CİRBE ADASI OYUNU


    Turgut Reis, Mehdiye'nin acısını Akdeniz kıyılarını yakarak aldı. Âdeta Şarlken'in imparatorluğunu felce uğratıyordu... Şarlken, Papa'nın "nonce'una (elçisine) "Bu herif elime geçerse ona forsalık yaptırmayacak, 'Auto da fe' de çıra gibi yakacağım," diyordu. Nonce, "Majestenin hakkı var!" diye yerlere kadar eğiliyordu.

    Turgut Reis, ancak Barbaros'a karşı beslediği saygı dolayısıyladır ki, kalenin sessizliğini İstanbul'a ve sultana bildirdi... Turgut, Barbaros'un yanında resmi bir görevi kabulden çekinirdi. Barbaros'tan çekindiği için değil, fakat resmiyetten hoşlanmadığı için. İstanbul, Mehdiye'nin sonuna aldırışsız kalmadı.

    Şarlken'e gönderilen bir mektupta, arada barış varken Mehdiye kalesinin zaptının anlaşmaya aykırı olduğu bildirildi. Şarlken, hükümdarlar arasında imzalanan anlaşmalara korsanların katılamayacağı cevabını verdi. "Turgut Reis, padişahın himayesinde değildir, ona hücum etmekten başka bir şey yapmadım," diyordu. Kanuni Süleyman, Şarlken'i kendi sözüyle susturmak için fırsat kollamaya koyuldu.

    Bu cevap Turgut Reis'in kulağına varınca, "O bilmem nerelerin imparatoru ise, ben de deryaların imparatoruyum. Ona imparatorluğu babasından kalma. Benimkisi ise kendi gayretimle yapılma. Sanki dedesinin dedesini arasan ne çıkar?... Bir eşkiya değil mi? Ben şimdiye kadar kendimden zayıf kuvvetlerle hemen hemen hiç karşılaşmadım. Talih eseri küreğe konduğum zaman da yakınmadım," dedi.

    Mehdiye'nin uçurulması üzerine Şarlken, büyük bir danışma kurulu topladı. Orada verilen karara göre, ancak Turgut Reis öldürülerek ortadan kaldırıldıktan sonra Kanuni Süleyman'la barış durumunun sürdürülmesi mümkün olacaktı. Andrea Dorya'ya, hazır Mehdiye ortadan kaldırılmış iken bütün kuvvetiyle denize çıkıp Turgut'u mahvetmesini emretti. Andrea Dorya, Cenova senatosu azalarına, "Ne yapalım? Başa gelen çekilecek... Şimdi kıştır, denize açılacak zaman değildir. Fakat imparatorun emri kış fırtınasından da daha sert" diyordu.

    İşte böylecedir ki, Mehdiye'den daha henüz dönmüş olan Andrea Dorya, Cenova'ya geldiğinin ikinci ya da üçüncü günü gene denize açılmak zorunda kaldı. Yirmi yedi galiyle yola çıktı. Tunus kıyılarını körfez körfez, burun burun arayıp taradı. Sonunda Turgut Reis'in Cirbe'de olduğunu duydu.

    Dorya, Cenova'dan güneye doğru inerken, ona katılan gemilerle donanması seksen parçaya çıkmıştı. Cirbe'ye bu seksen gemisiyle geldi. Turgut Reis, adanın yüksek bir tepesinde duruyordu. Yanında Sapkolu Reis, Uluç Ali ve başka denizciler vardı. Dorya'nın donanmasını seyrediyorlardı. Dorya limanın ağzını abluka edecek surette demir atıyordu. Bu donanma, sayısız direk ve serenleriyle bir orman manzarasını gösteriyordu.

