KÖTÜ GÖZLE BAKILAN BİR
YURTSEVER


    Anlatacağımız olayın kahramanı Saip Hoca Tokatlı'ydı. Zamanına göre çok iyi eğitim görmüştü. Mısır'a gitmiş, el-Ezher'de okumuştu. Çok iyi Arapça öğrenmişti. İstanbul'a dönünce ilerici ve aydın çevre içine girdi. Kendi çabasıyla Fransızca öğrendi. Zamanın padişahı Abdülhamit'ti. Abdülhamit'in baskılı yönetimine karşı kurulmuş olan Genç Türkler (Jön Türkler) örgütüne Saip Hoca da katıldı. Bu gizli örgütün üyeleri yakalandıkça cezaevine atılıyordu. Bu durumda Genç Türkler bir yolunu bulup Avrupa'ya kaçmaya başlamışlardı.

    Saip Hoca, Genç Türkler örgütünden onyedi arkadaşıyla birlikte yakalandı, hapse atıldı. Cezaevindeyken, Burhaniye'nin Zeytinli köyünden birisiyle tanıştı, onunla arkadaş oldu. Bu arkadaşı, Saip Hoca'ya boyuna Burhaniye'yi övüyor, gelip Burhaniye'ye yerleşmesini salık veriyordu.

    Saip Hoca cezaevinden çıktıktan sonra gizlice Avrupa'ya gitti. Genç Türkler'in çoğu gibi Paris'e yerleşti. Abdülhamit baskısına, ezincine karşı Paris'te yayınlanan gazetelerde çalıştı. Bir süre sonra Abdülhamit Avrupa'ya kaçan Genç Türkler için af çıkarınca Saip de Türkiye'ye döndü.

    Türkiye'ye dönüşünde Tokat'a gitmedi. Cezaevindeki arkadaşı Burhaniye'yi o denli çok övmüştü ki, Saip de Burhaniye'ye gitti. Zeytinli Köyü'nden olan arkadaşını buldu. Gerçekten de, arkadaşının dediği gibi, Burhaniye yaşanılacak yerdi. Burhaniye'de avukatlık yapmaya başladı. Arapça ve Fransızca bilen Saip, Burhaniye'deki Rumlar'dan Yunanca da öğrendi.

    Burhaniye'deki zeytinyağı ve sabun fabrikalarının sahipleri zengin Rumlar'dı. Bunlar arasında Kostosivasto adlı çok zengin bir Rum fabrikatör de vardı. Saip Hoca, bu Kostosivasto'nun da avukatıydı.

    Kostosivasto'nun Istefenaki adlı bir oğlu vardı. İstefenaki, babasıyla sürekli çatışıyor, geçinemiyordu. Bu yüzden Yunanistan'da yaşamakta olan amcasının yanına gitti, oraya yerleşti. Bir zaman sonra da İstefenaki Epir milletvekili olarak Yunan Millet Meclisi'ne girdi.

    İşte o günlerde Yunan ordusu da Anadolu'yu işgale hazırlanmaktaydı. Yunan ordusu birlikleri savaş gemilerine bindirilip Ege kıyılarına gönderiliyordu.

    Epir milletvekili İstefenaki'nin Yunan ordusu yarbaylarından Mavri Mati adlı çok içten, çok yakın bir arkadaşı vardı. Yarbay Mavri Mati de Ege kıyısına gönderilecek askerler arasındaydı. O'nun birliği Ayvalık'a çıkacak, Burhaniye - Havran - Edremit bölgesini işgal edecekti. Burhaniye'de doğup büyümüş olan Epir milletvekili İstefenaki, çocukluğunu ve gençliğini geçirdiği yerlere gidecek olan arkadaşı Yarbay Mavri Mati'ye şöyle dedi:

    — Burhaniye'ye varacak olursan, orda bana çok iyilikler etmiş bir Saip Hoca vardır. Çok görmüş geçirmiş bir aydın hocadır. O'na benim büyük saygım vardır. Kendisinden çok şeyler öğrenmişimdir. Bu hoca sağsa, yanına var, benim için ellerinden öp. O'na yapacağın her yardımı, her iyiliği, bana yapmışsın bil. Sakın Saip Hoca'nın gönlünü kırmayasın...

