PREVEZE DENİZ SAVAŞI


    Kendi asırlarının ve kendi yüzyıllarının, önceki ve sonraki birkaç yüzyılın en büyük deniz adamları kıyasıya savaş halinde karşılaşacaklar ve iki bin yıl önce Salamis deniz savaşından sonraki deniz savaşlarının en önemlisine ve en büyüğüne başlayacaklardı. İki tarafın da topçuları, ellerinde yanmakta olan meşaleler hazır, toplarının başında bekliyorlardı. An, tarihi idi. Tiyatrolarda, perde arkasından vurulan üç sopa darbesi, piyesin başlayacağına işarettir. Denizlerde küreklerin gürleyişinden başka tıs yok. Paksos Adası, Parga ve Preveze ile Kefalonya Adası kıyılarında kayalar, seyretmek için irkilmiş gibiydiler. Onların eteklerinde deniz mavi ve berrak, usul usul fısıldamaktadır. Yıl 1538'dir ve Akdeniz'in en güzel mevsimi eylül ayıdır.

    Birdenbire bir top gürledi, gürültüsü kıyıdan kıyıya, adadan adaya yankı yaparak uzaklarda, İtalya'ya doğru kayboldu. Artık tarihsel Preveze savaşı başlamıştı. Türk savaş safının arkasında yer alan gönüllü filosu ikiye ayrılarak, bir ucundan öteki ucuna kadar hemen hemen iki, iki buçuk mil tutan Türk cenahlarından ileri fırlamış ve kalyonlardan oluşan düşmanın ilk safının cenahlarına ateş savurmuştu. Andrea Dorya'ya, usul ve düzen tutkunu akademik kafalı amirale göre Türklerin bu hareketi, deliliğin en bağışlanmayanıydı. Yoksa... yoksa bir tuzak hazırlanıyor da, tuzağın içine mi düşmekteydi? Çok ihtiyatlı davranması gerekti... Haçlı filosu amiralinin içine bir ateş düşmüştü.

    Savaşın ta başında Andrea Dorya'nın aklında hasıl olan kuşkular ve sorularının etkisi, savaşın sonuna kadar devam etti. Onda bir ikircim hasıl olmuştu. Bu çekimserliğin telkini ve etkisi altında, bütün hareketleri kesin olmaktan çok uzak kalıyordu. Türklerin ilk hareketi, düşman amiralini beyninden vurmuştu. Kalyonlar ilerlerken, toplarını karşısındaki Barbaros'a yöneltmişti. Halbuki ateş (ateş eden gönüllü eskadron pek zayıf olmakla beraber) yanlarından geliyordu.

    İlk top atıldıktan sonra kıyametler koptu. Barbaros, bütün savaş safının enince ateş açmıştı. Kalyonlar cevap verdi, fakat toplarının menzilleri kısa olduğu için düşman ateşi Osmanlı safının önünde, minare gibi su sütunları kaldırmaktan başka bir işe yaramadı. Türk gülleleri ise kalyonları kalbura çeviriyorlardı. İki saf birbirine gitgide yanaşıyordu. Türk safında bir boru, davul, nakkare ve nefir gürültüsüdür koptu... Onlarla beraber "Allah!... Allah!" nidaları yükseldi.

    Kalyonlarının güllelerinin Türk donanmasına yetişemediğini gören Andrea Dorya, Türk safını top ateşiyle bozması için en güvendiği büyük bir kalyona ilerlemesi emrini verdi... Kalyon, Türk donanmasının oluşturduğu ayın tam ortasına (yani Barbaros'un kumanda etmekte olduğu kısmın önüne) ilerledi. Fakat yediği ateşten dolayı ilerlediğine de, ilerleyeceğine de pişman olarak geri döndü. Barbaros, düşmanın birinci hattının oluşturduğu kalyonları büsbütün kuşa benzetmek üzere donanmayı geçici olarak durdurdu. Toplarını şaşmaz bir nişancılıkla doldurup doldurup boşalttı.

    İşte o zaman Andrea Dorya ile Venedik amirali, kalyonları kurtarmak niyetiyle kadırgalardan oluşan ikinci safı ileri sürdüler. Fakat kadırgalar da ateş paylarını alınca, geri göndüler. Ateş müthişti. Sanki iki filo ölümün gölgesinde savaşıyorlardı.

    Andrea Dorya bu manevrayı yaparken, Turgut Reis sağdan soldan ilerleyerek kalyonlarla düşman gönüllülerinin arasına girdi. Önceleri girmemişti. Çünkü girdiği takdirde, özellikle ağır Venedikli kadırgaların öldürücü ateşiyle karşılaşacaktı... Düşman kadırgaları, kalyonları savunmak için ileri atılınca, bu fırsattan yararlandı ve düşman kadırgalarının dümenlerini parçaladı.

    Andrea Dorya'nın, kalyonları kurtarmak için yaptığı manevra, kalyonların büsbütün berbat olmaları sonucunu vermişti. Dümenlerini kaybeden birçok kalyon, gözleri kör edilmiş ayılar gibi savaş alanında, öteye beriye sürükleniyorlar ve öteki gemilerin savaş düzenini bozuyorlardı.

    O ana kadar Andrea Dorya, en usta akademisyenin yapacağı manevraları yapmış ve zarardan başka bir şey görmemişti. Binbir tereddütten sonra taktik değiştirme kararını verdi.

