FORSALIK


    Preveze savaşının ertesi günü iki denizci birbirlerini zafer sevinci ile kucakladılar. Barbaros Turgut'a teşekkür edecek söz bulamıyordu. O gün Turgut Reis, Barbaros'tan ayrıldı. Epir'i kıyılayarak kuzeye doğru çıktı. Amacı Cirbe Adasına boş dönmemekti. Çünkü bir gün önce savaş sırasında zaptetmiş olduğu gemiler kendisinin değil, fakat Osmanlı devletinin malı oluyordu. Issız denizlerde göz gezdirirken, Paksos Adası önündeki denizin, beş tane beyaz nokta ile süslenmiş olduğunu gördü. O beş gemiye uzun uzun baktı. İşte kartal da ta aşağıda, ovada süzülen karacalara böyle bakardı. Fakat beş beyaz nokta, beş tane masum karaca değil, beş tane kocaman Venedik kadırgası idiler. Rüzgâr kıyıdan esiyordu. Halitaların pruvaları birdenbire rüzgârdan açıldı. Turgut Reis, tam yolla bocalabanda kadırgaların üzerine davrandı. Fakat kadırgalar da onu görmüşlerdi. Kaçıyorlardı. Ne var ki Turgut uçuyordu. Yarım saat içinde, Epir Dağları arkadaki ufukta eridi. Fakat Turgut artık top menziline girmişti. Kadırgalara orsa alabanda etmeleri ve teslim olmaları emrini verdi. Bir gün önce yemiş oldukları zılgıdın tadı Venediklilerin hâlâ ağızlarında idi. Teslim oldular. Gemilerde pek az barut bulundu. Fakat buna karşılık safraları boldu. Turgut Reis, safrasız kalitalarına safra aldı.

    Kadırgaları Cirbe'ye gönderdikten sonra, Malta kanalına doğru yol aldı. Sicilya'yı dolaşarak İtalya'nın batı kıyısında Amantea'nın önüne vardı. Orada koca bir İspanyol kalyonuna rastgeldi. Turgut'un barutu azdı. Preveze savaşında, asıl top ateşiyle iş görmüştü, öteki kalitalardan kendi kalitasına savaşçılar alarak, hemen rampa etti. Kalyonun güvertesini kolaylıkla ele geçirdi. Ne var ki İspanyollar ön ve kıç kasaralarda toplanmışlar, oralardan ateş ediyorlardı. Piştov ve arkebüzler, kamaraların kalın duvarlarını delemiyordu. Ah bir top olsaydı! Kalitadan top taşıyacak vakit yoktu. Turgut korsanlara emretti. Koşa koşa gidiyorlar ve yatağanlarını topların ağızlarına sokuyorlardı. Sonunda iki dolu top bulundu. Güllenin önüne demir parçası olarak ellerine geçeni tıktılar. Direklerden ve mataforalardan siper alınarak kıç kasaraya yanaşıldı. Ateş edildi. Top öylesine dolu idi ki gürleyince, geri tepti, küpeşteyi parçalayarak denize düştü. Fakat kasaranın bir yanı da han kapısı gibi açılmıştı. Onu zaptetmek artık işten değildi. İkinci topa gerek kalmadı. Ön kasara da ele geçirildi. Kalyonda istenildiği kadar barut bulundu.

    Turgut Reis, Amantea'nın açıklarında (kıyı boyunca giderek) güneye pruva tuttu. Sıra ile Kosenza, Belvedere, Palermo şehir ve limanlarının önünden geçerek Kapri Adasıyla, onun karşısındaki Sorrento burnu arasından Napoli'nin önüne vardı.

    Bu gezinti sırasında eline on dört kadar gemi geçti. Gemileri zaptettikçe barut buluyor, barut ve cephane buldukça da kuvveti artıyordu. Ele geçirdiği gemilerde, Batı Anadolu'nun kıyılarından tutsak edilerek forsalık zincirine vurulmuş Türkler kurtuldukça Turgut Reis'e gönüllü olarak forsalık etmek istiyorlardı.

