GENCİN AVRUPA'DA DİRİKLİĞİ
III. AVRUPA'DA ÜSTÜNLÜK
2. Grek Ortodoks Kilisesi


    Yukarda sıralanan düşüncelerin ürünü olarak, II. Mehmet Ortodoks Kilisesi'ne bir patrik bulmakta duraksamadı. Latin ve Ortodoks kiliseleri arasında birliğe karşı çıkmış olan ve Batı Hıristiyanları ile eskiden görülen dolaplara karışmayacağı anlaşılan Gennadius Scholarius'u bu iş için uygun buldu. ona çok iyi davrandı ve Ortodoks toplumun bağlı bulunacağı anayasayı tartıştı. Özet olarak, Ortodokslar kendi işlerini kendileri yöneteceklerdi ve baskıda bulunulmayacaktı (Kinross, 1972: 113). Burada, son zamanlarda hakkında çok söz edilen bu kilisenin yararlandığı ayrıcalıklar üzerinde biraz durulması yerinde olur. Çünkü, Osmanlı toprakları üzerinde dini kuruluşların sahip oldukları hak ve ayrıcalıkların tarih içindeki seyri, devletin temel örgütlenmesi konusuna ışık tutacak niteliktedir.
    II. Mehmet İstanbul'u aldığı zaman, Grek Ortodoks Kilisesi (Arnakis, 1952: 235-51) başsız bulunuyordu. Latin ve Ortodoks kiliselerinin birleşmesine karşı olanlar tarafından istenmeyen III. Gregory 1451 yılında kenti terketmişti. Sultan, Ortodoks tebanın Papa'nın etkisi altına girmesinin yaratacağı tehlikeleri çok iyi görmüş ve değerlendirmişti. Osmanlı devletinin uzun vadeli çıkarı, Hıristiyanlığın Doğu ve Batı dallarının birbirinde tümüyle ayrılmasında yatıyordu. Bu sonuca varmak için, iki kilise arasında zaten var olan düşmanlığı kullanmak hiç de zor değildi.
    Yeni Patrik Scholarius görevine resmen 6 Ocak 1454 tarihinde başladı. Göreve başlamadan önce saraya çağrılıp Fatih'le birlikte yemek yemek şerefine nail oldu. Kendisine çeşitli payeler verildi ve Osmanlı gurur ve geleneklerine uyduğu ölçüde Bizans töre ve merasim adabının korunmasına çaba gösterildi. Sultan, Patriğe, kimsenin kendisini rahatsız etmeyeceği, karşı çıkmayacağı, tüm vergilerden bağışık olduğu ve kişisel dokunulmazlığı yolunda güvence belgeleri verdi. Bu belgeler, Osmanlı hükümdarlarının devlet içindeki çeşitli milletlere verdiği ilk berat sayılabilir. Bundan böyle Osmanlı yöneticileri, geleneksel olarak, her patriğin seçiminde benzer belgeleri vereceklerdir. Bu durum, Osmanlı devletinde, zamanla yerleşmiş yönetim kalıplarına uygun davranma yönünde bir metot ve düzenlilik olduğunu göstermektedir. Eyaletlerde paşalar da yeni piskoposlara aynı ya da benzer ayrıcalıkları tanıyacaklardır.
    İster sultanın, ister yerel yöneticilerin verdiği olsun, her berat, Gennadius Scholarius'a 1454 yılında yılında verilen hakların çoğunu korumuştur. Zamanla îstanbul'daki Patrik, tüm Rum milletinin, yani sultanın egemenliği altındaki Ortodoks Hıristiyanların önderi durumuna yükseldi. Osmanlı yönetiminin gözünde din ve milliyet aynı anlama geldiği için, Osmanlı hükümeti Rum milletine, dinî hoşgörü çerçevesi içinde, önemli ölçüde özerklik tanımıştır. Güvenlikleri tehdit edilmediği takdirde, Osmanlı yönetimini ilgilendiren tek şey teba milletlerden vergilerin toplanmasıydı (Arnakis, 1952: 238).
    1572 tarihinde patrikliğe seçilen II. Jeremiah Tranos, Sultan II. Selim tarafından atanan ve haklarının resmen verildiği kesin bir biçimde bildiğimiz ikinci patriktir. Saltanat hazinesine armağan olarak 2000 Florin vermiş ve Sultan da kendisine bir berat bağışlayarak, ona bütün Ortodoks halk ve din adamları üzerinde hükümranlık ve yetki tanımıştır. Bu gelenek böylece sürüp gitmiştir. Ancak, 19. yüzyılın ortalarından sonra, Türkler arasında yayılan milliyetçilik duygularının etkisiyle, Ortadokslara verilen ayrıcalıklar kısıtlanmıştır. Sonunda, cumhuriyetin kurulup laikliğin ilan edilmesiyle, bu ayrıcalıklar ortadan kaldırılacaktır.

