GENCİN AVRUPA'DA DİRİKLİĞİ
III. AVRUPA'DA ÜSTÜNLÜK
5. Akdeniz Gücü ve Doğu'daki Tehdit


    II. Bayazıt, barışçı kişiliğine rağmen Avrupa diplomasisinin kurnaz manevraları içine, istemeyerek de olsa, çekilmiştir. Özellikle İtalyan kent-devletleri, birbirlerine karşı bir koz olarak, Osmanlı tehdidini ya da sözde bir Osmanlı ittifakını kullanmaya başlayacaklardır. Osmanlı devleti, bırakın Avrupa'da hesaba katılması gereken bir güç merkezi olmayı, çeşitli Avrupa hanedanlıklarının belirli ülkelerde iktidara geçip geçmeyeceğinde de asıl söz sahibi ülke durumuna yükselecektir.

1

    II. Bayazıt zamanında gelecek Osmanlı tarihini etkileyecek üç önemli gelişme ortaya çıkmıştır. Bunlardan birincisi, Osmanlı donanmasının gerek sayı, gerekse güç olarak gelişmesidir. Bu gelişme. Gazi savaşçılarının Ege ve Akdeniz'de başat güçler olan Venedik ve İspanya'yı tehdit edecek kadar yayılmaları sonucunu doğurdu. Güçlü kara ordusuna bir de deniz gücü eklenince, Osmanlılar "Avrupa diplomasi sisteminin" vazgeçilmez bir parçası haline geldiler. Artık Osmanlı devleti, "evrensel bir monarşi" olma iddiasında bulunan bir devletin tüm Avrupa'ya egemen olmasının engellenmesinde, yani Avrupa güç dengesi hesaplarında, ittifakı gerekli olan ve aranan bir devletti (Itzkowitz, 1972:30).
    II. Mehmet, Osmanlı devletine karşı düzenlenen Haçlı seferlerine bir son vermenin, kara ordusu yanında güçlü bir deniz gücünün de varlığını gerektirdiğini anlamıştı. İşte, bu amaçla II. Bayazıt babasının başlattığı deniz gücü kurma çabalarını hızlandırmış ve Akdeniz'de deniz üstünlüğünü eline geçirmek istemiştir. Dolayısıyla, Venedik'le giriştiği savaşlarda kazanılan zaferlerin sonucu olarak, bu devletin Akdeniz'deki deniz üstünlüğü sona ermiştir. Bundan sonra Osmanlılar, yalnız Doğu değil. Batı Akdeniz'e de saldırıda bulunabilecek yetenekte deniz gücüne sahip olacaklar ve İspanya ile Kuzey Afrika'daki Müslüman halklarca "deniz Gazileri" olarak karşılanacaklardır (Kinross, 1972: 163).
    II. Bayazıt döneminin ikinci önemli gelişmesi, Osmanlı devleti batıda ve özellikle Akdeniz'de güçlenirken, doğudaki Osmanlı üstünlüğüne bir tehdit oluşturabilecek biçimde Safa devletinin yükselişidir, Şii Safaviler Anadolu'da varlıklarını sürdüren Türkmen kabileler arasında geniş bir propagnda kampanyası başlatmışlardı. Artık her yönüyle yerleşik bir devlet haline gelen Osmanlı devletinin siyasal ve malî yapısına tepki duyan ve genellikle göçebe olan bu kabileler, Safavilerin radikal felsefesine bağlandılar. Başlarına kırmızı şapka giydiklerinden "Kızılbaşlar" olarak bilinen bu insanları denetimi altına almak isteyen Osmanlı yönetimi, bunların eski kabile özerkliklerini ortadan kaldırmış, vergiye bağlamış ve yerleşik köylüyü saldırılarına karşı korumaya başlamıştı. Bu arada. Uzun Hasan'ın hırsı ile hareket eden ve Akkoyunlulara da kabile bağlarıyla bağlı bulunan İsmail 1502 tarihinde kendini "şah" ilan etmişti. Yeni Safavi önderi, tıpkı Uzun Hasan gibi, Venedik ile ittifak yaparak Osmanlı topraklarına saldırılarda bulunmaktaydı. Doğu Batı'yı ve Batı da Doğu'yu Osmanlılara karşı yeniden kullanmak niyetindeydi. Türkmen Kızılbaşlar da İsmail'in destekçileri olarak Anadolu'da ayaklanıyor ve sorun çıkarıyorlardı. 1511 tarihindeki ayaklanma güçlükle ve kısmen bastırılabildi. İki cepheli bir devlet olduğunu belirttiğimiz Osmanlı devletinin doğusuna şimdi yeni bir çatışma boyutu daha ekleniyordu: Sünni-Şiî çatışması.
    II. Bayazıt döneminin üçüncü ve belki de uzun vadeli sonuçları açısmdan en önemlisi addedilecek olan gelişmesi, Vasco de Gama'nın 1498'de Afrika'yı güneyden dolaşıp, Uzakdoğu'ya giden denizyolunu bulmasının çok geniş ve kalıcı etkileridir. Daha önce görüldüğü gibi, batı ve doğusundan sürekli tehdit altında kalan Osmanlı devleti, artık güneyinden de denizci Batı Avrupa imparatorluklarının baskısını duyacak, bu baskıyı belirli bir süre durduracak, ancak bu süreç içinde uzun mesafeli dünya ticaretini Okyanus imparatorluklarına bırakarak ticaret zenginliğini yitirecektir. Güney denizlerinde Portekiz ve daha sonra ispanya'nın bu baskılarının kısa vadedeki önemli sonucu, I. Selim'in Mısır seferidir.

