TORBA CEZASI

    Öğle paydosunda C Şubesi'yle hoşafına maç yapmış, yenilmiştik. Böyle zamanlarda suçu Tulum Hayri'ye yıkmak gelenekleşmişti. Voleybol takımını yapan oydu çünkü. Kalem Şakir'i boyunun uzunluğuna aldanarak takıma almıştı. Üstelik bütün pasları ağa takmış, Hababam Sınıfı'nın, C Şubesi gibi aşağılık bir takıma yenilmesine önayak olmuştu. Şu halde Tulum Hayri, torba cezasını haketmişti. Biri gitti, yatakhaneden büyük çamaşır torbalarından birini getirdi. Hayta'ya teslim etti. Hayta İsmail, ne yapar yapar başından geçirir, yoğurt torbası gibi de ipini çekerdi.
    Refüze Ekrem gözcülük için merdiven başına dikildi. Hayri, musluk önünde, ders saatine kadar saçını başını yıkayarak oyalanıyordu. Birinci zil çaldı. Öbür sınıflar nedense bugün çok gürültü ediyorlardı. Tulumdan gayri bütün sınıf yerlerimize geçmiştik. Hayta, elinde torba, kapının arkasında Refüze'nin işaretini bekliyordu. Sınıfta çıt çıkmıyordu.
    «Hazır ol, geliyor!» dedi.
    Bir ayak sesi merdivenden çıktı. Gayet düzgün adımlarla karşı sınıfa geçti. Sonra bizim sınıfın kapısını açarak içeri girdi. Girmesiyle Hayta'nın torbayı başına geçirmesi bir oldu.
    Hayta yaptığı büyük yanlışlığın farkına, ancak torbayı geçirdikten sonra varmıştı. Bu baş, Kel Mahmut'tan başka, kimin olabilirdi? Pırıl pırıl bir baştı bu! Kel Mahmut, geçirilen torbayı tuttuğu gibi fırlattı:
    «Kim bu eşek?» dedi.
    Hayta soğukkanlılıkla:     «Benim efendim!»
    «Söyle,» dedi. «Kimin kafasına geçirecektin bu torbayı?»
    «Hayri'nin!»
    «Sebep?»
    «Voleybolde yenildik, iki karavana hoşafına...»
    Artık gülebilirdik...
    Olandan bitenden habersiz Hayri, gelmiş, kapıda dikiliyordu. Kel Mahmut en yumuşak bir sesle:
    «Vaktinde gelsen olmaz mı ?» dedi.
    Ne azar, ne tokat. Bastı gitti.

Günlük Emir
  

 



www.1001kitap.com