DÜNYANIN BAŞLICA DENİZ
SAVAŞLARINDAN BİRİNİN ÖNCESİNDE


    Avrupa'da bütün mahkemelerin yargıçlarına ellerindeki suçlu suçsuz tüm tutuklulara çabuk ve ağır cezalar verilmesi emredildi.

    Ölüme mahkûm olanlar mükemmel kürek çekiyorlardı... Tazminat vermeye ya da kötek yemeye mahkûm olanlar da çokluk, kürek çekmeyi tercih ediyorlardı. Jandarma ve polis vazifesi görenlere emirler verildi. Serseriler, külhanbeyleri cayır cayır toplatılıyorlardı.

    Mahkûm olanlar asil iseler, onlar para karşılığında kendi yerlerine kürek çekecekleri buluyorlardı. Krallara, papalara, dine ve havarilere küfredenlere zincirler takıp takıştırılıyordu. Ne var ki cezalar verilmezden önce suçlular, anadan doğma çırılçıplak ediliyorlardı. Çünkü kürekler kuvvetli kollar istiyordu. Kol, göğüs ve bacaklar sağlam olursa herif hemen cezayı yiyordu.

    Bunlara kürek çekmeyi öğretmek sorunu vardı. Fakat bu iş de kolaylıkla hallediliyordu. Bunların aralarına eski forsalardan birkaç usta kürekçi konuluyordu. Eğer böylece toplanan forsalar yetmiyorsa, usta kürekçilerle karışık, acemi forsalar kadırgalara konuluyor, bunlar Türk kıyılarına forsa devşirmeye gönderiliyordu. Sonra Venedik'in Dalmaçya kıyıları, dünyaya yetecek kürekçi depoları idi. Kürekçi eksikliği duyulunca emir gelirdi: "Vurun topunu da zincire", sancak tarafındaki forsalar sağ bacaklarından, iskele tarafındakiler sol bacaklarından kösteklenirler, zincirler de güverteye çakılı olan mapalara (halkalara) takılırdı.

    Alelade kadırgaların kürekleri onar metre uzunluğunda oluyordu. Onlar beher oturağa oturan beş kişi tarafından çekiliyordu. Kapitanalar ve bastardalarda her oturakta altı yedi kişi otururdu. On yedi metre uzunluğundaki kürekleri dokuz kişi kullanırdı.

    Forsalar oturağın önündeki basamağa basarak büsbütün ayağa kalkıyorlardı. (Kalkarken basamağa ayak vururlardı... Bunlara ondan dolayı "payzen" deniliyordu.) O zaman kürekler, dışarıda suya girmiş oluyordu. Sonra birdenbire gövdelerinin bütün ağırlığı ile kendilerini oturağın üzerine bırakıyorlardı. Oturakların üzeri yumuşak olsun diye paçavralarla örtülü bulunuyordu. Forsalar ancak lüzumu halinde öldürülüyorlardı. Bu zavallılar, bankolarının üzerlerinde uyuyorlardı... Yağmurda da, güneşte de gövde gövdeye, ter tere.

*
*   *   *

    Haçlı donanması Korfu'da toplandı. Oradan Preveze'ye saldırdı. Preveze'yi zapta kalkıştı. Bu haber Barbaros'a varınca, düşmanın kuvvetini araştırmak için pek hızlı ve küçük yirmi parçadan oluşan gönüllü filosunu Turgut Reis'in kumandası altında Preveze sularına gönderdi. Kendisi donanma ile yavaş yavaş arkadan geliyordu. Turgut Reis, Mora Yarımadasının batı kıyısını firişka bir rüzgârla gölge gibi geçerek, kuzeye doğru yükseldi. Zante Adasına kadar hiç düşmana rastgelmedi. Fakat Zante'nin doğusundaki Jakintos limanında kırk çektirmelik bir düşman karakol fırkasına rastgeldi. Daha ileriye sokulmanın tehlikeli olacağını sezdi ve daha ileriye gidemedi. Oradan hemen geriye döndü. Düşman, Türk toplu kuvvetleri tarafından kısım kısım avlanmaktan korkuyordu, onun için Türk öncülerini görür görmez pupa yelken, çala kürek Preveze'ye kaçıyorlardı. Andrea Dorya, Preveze kalesini kuşatmış, onu zapta çalışıyordu. Düşman fırkası, Türk öncülerini gördüğünü ona bildirdi. O da hemen kuşatmayı kaldırarak donanmayı Korfu'ya çekti.