2

    II. Bayazıt'ın en küçük oğlu olmasına rağmen babasının iktidarı zorla kendisine bırakmasını sağlayan Selim (1512-1520), daha sonra kardeşlerini saf-dışı ederek Osmanlı tahtına çıktı. Daha önce değinildiği gibi. Selim tahta geçtiği zaman Anadolu'da Süni-Şiî çatışması babasının döneminden beri sürmekte ve imparatorluğu için için kemirmekteydi. Büyük ölçüde bu yüzden, saltanatının ilk dönemlerinde Avrupa'yı rahat bırakarak doğuya, yani imparatorluğu Safavi tehdidinden kurtarmaya yöneldi. Bu olayın da bir örneğini sunduğu gibi, batıdakilerin aksine, Osmanlı yöneticilerini doğu seferlerine yönelten öğenin, kendi iradelerinden çok, dış zorlamalar olduğu daha doğru görünmektedir.
    I. Selim'in bu seferinin askerî sonucu 1514 tarihli Çaldıran zaferidir. Ancak, zaferin uzun vadeli önemli sonuçları da vardır. Bir kere. Çaldıran zaferi ve onu izleyen harekat sonucunda. Doğu Anadolu bölgesinin yükseklikleri Osmanlı egemenliğine geçti. Böylece, imparatorluk doğudan gelebilecek bir saldırıya karşı doğal ve kolaylıkla savunulabilecek sınırlara kavuşmuş, Asya'da güç dengesi Osmanlı devleti lehine bozulmuş ve Anadolu'daki Türk anayurdunun bugüne kadar çok az değişiklik geçiren doğu sınırları ortaya çıkmıştır. İkinci olarak, I. Selim, askerî bakımdan tam anlamı ile yıkılmamış olan Safavi İran'a karşı ekonomik tedbir uygulayarak, bu ülkenin zenginliğinin temeli olan batıya ipek ticaretini durdurmuştur. Üçüncü olarak, yine aynı amaçla, yani İran'ı ekonomik bakımdan güçsüz düşürmek için. Mısır Memluklularının Kafkaslar'dan Mısır'a Kırgız tutsak ticaretini, Doğu Anadolu yüksekliklerine egemen olduğundan, engellemiştir.
    Selim'in Çaldıran seferi sırasında. Mısır Memlukluları iki yönden tehdit altında kalmakta ve giderek zayıflamaktaydı. Kuzeyde Safavi devletinin ve güneyde, Vasco de Gama'nın gezilerinden sonra, Portekiz'in baskısı altındaydı. Genişlemek ve Halifeliği eline geçirmek gibi klasik nedenlerin ötesinde, Selim'i Mısır'a yönelten başka ve belki de daha açıklıyıcı düşünceler vardır. Bir kere, giderek güçlenen ve güneyden açık bir tehdit oluşturan Portekiz'i, zayıf bir Memluklu devleti durduramazdı. Böylece, İslam dünyasının daha çok denizi içeren güney bölgesi Hıristiyan saldırılarına açık hale gelebilirdi. İkinci olarak, geçmişte Timur örneğinde görüldüğü ve ilerde Safavilerin güney sınırlarının altından sarkarak, stratejik Suriye ve Mısır bölgelerinde egemenlik kurabilir ve imparatorluğu tehdit edebilirdi. I. Selim, herhalde bu düşüncelerle de, Çaldıran'dan sonra, ekonomik ve askerî bakımdan daha da zayıflattığı Memluklular üzerine yürüdü. Önce Halep, sonra Şam, Beyrut ve Gazze bölgelerini eline geçirdi. 1517 tarihinde de Memluklu Sultanı Tuman Bey'i yenerek Mısır'ı aldı. İlginç olan, Selim'in bu yörelerde, Hıristiyanlara "Müslüman döneklerden" daha iyi davrandığıdır. O kadar ki, Hıristiyan ve Yahudilere dokunmamış, hac bedelini düşürmüş ve bölge ticaretine karışmamıştır.

