TÜYEK

    Kalem Şakir, daha yatakhanedeyken günün en önemli adamı durumuna geçmişti. Hababam Sınıfı'nı temsil edecekti çünkü! Refüze'nin beyazlarını giydi. Düdük'ün kravatını taktı, Tulum'un yeni aldığı lacivert-beyaz pabuçlarını geçirdi ayağına.
    Kız Lisesi'ne «Hatıra Defteri» gidecekti. Yaldızlı deftere, bütün sınıf, İnek Şaban da dahil, «duygu ve düşünce»lerini özene bezene yazmışlar, «İstikbal, ebedi, mesut bir yuva, saadet» kelimelerini bol bol kullanmışlardı. Kız lisesinin gündüzcülerinden Erkek Sevim, Kalem Şakir'i durakta bekleyecekti. Bu arada özel şekilde üç mektupla, iki şiir de verilecek, belki bir iki mektup da karşılığında alınacaktı.
    Hepsi iyiydi, hoştu ama nerden çıkıp gidecekti? Arka bahçede demir parmaklıklarda manivela bahsinden yararlanıp, sağlam bir küsküyle açılan «Tüyek», (Bu deyim sınıfın aşk dilekçecisi Refüze'nindir.) Kel Mahmut tarafından görülmüş ve kontrola bile başlanmıştı. Ne olursa olsun, tehlikeyi göze almadan bu defter yerine ulaştırılamazdı. Eğer vaktinde Erkek Sevim'e verilemezse Hababam Sınıfı'nın şerefi iki paralık olurdu.
    Kahvaltıdan sonra Kalem Şakir arka bahçeden uğurlandı. Refüze, yüze duramamış, beyazlarını vermişti ama, aklı da, elbisesinde kalmıştı. Arkasından:
    «Temiz tut, sonra karışmam ha!» demekten de kendini alamamıştı.
    Birinci ders olaysız geçti. Ön sıraya sürtünmeyi huy edinen Vakvak Rıza'ya ufak bir oyun yapıldı. Domdom Ali, sıranın dış tarafını boydan boya tebeşirlemişti. Dersin ortasına doğru siyah ceketi bembeyaz tebeşir içinde kalmıştı Vakvak Rıza'nın.
    İkinci ders Kel Mahmut'undu. Kalem Şakir'in mutlaka dönmesi gerekirdi. Bir bakışta anlardı kaçtığını.
    Teneffüsün sonuna doğru arka bahçedeki parmaklıktan Kalem Şakir kolayca kaydı içeri. 48 paket sigara, iki mektup ve bir de kuvvet şurubu şişesiyle gelmişti. Mektupları etütte okumak üzere Palamut aldı, önce sınıfta okunacak, sonra sahiplerine verilecekti.
    Çakılmasın diye ceketi Refüze'ye verdi. Boyunbağını da söküp çekmecesine tıktı. Kendi ceketini, Refüze'den alıp giymişti ki Kel Mahmut girdi derse.
    Sıraların arasında dolaşmadan kürsüye geçmezdi. Bir iki voltadan sonra Refüze'nin karşısında dikildi:
    Gözlerinin içine bakarak:
    «Bu ne şıklık böyle!..» dedi. Refüze'nin cevabını beklemeden ekledi:
    «Hava da bugün fena değil! İzin mi isteyeceksin yoksa?»
    Refüze hiç bozmadı:
    «Evet efendim!» dedi «Son dersten sonra rica edecektim. Bir saat için.»
    «Kız lisesinin dağıldığı saatlerde, değil mi?»
    «Daha sonra da olabilir!»
    Ceketini incelemeye başladı:
    «Peki ama...» dedi.«Sen sabahleyin bir sefer yapmışsın!»
    «Ben mi efendim? Yanlışınız var!»
    «Birinci ders sınıfta mıydın, doğru söyle?»
    «Sınıftaydım efendim.»
    «Sakın arka bahçeden falan...»
    «Yok efendim.»
    Kel Mahmut Palamut Recep'e dönerek:
    «Derste miydi bu?» dedi.
    Palamut, zokayı yutmamak için:
    «Yoklama kağıdına bakın!» diye cevap verdi.
    «Canım yoklama kağıdını da dolduran sen değil misin?»
    «Benim ama, imzalayan da Coğrafyacı!»
    «Tam buldun adamını!» der gibi güldü.
    «Yemin eder misin onun sınıfta olduğuna?»
    «Namussuzum sınıftaydı!»
    Bu yemine inanmıştı ya, inanmadığı bir şey vardı. Gitti, gözünün içine baka baka sordu:
    «Ceketi de sınıfta mıydı?»
    Palamut'un yelkenleri suya inmişti. Şaşkın şaşkın Kel Mahmut'a bakıyordu:
    «Ceketi mi efendim, onu bilmiyorum...»
    «Tabi yoklama kağıdına ceketler yazılmıyor, haklısın!»
    Refüze'nin sırasına geldi, dayandı yeniden:
    «Ceketin firar ettiğinden şüphem yok. Kim vardı bu ceketin içinde?»
    Biz Kalem Şakir'den yana bakmıyorduk.
    «Söyle!» dedi, «Ceketin içinde kim vardı?»
    «Ben yoktum efendim!»
    «Sen yoktun ha! Ceket ayaklanıp gitmiştir öyleyse!»
    Ayaklanmak lafı aklına birşeyler getirmişti:
    «Kalk bakalım ayağa!» dedi.
    Refüze sırasında dikildi. Ceketin yanları siyaha yakın koyukahverengi bir boya, hayır, bir yağ içindeydi. Hele etekleri berbat mı berbattı. Kel Mahmut tepeden tırnağa şöyle bir inceledikten sonra:
    «Ceketin pantolonu nerede? Giymedin mi?» dedi.
    «Hayır efendim .giymedim!»
    «Neden?»
    «Lacivert pantolon... Beyaz ceket... Bu sene moda...»
    Onun modadan anladığı yoktu, sıraların altında bir şeyler arıyordu. Kalem Şakir'in önünde durdu:
    «Kalk!» diye sert bir emir verdi. Şakir'i, dipten başlayıp doruğa kadar inceledikten sonra:
    «Beyaz pantolon, meşin gibi kirli ceket... Bu da mı moda?»
    Henüz bir tehlike olmadığı için Kalem Şakir de bizimle birlikte rahat rahat gülüyordu. Şakir'e:
    «Çıkar!» dedi «Ceketi!»
    Şakir çıkardı.
    «Çık sıradan!»
    Çıktı. Fazla incelemeye hiç gerek yoktu. Ceketteki aynı lekeler, boyalar, pantolonda da vardı. Refüze'nin sırtındaki ceketi kendi eliyle çıkartarak, yine kendi eliyle Kalem Şakir'e giydirdi:
    «Tamam!» dedi. «Şimdi oldu işte! Üstü beyaz pabuçlar, ipek gömlek... Bir boyunbağı eksik... O da kim bilir nerede?»
    Gitti, çekmecesini açtı. Beyaz çizgili lacivert boyunbağını çıkardı. Şakir'in boynundan sarkıtarak:
    «Uydu!» dedi.
    «Bu işin içinde mutlaka bir kız dalgası var! Söyle sabah sabah nereye gittin?»
    İş, Kalem Şakir'in tam zekasını göstermesi gereken bir aşamaya girmişti. Bir parça gevşeklik, «okuldan uzaklaştırma»ya patlayabilirdi:
    «Efendim!» dedi. «Ne yalan söyleyeyim. Sizin dersinizden sonra kaçacaktım!»
    Bu, kabadayıca bir açıklamaydı. Gel gelelim Kel Mahmut hiç kül yutacağa benzemiyordu!
    «Ya Kaçacaktın demek. Bu katranlı elbiselerle mi?»
    «Doğru lekeciye gidecektim! Sonra da...»
    «Pes... doğrusu...» dedi, «Şu zekanı tarih dersinde gösterseydin, bu sene bütünlemesiz atlatırdın sınıfı...»
    Sonra bütün sınıfı göz altına almak için kürsüye çıktı. Başına geçecek defne çelengini bekleyen bir olimpiyat şampiyonu heyecanıyla:
    «Sen!» dedi. «Kahvaltıdan sonra çıktın, tarih dersinde geldin! Başka türlü olamaz!»
    Kalem Şakir son bir çıkış daha yapmak istedi:
    «Lekeler çok eskiden... Bugün olmuş değil ki...»
    «Olamaz! Daha, bu sabah sürdüm parmaklıklara katranı... Siz yemekhanedeyken!»
    Kalem şakir put kesilmişti. Kel Mahmut tuzağa düşürmüştü bizi.
    Başını Palamut'un köşesine çevirdi: «İkiniz de bu Cumartesi disiplin kuruluna gideceksiniz. Görürsünüz yoklamada adam saklamasını!»
    Sonra tüm Hababam Sınıfı'na:
    «Kendinize daha akıllı bir mümessil seçin! Dersimiz...

Islanan Çarşaflar
  

 



www.1001kitap.com