    Yarbay Mavri Mati, savaş gemileriyle Ayvalık koyuna gelip karaya çıkan Yunan askerleri arasındaydı. Ayvalık'a çıkan Yunan birlikleri karşılarında Yüzyetmişikinci Türk Alayı'yla Türk milis alayını buldular. Türkler, bir yıl dört ay topraklarını savunarak Yunanlılar'ın ilerlemesini geciktirdiler. Ancak bir yıl dört aylık çarpışmadan, savaştan sonra Yunan alayı 30 Eylül 1920 tarihinde Burhaniye'yi işgal edebildi. Yarbay Mavri Mati, Burhaniye'yi işgal eden Yunan birliğinin komutanıydı.

    Yarbay Mavri Mati, daha Burhaniye'ye geldiği gün "Puini Saip Hoca?" yani "Saip Hoca nerde?" diye her önüne gelene soruyordu.

    Mavri Mati'yi, Saip Hoca'nın evine götürdüler. Saip Hoca kapıya çıkınca, Burhaniye'yi işgal eden Yunan birliği komutanı hemen davranıp O'nun elini öptü. İstefenaki'nin saygılarını, selamlarını iletti. Saip Hoca da Rumca bildiğinden anlaşıyorlardı.

    Yunan komutanının Saip Hoca'nın elini Öptüğünü görenler, buna pek şaştılar. Nasıl olur da, Burhaniye'yi işgal eden bir düşman komutanı, Saip Hoca'nın elini öper! Demek, bunca iyi kişi diye bildikleri Saip Hoca'yla Yunanlılar arasında gizli bir ilişki varmış.

    Yunan yarbayının, Saip Hoca'nın elini öptüğünü gören Burhaniye'li uncu Faik ve daha başkaları, bu gördüklerini herkese anlattılar. Bundan sonra Saip Hoca için Burhaniyeliler'den kuşku başlamıştı. Artık O'na eskisi gibi iyi gözle bakamıyorlardı.

    Saip Hoca'nın elini öpen Yarbay Mavri Mati, O'na Pire milletvekili İstefenaki'nin selamlarını, saygılarını ilettikten sonra, Burhaniye Belediye Başkanı olmasını önerdi.

    Saip Hoca bu öneri üzerine Yunan Yarbayı'ndan düşünmek için süre istedi. Saip Hoca bu konuyu çok uzun düşündü. İşgal komutanının önerisiyle belediye başkanı olması hiç de doğru değildi. Buna karşılık, sayıları çok az da olsa Burhaniye'de de çıkarcı Türkler vardı. Böyleleri, kişisel çıkarlarını, yurt çıkarlarından üstün tutarlardı. Saip Hoca belediye başkanı olmaz da, Mavri Mati böylelerinden birini belediye başkanı yaparsa, Yunanlılar'ın gözüne girmek için bu hainin Burhaniyeliler'e yapmayacağı alçaklık kalmazdı. Kendisi belediye başkanı olursa, hiç olmazsa bir oranda da olsa halkı işgalcilerin kötülüklerinden koruyabilirdi. Bundan başka, gizli yollarla kurtuluş için de çalışabilirdi.

    İşte bu düşüncelerle, işgal birliği komutanı Yarbay Mavri Mati'nin önerisini kabul ederek Burhaniye Belediye Başkanı oldu. Ama Burhaniyeliler'e hangi nedenle belediye başkanlığına razı olduğunu açıklayamamıştı.

    Burhaniyeliler, Yunan birliği komutanının isteğiyle Saip Hoca'nın belediye başkanı olmasına bir anlam veremiyorlardı. O'ndan kuşkulananlar gittikçe artıyordu. Demek, bunca saygın kişi bildikleri Saip Hoca Yunanlılar'la işbirliği yapıyormuş diye düşünüyorlardı. Elbet bütün Burhaniyeliler bu düşüncede değildi; O'nun hangi nedenlerle belediye başkanlığını üstlendiğini bilenler de vardı.