    Turgut Reis, Napoli'nin önünden, âdeta koca bir donanma olarak geçti. Ondan sonra Gaeta, Terracina, Littoria önlerinde göründü ve Çivitavekya'ya geldi. Orada karaya çıktı ve on beş kilometre kadar içeriye girdi. Papaya, Turgut Reis'in Roma üzerine yürümekte olduğu haberi getirildi. Papa, aceleyle Vatikan'dan çıkarak Rieti'ye kaçtı. Turgut Reis, İtalya Yarımadasının oluşturduğu çizmenin ucundan ta Roma hizasına kadar Apenin Dağlarının zincirini, toplarının sesiyle, boylu boyunca angılandırmıştı. Fakat Turgut Reis'in fikri Roma'nın üzerine yürümek değildi. Toplarının gürleyişini daha kuzeyde Argentario burnu, Elbe Adası, Piombino körfezi, Cecina, Liverno, Pisa, Massa, Spezia limanlan duydu. Ondan sonra Cenova'nın önüne geldi. Oradan Cirbe'ye döndü.

    Turgut Reis'in seferde olduğu sırada Cirbe Adasındaki şenliklerin ardı arkası kesilmemişti. Turgut Reis'in ele geçirdiği gemiler limana girerken bütün bayrak, sancak, fılandıra ve forsalarını takıyorlardı. Zaptedilen geminin, limana gelin gibi süslenmiş bir halde girmesi gelenek olmuştu.

    Sonra Turgut Reis her ne kadar zaptettiği gemilerin barut ve cephanesini alıyor idiyse de, tutsak gemilerin, yolda düşmana rastgelerek savaşmak zorunda kalması olasılığını da gözönünde tutuyor ve gemide bir miktar cephane bırakıyordu. Gemiler limana girerken barutlarını, kenti selamlamakta kullanıyordu. Gemiler böyle geldikçe de bütün halk kıyılara dökülüyor ve gemileri alkışlıyorlardı. Gemiler demir attıktan sonra kürekleri birbirine bağlıyorlar ve yedeğe alarak kıyıya getiriyorlardı. Bundan maksat, gemi komuta kurulu ve savaşçıların gemide bulunmadıkları sırada İspanyol esirlerinin küreklere dayanarak, gemiyi alıp kaçmalarını önlemekti.

    Turgut Reis Cirbe'de az durdu. Gemilerine çeki düzen verir vermez kış demedi, denize açıldı. Kışın fırtınalı gecelerde beylik filo İstanbul'da karaya çekilmiş uyurken Turgut Reis, Akdeniz'in üzerinde kuşlar gibi uçuyordu. İspanya, İtalya, Sicilya ve Sardenya'ya yaptığı hareketlerde hareket üssü diye kullandığı Tetuan, Elariş, İspanya'da Formentara Adası, Korsika'da Bonifaççiyo boğazı, Strumbul ve Lipari adalarının arasında mekik dokuyordu. Batı Akdeniz'in her kıyısından yakınmalar yükseliyordu.

    Bu yakınmalar üzerine ilkbaharda, (1540) Andrea Dorya elli beş kadırga ile sırf Turgut Reis'i aramak için Cenova limanından ayrıldı. Onu Şarlken, Madrit'te Eskuriyel sarayına çağırtmıştı. Bizzat kendisine Turgut'u ölü ya da diri, mutlaka yakalaması emrini vermişti. İmparatorun öfkesinden sakalı titriyordu. Yahu Avrupa'nın belli başlı kralları onu, şu korsan kadar tehdit edememişlerdi. İmparator, Andrea Dorya'ya; "İmparatorluk, bu herifin yüzünden bizar kalıyor. Bu adamı yakalamak için size sonsuz yetki veriyorum. Eğer Preveze'de muvaffak olsaydınız, şimdi rahat ederdik," demişti. Bu sözler şu demekti ki, imparator onu Cenova dukalığından ve Cenova'yı da bağımsızlığından yoksun etmekle tehdit ediyordu.