    Turgut Reis, yıldırım gibi giderek, henüz donanma Modon'da iken gördüklerini Barbaros'a bildirdi. Donanma aheste aheste Kalamata'ya uğrayarak oradan su aldı, sonra kuzeye doğru ilerledi. Kefalonya'nın doğusundan geçerken o kıyıda ne varsa, yakıp yıktı. Preveze'ye vardı. Andrea Dorya tarafından muhasara edilirken, kalenin bazı yerleri yıkılmıştı. Barbaros onları onarttı.

    Barbaros, Preveze'de iken, Turgut Reis'in gönüllü filosundan iki hızlı kırlangıç ayrılarak düşman kıyılarına gönderildi. Kırlangıçlarla birkaç nefer tutsak edildi ve düşmanın savaş kuvveti hakkında bir hayli bilgi edinildi. Andrea Dorya, altı yüz savaş teknesine komuta ediyordu. Bu kuvvet şu gemilerden oluşuyordu:

    Cenova: 52 kadırga, l kalyon; Venedik: 70 kadırga, 10 karaka; Malta: 10 kadırga; Papalık: 30 kadırga; İspanya ve Portekiz: 80 kalyon; başka devletler: 49 karaka.

    Bunlardan başka donanmanın toplamını altı yüz tekneye kabartan birtakım gönüllü gemiler de vardı.

    Karakalar, ikişer bin mevcutlu büyük kalyonlardı. Ne var ki kalyonlar, barçalar ve karakalar yalnız yelkenle giderlerdi.

    Topları çektirilerden, yani kadırgalardan, kalita ve perkendelerden daha çok olmasına rağmen, kısa menzilli idi. Venedik kadırgaları suda pek alçak batan teknelerdi.

    1700 tonluk olan bu teknelerin her birinde bin savaşçı, 450 oturak ve her oturakta da dokuz forsa bulunuyordu... Bunların bordalarında otuz topları ve on dört de daha küçük topları vardı. Her birinde beş yüz arkebüz bulunurdu. (Arkebüz, tüfekten çok küçük bir topa benzerdi. Ateş etmek üzere doldurulur, namlusu, sehpa üzerine konulur ve ondan sonra nişan alınır, ateş edilirdi.)

    Bu kadırgalar, yelkene pek gelmezdi, fakat iş küreğe binince, öteki kadırgalara üstündüler. Baştaki topları pek büyük ve pek uzun menzilli idi. İşte bundan dolayı rampadan önce oldukça tehlikeli sayılırdı.

    Kastilli, Aragonlu, Portekizli, Italyalı ve daha başka memleketli bir hanedan yoktu ki, asil çocuk ve bireylerinden birini ya da birkaçını bu filoya göndermiş olmasın.

    Papa, bir "nonce"nin başkanlığında filoya beş yüz küsur rahip göndermişti. İspanyollara Jesuvit, Cenova ve Portekizlilere Fransisken ve Dominiken rahipler. Papa'nın kendisi de Roma'da, Vatikan'da her gün diz çökerek haçlı donanmasının zaferi için dua ediyordu.

    Bu altı yüz teknelik koca donanmaya karşı Barbaros'un emrinde, çektiri; (yani yelkenle gider ama asıl kürekle çekilir) çeşitlerinden yüz yirmi parça gemi vardı. Turgut Reis'in gönüllü filosunda ise pek az kadırga mevcuttu. Çoğu kalita (galeot) idi. Bunlar on altı ila yirmi üç oturaklı idiler. Bir direkleri vardı. Çok seri idiler ve kadırgalar gibi başlarında düşman gemilerine toslamak için mahmuzları vardı ve tıpkı kadırgalar gibi baştan rampa ederlerdi. Baştaki toplarıyla (tıpkı şimdiki uçaklarda olduğu gibi) tekne takımıyla düşmana doğru çevrilerek nişan alınırdı. Tekne düşmana doğru dönünce, topçunun görevi (düşmanın uzaklığına göre) topu yukarıya ya da aşağıya kaldırmaktan ibaretti. Turgut Reis'in kadırga ve kalitalarının her birinde (sancak ve iskele bordalarında) her tarafa döndürülebilen on iki küçük top vardı. Top nişancılığı eğitiminde gülle ve baruta acımadığı için Turgut Reis'in top ateşi pek öldürücü oluyordu.

