BEŞ DENİZ YAYLASINDA DOĞUŞ
IV. Anadolu'daki Çocukluk

1

    Öncelikle Osmanlı dış ilişkileri ile ilgilenen bir kitapta, Oğuz Türklerinin Orta Asya'da kurdukları konfederasyonun dağılmasından sonra Anadolu yarımadasına gelip yerleşik düzene geçmelerinin uzun ve biraz da karışık tarihi üzerinde fazla durmaya gerek yoktur. Bu güçlü step insanının, 10. yüzyıla gelindiğinde, güneyde Aral denizi ve Siri Derya akarsuyu (Jaxartes), batıda Hazar Denizi ile Volga akarsuyunun güneyi ve kuzeydoğuda İrtiş akarsuyu ile çevrili bölgede yaşadığı bilinmektedir (Itzkowitz, 1972:4). Bunlar çoğunlukla göçebe bir hayat sürmektedirler. Gönençleri daha çok deve, at ve koyuna dayanmakla birlikte, bazı yerleşik gruplar tarım da yapmakta ve kasaba pazarlarında hayvan ve orman ürünleri karşılığında güneydeki kentsel Müslüman merkezlerden yerleşik toplumların ürünlerini almaktaydılar. Müslümanlıkla bu ekonomik temas, yerleşik-göçebe etkileşiminin çok rahat olduğu bölgede, Oğuz Türkleri arasında İslamiyetin tam anlamı ile yerleştiği ve Şaman inancının, bazı özellikleri sürdürülmekle birlikte, yeni tek-tanrılı dinin içinde eridiğidir.
    Müslümanlığın kabulünden sonra Türkler Selçuk ailesinin önderliğinde Siri Derya akarsuyunu güneyine doğru aştılar. Beş Deniz yaylasına gelen hemen hemen her Türk kabilesinde olduğu gibi, Selçuklular da tarih sahnesine Müslüman beyliklerin kiraladıkları savaşkan askerler olarak çıktılar. Yine tarihsel sürecin temel kalıbına uygun bir biçimde, zamanla belirli eyaletlerin yöneticileri ve sonunda geniş toprakların özerk hükümdarları oldular. Selçuklular, İran'a egemen olduktan sonra Tuğrul Bey'in önderliğinde batıya yöneldiler ve Halifeliğin merkezi olan Bağdat 1055 yılında Türklerin eline geçti. Tarihin bu döneminde Selçuklular her ne kadar Halifenin lıizmetinde görünüyorlarsa da, Bağdat'tan bağımsız hareket etmekteydiler.
    İşte bu Selçuklu aristokrasisi, yerleşik düzenin geretirdiği siyasal ve hukukî kalıba uyduklannda, Türkmenler, yani Müslümânlığı kabul etmiş ğöçebe Türkler tarafından tehdit edilmeye başlandı. Türkmenler; gerek yerleşik Selçuklu toplumunda dinin katı bir biçimde uygulanması ve gerekse yerleşikliğin önemli ve gerekli sonuçlarından olan vergi yükü yüzünden,.merkezi otoriteye karşı çıkmaya başlamışlardı. Asıl istedikleri, yağmaya izin verilmesi ve bağımsızlıklarının korunmasıydı. Bu isteklerin en iyi biçimde sınır bölgelerinin özgür atmosferinde karşılanabileceğini düşünen Selçuklu yöneticileri, merkezi otoriteyi tehdit etmeye başlayan Türkmenleri kendi bölgelerinden uzaklaştırmak için, Anadolu'da Bizans'ın doğu bölgelerine doğru yayılmalarını teşvik ettiler. Türkmen kabileler, Bizans'a yakın bölgelerde yerleştikten sonra, İslâmiyetin sınırlarını genişleten, bu dünyayı Hıristiyan saldınlarına karşı koruyan ve böylece büyük bir sayginlık kazanan "Gaziler" durumuna yükseldiler.

2

    Bu gelişmelerin sonucu olarak Bizans'a sınırı olan bölgelerde Türkmenlerin.sayısı kabardıkça, Bizans topraklarına saldırıları da artmaya başladı. Bu.durum, doğal olarak, İstanbul'dan tepki gelmesine yol açtı ve İmparator IV. Romanus Diogenes büyük bir ordunun başında doğuya doğru yürümeye başladı. Istanbul'un bu tepkisini karşılayan Selçuklu Sultanı Alparslan oldu. Selçukluların kazandığı Malazgirt zaferi (1071) dönemin en önemli savaşlanndan biridir. Çünkü, bu zaferle Anadolu yarımadası yerleşim için Türklere açılmış ve bölgenin Türkleştirilmesi ve Müslümanlaştınlması başlamıştır.
    Bu arada iki önemli. gelişme Anadolu'da yavaş yavaş yerleşmekte olan dengeyi bozdu. 13. yüzyıldaki Moğol istilâsı, Anadolu'nun yerleşik ve göçebe halklarının hareketlenmesine yol açtı. Moğollar 1243'te Doğu Anadolu'daki Kösedağ yakınlarında Selçuklu ordusunu yendiler ve bu tarihten sonra Anadolu Selçukluları bağımsızlıklarını yitirerek koruma altında bir devlet statüsüne düştüler (Uzunçarşılı, I; 1972: 9-21). Moğolların Anadolu'daki egemenliği 1308'de son Selçuklu Sultanı ölünceye kadar sürdü. Bu gelişmelerin önemli bir sonucu, zayıflayan Selçuklular'ın, artık "Gazilerin" Bizans'a olur olmaz saldırılarını önleyememeleridir. Ayrıca, Anadolu bu dönemde Moğol istilâsından ve baskıcı yönetiminden batıya kaçan yeni Türkmen kabileler, vergi yükünden kaçan köylüler ve İran'da Moğol egemenliğine karşı direnme örgütlenmekte olan dervişlerle dolmaya başladı. Bu konuda son olarak söylenecek olan, Anadolu'daki merkezi hükümetin Moğollar tarafından yıkılmasının, Anadolu'yu çok sayıda bağımsız siyasal birime böldüğüdür (Itzkowitz, 1972: 10).
    Anadolu'nun dengesini bozan ikinci önemli gelişme, batıdan İstanbul'a yönelik Katolik tehdidinin Bizans'ın dikkatini Balkanlara çevirmesidir. Bunun sonucu olarak Anadolu'daki savunması zayıflayan Bizans, 14. yüzyılın başında Batı Anadolu'dan çekilmek zorunda kaldı. Artık Anadolu çeşitlı beyliklere bölünmüş olan Türklerin egemenliğine geçmiştir Bunlardan biri olan Osmanlılar, beyliklerinin küçüklüğüne rağmen giderek güçleneceklerdir.


| BEŞ DENİZ
YAYLASINDA DOĞUŞ
III. Beş Deniz Yaylasında Üstünlük
| BEŞ DENİZ
YAYLASINDA DOĞUŞ
IV. Anadolu'daki Çocukluk
1.Anadolu'da Üstünlük
|