ISLANAN ÇARŞAFLAR

    Kapıda matematikçiyi bekleyen Palamut:
   "Çocuklar, herkes yerine!" dedi. "Müdür geliyor!"
Hababam Sınıfı'nda bir telaştır başladı. Müdür öyle kolay kolay sınıflara girmezdi. Palamut, işin önemini belirtmek için:
   "Dikkat, yanında müfettiş var!" dedi.
   44 çift göz kapıya dikildi. Çocuklar Müdür'ün kıpkızıl suratını, dolgun göbeğini görür görmez mum direk oldular, arkasında yüzü gözü sivilceli, yirmi, yirmi iki yaşlarında görünen genç bir Müfettiş... Hayır müfettiş değil... Öğretmen... 0 da değil...
   Müdür, bir tören açar gibi üç öksürükten sonra başladı:
   "Çocuklar!" dedi, "Bu gün sizin için..."
   Kesti. Böyle başlamamalıydı, tuh Allah kahretsin! Al baştan etmeye de gelmezdi. Tefe alırdı bu Hababam Sınıfı. Çaresiz, getirmeliydi gerisini...
   «....... Çok mutlu bir gün. Çok seveceğiniz yeni bir arkadaş getirdim. Sınıfınızın mevcut bakımından her sınıftan daha düşük oluşu, size böyle bir arkadaş kazandırdığı için memnun olmalısınız. Turan Özügenç, çok asil bir ailenin çocuğudur. Babası fakülteden arkadaşım olduğu gibi, bugün ticaret... ziraat, hatta siyaset alanında... sivrilmiş."
   Durdu... Gerisini Refüze, Yıkılmaz Hadi'nin kulağına fısıldadı:
   "... bir kazıktır." Yıkılmaz Hadi kalem'i eline aldı, matematik defterine şunları yazdı:
   "Turan'ı tanıdım... Adana'dan. Sıdikli Turan! Yatağa kaçırır!"
   Refüze:
   "Kık!" diye güldü. Müdür heyecanlıydı, farkına varmadı. Cümlesinin sonunu düşünüyordu:
   "... bir şahsiyettir. Kaybettiği seneleri inşallah aranızda tamamlayacak..."
   Sıfırcı Hamdi kapıda dikiliyor, neticeyi bekliyordu. Müdür kısa kesti. Sidikli Turan'ı (Hababam Sınıfı bu adı çoktan sicile geçirmişti.) Palamut Recep'e emanet ederek çıktı.
   Sidikli Turan cızıdaklı pabuçlarıyla ölçülü adımlar atarak geldi, Palamut'un yanına oturdu. Bütün ders boyunca, çantasında nesi varsa çekmeceye yerleştirdi. Bütün Hababam Sınıfı'nın gözü bir bavul kadar şişkin çantadan çıkanlardaydı. Tulum Hayri, teker teker bunları açıklıyor, başların o yana dönmesini önlemeye çalışıyordu:
   "Bir krem kutusu!"
   "Bir fırça!"
   "İki şişe... Biri kolonya... Biri kuvvet şurubu."
   "İki paket Yenice!"
   "Bir şişe daha..."
   "Bir roman... Mahmure'nin Gebeliği..."
   "Bir roman daha... Karım ve Metresim... Server Bedi..."
   "Bir kutu... Üçlük... Şey kutusu..."
   Bütün sınıfta sinsi bir gülüşmedir başlamıştı. Ders güme gidiyordu.
   Tulum Hayri sayımı sürdürüyordu:
   "Bir kartvizit kutusu..."
   "Bir paket astarlı lüks zarf."
   "Kilitli hatıra defteri."
   Sidikli Turan çantasının dibini inceledikten sonra kilitledi.
   Dersten sonra çevresini almışlar, onu konuşturmak için boyuna dürtüklüyorlardı. Anlattıkları, çok ilginç şeyler olduğu halde, nedense bütün sınıfı kızdırmıştı. Daha ilk günden düşman oluvermiştik. Oysa hiçbirimize bir kötülüğü yoktu. Bütün kolonyasını tüketmiş, bütün sigaralarını içip bitirmiştik. Yalnız bu ikramların içten gelmediğini anlıyorduk. Bu bonkörlükte bir rüşvet çeşnisi de yok değildi. İlerdeki açıkları için şimdiden bir önlemdi, bu rüşvetler. Bunların hiçbiri yatakhane de tertiplenen oyundan kurtaramamıştı Sidikli'yi.
   Yatakhanede el ayak çekilip herkes uyuduktan sonra Tulum Hayri yavaşça kalktı. Revirden aldığı içi ılık su dolu çaydanlıkla Sidikli Turan'ın karyolasının başına dikildi. Turan derin bir uykudaydı. Yol yorgunluğu da binmişti dalına. Tulum yavaşça yorganı araladı. İpek pijamaları beyaz örtülerin arasından göründü. Püsküllü kuşağı çözülmüş, sarkıyordu.