    Barbaros, Turgut Reis'le beraber Preveze'de yatarken düşman donanması bu limana iki mil ötede demir attı. Türk donanmasını sıkıştırmak için limanın ağzını ablukaya aldılar... Düşman donanması, dört beş mil eninde bir alan işgal ediyordu. Türk gemilerinden ne Lef kas Adası, ne de ufuk gözüküyordu. Gemilerin boy boşları şöyle dursun, sayı üstünlükleri Osmanlıları korkutmadı değil, korkuttu. Ne var ki, düşman geldikten sonra artık ister istemez savaşılacaktı. Barbaros bu ürküntünün farkında idi. Tarihin en büyük deniz savaşlarından biri başlamak üzere idi. Barbaros'un emri üzerine, Kaptan Paşa bastardasına savaş meclisinin toplanacağını bildiren işaret bayrağı çekildi. Sancak beyleri ve Turgut Reis'in başkanlığında gönüllü filosunun bütün reisleri Kaptan Paşa bastardasına gittiler.

    Bu reislerin bazıları, karaya asker ve top çıkarılması ve boğazın tıkanmasını uygun gördüler. Barbaros bu fikri kabul etmedi. Donanmayı, orta, sağ ve sol olarak üçe ayırdı. Bu kollara komuta edecekleri seçti. Her geminin direklerini aşağıya almasını ve kıç sancağından başka sancak (komutanlara özgü bayrak) göstermemesini, savaş hattı üzerindeki mevkiini muhafazaya gayret etmesini, kendisini taklit etmesini, askeri savaşa teşvik etmesini, savaşa başlanacağı sırada baş topların hazır bulunmasını ve menzil içine girilince topların hep birden patlatılmasını, herkesin düşmanın savaş hattını bozmaya çalışmasını tembih etti. Turgut Reis'e de savaş sırasında ihtiyat filosu olmak üzere savaş hattının dışında bulunarak düşmanın manevra ve hareketlerini bozmak için gerektikçe, düşmanı yanlarından ya da çekilme hattı üzerinden onları topa tutmasını söyledi. Demek ki Turgut Reis, müstakil bir filo teşkil edecekti.

    Toplantı devam ederken, düşman filosunun bir kısmı karaya asker çıkarmak niyetiyle kıyıya yanaşınca, kıyıdan ateş açıldı. Barbaros, Turgut, Güzelce, Mehmet ve Sadık Reislere, bu düşmana hemen saldırmak emrini verdi. Düşman değil çekilmek, fakat apar topar kaçmayı uygun buldu.

    Bir iki gün sonra düşmanın birkaç kadırgası, limanın ağzına gelerek, oradan Türk donanmasına ateş etmeye koyuldu. Barbaros leva demir emrini verdi.

    Haçlıların bu hareketi Türk donanmasının azlığı dolayısıyla savaşı göze alamayacakları inancından ileri geliyordu... Donanma limandan dışarıya çıktı. Altı mil açıldı, biraz duruldu. Göz kırpacak kadar kısa bir zamanda bütün filo yarı daire şeklinde savaş durumuna girerek düşman donanmasının demirli bulunduğu yere doğru ilerledi. Kürekler denizi dövüyordu, savaş hattı ilerledikçe, denk düşen sularıyla denizi yol yol çiziyordu. Kürekler dakikada yirmi altı kere denize dalıp suları itiyordu. Türk donanması top menziline girer girmez, ateş açtı. Bir kısmı Korfu Adasında demirli bulunan haçlı donanması, eksik mevcutla savaşmak istemediğinden, karşılık vermeye cesaret edemedi, demir kaldırınca Korfu yolunu tuttu. Vakit akşam olduğu ve sular kararmaya başladığı için peşine düşülmedi. Preveze limanının dışına demir atılarak beklendi.

    Barbaros, donanmada bir korku mevcut olduğunu biliyordu. Onun için dinlenmeye çekildi. Gece yarısı uyanarak pek güzel bir düş gördüğünü ilan etti ve hemen leva demir emrini vererek Korfu'ya doğru yol aldı.