    Cirbe Adasının güney yanı, karayı kıskaçlamak isteyen bir ay şeklindedir. Ayın iki uçları ile kara arasında iki boğaz vardır. Batıdaki boğaz tamamen sığlıktır. Sığın üzerinde sürekli olarak kabarcıklar, halkalar ve köpükler yayılır. Yazın denizin serinliğiyle yeşeren otlardan yararlanmak isteyenler koyun, kuzu ve sığır sıpalarını, sığın diz boyu suyundan geçirerek adaya götürürler. Orada otlar daha geç söner. Ayın doğudaki boynuzu ile kara arası da sığlıktır. Fakat bu sığlığın ortasında gemilere geçit verebilecek dar ve derin bir kanal vardır. Bu kanala Elkantara adı verilir.

    1550 yılının sonbaharı geçip kış gelince Turgut Reis, Elkantara boğazına gelerek gemilerini onarmak için karaya çekti... Yanında bulunan üç dört geminin armaları sökülmüş ve tenteler karaya çekilmişti. Andrea Dorya'nın kuvvetli bir filo ile Cirbe'ye geldiğini görünce, Korsika'daki Girallana olayını hatırladı. Yanında duran kaptanların bir ikisi, Dorya'ya tutsak düşmek tehlikesinden söz ettiler. Turgut Reis dudakları gülümseyerek fakat kaşlarını çatarak, "Hıristiyan kadırgalarının forsalığına son yoktur. Büyük söz söylemeyeyim, fakat bu ellerim bir daha o küreklere dokunmayacaktır," dedi. Düşman donanmasının boğazdan girmesine engel olacak düzeni hemen aldı.

    Boğazın iç taraftaki bir noktasında küçük bir toprak kale vardı. Oraya kadırga toplarının birkaçını tabiye ettirdi. Ertesi günü Dorya, boğazdan içeriye girmeye çalıştı. İşte o zaman Turgut'un topları birdenbire dile geldi. Gülleler isabet etmiyor, fakat pek yakına düşüyorlardı. Çünkü Dorya daha top menziline girmemişti. Dorya, parmağını yavaş yavaş ateşe yanaştırırken, parmak ucu yanınca çarçabuk elini çeken bir adama benzedi; hemen geri çekildi. Donanmasıyla karadaki toplar arasına daha geniş bir aralık koydu. Hemen iki kırlangıcı Sicilya'ya göndererek, Turgut Reis'i kapana sıkıştırmış olduğunu, er veya geç onu ele geçireceğini bildirdi ve oradan kara kuvvetleri istedi.

    Turgut Reis'in, bir liman içinde sıkı fıkı sıkıştırılmış olduğu duyulunca, bütün Batı Avrupa kıyılarında şenlik kampanaları çalındı. Haber hızla seyahat ediyordu. (Aradan hemen hemen beş yüzyıl geçtiği halde, bugüne bugün İtalya ve İspanya'da yaramaz çocukları korkutmak için, "Viene Dragutte, Turgut geliyor!" denilir.) Bu habere üzülenler vardı. Memnun olanların çoğu ya zengin veya asil olanlardı.

    Turgut Reis'in tutsak olması büyük bir olay idi. Urbino, Parma, Montova, Milano, Ferrare ve Savoi, dük, kont, markilerinin birçoğu, karıları düşes, kontes ve markizlerini yanlarına almışlar, kara kuvvetlerini götürecek olan kalyonlara binmişlerdi. Bunların arasında Farnese ve Kolonna hanedanının prensesleri de vardı. Mevsim kıştı, fakat Akdeniz'de çokluk rastgelindiği üzere o kış günleri, güzellikleri dolayısıyla daha çok yaz mevsimine ait idiler. Kara kuvvetlerini Cirbe'ye götürecek olan donanma çan gürültüleri, kadınlı erkekli neşe kahkahalarıyla Messina'dan yola çıktı.

    Aradan günler geçmiş, kara kuvvetlerinden bir haber çıkmamıştı. Andrea Dorya, en kötü havaları hesaba katarak gönderdiği kırlangıçların kaç günde Sicilya'ya gidebileceklerini, kara kuvvetlerinin de kaç günde toplanıp gelebileceklerini hesap ediyor ve bu hesaba göre imdat kuvvetlerinin çoktan gelmiş olmaları gerekiyordu. Kara kuvvetlerinin bu kadar gecikmiş olmalarına şaşıyordu. Bütün kayıklara, ufukta bir gemi görülünce hemen kendisine haber verilmesini emretmişti. Buna rağmen gündüzün kasaradan dürbünüyle açıkları yoklamaktan kendini alamıyordu. Gece ise kendisine bir işkence oluyordu... Göz yumamıyor, yatakta fırıl fırıl dönüyordu.

