempo tutuyordu.
    Badi Ekrem faciayı görünce yerden iri bir taş kaptı, deli gibi atıldı hayvanın üzerine... Arka ayağına taşı yiyen Tekkulak, en hazin havlamalarla sıradan uzaklaştı.
    Bu taş, Tekkulak'ı, jimnastikten de, disiplinden de soğuttu. Güdük Necmi ile arkadaşlığı bozulmadı ama, bir daha ne sıraya girdi, ne yürüyüşe çıktı.
    Ne olursa olsun Hababam Sınıfı en centilmen sporcusunu yitirmişti.


Şaban nasıl kırdı
  

 



www.1001kitap.com