    Burhaniye'nin işgalinden kısa bir süre sonra Yarbay Mavri Mati tellal çıkartıp, Burhaniyeliler'in kilisede toplanmalarını istedi. Bu çağrıya katılan Türkler azdı. Ne yazık ki, çıkarlarını yurt sevgisinden üstün tutan ya da korkan kimileri kiliseye gitmişti. Bunların sayıları çok değildi. Yarbay Mavri Mati kilisede toplananlara, buyruğuna karşı gelinmezse, sözleri uysallıkla dinlenirse Türkler'e iyi davranılacağını, Burhaniye'ye adalet ve uygarlık getirdiklerini söyledi. Bu konuşmadan sonra, "Biz Burhaniye halkı Yunan ordusundan memnunuz. Onlardan hiçbir yakınmamız yoktur. Burda kalmalarına razıyız!" diye yazılı bir kâğıdı kilisedekilere imzalattılar.

    Belediye başkanı Saip Hoca kiliseye gitmediği için bir Yunanlı er imzalanacak kâğıdı O'na götürmüştü. Saip Hoca, imzalaması için kendisine verilen yazıyı okuyunca, Yunan erini "Oksi!" yani "Defol!" diye kovmuştu.

    Düşmanla işbirlikçi diye kendisinden kuşkulanmalarına katlanıp belediye başkanlığını sürdürüyor, bu arada gerçekten de işgalci düşmanın Burhaniyeliler'e yapmak istediği kimi kötülükleri de önlüyor, hiç değilse azaltıyordu. İşgal birliği komutanının üzerindeki etkisinden yararlanarak Burhaniyeliler'e yardım ediyordu.

    26 Ağustos'ta Türk ordusunun utkusundan sonra, Burhaniye'deki Yunan subayları da korkuya kapılmışlardı. Saip Hoca bunu fırsat bilip yararlandı. Sözde bir Türk süvari alayı komutanının ağzından kendi kendine bir mektup yazdı. Sözde bir süvari alayı Burhaniye üstüne yürümekteydi. Saip Hoca, bu mektubu Börezli köyüyle Büyükdere köyündeki tanıdığı, güvendiği zeybeklere verdi. Onlara şöyle dedi:

    — Ben yarın karargâhta Mavri Mati'nin yanındayken, içinizden üçünüz at binmiş olarak dörtnala gelirsiniz. Biriniz bu mektubu, Mavri Mati'nin yanında bana verirsiniz.

    Saip Hoca biyandan da, ertesi günü Türk süvari alayının Burhaniye'ye varacağı haberini yayıyor, elaltından halkı süvari alayını karşılamaya kışkırtıyordu. Bu uydurma haber yayılmıştı, herkes de inanmıştı. Sevinç içindeki halk, süvari alayı geliyor, diye o yana bu yana koşuşup birbirlerine müjde veriyordu.

    Bu durumu gören Yarbay Mavri Mati, Saip Hoca'yı karargâhına çağırtıp,

    — Neden bu halk böyle taşkınlıklar yapıyor? Ne var, ne oldu? Dağıt şu kalabalığı! Yoksa kasabayı yakarım... dedi.

    Saip Hoca, Yunan Yarbayı'na,

    — Hiç boşuna zorlanma! 26 Ağustos'tan sonra artık sizin yakıp yıkmalarınız sökmez! Ben bu halkı zor tutuyorum, tutmasam daha neler yapacaklar... dedi.

    İşte tam bu sırada üç atlı zeybek tozu dumana katarak dörtnala geliyordu. Zeybeklerden biri at inip Saip Hoca'ya bir mektup verdi. Yarbay Mavri Mati, mektubun ne olduğunu sorunca, Saip Hoca,

    — Süvari alayı komutanı göndermiş... dedi.

