GENCİN AVRUPA'DA DİRİKLİĞİ
II. AVRUPA'DA İMPARATORLUK


Orhan, Avrupa'da Osmanlıların öncüsüydü; Murat ise ilk büyük sultanı ya da Batı'daki unvanı ile imparatoru olmuştur. I. Murat, devletin sınırlarını çok kısa bir sürede tüm Balkan yarımadasını içine alacak biçimde genişletmiş ve burada beşyüz yıl gibi benzersiz uzunlukta bir egemenliğin tohumlarını atmıştır. Bu genişleme ve imparatorluk haline gelme, birbirinden çok farklı ırk, din ve dil öğelerini aynı potada biraraya getiren yeni Osmanlı uygarlığının doğuşunu simgelemektedir.

l. Fetih ve Bütünleştirme


1

    Balkanlar'da Osmanlı ilerlemesi, Batı'da çöküşle aynı zamana rastladı. Esnek olmayan ve dirikliğini yitiren Avrupa toplumu çökmek üzereydi. Köylü toprak sahiplerine, işçiler tüccarlara başkaldırıyorlardı. Kara ölüm (veba) Güney ve Batı Avrupa'yı mahvetmişti. Başlangıcı bu döneme rastlayan büyük coğrafî keşifler ise Avrupa'nın geriye kalan enerjisini, Avrupa'nın Osmanlıların ilerlemekte oldukları doğusundan, Atlantik Okyanusu'nun ötesine döndürmüştü. Bir ölçüde şansa da bağlanabilecek olan bu durum, dirik Osmanlıların işine geliyordu. Son bir feryat ve gayretle. Papa Urban Osmanlıların Balkanlar'da ilerlemesine karşı bir Hıristiyan birliği sağlamak istediyse de, Katolik ve Ortodoks kiliseleri arasındaki düşmanlık ve Papa'nın siyasal ve dini etkinliğinin azalması böyle bir birliği engelledi (Uzunçarşılı, 1972: 234-37). Katolik dünyasının ünlü "Osmanlılar yalnızca düşmandır ama hizipçi Grekler düşmandan da beterdir" sözü bu zamana aittir (Kinross, 1972: 46).
    Osmanlıların Balkanlar'da genişlemesi ve çeşitli halkları yönetimi altına alması, önemli ve hemen çözülmesi gereken bir sorunu da birliğinde getirdi: Bu kadar değişik ırk ve din tek bir siyasal çatı altında nasıl birarada bulunacak, nasıl bütünleştirilecekti? I. Murat, her şeyden önce, Balkanlar'ın koruma altındaki devletlerin Hıristiyanlarına belirli bir hoşgörü göstererek anî ve muhtemel bir tepkiyi önlemesini bildi. Üstelik, bu devletlerin askerî önderlerini Osmanlı hizmetine geçirerek, kendi komutanlarının komutası altında Osmanlı amaçları için savaşan binlerce askeri de kullanmaya başladı. Bu hizmete karşılık olarak, vergiden bağışıklık ve belirlenen devlet topraklarından yararlanma hakkı tanıdı.
    Bütünleştirme ve özümlemeye bir başka çare olarak, I. Murat, babası tarafından koruma birliği biçiminde kurulan Yeniçeri birliğini geliştirerek bir milis gücü haline dönüştürdü (Uzunçarşılı, 1972: 508-12; Hammer, 1,1983: 99-101; Kinross, 1972: 51). Bu birlik, Hıristiyan çocuk ve gençlerden toplanıp, devşirme yöntemleri, bağlılık ve disiplinleri, en iyi asker olacak biçimde titizlikle yetiştirilmeleri, yaşam boyu meslek güvencesi ve birlik içinde son derece birleştirici olan Bektaşiliğe bağlılıklarıyla, çok kısa bir süre içinde, Avrupa'nın en güçlü ve korkulur askerî birliği haline geldi, işin aslına bakılırsa, Yeniçeriliğin dayandığı devşirme sistemi, islam dünyasının yabancısı değildi. Abbasiler zamanında, Türkler Orta Asya'nın steplerinden tutsak ya da ganimet olarak alınıyor, Müslüman yapılıyor ve sonra Bağdat'ta asker ve yönetici olarak yetiştiriliyorlardı. Bu Türklerin bir bölümü zamanla yüksek askerî ve idarî kademelere kadar yükselebiliyorlardı. Hatta, Memluklularda görüldüğü gibi tutsak asker olarak götürüldükleri bazı yerlerde yönetimi de ellerine geçirebiliyor, uzun süreli hanedanlıklar kurabiliyorlardı. İşte, Murat'ın bu geleneği izlediği söylenebilir. Murat'ın yetiştirdiği Yeniçeri ocağı, Sultanın tüm Balkan seferlerine katıldı ve fetihten sonra bu yerlerin yatıştırılması ve Türk nüfusunun yerleştirilmesi gibi konularda yardımcı oldu.