    En sonunda, günün birinde ufukta bir gemi göründü. Andrea Dorya, geminin yanaşmasını bekleyemedi. Hemen bir kırlangıca atlayınca ona doğru gitti. Gemi kaptanı kırlangıcın gönderinde amiral forsunu görünce gemiye orsa alabanda ettirerek merdiveni saldı. Dorya, kaptanın kırlangıca gelmesini emretti ve selam sabahı bir yana bırakarak, "Yahu kara kuvveti nerede?" diye sordu. Ötekinin yüzü hiç gülmüyordu. "Kara kuvvetleri, Sicilya kapitanası ve dört gemi de geliyordu. Fakat Sicilya'nın yüz mil kadar batı güneyinde Turgut Reis'in donanmasına rastgeldik. Top ateşi kuvvetliydi. Hepsini yedeğe alıp götürdü. Biz filonun en büyük kalitası idik, kaçabildik. Sicilya valisinin mektubu kaptandaydı, Turgut'un eline geçti," dedi. Dorya'nın yüzü kıpkırmızı olmuştu. İçinden, "Herif aklını oynattı galiba," diye düşündü. Kaptana, "Yahu sen ne diyorsun? Turgut Reis içeride kapanda!" diye bağırdı. Öteki ne diyeceğini şaşırdı, içinden, "Şeşi beş görmedik ki, herif güpegündüz şahin gibi yetişti, gemileri pençesine almasıyla ufukta kaybolması bir oldu. Ben şu ihtiyara şaşmam. Bunu amiral yapana şaşarım," diye düşündü. Dorya'ya "Turgut Reis'e denizde rastgeldiğimize emin olabilirsiniz. Bayrağına inanmasak, onun o manevra edişini denizde başka kimse..." Kaptan sözün burasında sözümona bir öksürük buhranına yakalandı... İçinden, "Allah cezasını versin, az kaldı pek kötü bir pot kıracaktık," diye düşündü.

    Dorya artık bu deli herifi dinleyemezdi. Kırlangıcıyla soluğu doğru Cirbe'de aldı. Bir sandala atlayarak limana doğru yaklaştı. Bir topun patladığını duysa sevinecekti, ıssız limanda çıt yoktu. Asıl tuhafı ne limanın sularında, ne de karada ilaç için olsun bir tekne vardı. Gemiler nereye girmişlerdi yahu? Uçmamışlardı ya? Filika, böylece düşünen amirali limanın dibine doğru götürüyordu. Limanın dibinden kendilerine doğru ak bayraklı bir kayık geliyordu. Kayık yaklaşınca içinde birkaç yerli Arap olduğu seçilebildi. Ses menziline girilince Dorya, Turgut Reis'in nerede olduğunu sordurttu. Arapların biri —ki Cirbe şeyhiydi—, Turgut Reis'in birkaç gün önce gitmiş olduğunu bildirdi. Dorya şaşkın şaşkın çevresine bakınırken ta tepede Dorya ile alay edermiş gibi duran Turgut Reis'in boş çadırını gördü.