    Turgut Reisin gönüllü filosu, bozguna uğrayan kalyonların üzerine hızla saldırmaya başladı. Onun kalitalarının biri yanaşıyor, ağızlarına kadar doldurulmuş olan topların bütün demirini, düşmanın gövdesine boşaltıyor, ondan sonraki kalyona geçerken toplarını dolduruyor, bu sefer ardından gelen kalita ise ilk kalyonun içine, alev ve demir kasırgaları savuruyor, onun ardı sıra bir üçüncü kalita yetişiyordu.

    Artık, sert kükürt kokan top dumanlarının üzerinde, dumana saplanakalmış gibi kalyonların direk uçları görünüyordu... Bunlar ilk önceleri bir orman oluştururken, zaman geçtikçe seyrekleşiyorlardı.

    Donanmanın önden ve ihtiyat filosunun da sağdan soldan ateşlerine uğramış olan düşman, artık kâfi miktarda hırpalanmıştı. Barbaros'un verdiği bir emir üzerine donanma düşmanın birinci kalyon hattının üzerine hücuma başladı. Filonun tümü birden hem ilerlemeye, hem de olanca şiddetleriyle ateş etmeye devam ederek, kalyonlara yanaşıyorlardı. Artık toplar gülle değil, çakıltaşı, hurda demir ve zincir parçaları savuruyorlardı.

    İki taraf ok menziline girdi. Düşman gemilerinden oklar pek seyrek geliyordu. Düşman tek tuk arkebüz de patlatıyordu. Türkler ise daha arkebüzlerini kullanmıyorlardı. Onlarca arkebüz, düşmana rampa etmezden önce, ancak bir iki defa kullanılabilirdi. Düşmanın iyice yanaşmasını beklemeli idi. İşte o zaman, düşmanın kanı insanın yüzüne sıçrarcasına ateş edilmeli idi.

    Bilinir a, arkebüz kurşunu, oklardan daha etkili oluyordu. Fakat Türk okçuları, bir arkebüz dolduruluncaya kadar otuza yakın ok atabiliyorlardı ve genellikle altmış yetmiş metre mesafeden hedeflerine tam isabet sağlayabiliyorlardı. Onun için Türk okları düşmanın üzerine yağmur gibi yağmaya başladı.

    Barbaros ilk kalyon hattını kolayca yardı. Yararken de bir kalyon batırdı. Asıl burada, yani merkezde Türk cengâverleri mucizeler yaratıyordu. Ölenlerin ve yaralananların inleyişlerini, top ve arkebüz sesleri ancak örtebiliyordu. Bu sırada rampalar da oluyordu. Rampalarda iki taraf forsaları da oturakların altına yatmak zorunda bırakılırdı. Forsalardan biri başını kaldıracak olursa, başına ya bir piştov kurşunu yer, ya da bir kılıç şahsıyla kellesi uçardı. Barbaros kalyon hattını yararken, bir Portekiz kalyonu bir Türk kadırgasına birkaç kumbara (hambire) atmıştı. Kadırga kaptanı yangını söndüremeyeceğini anlayınca, ardı sıra kalyona çatarak onu güzelce kancaladı, kendi kadırgasıyla birlikte kalyonu da yaktı.

    Barbaros ilk kalyon hattından sonra kadırgalara da hücum etti. Burada da çatışmalar ve rampalar korkunç oldu. Bir saat kadar süren boğaz boğaza bir savaştan sonra, düşman çektirmelerinin zaptolmamış ya da batmamış olanları, Epir kıyılarından esmeye koyulan kıyı rüzgârından yararlanıp tiramola ederek savaş alanından sıvışıyorlardı.

    Artık yapılacak başka bir iş yoktu. Onun için Andrea Dorya da kaçmakta olan çektirilerinin peşine düştü. Barbaros ve Turgut Reis bunları hayli kovaladılar; hatta birkaç kadırgayı da tutsak ettiler. Fakat karanlık basıyordu. Yanan kalyon ve kadırgaların, çevresi dışında her yer, zindan gibi karanlıktı. Top dumanından yıldızlar bile gözükmüyordu. Düşman bu muharebede, yüz yirmi iki savaş gemisiyle birlikte Akdeniz'deki egemenliğini de yitirmişti.

    Tarihte, Preveze savaşına kadar filo denince, kara askerlerini aktaracak askerler topluluğu anlaşılır ve denizde yapılan savaş da deniz üstü bir kara savaşı sayılırdı.

    Gemiler ve gemiciler sırf askerleri düşmanın karşısına çıkarmakta yararlanılan yardımcı öğeler sayılırdı. İlk olarak Preveze savaşında (ateşli silahlar kullanılarak) savaş gemileri, bir deniz savaşının tamamlayıcısı niteliği kazanmış oldu. Bu zafer bir rastlantı ve talih eseri değildi. Üstün denizciliğin, şevkin, tabiyenin, orijinalitenin ve cesaretin bir semeresi idi.

    Düşman donanmasını yararak muzaffer olmak taktiğinin Barbaros'tan sonra Amiral "Rodney", "St. Vincent" ve "Nelson" tarafından taklit edilmiş olduğu haklı olarak ileri sürüldü. İtiraf edilmeyen bir nokta varsa, on altıncı asırda o asrın en kuvvetli deniz devleti olan İspanya, Şarlken ve İkinci Filip zamanlarında Türk denizcilerinin şahsında kendisine üstün bir rakip bulmasaydı ve kuvvetlerinin büyük bir kısmını Akdeniz'de tutmak zorunda kalmasıydı, İngiltere'yi istilaya çıkan Büyük Armada'dan çok önce ne o Armada'dan daha büyüğünü yapar ve ne de o imparatorluğu kurmakta hizmetleri dokunmuş olan "Hawkins"ler, "Orake"ler, "Rodneyler, "St. Vincenf'ler ve "Nelsonlar peydahlanabilirdi.