YEDİ ŞEHİTLER ANITI


    Burhaniye ilçesiyle Ayvalık ilçesi arasındaki yol üzerinde Karaağaç adlı bir köy vardır. Kurtuluş Savaşfmızdan önce Karaağaç köyünde Türkler'le Rumlar bir arada, hiç kavgasız gürültüsüz çalışıp yaşamaktaydılar.

    Karaağaç köyü, denize doğru eğik bir sırt üzerinde kurulmuştur. Köy evlerinin bulunduğu arazi kuzeye doğru yükselir. Köyün üst başındaki ağaçlıklı tepede bir anıt vardır. Bu anıta yaklaşırsak, anıt taşında şu yazıtı okuruz:

    "Yurttaş!
    "Kurtuluş Savaşı başlangıcında Ali Çetinkaya'nın kumanda ettiği Yüzyetmişikinci Alay erlerinden 16-7-1919'da şehit düşen yedi er burada gömülüdür."
    "23-9-1936"

    Adlarına anıt dikilen bu yedi erin nasıl şehit edildiklerini anlatalım.

    Ayvalık koyundaki Yunan savaş gemilerinden Yunan askerleri karaya çıkmış ve Yunanlılar Ayvalık'ı işgal etmişlerdi. Bunun üzerine Ayvalık'taki Yüzyetmişikinci Alay Komutanı Yarbay Ali Bey, alayını Araplar köyüne çekti. Yakındaki Karaağaç köyüne de şu haberi ulaştırdı:

    "Yunan askeri Ayvalık'ı işgal etti. Askerimiz düşmana karşı koymaktadır. Allahını, peygamberini, yurdunu seven yardıma koşsun!"

    Bu haber üzerine, Karaağaç Köyü camisindeki sancak, köyün altındaki yola çıkarıldı. Köyün yaşlısı genci, eli silah tutan her erkeği, bıçağını, nacağını, çiftesini, mavzerini, tabancasını, tüfeğini, hiçbişeyi olmayan da sopasını kapınca evlerinden dışarı uğrayıp sancağın altında toplandı. Oğlan çocukları da düşmana karşı savaşmak için oraya gelmişlerdi. Ama onyedi yaşından küçük olanları "Hadi köye dönün! Askere giden, savaşa giren babalarınızın yerini alın! Onların işlerini görün! Ananızı, bacınızı gözetin! Tarla işine, mala, hayvana bakın!" diye zorla geri çevirdiler.

    Orda toplanan Karaağaç köylüleri, önce yakındaki Gömeç köyüne, sonra da Murateli köyüne gidip Türk birliğine katıldılar. Yüzyetmişikinci Alay'ın ve gönüllülerden kurulu Milis Alayfnın ereği, işgalci Yunan askerlerinin ilerlemesini önlemek için onları oyalamak, zaman kazanmaktı. Bu görevi yerine getiren Yüzyetmişikinci Alay bir zaman sonra Karaağaç Köyü'ne geri çekildi. Karaağaç Köyü'nün güneyinde, köyün Ayvalık'a bakan sırtlarında siperler kazıldı. Yüzyetmişikinci Alay Komutanı Yarbay Ali Bey, Karaağaç köyündeki evlerden birini Alay Karargâhı yapmıştı.

    Karaağaç köyünün karşısında, körfezde bir Yunan gemisi demirlemişti. Bu savaş gemisi köyden görünmekteydi. Türk askerlerinin bulunduğu siperlere, körfezdeki savaş gemisinden sıksık top ateşi açılmaktaydı.

    Yüzyetmişikinci Alay'ın yalnız bir yedibuçukluk topu vardı. Bu küçük top mermilerinin, körfezin uzağında demirli Yunan savaş gemisine etkisi olamıyordu.

    Düşman, casuslar aracılığıyla Karaağaç köyündeki Yüzyetmişikinci Alay karargâhının yerini kesin olarak saptamıştı.

    1919 yılının 16 Temmuz günüydü. Saat 13'tü. Alay karargâhındaki altı er öğle yemeklerini daha yeni yemişlerdi. Evin sofasında oturmuşlar, cıgara içip söyleşiyorlardı.

    Alay karargâhının yerini kesinlikle saptamış olan Yunan gemisinin süvarisi, Türk alay karargâhını topçu ateşiyle yıkmak ve içindekileri de öldürmek için tam bu zamanı beklemekteydi. Yarbay Ali Bey'in de, öğle yemeği zamanında karargâhta bulunacağını hesaplamışlardı. Oysa o sırada Ali Bey karargâhta değildi, cephede siperlerdeydi.

    Yunan savaş gemisinden atılan bir top mermisi, Yüzyetmişikinci Alay karargâhına tam isabet etti. Yapının önü açık tahtaboştu, burdan giren top mermisi, sofada oturmuş söyleşen altı Türk erini öldürdükten sonra duvarı delip sokağa düştü.