    Turgut Reis'i aramaya çıkan yalnız Andrea Dorya değildi. Onun kardeşi Tomassa Dorya'nın büyük oğlu Gianettio Dorya da amcası gibi, Turgut'u bulup öldürmek ya da tutsak etmek üzere on Ceneviz kadırgasıyla denize açıldı. Sicilya'da Messina'da Dük Alkala ve büyük komandörü Don Branje de Requezensin mavnalardan (mavnalar, kadırgalardan daha büyük savaş gemileri idi) ibaret kuvvetli filosuna katıldı. Bu donanma, Sicilya Adasında, Palermo ve Tranapi limanlarında Turgut Reis'i aradı. Buralarda Türk korsanlarına dair bilgi elde edemedi. Sardenya Adasının denizlerini kolaçan eden kâşiflerine, Korsika'dan haberler göndermeye koyuldular. Bunun üzerine Gianettio Dorya, Korsika Adasına yollandı.

*
*   *   *

    Haziran ayı henüz girmişti. Turgut Reis artık yaz seferlerine başlamalıydı. Kayıklarının altı yosundan burçak tarlasına, deniz kişriye ve midyelerinden de yalı boyu cakıllığına dönmüştü. Kalita ve perkendeler saatte on dört, on beş mille uçacaklarına, denizin dibine bağlanmışlar gibi zar zor sekiz mil yapıyorlardı. Cirbe Adasına gitmek uzun iş olacaktı. İşte şurada yakıncacık bir koy vardı. Girallana koyuna gider, orada gemileri karaya çeker, altlarını yağlatırdı. İyi ki, her zamanki gibi ihtiyatlı hareket etmişti. Kantar kantar kalafat pamuğu, çifti, donyağı vardı. Karineler güzelce raspa edildikten ya da çırayla yakıldıktan sonra bunlarla yağlanırdı.

    Turgut Reis öyle düşünerek, Kalvi ile Bastiya'nın arasındaki Girallana koyuna girdi. Tayfalar, yağlama işini çarçabuk bitirerek denize açılmak hevesindeydiler. Turgut Reis, gemilerin yarısının yağlanmasını ve yarısının her olasılığa karşı beklemesini istiyordu. Fakat denizcilerin yalvarışlarına dayanamadı. Filosunun hemen hemen hepsini karaya çektirdi.

    Turgut Reis, o koya kış mevsimi beş on kez uğramış ve gemilerini yağlatmıştı. Kıyı halkı kendisine dosttu. Limanın dibinde beş on toplu küçük bir kale vardı. Fakat kale muhafızları Turgut Reis'in bayrağını tanımışlardı. Ona ateş açmanın kendilerine neye malolacağını pek iyi biliyorlardı. Kalenin içindekiler, kapana kısılmış fareler gibiydiler. Kalede bir çıt yoktu. Kalenin yüksek burçlarının mazgallarından uzanan topların namlu ağızlarına ise Turgut Reis hiç önem vermiyordu.

    Tekneler karaya çekileli birkaç gün olmuştu. Şafak ancak sökmeye başlamıştı. Turgut Reis az uyur erken kalkardı. Geceleyin kırlangıçlarının bir tanesine liman ağzında, karakol ödevi gördürürdü.

    Hafif kayık, yelken üstüne birkaç mil sağa, birkaç mil sola gider, gelirdi. O sabah rüzgâr denizden kıyıya esiyordu. Kırlangıç iki mil ayrıldıktan sonra Girallana'ya doğru dönerken, büyük bir donanmanın da limana doğru hızla ilerlemekte olduğunu hayal meyal gördü. Kırlangıcın, donanmadan önce limana yetişmesine olanak yoktu. Hemen kıyıya yanaşıp, ayağına çabuk olan iki tayfa çıkardı. Kendisi limana doğru yoluna devam etti. Fakat çok gitmeden, Girallana'ya donanmadan önce varamayacağını anladı. Artık bütün umudu, limana doğru koşarak gidenlerdeydi. Ah yolda bir veya iki beygir bulabilselerdi?

    Artık doğu ufku al bir renkle uyanıyordu. Limanı saran ağaç ve çalıların arasından kuşlar, keklikler ötmeye koyuldu... Turgut Reis, kamarasından güverteye çıktı. Çoğu karada bulunan tayfası da uyanmıştı. Bazıları namaz kılıyorlar, bazıları ateş yakıp sabah kahvaltısı olarak tarhana çorbası pişiriyorlar, bazıları ise kılıç ve yatağan biliyor ya da piştov yağlıyorlardı.

