GENCİN AVRUPA'DA DİRİKLİĞİ
II. AVRUPA'DA İMPARATORLUK
2. Asya'da Kısa Süren Dağılma


1

    Babasının sağlam değerlerine pek sahip olmayan I. Bayazıt (Yıldırım) dönemi, savaş alanlarında çeşitli başarılara rağmen, Anadolu'da, kısa süreli de olsa, parçalanmanın öyküsünü anlatır. Azim ve irade sahibi, hareketli, yürekli ve değerli bir komutan olmakla birlikte, içkiye düşkün, sinirli, aceleci, hırçın ve inatçıydı (Uzunçarşılı, 1972: 322).
    Bayazıt, tahta oturur oturmaz Anadolu'da imparatorluğun geleceğini tehlikeye düşürebilecek girişimlerde bulundu. Menteşe, Saruhan ve Aydın beyliklerinin bağımsızlıklanna son vererek, İzmir hariç tüm Ege bölgesine egemen oldu ve Akdeniz'e dayandı. Akçay savaşı ile Karaman beyliğini yıkarak Konya, Kayseri ve Sivas'ı eline geçirdi. Böylece, Osmanlı devleti Anadolu'nun büyük bir bölümüne egemen olmuştu (Uzunçarşılı, 1972: 260-7). Ancak, burada önemli olan nokta, Bayazıt'ın, atalarının özümleme ve bütünleştirme politikalarım Anadolu'nun ele geçen toprakları üzerinde uygulayamamasıdır. Şu da var ki, belki Anadolu'nun Müslüman halkının ve özellikle Karaman beyliğinin özümlenmesi. Balkanların Hıristiyan halklarınınkinden daha zordu. Bayazıt'ın işgal ettiği topraklarda kalan ya da buradan kaçanlar Osmanlı yönetimini kolaylıkla benimsemediler ve eski yöneticilerinin geri dönüşü için fırsat kollamaya başladılar. Bayazıt'a karşı, Osmanlı devletini Anadolu'da parçalayan Timur'un kullandığı en önemli koz bu oldu.
    Bayazıt, yukarıda da belirtildiği gibi, Anadolu'nun özümlenmesi ve buralardaki yönetimin yerleşip güçlenmesini beklemeden Avrupa cephesine dönmek zorunda kaldı. Bu batıya dönüşte, Macar kralının Osmanlılar üzerine yeni bir Haçlı seferi düzenlemesinin yarattığı tehdit asıl rolü oynadı. Türklerden gelecek büyük tehlikeyi sezen Macar kralı Sgismund, bu devletle yalnız başına uğraşamayacağını daha önceki deneylerinden anladığı için, öteki Avrupa devletlerine bir ortak sefer önerisinde bulundu. Avrupa'nın hemen hemen yer yöresinden 120.000 kişilik güçlü bir ordu toplamayı başardı. Amaç, Yüzyıl Savaşları'nın sona ermesiyle Kutsal Roma Germen İmparatorluğu'nda hüküm sürmekte olan ender banş havasından ve Bayazıt'ın Anadolu'da meşgul olmasından yararlanarak, Türkleri, tehlike daha da büyümeden. Balkanlar ve dolayısıyla Avrupa'dan atmaktı. Ancak, Bayazıt'ın Niğbolu' zaferi (1396) bu son Haçlı seferini başarısızlığa uğrattı ve Türkler Balkanlara sağlam bir biçimde yerleştiler. Artık, uzun süre, "Anka"nın güçlü pençesini Avrupa'dan uzaklaştıracak yeteneğe sahip bir Avrupa gücü ortaya çıkmayacaktır.