3

    Selim'in Mısır ve Kızıldeniz'e doğru bu harekatı, Gama'nın Afrika'yı dolaşarak gerçekleştirdiği "Okyanus devrimi"ne ve Portekiz deniz gücünün Hint Okyanusu'na doğru genişlemesine bir tepki olarak düşünülebilir. 1515-1519 arasında Osmanlıların Kuzey Afrika'ya doğru genişlemeleri de aynı bağlamda değerlendirilebilir. Daha önce değinildiği gibi, Memluklular, İslam dünyasını Portekiz'e karşı savunabilecek kadar güçlü değillerdi, şimdi Mısır'ı eline geçirmiş olan Osmanlı Sultanı, Mekke ve Medine gibi İslamiyetin beşiği olan kutsal kentleri de savunma durumuna geldi. Artık Selim, en yüksek İslam yöneticisi olarak, işgalcilere karşı bölgeyi savunma sorumluluğuna sahipti. Ancak, şu da var ki, Osmanlılar Portekiz'le mücadelelerinde bu devleti Hint Okyanusu'ndan kovacak durumda da değillerdi; dolayısıyla Okyanus üstünlüğü Batı Avrupa devletlerine bırakıldı. Kuruluş yerine bakılırsa, Osmanlılar temelde bir kara devletiydiler. En güçlü dönemlerinde bile Karadeniz ve Akdeniz gibi okyanuslara göre "iç deniz" sayılabilecek sulara egemen olabilmişlerdir. Ama, yine de, yabancıları Kızıldeniz'e sokmayarak Portekiz'in Hint Okyanusu ticaretini tümüyle denetlemesini engellemişler ve belki daha da önemli olmak üzere, Kuzey Afrika ile Ortadoğu'yu batıdan gelen Hıristiyan saldırılarına karşı en az 350 yıl savunmasını bilmişlerdir.
    Mısır seferinin bir başka önemli sonucu. Halifeliğin Osmanlı hanedanlığına geçmiş olmasıdır. Böylece, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 1924 Martında hilafeti kaldırmasına kadar Osmanlı sultanları dört yüzyıl büyük bir İslam kütlesi tarafından halife olarak tanınmışlardır. Daha da önemlisi, bazı kutsal emanetlerin Istanbul'a getirilmesidir. Bunlar, Osmanlı sultanının Mekke ve Medine gibi kutsal kentlerin, Hicaz'ın su yollarının, yani tüm İslam dünyasının koruyucusu olduğunu simgelemekteydi. Artık Selim, kendinden önce Memluklu sultanlarının yaptıkları gibi İslam dünyasının başı olduğunu iddia edebilirdi.
    I. Selim, saltanatı süresince dikkat ve enerjisini Asya'ya çevirmiştir. Seferlerinin yönü bunu açıkça ortaya koyuyor. Avrupa'daki durumu ise olduğu gibi korumasını bilmiştir. Bu davranışının nedeni, Osmanlı devletinin gelecekteki genişleme yönünün Asya kıtasının içlerine doğru olacağını düşünmüş olması değildir. Olayların seyri dikkate alındığında, bu pek doğru görünmüyor. Asıl amacının "Safavi devletini ortadan kaldırmak ve Orta Asya'ya kadar gidip oradaki sünnileri etkisi altına almak" (Uzunçarşılı, 1975: 306) olduğu da çok kuşkuludur. Herşeyden önce, bunun gerçeklemesi pek mümkün değildi. Aksi düşünülse bile, Şiilerin devlet için yarattığı tehtidin bilincinde olan ve saltanatı boyunca buna göre davranan bir Osmanlı yöneticisinin büyük bir Şiî kitlesini sınırları içine almasının yaratacağı tehlikeleri görmemesi akla uygun değildir. Selim'in seferlerinin yönünün doğuya çevrilmesinin asıl nedeni, o dönemde tehlikenin Avrupa'dan değil, Asya'dan gelebileceğini anlamış olmasıdır. Doğudan gelen tehdidi ortadan kaldırarak oğlunun Avrupa yönünde genişlemesini sağlamış sayılabilir.

| GENCİN
AVRUPA'DA DİRİKLİĞİ
III. Avrupa'da Üstünlük
4. İç Savaş: Bayazıt-Cem Çatışması
| GENCİN
AVRUPA'DA DİRİKLİĞİ
III. Avrupa'da Üstünlük
6. Üstünlüğün Doruğu
|