    Turgut Reis, o gür ve uzun kaşlarının altında zekâ ile parlayan gözlerini denizde gezdirdi ve bütün ufku taradı. Yakın ya da uzak enginde gemi değil, fakat bir tek deniz kuşu bile yoktu.

    Korsan böylece denize bakarken, apansızın limanın kuzey burnunun arkasından uçurum gibi kapkara bir savaş teknesi çıkıverdi. Onun ardı sıra, bir ve bir tane daha... Yelkenlerini şişirmişler, arkadan aldıkları rüzgârla tam yolla limana giriyorlardı. Turgut Reisin savaşçı ve denizcilerinin çoğu karada idi... Onları kalitalara alacak vakit yoktu. İyi ki her olasılığa karşı, denizdeki üç kalitanın başlarını boğazın ağzına doğru karamusal etmişti, kıçtan bir demir attırmıştı.

    Kalitaların başlarındaki, dolayısıyla düşmana doğru bakmakta olan on beşer karışlık, kırkar kantarlık toplara hemen ateş etmeleri emrini verdi. Demir alacak zaman bile yoktu. Demirlerin denizde bırakılmalarını emretti. Zaten sekiz kulaç derinliğindeki berrak sularda demirler, insan avucu içinde duruyorlarmış gibi görünüyorlardı. Onları, kısmet olursa sonradan almak kolay olurdu. Suların öylesinde şamandıra bırakmaya bile gerek yoktu.

    Turgut Reis'in topları ancak bir kere ateş edebildi. Pupa yelken gelen birçok kadırga, limana girmişlerdi. Zaten daracık olan yerde, bir iki geminin bile manevra edebileceği yer yoktu...

    Topların ateş etmesiyle birlikte Turgut Reis'in, yarıp geçerim umuduyla yetmiş büyük gemiden ibaret düşman donanmasının üzerine üç kalitayla yıldırım gibi saldırması bir oldu. Direk başına korsan bayrağını çektirmişti. Kürekler, üç dört forsanın kolları ile suyun ağırlığı arasında kırılacaklarmış gibi çatırdıyorlardı. Kalitanın sancak ve iskele omuzlarında köpükler, karlar gibi kabarıp fışıldıyarak yıkılıyordu. Ne var ki; karşısında yakılacak bir savaş gemisi dizisi değil, fakat bir tekne kalabalığı vardı. Turgut Reis'in kalitaları çatıp çatırdadı.

    Düşman kalabalığı onun gemisini her taraftan sardılar ve rampa ettiler. Artık yüze karşı bir oranında bir savaşa başlanmıştı. Zırhlı İspanyol piyadesi, Turgut'un kalitasına her taraftan bir çelik çağlayanı halinde akıyordu. Turgut Reis, kılıcını kınından bir şimşek gibi çekti ve "Yoldaşlar, hepimiz şehit olacağız, bu durumdan başka bir kurtuluş yolu yok, kendinizi pahalıya satın!" dedi. Girallana koyunu saran yüksek dağlar yaratıldı yaratılalı beri duymadıkları savaş gürültüleriyle titrediler. Bir fareyi öldürmek kolay olurdu. Fakat pars ve kaplan öleceğini anlayınca, dişiyle, tırnağıyla savaşarak ortada diri adına kimseyi bırakmamaya çabalardı.

    Turgut Reis'in kalitası her taraftan sıkıştırıldıktan başka, yavaş yavaş koyun dibine kadar itiliyordu. O ana kadar korku ve heyecan içinde susarak hiç ses çıkarmamış olan küçük kalenin topları da, Turgut Reis'in üzerine öldürücü bir ateş açtı.