    Kara kuvvetlerini Dorya'ya götürecek olan donanma, sancak kıç omuzluğundan aldığı rüzgârla Sicilya'dan kalkmış güneye doğru gidiyordu. Sicilya'nın yüksek dağları kuzey ufkuna gömülünce ufuktan dört beş gemi gözükmüştü. Dükler, kont ve kontesler, markizler en büyük kalyonun kıç kamarasında oturuyorlardı. Hepsi de burunlarına güzel kokulu ipek mendiller tutuyorlardı. Çünkü ağzı açık tutulan ambardan kara kuvvetleri askerlerinin pis kokuları geliyordu. Gemiler ufukta görününce Prens Kolonna, "Eğer Turgut'un Cirbe'de kapana kısılmış olduğunu bilmesek, sözgelimi bu gemiler acaba onun mudur diye korkudan dişlerimiz çatırdardı. Şimdi kış, Barbaros yok, İstanbul'da, Turgut da kapana girdi sayılır. Onun nasıl tutsak edildiğini bir görsem, o dakikayı ömrümün en mutlu anlarından sayacağım," dedi ve sonra karısına çapkınca göz kırparak, "En mutlu dememem gerekirdi. En mutlu günüm, elbette sizi gördüğüm gündü," diye ekledi. Fakat yanlarında durmakta olan kaptan, bu gemilere tuhaf tuhaf bakıyor ve gözlerini hiç onlardan ayırmıyordu. Birdenbire babafingo çubuğunda duran dürbünlü gözcüye, "Bayrağını farkedebiliyor musun?" diye sordu. Yukarıdan, "Hayır, daha seçemiyorum," cevabı geldi. Dükler, prensler ve markiler, kaptana, "Ne olacak, ya Portekizlidir, ya Hollandalı, o keferelerden büyük zarar gelmez. Fakat Tanrı, bizi yedi bela Turgut'tan esirgesin," dediler ve gülüştüler.

    Ne var ki meçhul gemiler dosdoğru üzerlerine geliyordu. Kaptan rotasını birkaç derece değiştirdi. Meçhul gemiler de rota değiştirdi. Kaptanın aklına felfelek kaçtı. Direkteki gözcüye gene, "Bayrağını görüyor musun?" diye bağırdı. Yukarıdan, "Hayal meyal! Emin değilim ama, bana korsanların kuru kafası gibi geliyor," dedi. İşte o zaman kaptan yerinde duramadı. Güverteyi arşınlamaya koyuldu ve bunca prens ve prensesin yanında Kampostella Meryem'ine sunturlu bir küfür savurmak edepsizliğini gösterdi. Biraz sonra gözcü, disipline aykırı olarak direkten indi. Rengi kireç gibiydi. Kaptanı bir köşeye çekerek, kulağına yavaşça, "Cezayir korsanlarından, hem de galiba Turgut," diye fısıldadı. Kaptanın yüzü ölü yüzüne dönmüştü. "Mutlaka odur. Daha demincek ufuktaydı. Çarçabuk yanaştı. Koş aşağıya, topçulara söyle, topları hazır etsinler," dedi. Tam o sırada en yakına gelen gemi ateş etmeye başladı. Kaptanın sanki zincir kemiğinden aşağıya buz gibi soğuk bir su akıtmışlardı. Turgut Reis top ateşi açmıştı. Top ateşi başladıktan on beş dakika sonra kadınlı erkekli hepsi de tutsak edilmişlerdi.

*
*   *   *

    Turgut Reis Cirbe Adasını karış karış biliyordu. Limanın dışarısındaki kıyıya uzanan küçük bir dere vardı. Bu derenin üzerinden küçük bir sandal yüzebilirdi. Fakat bu dere gemilerin bulunduğu yere üç dört mil ötede birdenbire kesiliyordu. Turgut Reis, işte bu dereden yararlandı. Buraya ağaç raylar, kızaklar döşetti. Bütün adamları ve kendisi, gece gündüz çalıştı. Kızaklar yağlandı, gemiler kızaklara oturtuldu. Sonunda, insanların ve hayvanların asılışıyla gemiler böylece öteki yüzdeki denize indirildi. Artık Turgut Reis gene sevdiği denize kavuşmuştu. Gemilerin denize vardıklarının gecesi püfür püfür esen bir gece rüzgârıyla yelkenler açıldı. Sabah olunca Turgut Reis Cirbe'den çok uzakta bulunuyordu. İşte o gün kara kuvvetlerini getirmekte olan gemileri tutsak etti. Dorya —üzgün— İtalya'ya giderken, Turgut Arşipel'e doğru uçuyordu.