GENCİN AVRUPA'DA DİRİKLİĞİ
III. AVRUPA'DA ÜSTÜNLÜK
l. istanbul'un Alınması


1

    Avrupa'nın Hıristiyan devletleri ve hatta doğudaki Müslüman devletler, önceleri II. Mehmet'i büyük bir hükümdar olarak görmediler ya da görmek istemediler. Belki de babasının savaş alanlannda kazandığı topraklar, şimdi bu genç ve deneysiz sultandan diplomasi yoluyla, hiç olmazsa bir bölümüyle, geri alınabilirdi. En kötü olasılıkla, babasının fetihlerine yenilerini ekleyemez ve Osmanlı devleti "durağan" bir devlet olarak yaşamasını sürdürebilir, sonunda da Avrupa'dan atılırdı. Hıristiyan devletler ve özellikle Bizans, büyük ölçüde böyle düşündüklerinden, II. Mehmet'in tahta geçişinin hemen ardından, barış çağrılannda bulunmaya başladılar.
    II. Mehmet bu çağrılara kulağım tıkamadı ve saltanatının başında barışçı emellerle tanınması işine de geldi. Tarihçi Gibbons, "dudaklarında barış ama yüreğinde savaş vardı" diye yazıyor (Kinross, 1972: 98). Venedik, Ceneviz, Eflak ve Rodos şövalyeleri gibi yabancı elçileri kabul ederek, babasının antlaşma yükümlülüklerine saygı göstereceğini belirtti. Bizans Kralı Konstantin'in elçileri Sultan tarafından önceleri dostça kabul edildi. Varılan antlaşmaya göre, Bizans topraklanna saygı gösterilecek ve Bayazıt'ın torunu Orhan'ın istanbul'da tutulması karşılığında Bizans'a belirli bir para ödenecekti (Uzunçarşılı, 1972: 454).
    II. Mehmet'in dünya görüşü iki kişi tarafından etkilenmiştir. Bunlardan birincisi, ulemadan gelen ve islam anlayışını simgeleyen Sadrazam Çandarlı Halil Paşa idi. Paşa, içte güçlenme, dini yerleştirme ve dışarda barış politikası yanlısıydı. İkincisi ise, bir Kapıkulu olan ve Mehmet'in şehzadeliğinde Manisa'da hocası durumunda bulunan Zağanos Paşa idi. Zağanos Paşa, Gazi geleneğine uygun olarak genişleme ve özellikle istanbul'un alınması yanlısıydı. Arkasını Yeniçerilere dayayan Çandarlı'nın, II. Mehmet'in daha önce kısa süren iki saltanatını sona erdiren Yeniçeri ayaklanmasını hazırladığı dedikodu olarak bilinmekteydi (Uzunçarşılı, 1972:
441). Bu davranışın genç Mehmet üzerinde büyük bir etki yaptığı ve Çandarlı'dan nefret ettiği anlaşılıyor. Bütün bunların sonucu olarak, II. Mehmet tahta geçtikten sonra dört yönlü ya da aşamalı bir politika izlemeye başladı: istanbul'u almak, Çandarlı Halil Paşa'dan kurtulmak. Yeniçerileri örgütleyip güçlendirerek tam anlamı ile kendisine bağlamak ve Gaza felsefesini devlet politikası haline getirmek. Görüldüğü gibi, ilk iş istanbul'un alınmasıydı. Fetih sonrasında kazanacağı büyük prestijle, etkisi çok geniş ve güçlü olan Çandarlı'ya karşı harekete geçebilecek, başsız kalan Yeniçerileri yola getirebilecek ve sonunda da istanbul'un ötesinde fetihlere girişebilecekti. Dolayısıyla, istanbul'un alınması, daha sonra tasarladıklarının ön koşulu haline gelmişti (Itzkovvitz, 1972:25).