    Çarpışanların arasındaki büyük sayı farkına rağmen savaş iki üç saat sürdü, bir aralık Turgut Reis'in bir kalitası, kendi cephanesini ateşe vererek havaya uçtu ve berhava olurken, iki yanına yapışmış olan iki düşman teknesini de paramparça etti. Havaya fırlayan kara buluttan koyun sularına, yağmur gibi insan kol, kelle, bacakları ve serenle gemiye ait parçalar yağdı. Devlerin korkunç boğuşması sona erdiği zaman, zaten birçok yerinden yaralanmış olan Turgut Reis son olarak, başına düşen koca bir seren parçası dolayısıyla kendinden geçmiş, yere yıkılmıştı. Onu diri olarak ele geçirmek, öldürmekten daha hoş olacaktı. Onu ayılttılar, bütün şövalye ve savaşçılar, Turgut Reis'in tutsaklık halini görmek üzere güverteye üşüşmüşlerdi. Ne olur ne olmaz diye Turgut Reis'e zincirleri, tamamen ayılmazdan önce takıldı.

    Amiral, kendi bastardasının ve Turgut Reis'in kalitasına rampa etmiş olan öteki mavna ve kadırgaların subay ve savaşçılarının, bastardasında divan taburu olmalarını emretti. Gianettio Dorya, züppe ve kibirli bir çocuktu. Gemisinin kıç köşkü üzerinde, altın sırmalı ve yaldızlı kırmızı kadife koltuğuna kuruldu. Turgut Reis'in huzuruna getirilmesini emretti. Preveze savaşında amcası Andrea Dorya'yı yenenlerin başta gelenlerinden olan şu Dragut'a (Turgut'a) kendisini gösterecekti. Turgut Reis ise Gianettio gibi bir delikanlıya değil fakat saçı sakalı denizlerde ağarmış olan Andrea Dorya'ya esir olduğunu sanıyordu. Gianettio'nun önüne, zincirler içinde getirilince ve al koltuk üzerinde, sütun üzerine konmuş bir anıt gibi kurulan, dudağı henüz bıyıkla gölgelenen genci görünce hayret ederek, "A! A! Demek ben bir çocuğun tutsağı oldum ha?" diye bağırmaktan kendini alıkoyamadı. Turgut Reis'in sözleri Gianettio'ya tercüme edilince, delikanlının bütün kanı öfkesinden yüzünü harladı. Tabur olmuş subaylar ve savaşçılar önünde koca amiral böyle bir hakareti karşılıksız mı bırakacaktı. Hemen yerinden fırladı ve Turgut Reis'e bir tokat atmak üzere elini kaldırdı. Fakat Turgut Reis zincirli eliyle gencin bileğini tutarak, onun tokat atmasına engel oldu. Gianettio geriledi ve Turgut Reis'i öldürmek üzere kılıcını çekti. Turgut Reis hiç alt olmuş değildi. Fakat savaştan yorgundu. Elan solumakta olduğuna ve kendisinden çok daha mutlu şehitlerin arasına karışıp gitmemiş olduğuna üzülüyordu. Aramış olduğu ölümden ve hakkı olan şehitlikten yoksun edilerek kendisinin zincirler içinde yaşamakta değil, fakat her an bin bir acı ile kahredilmek üzere, ölmemekte devam etmesine gayret edeceklerdi, onu, öç alma duygularının bir amacı olarak koruyacaklardı, öyle mi? Varsındı şu züppe kılıcını saplasındı. Turgut Reis'in kollarındaki zincirler şangırdadı. Reis kollarını kavuşturdu. Sanki durduğu yerde boyu uzuyordu. Oğlana, alaycılığının ve vekârının doruklarından bakıyordu. Onda bir tutsağın değil, fakat bir muzafferin umursamaz tavrı vardı.

    Divan taburu olmuş olanlar arasında saçları, sakalları çetin savaşlarda kırlaşmış yüksek rütbeli askerler vardı. Bunların bir kısmı, vaktiyle Turgut Reisle kılıç kılıca çatışmışlardı. İşte karşılarında duran koca korsan, savaşta kendilerine korkunun ne olduğunu öğretmişti. Bu adamlar, onu kesinlikle tahkir etmiyorlardı.

    Fakat Turgut Reis'i sükût içinde, gizli bir hayranlıkla seyrediyorlardı. Genç amiralin çirkin hareketini görünce, onu alçakça bir hareketten alıkoymak üzere, hemen ilerleyiverdiler ve gösterebildiklerince saygı göstererek kollarını tuttular. Gianettio, hırsını yenemiyordu. Turgut Reis'in, forsalar arasına forsa olarak zincirlenmesini avaz avaz bağırarak emretti.