    Yunan Yarbayı,

    — Ne yazıyor? diye bir daha sordu. Saip Hoca,

    — Kasabaya doğru ilerliyorlarmış. Al işte mektubu,bir Türkçe bilene çevirt! diye mektubu verdi.

    Mavri Mati, gerçekten de bir süvari alayının Burhaniye'ye gelmekte olduğunu sanmıştı.

    Saip Hoca,

    — Süvari alayı ulaşmadan burdan gitseniz sizin için iyi olacak! dedi.

    Saip Hoca'nın düzeni tutmuştu. Gerçekten de Yunan birlikleri Burhaniye'yi boşaltmaya başlamıştı. O gün günlerden 1922 yılının 8 Eylül Cuma'sıydı. Yunan birliğinden Burhaniye'de kırkbeş kişilik bir birlik kalmıştı. Bu küçük birlik son bir kötülük daha yapmayı tasarlamıştı. Türk halkı cuma namazmdayken Kocacami'yi bombayla uçurup orda namaz kılanların hepsini öldüreceklerdi. Saip Hoca Yunanlılar'ın bu tasarısını öğrenmişti. Halka açıkça caminin bombalanacağını, camiye gitmemelerini söyleyemiyordu; çünkü Yunanlılar'ın kulağına gidebilirdi.

    O cuma günü erkenden Saip Hoca Kocacami'ye gitti. Ama camiye girmedi. Cuma namazı için gelen başkalarını da camiye sokmadı. Yanına aldığı bikaç kişiyle Kocacami çevresinde sürekli dolanarak nöbet tuttu. Böylece camiye bomba konulmasını önlemiş oldu. Bu arada, caminin kapısından seslenerek, içerdeki imamla bikaç kişiyi dışarı çıkardı. Saip Hoca, hem Kocacami'yi bombalanarak yıkılmaktan, hem cami dolusu halkı ölümden kurtarmış oldu.

    Düşman Burhaniye'yi büsbütün boşaltıp gitti. Burhaniye kurtulmuştu. Ertesi gün de, 9 Eylül 1922 günü, Yunanlılar Edremit'ten kaçtılar.

    Düşman buralardan kaçıp gittikten sonra Sabri Paşa bölgenin komutanı olmuştu, Ayvalık'ta bulunuyordu. Saip Hoca'yı çekemeyen iki-üç kişi Ayvalıkla gidip Sabri Paşa'ya O'nun Yunanlılarla işbirliği yaptığını, Yunan komutanının buyruğuyla belediye başkanı olduğunu söyleyip "Saip Hoca gâvurcudur!" diye şikâyette bulundular. O zaman düşmanla işbirliği yapanlara hemen ölüm cezası veriliyordu. Sabri Paşa, Saip Hoca'yı Ayvalık'a getirtti. Saip Hoca Ayvalık'a götürülürken yakınlarına,

    — Sabri Paşa'nın yanına sağ-sağlıklı varabilirsem kendimi, kurtarırım... dedi.

    Saip Hoca'yı tutukladılar, bir kapalı yere koydular. Kapalı olduğu yerde Saip Hoca, Sabri Paşa'ya altı sayfalık bir mektup yazıp yolladı. Mektubunda, yaşamını ta başından anlatıyordu; Abdülhamit'e karşı gelişini, hapse atılışını, Genç Türkler örgütünden oluşunu, Paris'e kaçışını, neden Burhaniye'ye yerleştiğini, Burhaniye'deki avukatlığını, neden belediye başkanlığını kabul ettiğini, belediye başkanıyken halka nasıl yararlı olduğunu, kendisini şikâyet edenlerin ise nasıl insanlar olduklarını uzun uzun açıklıyordu.

    Sabri Paşa mektubu okuyunca. Saip Hoca'yı yanına çağırttı. O'na şöyle dedi:

    — Hocam, bu memleket senin gibilerini çok arayacak! İyi ki, ağzımdan seni gücendirecek bir kötü söz çıkmadı. Varol Hocam, hadi gülegüle git, sağlıcakla kal!..

    Sabri Paşa, elini öptüğü Saip Hoca'yı uğurladı.