CİRBE'YE DÖNÜŞ VE DENİZ SEFERLERİ


    Turgut Reis forsa iken Selime çok dövünürdü. Kızı ise, "Anne bu halin ne? Sen Turgut Reis'in karısısın, böyle mi edecektin. Bak bana, içim hiç olmazsa senin kadar yanıyor. Fakat ben Turgut Reis'in kızıyım, dişimi sıkıyorum. Biraz sabırlı ol. Nasıl olursa gelir, bizi bulur," dedikçe Selime, "A kızım, senin yaşındayken ben kılıç, piştov kullandım. Baban beni ilk kez elde kılıç, düşman gemisinde savaşırken gördüydü. Gelgelelim, hani ya o gençlik? İçim yanıyor. Sanki derdim azmış gibi içimdeki ateşi içimde saklayarak patlayayım mı? Ben de biliyorum gelecek. Ama ne zaman? Baksana şaka değil, nerdeyse üç yıl olacak. Of, artık uzun sürdü. Sağ selamet bir gelse," diyordu. Kız bir işi bahane ederek duvardan taraf dönüyordu. Annesi görmediği için gözyaşlarını tutmuyordu. Genç yanakları ıslanıyordu. Birdenbire kentte bir patırtı, gürültü oldu.

    Cezayir ocaklarına mensup bir perkende, limana sessizce girmişti. Sicilya kanalında gezerken Tulon'dan Tunus'a doğru yol almakta olan bir kırlangıca rastgelmişlerdi. Kırlangıçtakiler perkendedekilere, Turgut Reis'in kurtulduğunu ve koca bir kadırga ile Cirbe'ye doğru yol almakta olduğunu bildirmişlerdi. Perkende bunu duyunca, müjdeyi acele yerine ulaştırmak üzere rota çevirmişti. Kırlangıcın verdiği bilgiye göre Turgut Reis'in birkaç saat sonra Cirbe'ye varması olasılığı olduğunu iddia ediyordu. Bu haberi duyanın sevinçten etekleri zil çalıyor, gırtlağı da "Turgut geliyor!" diye bangır bangır bağırıyordu.

    Uzaktan gürültü patırtı, gülüş ve arasıra seçilir seçilmez "Turgut Reis geliyor!" nidalarını duyunca ana ve kızın gönüllerinde hoş bir şey doğdu. Hemen kapıya inip sokağa uğradılar. Turgut Reis gerçekten de geliyordu. Kadırgası limanın ağzında göründü. Limanda ne kadar kayık varsa, demirini kaldıran kaldırana oldu. Sanki ona can atıyorlarmış gibi, kayıklar denize kürek çalıyorlardı. Artık "Durun bakalım! Nereye gidiyorsunuz," gibi görev ve komutaya ait sözler, onların bu atılışlarını kontrol edemezdi. Yoldaşlar Turgut'un kadırgasına atladılar. Onunla övünen gözler, Turgut'a gene hayranlıkla baktılar. Çelik yapılı yüzler gülüşlerle çözüldü. Yoldaşlar kollarını, reislerine sarmaktan alıkoyamıyorlardı. Turgut forsalığını tamamen unutarak onları bağrına bastı. Gene komuta edeceğini ve muzaffer olacağını duyuyordu.

    Selime ise sevinç gözyaşlarıyla eriyordu. Hıçkıran kızına, "Dile kolay! Üç sene bu! Artık yetti de arttıydı. Sana söylemiyordum, ama canevime tak ediyordu. Büyük söz söylemeyeyim ama, yüreğim nerde ise çatlayacaktı," diyordu.

    Turgut Reis gelip de Cirbe'de kaldıktan sonra bir kadırga (Barbaros'un verdiği) ve üç kalita (Cezayir ocakları yoldaşlarının verdikleri) ile denize açıldı. O yılın sonuna kadar zaptettiği gemilerle bu donanmasını yirmi dört kadar kalita ve kadırgaya çıkarmıştı.

    Aynı zamanda da İtalya ve ispanya kıyılarında ziyaret etmediği kent hemen hemen kalmamış gibiydi. Cenova'ya fena haberler geldikçe, Andrea Dorya senato üyelerine, "Ben size söylemedim miydi?" sözlerini tekrar ediyordu. Bir kere mucize kabilinden Turgut'u ele geçirmişlerdi. Artık bundan sonra o kendini yakalatır mıydı hiç?.

    Turgut Reis, Batı Akdeniz'i adamakıllı egemenliği altına aldı. Yüreğinde de çoktanberi yer etmiş bir niyeti vardı. Şu Gianettio Dorya'yı, olanağı varsa amcasıyla beraber yakalayıp terbiye etmek. Sürekli olarak Cenova limanının açıklarında kırlangıçlar ve hafif perkendeler gezdiriyordu. Fakat ne Andrea Dorya'nın ne de yeğeninin denizlere çıktıkları yoktu. Forsalıktan kurtulduğundan iki üç yıl sonra Turgut Reis'in Gianettio'yu yakalamak umudu suya düştü. Çünkü Gianettio Cenova'da öldürüldü.

    Turgut Reis bunu duyunca "Galiba, Tanrı bunları cezalandırma işini bana bırakmayacak" dedi.