ON İKİ EŞEK

    Son ders tarihti. Tulum Hayri'yle Domdom Ali beş gazozuna bahse tutuşmuşlardı. Eğer derste söz arasında Kel Mahmut, on iki «eşek» derse Tulum Hayri kazanacak, demezse Domdom Ali içecekti gazozları. Ama oyun öylesine düzenlenmişti ki dese de demese de yine kabak İnek Şaban'ın başına patlayacaktı.
    Kel Mahmut'un derse 8 dakika geç gelmesi Tulum'un zararınaydı. Ama yoklama olasılığını düşünenler, memnundu bu gecikmeden.
    Tulum, Kel Mahmut'u bir an önce Hababam Sınıfı'na sokmak için kalktı, tepine tepine bir uçtan bir uca koştu. Bu açıktan açığa Kel Mahmut'a hakaretti, hem de kendi dersinin olduğu saatte...
    Bu tepinmeyi bir küfür sayan Kel Mahmut Müdür adına imzaladığı veli mektuplarını masanın üstünde bırakarak kalktı, merdivenleri hızla çıkarak daldı Hababam Sınıfı'na:
    «Kim bu eşek?» dedi.
    Bütün sınıf Tulum Hayri hanesine bir çizgi çekmişti. Hayri, Kel Mahmut'u biraz daha kızdırmak, bir iki eşek daha kazanmak için, kalkmıyordu ayağa. Kel Mahmut, Palamut Recep'e dönerek:
    «Söyle!» dedi, «Kim bu eşek?»
    Tulum, memnun, ikinci çizgiyi de çekti. Palamut Recep:
    «Kimse kalkmadı yerinden!» dedi.
    Cesurca bir yalanlamaydı bu. Domdom Ali istemeye istemeye Tulum'un hanesine ikinci çizgiyi de çekti. Kel Mahmut alev saçıyordu:
    «Kim bu eşek, kalksın ayağa!»
    Tulum bir çizgi daha çekti.
    Palamut işi siyasete dökmek zorundaydı:
    «Efendim!» dedi. «Hayri haritayı asmak için kalkmıştı da... Belki biraz hızlı...»
    «Harita koşarak mı asılır?»
    Sonra Tulum'a döndü:
    «Eşek herif! Kalksana ayağa! Senden başka Hayri mi var sınıfta?»
    Tulum sırıtarak bir çizgi daha çektikten sonra, dikildi.
    «Bak eşeğe hala sırıtıyor!»
    Arka sıralardan Refüze mırıldandı:
    «Etti beş! Tulum içtin gazozu!»
    Kel Mahmut, ardına kadar açık kapıyı kapattıktan sonra geldi, kürsüye oturdu. Hırsla not defterini çıkardı:
    Tulum, yavaştan:
    «Tamam!» dedi, «Ders vermeyecek. İçtik gazozları!»
    «Anlat bakalım, Viyana muhasarasını?»
    Tulum bir puan kazanmak umuduyla:
    «Birinciyi mi, ikinciyi mi?» diye sordu.
    «Bırak eşekliği! İkinciyi verdik mi sanki?.. Geçen ders Sokullu devrini anlatmadık mı?»
    Tulum:
    «Etti altı!» dedi, dudaklarının arasından. Sonra bir puan daha kazanmak için:
    «Hayır!» dedi. «Kanunî'den bahsettiniz!»
    «Bak eşeğe! Ne fark var arasında. Anlat hadi!»
    «Neyi?» - «Birinci Viyana muhasarasını!»
    «Merzifonlu Kara Mustafa Paşa...»
    «Merzifonlu senin babandır, eşek herif! Ne işi var Merzifonlu'nun Kanunî devrinde?..»
    Tulum «Çiz!» diye Refüze'ye işaret etti. Bahsi kazanmaya dört «eşek» kalmıştı. Nasıl olsa kazanırdı bu dört eşeği:
    «Kanunî Sultan Süleyman asker topladı, dayandı Viyana kapılarına...» diye anlatmaya başladı. Kel Mahmut:
    «E sonra... Kapının zilini çaldı ama kapıcıya duyuramadı!»
    Sonra sertleşerek:
    «Çalışmamışsın eşek herif, bir kere bile açmamışsın kitabı!»
    Tulum dokuzuncu eşeği de kazanmıştı. Aferin almış gibi sıntıyordu. Ne yapıp yapıp üç puan daha kazanmalıydı:
    «Çalışamadım!»
    «Sebep?»
    Kızdıracak bir ders adı atmalıydı:
    «Askerliğe çalıştım. Sonra Edebiyat hocası...»
    «Bak eşeğe! Sonra jimnastiğe de çalıştın değil mi? Eşekler gibi tepindin üstümde!»
    Bir tane kalmıştı. Kel Mahmut kalemini çıkarıp bir sıfır konduracaktı ki, Tulum:
    «Af edin! Gelecek derse kaldırın beni. Çalışmazsam o zaman...»
    Kalemi tekrar cebine koydu:
    «Defol, eşek herif!»
    «Teşekkür ederim efendim!»
    Yerine otururken:
    «Tamam!» dedi. «Tam on iki!»
    Bu teşekkür, kuşkusuz, sıfırı bağışladığından çok, on iki eşek içindi.

İneğe Gazoz
  

 



www.1001kitap.com