    Ancak, Bayazıt'ın eline geçirdiği topraklarla birlikte, Osmanlı imparatorluğu tam anlamıyla "iki cepheli bir devlet" durumuna düştü. Batıda, "Hıristiyan Avrupa"ya giren bir Müslüman "Doğu" gücü olarak Osmanlı yönetiminin sınırlarını Anadolu ile sınırlamak isteyen ve giderek güçlenen Avrupa devletleri ile aradaki uzun batı cephesi ile, doğuda Osmanlı yönetimine karşı çıkan ve yine bu yönetimi Doğu Anadolu yüksek bölgelerinin batısına sıkıştırmak isteyen Müslüman devletlerin ve bu arada en güçlüleri durumuna yükselecek olan İran Şii otoritesinin oluşturduğu doğu cephesi. Bu durum, Osmanlı devletinin kuruluşunun ve yükselmesinin en üst noktasında bile, yeni devletin en önemli potansiyel zayıflığını yaratacak, yani "iki cepheli devlet" olması sonucunu doğuracaktır. Tarihin Osmanlı devleti için uygun bulduğu davranış kalıbı şudur: Osmanlı yöneticileri, Avrupa'ya karşı giriştikleri askeri kampanyalarda, genellikle elde ettikleri askerî zaferlerin siyasal ve ekonomik meyvelerini tam toplamaya fırsat bulamadan, devletin batıdaki meşguliyetinden yararlanmak isteyen doğu devletleri tarafından Anadolu'da sıkıştırılmışlardır. Böylece devletin enerji ve dikkati doğuya çevrilmiştir. Burada da genellikle elde edilen askerî başarıların meyveleri tam toplanmadan, Avrupa Hıristiyanları tarafından bu kez Batıda baskı altında bırakılmışlardır. Genel olarak, tarihsel süreç içinde bakıldığında, Osmanlı seferlerinin, bir saatin sarkacı gibi bir doğuya, bir batıya yönelmesinin temel nedeni, Osmanlı yöneticilerinin iradesi değil, bu olsa gerektir.

2

    Bu açıklamaların çerçevesi içinde değerlendirildiğinde, Bayazıt, Niğbolu zaferinden sonra Balkanlar'da daha ileri bir harekatta bulunmaya başlayacağı bir sırada, bu kez doğudan çok büyük bir tehlike ile karşı karşıya kaldı. 200 yıl kadar önce, tüm Ortadoğu'yu yerle bir eden Cengiz Han ve onu izleyen Moğol kabileleri gibi, bu kez aynı sülaleden geldiğini iddia eden Timur, Beş Deniz Bölgesi ve Anadolu'nun doğusunu eline geçirmeye çalışıyor ve böylece Doğu Anadolu'da Osmanlıların güvenlik bölgesine ayak basmış bulunuyordu.
    Ancak, Timur'un Bayazıt'la savaşmak niyetinde olup olmadığı tam belli değildir. Timur'un amacının Osmanlı împaratorluğunu yıkıp yerine küçük bir Osmanlı beyliği ve Anadolu'da çok sayıda ufak siyasal birim bırakmak olduğunu yazan tarihçiler vardır (Uzunçarçıh, 1972: 301-9). Böyle bir hareketin siyasla ve askerî mantığını anlamak zordur. Ne de olsa, Timur'un kurduğu imparatorluk, Osmanlı imparatorluğunun aksine, bir Asya ya da doğu devletiydi. Bayazıt'la anlaştığı takdirde, bu büyük devlet batısından göreli olarak güvenlik altına alınabilirdi. Anadolu'nun küçük ve zayıf siyasal birimlere bölünmesinden en çok yararlanabilecek güçler ya Hıristiyan Bizans ya da onun batısındaki Avrupa devletleri olabilirdi. Timur, bunu kestirebilecek siyasal zekaya sahip bir yöneticiydi. Belki de, Anadolu'dan daha önemli saydığı Suriye ve Mısır'a gitmeyi tasarlıyordu. Merkezi Asya olan bir imparatorluğun genişleyebileceği doğal alanlar buralarıydı.
    Ne olursa olsun, Bayazıt'ın Anadolu seferlerinde yerlerinden ettiği eski Anadolu beylik yöneticileri, Timur'u bir "kurtarıcı" olarak görüp, kendisinden yerlerine iadeleri ve Timur'un işgal hareketlerinde Osmanlı devletine sığınan yöneticilerin de Timur tarafından geri verilmesi istendiğinde, iki gururlu hükümdar arasında anlaşmazlıkların çıkacağı acıktı. Bayazıt'la Timur arasında anlaşmazlıkların ürünü olan mektup alışverişi yapıldı. Bu mektuplarda Bayazıt'ın Timur'dan daha kibirli olduğunu ve ilkel düzeyde de olsa, mevcut "diplomatik kuralların" dışına çıktığını görüyoruz. Timur, bir tanesinde şunları yazıyor:
    "Avrupa'da Hıristiyanlara karşı bazı zaferler elde ettin. Kılıcın Peygamber tarafından kutsandığından ve Kuran'ın akidelerine uygun davrandığından kafirlere karşı başarılı oldun ve bunlar islam dünyasının sınırı ve siperi olan ülkene karşı harekete geçmememin tek nedenidir. Aklını kullan, düşün, pişman ol ve başının üstünde sallanan öcümüzden kurtul. Bir karıncadan başka birşey değilsin ve neden filleri tahrik ediyorsun? Yoksa, ayaklarıyla seni ezerler!"
