KEL MAHMUT'A SÖYLERIM!

    İkinci ders kimyaydı, hoca gelmedi. Boş derslerde bahçe yasaktı. Dersin ortalarına doğru, teker teker sigara için helaya sızdık. D şubesinin hocası da gelmemiş olacak ki bir iki tiryaki de onlardan inmişti. Başladık kaynatmaya. Cebirci'nin karısından başlayıp Marien Dietrich'in bacaklarına kadar sözü uzatmıştık. Bir ara İnek Şaban'ın sigaradan gayri bir nedenle dipteki helaya girdiğini görünce iş değişti. Hademelerin helaları yıkadığı lastik boruyu uzattık helanın üstünden...
    İnek Şaban:
    «Yapmayın, etmeyin!» dedikçe açtık musluğu. Tam su yürümüş, Şaban ıslanmaya başlamıştı ki erketedeki Düdük İsmet sinyali verdi:
    «Kel Mahmut geliyor!»
    Çocuklar merdivenlere hürya edince Kel Mahmut'la çocukların birçoğu faça façaya gelmişti. Ben, boş helalardan birine daldım, kapıyı da içerden sürgüledim.
    Dışarıda kimse kalmamıştı. Az sonra helaların dış kapısı açıldı. Bir ayak sesi içeriye girdi. Kel Mahmut'tan başkası olamazdı bu. Yerdeki izmaritleri görmüş olacak ki homurdandı. Sonra ayak sesleri geldi, geldi, yanımdaki helanın önünde, hayır önünde değıl, İnek Şaban'ın helasında durdu. Kapıya dayanmıştı. İnek, içerden «Adam var!» anlamına bir iki kez öksürdü. Kel Mahmut durumdan kuşkulanmıştı. «Küt küt!» kapıya vurarak «Çık!» diye seslendi.
    İnek bu seslerin sahibini anlayacaklardan değildi. Yumruklamalar artınca; «Ben varım be, boş değil!» diye bağırdı.
    «Kim olursan ol, çık dışarı!»
    İnek, içerde sigara da içiyor, dumanı buram buram yükseliyordu, helanın üstünden. Bu dumanı, Kel Mahmut da görmüş, deli olmuştu:
    «Çık diyorum sana!»
    «İşine git arkadaş! İşin yok mu senin?»
    «Sigara içiyorsun değil mi?»
    «Yok başka!»
    «Çık dışarı, saklama paketi!»
    «Ne paketi be, Palamut'tan aldım bir tane!»
    Kel Mahmut kapıyı tekmelemeye başladı. Ama İnek Şaban'ın da tepesi atmıştı.
    «Kenefte de rahatlık yok sizden. Söylerim namussuzum Kel Mahmut'a!»
    Deliye dönmüştü Kel Mahmut:
    «Çık da göstereyim sana Kel Mahmut'u!»
    «Rahat bırak beni yahu! Hastayım vallaha...»
    «Çık diyorum sana!»
    «Yeni girdim, boş hela mı yok be!..»
    «Kimsin sen?»
    «Sana ne?»
    Kel Mahmut işin kurnazlığına kaçmaktan başka çare bulamadı. Biraz da gürültülü bir yürüyüşle çıktı dışarıya. Mutlaka köşede bekliyordu bizi...
    Bir dakika... Beş dakika... Nihayet İnek Şaban çıktı... Muslukta elini yıkadı. Tam kapıdan çıkarken Kel Mahmut enseledi:
    «Sen miydin o heladaki!» dedi.
    «Ben... Bendim efendim.»
    «Söyle bakalım, Kel Mahmut'a ne diyecektin?»
    İnek Şaban, dilini yutmuştu sanki.
    «Söyle, kimi şikayet edecektin?»
    Gene ses yok.
    «Ver sigaraları.»
    İnek Şaban daha sabahleyin gündüzcülere getirttiği paketi teslim etmişti.
    «Bak şuna... Haline bakmadan Yenice içiyor! Yürü Muavin odasına...»
    Şimdi sıra bendeydi. Cebimdeki sigarayı, kibriti helanın deliğine kaydırdıktan sonra çıktım dışarı. Kimsecikler yoktu. Kel Mahmut odasına çoktan çıkmıştı. İsterse çıkmasın... Ne olduysa benim içinden ilk sigarayı içtiğim Gelincik kutusuna olmuştu.

On iki eşek
  

 



www.1001kitap.com