    O sırada siperlerde savaşanlardan bir Türk eri de vurularak şehit düşmüştü. Karargâhta şehit düşen altı erle, siperde vurulup şehit olan eri, üstlerinden giysilerini çıkarmadan, Karaağaç köyü sırtlarında bir yere toprağa gömdüler. Burası yedi şehitler mezarı oldu.

    Alay karargâhı düşman gemisinden atılan top mermisiyle yıkılınca Ali Bey karargâhını yine köyde başka bir eve taşıtmıştı. Ali Bey, gereksiz gelip gidenlerin zamanını almamaları için, bir kâğıda kendi eliyle "İşi olmayan giremez!" diye yazıp bu kâğıdı yeni karargâhındaki odasının kapı yanına, duvara asmıştı. Düşmanı oyalama görevini yerine getiren Yüzyetmişikinci Alay Karaağaç köyünü boşaltarak Dereköy'e çekildi. Bunun üzerine Yunan kuvvetleri Karaağaç köyüne girdi, birbuçuk yıl bu köyde kaldılar.

    Yarbay Ali Bey, Dereköy'de yeni alay karargâhını kurmuştu. Karaağaç köyündeki Türkler de Yunan işgalinden sonra köylerini boşaltıp Dereköy'e göçettilerse de, bir süre sonra yine kendi köylerine döndüler. Yunan işgali altında da eskiden olduğu gibi Rumlar'la birlikte yaşamlarını sürdürdüler.

    Karaağaç köyünü işgal eden Yunan birliğinin komutanı Serezli Albay Malaki köyde kendisine bir ev bile yaptırmıştı.

    Çok sonraları Karaağaç köyünde muhtarlık da yapmış olan Mehmet Metin, işgal günlerinde on yaşında bir çocuktu. Mehmet Metin, köyünün Yunan işgalindeki o acı günlerini şöyle anlattı:

    "Yunan askerleri köyümüze girmeden önce, biz köyümüzde Rumlarla birlikte iyi geçinip yaşamaktaydık. Köyümüzde biri Türk, biri Rum olan iki korucumuz, iki de gece bekçimiz vardı. Yine köyümüzün iki muhtarından biri Türk, biri Rum'du. Köyümüzde Rumlar'la oldumolası iyi geçinirdik. Hatta hiç unutamadığım şöyle bir olay da olmuştu. Köyde Türkler'den erkek olarak biz çocuklarla, bir de çok yaşlılar kalmıştı. Eli silah tutan her erkek gönüllü savaşa katılmıştı. Biz çocuklar geceleri geç saatlere dek köy kahvesinde oturuyorduk. Bir gece yine kahvedeydik. Rum muhtar kahveye girip bizi orda görünce şöyle dedi: "Çocuklar, bana acıyın! Şimdi Yunan askerleri buraya uğrar da, geç saatlere dek burda kalıp yasağa uymadınız diye sizleri alıp götürürse, sonra ben ne yaparım! Yarın ana-babamza ne derim? Hadi dağılın çocuklar, evlerinize gidip yatın!"

    Rum muhtar bize böyle yalvarırken sesi titriyordu.

    Elliüç yıl önceki bu olayı duygulanarak anlatan Mehmet Metin bir de şöyle bir olay anlattı:

    "Ordumuzun büyük taaruzundan sonra Yunan ordusu bozulmuştu, Yunan askerleri kaçıyordu. Kaçarlarken de geçtikleri yollan üstündeki bütün köylerimizi, kasabalarımızı yakıp yıkıyorlar, taş taş üstünde bırakmıyorlardı. Yunan askerleri bizim burdan geçip Ayvalık'a giderlerken, bizim köyün Rum muhtarıyla yine bizim köyün yaşlılarından Nikola, köye yaklaşmakta olan Yunan birliğine karşıcı çıktılar. Biz çocuklar da oradaydık. Rum muhtarla yaşlı Nikola, Yunan birliği komutanına şöyle yalvardılar:

    — Biz köyümüzde Türkler'le çok iyi geçiniyoruz. Aman ne olur, bu köye bir zarar vermeyin!

    Bunun üzerine Yunan birliğinin komutanı,

    — Peki öyleyse... Askerlerimiz susuzdur, onlara su verin! dedi.

    Köylüler Yunan askerlerine su verdi. Onlar da Karaağaç köyünü yakıp yıkmadan geçip gittiler. Bizden sonraki Gömeç köyü de yakılıp yıkılmaktan kurtuldu."

    Çocukluk anılarını böylece anlatan Mehmet Metin şu sözleri de ekledi:

    "Devletsiz millet ne demekmiş, nasıl olurmuş, biz o acı günleri gördük, yaşadık. Tanrı milletimize o günleri bir daha göstermesin!"

