KOLONYA OYUNU

    Sınıfa döndüğüm zaman Palamut, biraz da kıskançlıkla:
    «Bitti mi işiniz?» dedi. «Bitti!» dedim.
    Palamut, Domdom Ali'ye dönerek «Başla!» işaretini verdi.
    Domdom İnek Şaban'ın sırasının önünden seslendi:
    «Ulan Refüze biraz kolonya ver, başım çatlıyor!»
    Refüze kışkırtırcasına tersledi:
    «Yok!»
    «Var!»
    «Yok!»
    «Daha dün doldurttun!»
    «Evet dün doldurttum! Vermiyorum, mal benim değil mi?».
    Tulum Hayri de verilen işaretle kalktı, Refüze'yi kıskıvrak kucakladı. Domdom Ali, Refüze'nin çekmecesinden sabahleyin kendi eliyle musluktan doldurduğu şişeyi aldı. Sınıfın bir ucundan, açılan avuçlara teker teker dökmeye başladı:
    «Sebil!»
    Herkes sözde burnuna çekiyor, yüzüne gözüne sürerek İnek Şaban'ı alıştırmaya çalışıyordu.     Domdom, İnek Şaban'ın sırasına gelince, şişeyi ustaca değiştirdi. Sulandırılmış kırmızı mürekkebi, Şaban'ın açılan avuçlarına boşalttı. O da kendinden öncekiler gibi Refüze'nin dalına basmak için burnuna çekti, yüzüne gözüne sürmeye başladı:
    «Dök!» dedi. «Biraz daha dök!»
    Domdom Ali, hem şişede ne varsa boşaltıyor, hem de:
    «Yeter!» diyordu. «Arkadaşlara kalmayacak!»
    Sonra şişeyi değiştirerek işini sürdürdü.
    Bütün sınıf Şaban'ı kuşkulandırmamak için önce kendilerini tutmuş, şimdi katıla katıla gülüyorlardı.
    Şaban'ın yüzü kıpkızıl çıkmıştı. Masmavi gözleri bu kızıllık içinde fıldır fıldır dönüyor, birşeyler sezinlemeye çalışıyordu.
    Etrafı incelemekten avuçlarına bakmayı bile düşünemiyordu. Onu işkillendirmemek için Refüze, Tulum'un kollarından kurtulmaya çalışıyor:
    «Yeter artık, iki tıraşlık bana da ayır!» diye yalvarıyordu.
    Tam bu sırada sınıfın kapısı açıldı. Kel Mahmut hışımla daldı İçeri. İlk önce sıraların üstünde boğuşan Refüze'yle, Tulum'u gördü:
    «Gelin benimle!» dedi.
    Sıralara bir göz gezdirince İnek Şaban'ın kıpkızıl suratına takıldı bakışları. Gülmek mi, çıkışmak mı, ne yapması gerektiğini kestiremeden:
    «Şaban!» dedi, «Bu ne hal?»
    İnek Şaban, adına yakışan bir saflıkla mel mel bakıyor, tanıklık için bir şey sorulduğunu sanarak:
    «Ko... kolonya...» diye tekrarlıyordu.
    «Nasıl kolonya bu?»
    «Kolonya... Ekrem'in kolonyası! Ali döktü...»
    Sınıfta üç tane Ali vardı:
    «Hangi Ali?»
    «Domdom!»
    Domdom Ali'ye dönerek:
    «Getir şu şişeyi!» dedi.
    Ali musluktan doldurduğu şişeyi verdi. Kel, çattı kaşlarını:
    «Aç avuçlarını!»
    Ali açtı. Kel Mahmut şişeyi boşaltıyor. Fakat Şaban'ın yüzündeki kızıllığı bulamıyordu. Şaban'a döndü:
    «Bu kolonyadan mı?»
    «Evet!» dedi, «Bu kolonyadan!»
    Kel Mahmut bu kez de Şaban'ın aptallığına içerledi:
    «Bu Hababam Sınıfı, bir insana bir isim taktı mı, yerinde bir isimdir o... Bana Kel Mahmut dedikleri gibi... Git, yüzünü yıka!»
    Etüt zili çalıyordu. Kel Mahmut gözleriyle beni arayarak:
    «Gel!» dedi. «Şu Müdür emrini yeniden yazalım!»

Kel Mahmut'a Söylerim
  

 



www.1001kitap.com