İNEĞE GAZOZ

    Zil çalar çalmaz kantinden beş gazoz getirilmiş, kürsünün üstüne dizilmişti.
    Tulum Hayri sordu sınıfa:
    «Domdom da dahil mi çekilecek kuraya?»
    «Dahil! Domdom'un başı kel mi?»
    Kırk iki tane boşun arasına dört tane «gazoz» yazıldı. Üçü, boşların içine karıştırıldı. Biri de Palamut Recep'e zula edildi.
    Tulum, sözde sınıfın oyuna başvuruyormuş gibi sordu:
    «Gazozun biri benim!» dedi, «Dördü için kura çekeceğiz! Kim çekecek?»
    Bütün sınıf:
    «Palamut!» diye bağırdı.
    Palamut herkesin önüne, kasketın içindeki kağıtlardan birer tane koydu. Avucuna sakladığını da İnek Şaban'ın önüne bırakıverdi.
    Kağıtlar teker teker açılıyordu. Düdük İsmet:
    «Gazoz!» diye sevinçle bağırdı. İstanbul'u çekmiş bir yedek subay kadar sevinçliydi. Arka sıralardan biri daha patladı:
    «Gazoz!»
    Bu, Yıkılmaz Hadi'nin sesiydi.
    İnek Şaban, kağıdın kıvrımını açarken herkesin gözünün kendisinde olduğunun farkında değildi. Yazıyı görünce sevinçle okudu:
    «Gazoz!»
    «Yaşa!» diye sevincine ortak olduk.
    Refüze:
    «Ne şans be!» dedi.
    «İnek şansı!»
    Son gazoz da Kalem Şakir'e çıkmıştı:
    «Haydi!» dedi, «Domdom'un şerefine içelim!»
    Şişeleri açtılar, beş şişeyi birbirine vuruşturarak diktiler.
    İnek Şaban bir yudum alınca şişeyi indirdi. Yüzü bumburuşuktu. Lıkır lıkır içen dört arkadaşını görünce yeniden dayadı ağzına şişeyi. Gözünü bile kırpmadan sonuna kadar içti.
    Palamut:
    «Oh!» dedi. «Şifa niyetine! Yarasın!»
    İneğin içinde bir eziklik, bir bulantı başlamış olacaktı. Ağzına bir şeyler geliyor, kusacakmış gibi oluyordu.
    Tarih dersinden beri kendini tutan Domdom:
    «Şimdi görürsün!» dedi, «Domdom'un gazozunu içmeyi!»
    İnek Şaban:
    «Parası senden çıksın da ben ne olsa içerim!» diye dalına basmak istedi.
    Domdom ekledi:
    «Hatta müshil bile olsa...»
    İş açıklanmıştı ama, anlayan kimdi?
    Bütün Hababam Sınıfı tepine tepine gülüyordu.
    Bu gidişle Kel Mahmut çıkacaktı yukarı. Etüde yeni girmiştik daha...
    Herkes önüne bir kitap açmış Kel Mahmut'a karşı savunmaya geçmişti.
    Etüdün sonlarına doğru İnek Şaban kıvranmaya başladı. Nerdeyse fırlayacaktı dışarı...
    Yeni bir teşkilat daha isterdi. Teker teker on kişinin helaları içerden sürgülemesi, İnek Şaban'ın açıkta bırakılması gerekirdi. Önce Refüze indi, sonra Düdük, Yıkılmaz, Kalem Şakir sızdılar... Tam merdivenlerden iniyordum ki köşeye saklanan Kel Mahmut'la burun buruna geldim:
    «Sen de mi!» dedi. «Gir odaya!»
    Bütün arkadaşlar içerideydi. Ben girince düdük:
    «İnek nasıl, hayatta mı?» diye sordu:
    «Çok fena!» dedim, «Eli kulağında, kıvranıp duruyor!»
    Kapı açıldı. Önce Tulum, peşinden Şaban girdi. Ket Mahmut da arkalarından...Tulum'a:
    «Bütün sınıf inecek mi helaya?» diye sordu Kel Mahmut.
    «Hayır efendim, hepsi bu kadar. Şaban son!»
    «Ne biliyorsun son olduğunu?»
    «Son efendim!»
    «Neden son?»
    Şaban'a bakıyor, bir şey söylemiyordu.
    Kel Mahmut bir şeyler sezer gibi oldu:
    «Gene ne yaptınız bu adama?»
    «Hiç!»
    «Söyle Şaban ne yaptılar?»
    Kıvranıyor, bir şey söylemiyordu.
    «Hiç efendim, Gazoz!»
    «Ne gazozu?»
    «Tulum kazandı da... Ayyy!»
    «Ne oluyor? Nerden kazandı?»
    «Eşekten... Yani siz...»
    «Ne? Ben mi?»
    «Evet! Siz on iki defa eşek dediniz... Tulum Hayri... Ayyy!»
    «Peki sana ne oluyor?»
    «Ben de içtim...»
    «Allah Allah zehirli miydi bu gazoz?»
    Tulum Hayri işi ört bas etmek için:
    «Ali kantinden aldı!» dedi.
    «Kantinden mi?»
    «Evet.»
    «İyidir öyle ise...»
    Kantin demek, Kel Mahmut demekti.
    «Çok mükemmeldi efendim.»
    Şaban gazozu nezaketle yalanlıyordu:
    «Ayyyy!»
    Olduğu yere yığılıverdi.
    Kaldırmak için birer koluna yapıştık. O, biz yapışmadan da kalkabilirdi ama terbiyesi müsaade etmezdi buna.
    Beklenen şey olmuştu sonunda... Suç, onda değil helanın yolunu kesen Kel Mahmut'taydı.

Tüyek
  

 



www.1001kitap.com