    Ulusal Kurtuluş Savaşı kazanılmıştı. Arkasından padişahlık yıkılmış, cumhuriyet kurulmuştu. Aradan yıllar geçmişti. Bir zamanlar 172'nci alay komutanı olan Yarbay Ali Bey ordudan ayrılmıştı. Çetinkaya soyadını almıştı. Cumhuriyet hükümetinin bayındırlık bakanıydı.

    Cumhuriyet hükümetinin bayındırlık bakanı olan Ali Çetinkaya, 1936 yılında yurt gezisine çıkmıştı. Bir zamanlar Yunan ordusuyla savaştığı Burhaniye-Ayvalık bölgesine de gidecekti.

    Yarbay Ali Bey'in savaşta karargâhını kurmuş olduğu Karaağaç köylüleri, bayındırlık bakanının oralara geleceğini duyunca çok sevinmişlerdi. Ali Çetinkaya'yı çok görkemli bir törenle karşılamak istiyorlardı. Bu arada, Ali Bey'in karargâhında şehit olup da köy sırtlarında bir yere gömülen Yedi Şehitler için bir anıt dikecekler, Ali Bey'in oraya geldiği gün de anıtın açılışını yapacaklardı. Anıtın planını Vehbi Kalfa çizmişti. Ali Bey'in gelişine dek, anıtın yapımı bitirilmeliydi. Karaağaç köylüleri elbirliğiyle anıtın yapımına giriştiler.

    Karaağaç köylülerinin bir niyetleri daha vardı. Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya'ya rica edip, Burhaniye-Ayvalık yolunun, bir zamanlar alay karargâhının bulunduğu kendi köylerinden geçmesini isteyeceklerdi. Ali Çetinkaya, Karaağaç köylülerinin bu dileğini elbet yerine getirirdi.

    Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya 1936 yılının bir eylül günü, Ayvalık'a giderken Karaağaç köyüne uğradı. Kadını, erkeği, çocuğu, ergini, yaşlısı, genci yol boyuna karşılayıcı çıkmışlardı. Ali Çetinkaya'yı görünce hepsi sevinçten, coşkudan ağlamaya başladı. Ali Çetinkaya'yı Yedi Şehitler anıtına götürdüler.


Yedi Şehitler Anıtı
    Kurtuluş Savaşı'nda asker ve gönüllü olarak O'nun buyruğunda çalışmış olan Karaağaç köylüleri Yarbay Ali Bey'in kişiliğini şöyle anlatıyorlar:

    "Rahmetli, sözü kıt bir adamdı, çok az konuşurdu. Yüzü de hep gölgeliydi, hiç gülmezdi, pek sertti."

    Yedi Şehitler Anıtı'nın açılışında kordelayı kesip konuşurken, işte böyle bir kişiliği olan Ali Çetinkaya'nın gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

    Yedi Şehitler Anıtı'nın açılış töreninden sonra hep birlikte, düşmanın top mermisinin isabet ettiği alay karargâhına geldiler. Top mermisinin deldiği duvardaki delik olduğu gibi duruyordu; öylece korumuşlardı. (Bugün de o duvardaki mermi deliği eski durumundadır, sokaktan geçerken görünmektedir.) Duvarda merminin açtığı delik duran eski karargâhtan, Ali Bey'in Karaağaç Köyü'nde ikinci kez alay karargâhı olarak kullandığı eve gittiler. Bu evde, odalardan birinin kapısı yanındaki duvara bir karton yapıştırılmıştı. Evin sahibi bu kartonu kaldırınca, altından yazılı bir kâğıt çıktı. Kâğıtta "İşi olmayan içeri giremez!" yazılıydı. Ali Bey'in onyedi yıl önce bu sözleri yazdığı kâğıdı, üstüne karton kapayarak, ev sahibi o zamandanberi korumuştu.

    Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya, onyedi yıl önceki yazısını, o günlerin anısını görünce, kendini tutamayıp ağladı.

    Köylülerin sevgi, saygı gösterileri arasında, Ali Çetinkaya onlardan ayrıldı.

    Karaağaç köylüleri, Ali Çetinkaya'yı bikez daha aralarında görmekten, O'nu karşılayıp ağırlamaktan, O'nunla konuşmaktan öyle sevinçli, öyle mutlu ve coşkuluydular ki, O'na yolun köylerinden geçmesi için rica etmeyi bile unutmuşlardı.

    Karaağaç'ın yaşlıları o gün için şöyle diyorlar:

    — O gün öyle bir gündü ki, yolu beli hangimiz düşünüyorduk... Yol, köyden geçmiş n'olacak, geçmemiş n'olacak...

    Bunları söyleyen yaşlı Karaağaçlı'nın gözleri yine buğulanmıştı.