(Kinross, 1972: 73).
    Bu mektupta, Timur'un Bayazıt'la kapışmak istemediği ve Osmanlı devletini bir tampon devlet olarak gördüğü bir dereceye kadar anlaşılabilmektedir. Timur'un mektubuna Osmanlı Sultanı çok sert bir cevap verdi ve "seninle ne zamandan beri muharebe etmek isterdim, şimdi bunu fiile çıkarmaya azmettim; sen gelmezsen ben gelirim" dedi (Uzunçarşılı, 1972: 303). Ayrıca, Timur'un mektupları, içerikleri ne olursa olsun, diplomatik bir stille, yani iki hükümdarın adları yanyana yazılmıştı. Ama, Bayazıt, tüm diplomatik uygulamayı hiçe sayarak, kendi adını altın harflerle en başa, Timur'unkini ise kara harflerle en altta yazıyordu. Bu alay, küçük düşürme ve Timur'un Bayazıt'tan bağımsız ve hükümran bir devletin kabul edemeyeceği isteklerinden sonra, sorun artık "diplomasi"den savaşa kaldı.
    Bayazıt'ın 1402 tarihli Ankara yenilgisi, herşeyden önce diplomatik beceriksizliğinin ürünüdür. Kendisi, baba ve dedesinin akıllı diplomasisini kullanamamıştır. Yenilginin yakın askerî nedeni ise, taktik hatalardan çok, devletin o andaki sınırlamalarını çok aşmış olmasıdır. Çok erken bir tarihte ve yeterli kaynaklara sahip olmadan, Müslüman Doğu'da, Moğol istilalarından öncekileri (Emevî ve Abbasî) aratmayacak büyüklükte bir imparatorluk kurmak istemiştir. Babasının "Avrupa'nın zengin ve göreli olarak kolay elde edilen kaynakları tam anlamı ile ele geçip özümlenmeden, Anadolu'da büyük çaplı bir "serüvene girişmeme" yolundaki akıllı politikasını unutur görünmüştür. Kısaca, Gazi geleneğinin çok ötesine gitmiştir. Böylece, karşısında, belki de asıl amacı, devletinin batı sınırlarının ötesindeki Gazi Osmanlı devleti ile iyi ilişkiler kurup, Avrupa ile arasına güvenli bir tampon bölge koymak olan ve temelde güneye yönelmek isteyen Timur'u bulmuştur.

3

    Bu konudaki düşüncelerimiz ne olursa olsun, Bayazıt'ın yenilgisinin asıl ilerisi için ders veren de uzun sürede devlet için yararlı olan sonucu, imparatorluğun Anadolu'da tam anlamı ile parçalanmış olmasına rağmen, Balkanlar'da dimdik ayakta kalmış olması ve böylece kısa bir süre içinde yalnız parçalarını biraraya getirmiş olmakla kalmayıp, dönemin en güçlü ve geniş imparatorluklanndan birini kurup sürdürmesidir.
    Ankara yenilgisinden sonra Timur'a tutsak düşen Bayazıt'ın birlikleri batıya doğru çekildiler. Burada önemli olan nokta, bu birliklerin Çanakkale'den Avrupa yakasına Ceneviz ve Venedikliler tarafından taşındığı gerçeğidir. Bu Hıristiyan devletler, bildikleri, tanıdıktan ve sürekli ilişki kurabildikleri bir "düşmanı", bilmedikleri bir Doğu tiranına tercih ettiklerini açık bir biçimde göstermişlerdir, işte, Osmanlı devleti iki kuşak gibi kısa bir süre içindeki akıllı politikasıyla kendini Balkanların Hıristiyan halkına böylesine kabul ettirmiş ve Bizans'ın gerçek halefi olarak kabul edilmiştir. Anadolu'da daha önce Selçuklu devletinin Moğol istilası ile parçalanıp yıkılmaları gibi, onların ardılı Timur karşısındaki bu önemli Anadolu yenilgisi de Osmanlı imparatorluğunu kısa ömürlü yapabilir ve devlet Anadolu'nun tarihi gelenek ve kalıbına uygun olarak dağılabilirdi. Nitekim, devlet Anadolu'da belirli bir süre dağıldıysa da Avrupa'da ayakta kaldı; Anadolu'yu kurtaran Avrupa bağlantısıydı.