    Turgut Reis, üstü başı yırtık pırtık ve kanlar içinde forsalar koğuşuna getirildi ve forsalara zincirlendi. Her hareketi denizlerde kanun çizen o kudretli ellere, forsa küreklerinin topaçları verildi. O anda üzüldüğü bir şey varsa o da elan korumakta olduğu canı idi. Böylece zincirde değil, fakat savaşta öldürülmüş olsaydı, kendisini öldüren ele âdeta minnettar kalmış olacaktı. Şehitlerin hepsinden çok şehitliği aradığı halde, işte yalnız o mu böyle diri kalıyordu. Kancık talihin ona oynadığı acı oyun, asıl buydu. Fakat vekârı, içinden neler düşündüğünün yüzünde belirmesine izin veremezdi.

    Gianettio Dorya'nın filosu, Korsika'dan ayrıldı. Ve Cenova'ya geldi. Andrea Dorya, yeğenini rıhtımda karşıladı. Andrea Dorya'ya Turgut Reis'i yakaladığını ve kendisine armağan olarak getirdiğini söyledi. Andrea Dorya, onun kendi baştardasındaki forsalar arasına konulmasını emretti. Hemen Barselona'ya birkaç kırlangıç gönderilerek, müjde Şarlken'e ulaştırıldı, İtalya, Sicilya ve Balear adalarında şenlikler yapıldı. Çanlar çalındı, kiliselerde, Dragut tutuldu diye şükran duaları okundu.

    Turgut Reis'in tutsak olduğu Cezayir'de duyulunca, onu kurtarmak için bütün Türk, Arap korsanlar toplandılar. O vahşi kurultayda coşkulu ve hazin sözler söylendi.

    Kurtulmalıktan, gemilere saldırmak ve onu kurtarmaktan ve öç almaktan söz edildi. Toplantıda bulunanlar onu kurtarmak için varlarını yoklarını meydana koyuyorlardı. Korsanlar aralarında elçilik edecek uygun bir adamı seçtiler. Elçi Cenova'ya, her ne dilerse verilecek olduğunu bildirdi. Hatta fidyei necattan başka, Afrika'da ne kadar Hıristiyan tutsak varsa hepsinin salıverileceğini vaat ettiler. Fakat Cenova senatosu, Turgut'un her damla kanı için Cezayir'in bütün hazineleri de verilse, onun gene serbest bırakılmayacağı cevabını verdi. Kuzey Afrika kıyılarını bir yastır sardı. Cirbe'de ise, Selime ilk önce Turgut Reis'in tutsak olduğuna inanmadı. Sonra Turgut'un şehit olduğunu, fakat onun geri döneceğini umması için onun tutsak olduğunu söylediklerini sandı ve sonunda tutsak olduğuna inandı. Ana kız, onun forsa olarak kürek çekmekte olduğunu düşündükçe cehennem azabı çekiyorlardı.

    Aylar geçiyordu. Andrea Dorya kısa aralıklarla imparatoru görmek için İspanya'ya, ya da Papa ile görüşmek üzere Anzio ve Çivitavekya'ya, bir de Sicilya'ya uğruyordu. Her yaptığı seferde Turgut Reis, bastardasında kürek çekiyordu.

    Bastardadaki oturağına Turgut Reis'in yanına Napoli'nin fahişeler mahallesinin en alçak ve kirli ürünlerinden iki İtalyan'ı ve gene o çeşit güzellik tellalı çakmışlardı. Bunların hemen hemen hepsi de değil yalnız yabancı kadınlara, fakat kendi kanları ve kızlarına aracılık etmişlerdi. Bunlar, ne dürüst adam olduğunu bildikleri Turgut Reis'i tedirgin etsinler diye yanına konulmuşlardı. Onlar da Turgut'u çıldırtacak surette konuşmakta hiçbir fırsatı kaçınmıyorlar ve son çabalarını harcıyorlardı.

