GÜNLÜK EMİR

    Kel Mahmut'un odasında yoklama defterinden «geldi»leri «gelmedi»leri topluyordum. Bir öğrenci için bu odaya girmek büyük imtiyazlardandı. Ben elimden geldiği kadar bu imtiyazı uzun sürdürmeye çaba gösterenlerdendim.
    Bir ara tek parmakla başının en parlak noktasını kaşıyarak:
    «Makinayı hazırla!» dedi, «Bırak, şu pöstekı saymayı da!»
    Önümde ki «4 A»nın defterini kapattım.
    «Tam on tane kağıt tak makineye!»
    «En alttakiler silik çıkar!» diyecek oldum.
    «İş acele! Sınıflara birer emir asmalıyız. Gitmeden imzalatmalıyım Müdür'e... Cıvıttılar bugünlerde... Çivisi çıktı mektebin!»
    Ben on kağıdın arasına dokuz kopya kağıdını yerleştirip makineye taktım.
    «Sıkı vur harflere!» dedi.
    Bir kolordu komutanı, karargah yazıcısına taarruz emri yazdırır gibi:
    «Yaz!» dedi. «Öğrencilerin dikkat nazarına!»
    İçimden heceleri tekrarlıyarak tuşlara vurmaya başladım...
    «Öğ... re... n... c... i... l... rin...»
    «e»yi atlamıştım. Silip bir tanesini düzeltebilirdim. On tane kağıdı da teker teker silmek gerekirdi.
    «Yazdın mı?» dedi.
    «Tamam efendim, yazdım!»
    «Aferin!»
    Aferini de çok boldu.
    «Yaz! Etütlerde... yemekhanede... yatakhanede...»
    Bir sigara yaktı. Zile basıp kapının önündeki hademeyi çağırdı.
    «Müdür Bey çıktı mı?» dedi.
    «Hayır efendim, odasında.»
    «Ne iş yapıyor?»
    «Gazete okuyor!»
    «Peki, çık!»
    Bizim günlük emir Müdür'e imzaya yetişmeliydi:
    «Çabuk yaz!» dedi. «Koridorlarda ve bahçede...» durdu.
    «Hayır! bahçe kalsın!»
    Tam bu sırada Hababam Sınıfı'nda kıyamet kopmuştu. Ayak sesleri, koşuşmalar başlamıştı. Başını tavana kaldırarak «Eşekler!» diye söylendi. Kalktı kapının arkasındaki harita sopasını alarak tavana üç kısa, üç uzun taklattı. Bu; «Çok önemli işlerim var, karışmam ha!» demekti.
    Gürültü yavaşladı, sonra kesildi. Ben içimden «İnek Şaban'a kolonya oyunu başlıyor!» dedim. Hazırlığı sabahtan yapılmıştı. Oyunu kaçırırsam çok yazık olacaktı.
    Kel Mahmut, Müdür'e yetişmek için hızlanmış, habire söylüyordu. Ben de kolonya oyununu kaçırmamak için harf yanlışlarına aldırış etmeden yazıp gidiyordum. Hızlandıkça tuşlara yavaş vurduğumu gören Kel Mahmut:
    «Vur, hızlı vur, çıkmazsa karışmam!» diyordu. Dokuzuncu maddeyi de yazınca.
    «Nokta!» dedi, «Altına... Müdür, de bırak!»
    0, tekrar zile bastı, gelen hademeye:
    «Müdür Bey...» diye başlayınca, hademe anladı:
    «Çıkıyor efendim!» diye cevabı yapıştırdı. Kel Mahmut pür telaş odadan fırladı. Kapıda yakalamış olacaktı ki:
    «Bir dakika!» diye seslendi... Aynı hızla dönerek yazı makinesinin silindirini çevirdi, çıkardığı kağıtların aralarından kopya kağıtlarını hızla çekti. Birden okul dışı bir küfür salladı:
    «Vay anasını!» dedi. «Ters! Biri değil dokuzu da ters!»
    Yazı, bütün kağıtların arkasına çıkmıştı. Kaşlarını devirmiş bana bakıyor, ne yapacağını düşünüyordu. Birden kararını verdi:
    «Defol!» dedi. «Gözüm görmesin!»
    Ben gözüne görünmemeye çoktan razıydım.
    Odadan çıkarken, Müdür içeri giriyordu.

Kolonya Oyunu
  

 



www.1001kitap.com