    Burada ilginç olan bir nokta da, Osmanlı devleti kuruluş bölgesi olan Anadolu'da parçalanmış olmasına rağmen, Balkanlar'da Türk yönetimine karşı hiçbir halk ayaklanmasının ortaya çıkmamasıdır. Herhalde, Osmanlı yönetimi buraya, halkın isteği doğrultusunda yerleşmiş olmasa, devletin bu son derece güç durumundan yararlanmak isteyecekler, öncelikle Hıristiyan Balkan halkları olurdu. Osmanlıların, Balkanlar'daki fetihlerinin en belirgin niteliği, "gelişigüzel, sergüzeşt ve çapul olarak değil, bir program altında bilinçli bir yerleşme" biçiminde ortaya çıkmasıdır. Bu da, işgal edilen yerlerdeki halkın yeni yönetimden hoşnut olmalarına dayandırılabilir (Uzunçarşılı, 1972: 184).
    Ankara yenilgisiyle, hem devletin Anadolu'daki birliği tehlikeye düştü, hem de Bayazıt'ın büyük bir imparatorluk kurma düşü belirli bir süre ortadan kalktı. Ama, Bayazıt, bu başarısızlığına rağmen, Osmanlı hükümeti, toplumu ve yönetim biçimi açısından önemli bir miras da bırakmamış değildir. Bilindiği gibi, Anadolu Selçuklu devleti zamanından beri Müslüman olmayan genç tutsaklar (Gulam) saray ve devlet hizmeti için yetiştirilmekteydiler. ilk kez I. Murat, dini yasaya göre hakkı olan yağmanın beşte birlik hissesi içinden gelen savaş tutsaklarım Yeniçeri olarak örgütlemişti. Bayazıt ise Gulamlara önemli askerî ve yönetsel görevler verdi. Bir bölümüne Anadolu'da tımarlar bile bağlanmıştı. Bunlar, Anadolu'da çeşitli beyliklerinin Müslüman yöneticilerinin yerine geçirilmeye başlandılar. "Kapıkulları" olarak bilinen ve tümüyle sultanın iradesine bağlı olan Bayazıt'ın bu tutsakları, merkezî yönetimi daha da güçlendirip dirik bir biçime getirdiler. Ancak, merkezî hükümetin güçlenmesi, Anadolu'daki din bilginlerinin ve yerleşmiş Müslüman ailelerin tepkisine de yol açtı. Bunların, Bayazıt'ın yeniliklerine karşı çıkmaları, Hıristiyan kökenlilere tımar dağıtılmasından ve yönetimin üst kademelerine yerleştirilmesinden hoşnutsuzlukları, Bayazıt'ın Anadolu'da güçlü bir imparatorluk kuramamasında etkili olmuştur. Dolayısıyla, Bayazıt'ın Anadolu'daki başarısızlığının bir nedeni de bu yeniliklerdir (Itzkowitz, 1972: 20-1). Üst düzey yöneticileri ile Anadolu'nun ulema ve beyleri arasındaki bu mücadele, asıl II. Mehmet'in ölümünden sonra ortaya çıkacak ve Cem ile II. Bayazıt arasındaki taht çekişmesinin sahne ve aktörlerini oluşturacaktır.
    Ankara yenilgisinden sonra Bayazıt'ın dört oğlu, Osmanlı devletinde ilk kez ve ciddi iktidar mücadelesine başladılar. İmparatorluğun toprakları kabaca ikiye bölündü: Edirne'de büyük oğlu Süleyman tarafından yönetilen Avrupa ile, Bursa'da en küçük oğlu Mehmet tarafından yönetilen Anadolu. Osmanlı tarihinin ilk iç savaşından galip çıkan Mehmet, 1413 yılında tahta oturdu. I. Mehmet (Çelebi), yine Osmanlı tarihinde ilk kez iç politikada etkilerini göstermeye başlayan Yeniçeriler ve Anadolu beyliklerinin desteğiyle ve "Osmanlıların en adil ve değerli şehzadesi" olarak merkezî otoriteyi yeniden sağladı (Uzunçarşılı, 1972: 347-9).
| GENCİN
AVRUPA'DA DİRİKLİĞİ
II. Avrupa'da İmparatorluk
1. Fetih ve Bütünleştirme
| GENCİN
AVRUPA'DA DİRİKLİĞİ
II. Avrupa'da İmparatorluk
3. Yeniden Güçlenme
|