    Turgut Reis'in bu arkadaşları yorulup da susunca, mutlaka forsalar vardiyaları gelir (Andrea Dorya'nın gemisindeki vardiyalar, kamçı kullanmakta filonun en usta vardiyaları idiler) ve sanki cansız bir şilte üzerinde kırbaç eğitimi yapıyorlarmış gibi onu kamçılarlardı. Turgut Reis'in gövdesinin her yanı, yeni açılmış, yarı iyi olmuş ya da kapanmış yara ve berelerle örtülüydü. Kendisi İtalyan ve İspanyol güzellik tellallarına hiç aldırış etmediği gibi kamçılara da, sanki onlar sırtında şaklamıyorlarmış gibi umursamaz kalıyordu.

    Turgut, bütün teselli ve kuvvetini denizlerden, özellikle fırtınalardan alıyordu. Bazı geceler karanlıkla beraber fırtına da kopuyor ve karışık bir vahşet halinde bastardaya çarpıyordu. Derin suların çıldırışını o zaman büyük bir zevkle dinlerdi. Enginin gürleyişi, gönlünde bir anlam kazanırdı. Arzuları kaynardı. Şu uçan yeşil dalgalar üzerinde çok yol almıştı. Kendisine vermiş oldukları hızdan dolayı sertlik ve tehlikelerini hoş görmüştü. Onun çağrısını çocukluğundan beri tanırdı. Şimşeklerin lombozlardan çakışları Turgut'a göre, denizin ve göğün ona kırpan gözleriydi. Ne var ki, fırtına bir dostun, kürekte çektiği işkenceye umursamaz kalarak geçer gibiydi. Bari Afrika illerine ulaştıkları zaman deniz yoldaşlarına, Selime'ye ve kızına hâlâ yaşamakta olduğu haberini götürebilseydi.

    Forsa kullanmasını Türkler Hıristiyanlardan, özellikle haçlı şövalyelerden öğrenmişlerdi. Türklerinki tamamıyla zorunlu bir misilleme idi. Ne var ki, kendi aleyhinde ne kadar büyük bir zafer kazanmış olursa olsun, Turgut Reis kadar an şan kazanmış ve onun yaşına ulaşmış bir insanın tutsaklığını olabileceğince zorluksuz geçirtmek o zamanki hükümetlerce bir nezaket gereği sayılırdı.

    Birçok yıl önce Sen Jan şövalyelerinden Jean Parisot de Lavalette (sonraları Malta kuşatması sırasında Sen Jan şövalyelerinin grandmaitre'i, yani reisi oldu), Turgut Reis'e tutsak düşmüş ve Turgut Reis'in kadırgasında forsa olarak kürek çekmişti. Turgut Reis, nezaket gereği vardiyanlara kırbaç vurmamalarını ve ona olabildiğince iyi muamele etmelerini tembih etmişti. Birkaç sene kürek çektikten sonra Şövalye Lavalette serbest bırakılmıştı.

    Malta grandmaitre'i olduktan sonra bir gün Lavalette, Andrea Dorya İspanya'ya doğru giderken onun bastardasına rastgeldi, selam topları atıldı ve Lavalette, Dorya'yı ziyarete geldi. Dorya kendisine, Dragut'un forsa olarak kürek çekmekte olduğunu bildirdi. Lavalette hemen vardiyanlar köprüsüne giderek Turgut Reis'i kürekte gördü. Ona "Sinyor Dragut, bu savaşın bir töresidir," diye bağırdı.

    Turgut Reis ne istifini, ne terbiye ve nezaketini, ne neşe ve zerafetini bozmadan, ona güle güle, "Ne yapalım? Talihin bir latifesi!" diye cevap verdi ve artık kürekten iyice nasırlaşmış avuçlarıyla küreği çekmeye devam etti.

    İspanya'dan Cenova'ya dönünce, Dorya epeyce süre denize açılmak niyetinde olmadığı için bastardası ve kadırgaları rıhtıma bağlandı. Turgut Reis de dahil olmak şartıyla forsalar gemilerden alınarak hapishaneye götürüldüler. Turgut Reis öteki forsalar gibi koğuşlara değil, fakat zindana atıldı... İki ay zindanda kaldıktan sonra çıkarıldığı zaman, gün ışığına ancak birkaç günde alışabildi.