2

    Trakya'nın fethi, Osmanlılara sırasıyla Bulgaristan ve Makedonya'nın yolunu açtı. Murat, ülkedeki iç çekişmelerden de yararlanarak Bulgaristan'ı işgal etti ve 1371'de kolayca Doğu Makedonya'yı ele geçirdi. Bir yıl sonra Osmanlı orduları Vardar akarsuyunu geçtiklerinde, Sırplılar Osmanlı koruyuculuğu altına girdiler. Murat, iktidarının son yıllarında, Tuna'ya doğru genişlemek için Sofya'yı, Sırbistan'ın anahtarı durumunda bulunan Niş'i ve Vardar akarsuyunun batısındaki toprakların denetimi için de Manastır'ı hükümranlığı altına aldı. Öldüğünde Osmanlı devletinin sınırları çok genişlemiş ve Türkler Avrupa'da kalıcı bir öğe olduklarını bilinen tüm dünyaya açıkça göstermişlerdi. Murat, 27 yıl önce iktidara geldiğinde ülkenin doğusundan batısına üç günde gidiliyordu. Öldüğünde, ülkenin çapı 42 günlük bir seyahati gerektirir hale geldi. 27 yıllık bir süre içinde bir devletin sınırlarını 14 kat genişletmesi, modern zamanlarda ya hiç rastlanmayan ya da ender rastlanan bir başarıdır.
    İktidarının ikinci yılında Ankara'yı eline geçirdikten sonra, Murat kuvvetlermin büyük bir bölümünü hep Trakya'da tuttu. Bunun açık olan bir nedeni, o dönemde asıl tehdidin Avrupa'dan gelebileceğini görmüş olmasıysa da, asıl önemli olan neden, Anadolu'nun özümsenmesinin, ancak daha zengin Avrupa'nın insan ve öteki kaynaklarıyla sağlanabileceğini akıllıca anlamış olmasıdır (Kinross/1972: 56). Belki de bu nedenden dolayı, Murat'ın Anadolu seferleri Avrupa'dakiler kadar göz kamaştırıcı değildir (Uzunçarşıh/ 1972: 245-51). Oğlu Bayazıt'ı Germiyan beyinin kızı ile evlendirerek, stratejik Kütahya kenti de dahil olmak üzere, komşu Germiyan topraklarının büyük bir bölümünü ve göller bölgesini eline geçirdikten sonra. Karaman beyliği ile savaşa tutuşmuş, ama Karaman beyine elini öptürtmekten öteye önemli bir başarı elde edememiştir. Kendilerini Anadolu Selçukluları'nın varisi sayan ve daha önce küçük bir uç beyliği iken kısa bir süre içinde geniş toprak sahibi ve hatırı sayılır bir devlet haline gelen Osmanlıları çekemeyen Karaman beyliği, Murat'tan sonra bir süre daha Osmanlı egemenliğine karşı direnecektir.
    Murat, saltanatının son yılı olan 1389'da Kosova seferine çıktı (Uzunçarşılı, 1972: 252-8). Sırbistan, Bosna-Hersek ve Arnavutluk'un sınırlarının birleştiği Kosova'da Sırbistan'ın bağımsızlık kaderi kararlaştırılmıştır. Murat, zaferden o kadar emindi ki, savaştan sonra hiçbir kalenin yıkılmayacağını, hiçbir yerin yakılmayacağını ve talan olmayacağını emretmişti. Bunun nedeni, zengin bir bölgenin kaynaklarını uzun vadeli bir biçimde kullanmanın, imparatorluğun Balkan topraklarının bütünleştirilmesi açısından önemini anlamış olmasıdır. ikinci neden olarak, bölge balkının düşmanlığını çekmekten kaçınarak özümlemenin daha kolay sağlanabileceği yolundaki düşüncesi olsa gerek.
    Kosova savaşının sonuna doğru savaş alanında bir Sırplının hazırladığı suikast sonucu ölen I. Murat, Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk büyük sultanı sayılabilir. Bir kuşak gibi çok kısa bir dönemde, atalarının kurduğu devleti Avrupa'da söz sahibi bir imparatorluk haline dönüştürdü. Daha sonraki tarihlerde Fatih ve Kanunî gibi sultanların genişletecekleri sağlam bir temel kurdu. Murat, iyi bir savaşçı olmakla birlikte, asıl yeteneği barış sanatındaydı ve büyük bir siyasal zekaya sahipti. Yeni ele geçirilen Hıristiyan topraklarının geleceği konusundaki temel düşüncesi, yöredeki ekonomik ve toplumsal yaşamın en az zarar görerek devletin sınırları içine alınması, yani temel yapı bozulmadan bütünleşme ve özümlemenin sağlanmasıydı. Bu Hıristiyan Avrupa topraklarına, Osmanlı hükümet geleneğinin tam anlamıyla uymadığının bilincinde olarak, zamana, yere ve geleneklere göre yeni hükümet biçimlerinin geliştirilmesi gerektiğini düşünmekteydi. Bunu son derece başarılı bir biçimde sağladı; Hıristiyanlara karşı hoşgörülü davrandı ve Yeniçeriler dışarda tutulacak olursa, zorla din değiştirtmedi. Ortadoks patriği 1385 yılında Papa'ya yazdığı mektupta, Sultan'ın kilisesini tam bir serbesti içinde bıraktığını yazmaktadır (Kinross, 1972: 59). Murat, böylesine bir özümleme süreci ile, uzun yıllar sağlıklı bir biçimde işleyecek olan çok ırklı, çok dinli ve çok dilli bir imparatorluk kuran hükümdardır.

| GENCİN
AVRUPA'DA DİRİKLİĞİ
II. Avrupa'da Devlet
| GENCİN
AVRUPA'DA DİRİKLİĞİ
II. Avrupa'da İmparatorluk
2. Asya'da Kısa Süren Dağılma
|