   Tulum Hayri azar azar ılık suyu çarşafa dökmeye başladı. Biz, yataklarımızda kıpırdamıyorduk. Turan vücudunun orta kısımlarında bir sıcaklık duyunca biraz kımıldadı. Tulum hemen çöküvermişti oracığa. Biz:
   "Yeter!" diye işaret ettik. O çaydanlığı gösteriyordu. Hepsini boşaltacaktı. Turan, dökülen suyun ılıklığını kendine mal ettiği için yeniden uykuya dalmıştı.
   Tulum bütün çaydanlığı yedire yedire boşalttıktan sonra geldi, yatağına girdi. Gözüne uyku girmiyordu. Kulağımız, Turan'ın nefesinde sabahı ettik. Bütün gece sağından soluna bile dönmemişti. Ölüleri bile uyandıran yatakhane zili, ona vız gelmişti.
   Biz kalkmış giyinmiştik. Elimizi yüzümüzü yıkamaya bile gidemiyorduk.
   Kalem Şakir yatağını sarsmasa uyanacağı da yoktu. Hafiften gözlerini aralamış, nerede olduğunu hesaplıyordu. Şakir:
   "Kalk!" dedi, "Zil çaldı!"
   Bir yatılı okul yatakhanesinde olduğunu hatırlayınca keyfi kaçmıştı. Önce sağ elini çıkarıp uzun saçlarını parmaklarıyla taradı. Kalem:
   "Kalk!" dedi. "Giyin! Nerdeyse Kel Mahmut damlayacak!"
   Bir doğrulacak oldu. Yorganı hafiften araladı. Çok iyi tanıdığı o biçimsiz sıcaklığı alt tarafında duyar duymaz, yeniden örttü üstüne. Suratı karmakarışık olmuştu. Demek yorgunluktan gece uyanamamış, bu felaket gelmişti başına ha!.. Bir düşüncedir almıştı. Nasıl çıkacaktı bu işin içinden?
   Kalem Şakir dikilmiş, onu yataktan çıkarmaya çalışıyordu:
   "Kalk arkadaş, kahvaltıya iniyoruz!"
   Verecek bir cevap bulamıyor, sıkı sıkı örtünüyordu.
   "Kel Mahmut gelirse ihtarı yapıştırır! Bakmaz gözünün yaşına!"
   Domdom Ali ceketini giyerken:
   "Sadece çarşafın yaşına bakar!" dedi. Kalem Şakir uydurma bir hayretle:
   "Ne olmuş çarşaflara!" dedi.
   İş açığa vurulmuştu. Bütün yatakhane duymuş, Turan'ın dört yanını çevirmişti. Domdom Ali:
   "Arkadaş!" dedi. "Madem böyle bir hastalığın vardı, neden kuşak sarmazsın?"
   Turan bitkin bir sesle:
   "Ne yaptıksa para etmiyor, gitmediğimiz doktor kalmadı!"
   Kalem Şakir, yorganın ucunu aralayarak:
   "Göl olmuş yatak. İlk geceden de olur mu bu?" dedi.
   Turan, milletin dağılmasını bekliyordu. Palamut, merdiven başından seslendi:
   "Kel Mahmut geliyor!"
   Havlusunu dolabına atan fırladı merdivenlere... Kel Mahmut, söylene söylene koridora geçti. Hababam Sınıfı'nın yatakhanesine girdi. Yatağında oturan Sidikli Turan'ı görünce:
   "Vay Küçük Bey..." dedi, "Kahvaltını yatağına mı getirsinler! Burasını beybanın köşkü mü sandın!"
   "Efendim..."
   "Efendimi mefendimi bırak! Fırla!"
   "Kalkamam efendim!"
   "Kalkamazsın ha! Sebep?"
   "Gece şey olmuş da... Banyo yapmam lazım!"
   "Bak soytarıya... Herkes senin gibi gusül abdesti alsa..."
   "Öyle değil efendim! Ben çocukluğumdan beri hep böyleyim..."
   "Pek erken başlamışsın!"
   "Altı aydır bir şey yoktu. Buranın havası..."
   "İyi geldi değil mi'? Yemeklerimiz yaradı desene! Kalk giyin... Bırak şimdi yıkanmayı..."
   "Yalnız emir verseniz de çarşaflar değişse..."
   "Şahinpaşa oteli mi burası be? Kurur akşama kadar..."
   Turan'ın henüz misafir olduğunu düşünerek biraz yumuşadı:
   "Sonra beni gör!" dedi. "Müdür benim işime karışırsa böyle olur! Seni bir boyayayım da talebeliğini anla!"
   Onbirler'in yatakhanesine doğru yürürken bir vecize yumurtladı:
   "Bir talebenin rüyasına ancak tarihle coğrafya girmeli. Greta Garbo değil!"

Centilmen bir sporcu
  

 



www.1001kitap.com