2

    Burada, çok iyi bilinen istanbul'un fetih ayrıntılarına girilecek değildir. Mehmet'in keskin zekası, bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi, verdiği kararı sonuna kadar götürmesi ve ölçülü ihtiraslarıyla. Batı teknolojisini en üst düzeye çıkaran Osmanlı topçuluğu ve Osmanlı ordusunun disiplin ve savaşkanlığı biraraya gelince, Bizans'ın zaten zayıflamış olan surları ve daha da önemlisi "hortlak" biçiminde varlığım sürdürmeye çalışan siyasal bağımsızlığı yıkıldı, "İstanbul'u içine almayan bir imparatorluğu yönetmektense, yönetmemek daha iyidir" diyen (Kinross, 1972: 100) II. Mehmet, şimdi "Fatih" olarak tüm Müslüman dünyada nam saldı.
    Fatih, fetihten bir gün sonra Çandarlı Halil Paşa'yı tutuklatıp öldürttü, istanbul'un fethinin Osmanlı tarihinde önemli bir dönüm noktası olduğu çok iyi bilinmektedir. Ancak, Çandarlı'nın ortadan kaldırılması da bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir. Yaşlı ve iki imparatora hizmet eden sadrazam, devlet yönetiminde eski, yerleşmiş Müslüman aile üyelerinin sonuncusudur. II. Mehmet bundan sonraki sadrazamlarını kişisel tutsaklarından seçecektir. Çandarlı engelini kaldırdıktan sonra Yeniçerileri güçlendirip tamamen kendisine bağlayan Fatih, artık dördüncü ülküsü olan kutsal Gaza savaşlanna girişebilirdi.
    İstanbul'un alındığı 29 Mayıs 1453 tarihi, tarihin dönemlere bölünmesinde. Ortaçağ ile Modern Çağ arasındaki dönüm noktası Olarak geçer. Özellikle Osmanlı tarihçileri bunu böyle değerlendirirler. Bu değerlendirme Avrupa tarihçileri arasında pek yaygın değildir, İstanbul'un Türklerin eline geçmesinin iki çağı birbirinden ayıran nokta olduğu simgesel açıdan doğrudur, işin aslına bakılırsa, istanbul'un fethi, tarihsel sürekliliği bozan değişiklik güçleri içinde birçok noktadan biridir. En doğru anlatımla bu tarih, büyük Roma İmparatorluğu'nun doğudaki son kalıntısının da yıkıldığını ve zayıf Bizans'ın Balkanlar ve Batı Anadolu'da -yani Büyük iskender'in asıl at koşturduğu bölgede- bıraktığı siyasal ve askerî boşluğun, 1300'leri izleyen 150 yıllık bir süre içinde ve aşama aşama, Osmanlı beyliğinin Gazi serhat savaşçılarının oluşturdukları bir imparatorluk tarafından doldurulduğu tarihtir. Geniş bir bölgeyi daha 450 yıl yönetecek olan bu imparatorluk, artık Avrupa ile Asya arasındaki bu kilit kenti denetleyecekti. Belki denetlemeden de öteye, eski Roma İmparatorluğu'nun toprakları üzerinde yaşayan halkları uyum içinde birarada tutacak bir "Pax-0ttomanica" kurma hevesi ile iradesini ortaya koyacak, Avrupa kıtasında siyasal ve askerî üstünlüğü eline geçirecektir.

3

    II. Mehmet'in tahta geçtiğinden beri kendini Roma İmparatorluğu'nun ve onun devamı olan Bizans'ın varisi olarak görüp görmediğini (Kinross, 1972: 111-2) kesin biçimde söylemeye olanak yok. Ancak, büyük genişlemeci düşünceler ve geniş ufuklarla büyüdüğü, İstanbul'un fethinden sonra giriştiği seferlerin temel mantığından açıkça ortaya çıkıyor. II. Mehmet'in kendini Türk, İslam ve Bizans geleneklerinin bir bileşimi olarak gördüğünü de kesin bir biçimde bilemeyiz. Ancak, İstanbul'u büyük bir imparatorluğun, dünya gücü olarak bir imparatorluğun, Doğu ile Batı'yı, Hıristiyan ile İslam kültürlerini bir pota içinde eritecek bir imparatorluğun, belki de Roma'yı da içeren bir devletin merkezi yapmak istediği söylenebilir. Ona göre, Osmanlı imparatorluğu, İslami kurallar içinde, bir zamanlar Bizans'ın Hıristiyanlık çerçevesi içinde yapmaya çalıştığı gibi, çeşitli dinden, dilden ve ırktan insanların birarada, düzen ve uyum içinde yaşadıkları kozmopolit bir imparatorluk olacaktı. Kurup geliştirdiği "millet sistemi"nin temel mantığı bunu göstermektedir.
    İlerde de değinileceği gibi, artık Hıristiyanlığın Doğu Kilisesi, İslam devletinin hükümranlığı altındaydı ve belirli bir vergi ödemek durumundaydı. Ama, bunun karşılığında Hıristiyan topluluk ibadet serbestliği ve geleneklerini sürdürme ayrıcalığı kazandı. II. Mehmet'in yönergesiyle, Müslüman olmayan unsurlar, halkının yönetiminden ve iyi davranışından sorumlu olan ve merkezî hükümete hesap veren kendi önderlerinin yönetiminde, kendi yasaları ve yaşama biçimlerini koruyan "milletler" biçiminde örgütlendiler. Fethedilmiş halk olarak artık birinci sınıf yurttaş olma ayrıcalıkları ve siyasal özgürlükleri yoktu. Ama, bu sınırlamalar içinde barış ve gelişme olanaklarından yararlanmaktaydılar ve zamanla ticarî zenginlikleri artmaktaydı. Fatih, Müslüman olmayan halkın imparatorluk için yararlı olacağını sezmişti. Türklerin pek itibar etmedikleri endüstri, ticaret ve denizcilikteki becerileri devletin çıkarı doğrultusunda kullanılabilirdi. Sultanın emirleri üzerine, ülkenin fethedilmiş bölgelerinden, devletin ticaret ve endüstri alanlarında gelişmesine yardımcı olmak üzere çok sayıda tüccar ve zanaatkar getirildi. Bunların arasında Selanik ve Avrupa'nın öteki kentlerinden, buralarda kendilerine çeşitli baskılar yapılan Yahudiler de vardır. O kadar ki, 25 yıl içinde Yahudiler İstanbul'da Müslüman ve Hıristiyanlardan sonra üçüncü büyük cemaati oluşturdular ve kendi milletlerine sahip oldular (Kinross, 1972:117).

| GENCİN
AVRUPA'DA DİRİKLİĞİ
II. Avrupa'da İmparatorluk
3. Yeniden Güçlenme
| GENCİN
AVRUPA'DA DİRİKLİĞİ
III. Avrupa'da Üstünlük
2. Grek Ortodoks Kilisesi
|