    Ertesi sabah Parga üzerinden doğan güneş, Parga'nın karşısındaki Paksos Adasını kıpkızıl ederken, direklere çıkmış olan gözcüler, düşman donanmasının direk uçlarının, Ayamavra Adasının İncirli limanının karşısında görülmekte olduğunu bildirdi.

    Düşman Lepanto körfezine girmeye çalışıyordu. Barbaros bir ayak önce yetişerek, onları körfeze girmeden önce yakalamak istedi. Bunun için Türk donanması güneye doğru gitmeye koyuldu.

    Düşmana gelince; Korfu'daki kısmına kavuşmak üzere Preveze'den Korfu'ya giderken, Korfu'daki kısmı da adadan kalkarak Preveze'ye doğru yol alıyordu. Bu iki kısım gece birleştikten sonra Ayamavra Adasına gelmişler oradan Lepanto'ya gidiyorlarmış. Türk gözcülerinin gördükleri işte onlardı.

    Böylece Barbaros, Korfu'da umduğu düşmanı Ayamavra'da buldu.

    Düşmanı görür görmez Türk donanması, başlıca dört fırkaya ayrıldı. Bunlardan gönüllü fırkası Turgut Reisin kumandasında, ihtiyat kuvveti sayılarak savaş safına alınmadı. Ne var ki bu fırkaya, gerektikçe zayıf noktalara yetişmek ve fırsat düştükçe yandan ve arkadan vurmak gibi çok güç bir vazife verildi. Turgut Reis kendisini, yirmi kadırga ve kalita, üç yüz küsur top ve üç bin denizcinin başında buldu. Geriye kalan üç kısmın ortadakini doğrudan doğruya Barbaros, sağdakini Salih Reis, soldakini Seyit Ali Reis yönetiyordu. Kısacası, Barbaros'un donanması yarım eğmeç oluşturdu (Kavisin iki uçlarına boynuz deniyordu). Donanma bu saflaşmayı o kadar düzgün ve çabuk yapmıştı ki, bunun deniz üstünde bir manevra değil, fakat kâğıt üstüne mürekkeple çizilen bir plan olduğu sanılabilirdi. Arkebüz kurşunlarına siper olsunlar diye denizcilerin şilteleri sarılarak alabandalara sıralanmıştı. Ayaklar, dökülen kanlar üzerinde kaymasın diye güvertelere kum ve talaş serpilmişti. Yelkenler mayna edilmiş, direkler çıkartılmış, tenteler sara edilmiş, sancaklar kündelere çekilmişti. Gemi başlarının kabartmaları ve altınları güneşte pırıl pırıl parlıyor, kürekler fısıldıyor, pruvalarda köpükten beyaz bıyıklar meydana geliyordu.

    Düşman, Barbaros'un üzerine gelmekte olduğunu görünce, burun kırdı, denize doğru açılmaya başladı. Haçlı filo çeşit çeşit teknelerden oluştuğu için üç sıra borda nizamı aldı.

    Birinci hatta kalyonlar, ikincisinde kadırgalar, üçüncü hatta da ihtiyat kuvveti olarak küçük gemiler yer aldılar... Tam savaşın başlayacağı anda çılgın ve haşarı bir güney rüzgârı esmeye koyuldu. Bu rüzgâr düşmana çok yarıyordu... Oysa Türk donanması ince yapılı akıncı teknelerinden ibaretti. Bunlar durgun havada kürekleriyle saldırarak, yerli yerlerinde kalan kalyonları uzaktan top ateşine tutarak delik deşik eder, sonra rampa edip zaptederlerdi. Fakat rüzgârlı havada kalyonlar istedikleri gibi yelken kullanabileceklerinden, onların boylarına nispet hiç kalan narin kadırgalara çarpıp onları kolayca bastırabilirlerdi.

    Fakat Barbaros hiç üzülmedi, iki Ayeti Kerime yazarak geminin iki tarafına astı. Rüzgâr hemen kesildi.

    "Kul gayret etsin, Tanrı da yardım eder," derler.

    Akdeniz'in her köşesinin iklimini, mevsimine göre esen rüzgârlarını adamakıllı bilen Barbaros, tayfanın manevi kuvvetini yükseltmek için bu bilgisinden yararlanmıştır. Rüzgârın kesilmesi düşmanı ürküttü. Fakat iki filo, nerede ise top menziline giriyorlardı. İş işten geçmişti artık.