        Söz konusu beratların içerdiği haklar kısaca şöyle sıralanabilir (Arnakis, 1952: 242-4):
  1.     Vicdan özgürlüğüne saygı gösteriliyordu. Hiçbir Ortodoks zorla Müslüman yapılamazdı. Bir Ortodoks Müslüman olmak isterse, önce rüşt yaşına gelecek ve yörenin dinî önderi, ebeveynleri ya da akrabalarının huzurunda, fikrinden caydırılmak üzere telkinde bulunulacaktı. Hıristiyan dininin gereklerine ve törelerine devlet müdahale edemeyecekti.
  2.     Devlete karşı bir ihanet olmadığı ve vergi verildiği sürece, kilisenin yönetimi ve disiplini dış müdahaleden mahsundu. Patrik'in onayı olmaksızın, merkezî hükümet piskopos ve öteki din görevlilerini azledemeyecek ve tutuklayamayacaktı. Ancak, Patrik ya da yüksek din görevlilerine karşı şikayet varsa, muhakeme ancak istanbul'da ve kazaskerlerle öteki yüksek Osmanlı görevlilerinden oluşan bir Saltanat Divanı karşısında yapılabilirdi.
  3.     Kilise ve manastırların mal ve mülkü Patrik ve piskoposlar tarafından yönetilirdi. Mali nitelikteki suistimaller Patriklik Divanı tarafından soruşturulur ve cezalandırılırdı. Ayrıca, kilise kendi amaçları için vergi koyabilirdi.
  4.     Ortadoksların medeni statüleri yalnızca patrikhanenin kaza yetkisi altındaydı ve yalnız patrikhane evlenme ve boşanma izin verebilirdi. Dolayısıyla, aile ve mirasa ilişkin konularda kilisenin geniş bir yetki alanı vardı. Türkiye Cumhuriyeti tarafından kilise mahkemeleri kaldırılana, yani kapitülasyonlar sona erdirilene kadar, Hıristiyanlar Roma ve Bizans hukukuna göre yargılanmışlardır.

    İşte, İstanbul'daki Grek Kilisesi'nin Osmanlı devlet örgütü içindeki durumu kısaca buydu. Arap ülkelerini fetheden I. Selim'den sonra İstanbul Patriği, Antakya, İskenderiye ve Kudüs'teki meslektaşlarını, Osmanlı hükümet merkezine yakın olması yüzünden, temsil etmekteydi. Patrik, bu ayrıcalıklı durumu ile. Güneydoğu Avrupa ve Anadolu'daki Hıristiyanları korumuş ve Balkan yanmadasının teba halklarının özümlenmemesinde etkili bir öğe olmuştur. Yunanlıların, Sırplıların, Romenlerin ve Bulgarların 19. yüzyılın ikinci yarısında bağımsızlıklarını kazanmaları ile "tarihî misyonunu" tamamlamıştır.

| GENCİN
AVRUPA'DA DİRİKLİĞİ
III. Avrupa'da Üstünlük
1. İstanbul'un Alınması
| GENCİN
AVRUPA'DA DİRİKLİĞİ
III. Avrupa'da Üstünlük
3. İstanbul'un Fethi Sonrası
|