BEŞ DENİZ YAYLASINDA DOĞUŞ
III. Beş Deniz Yaylasında Üstünlük

   Kabaca 1000-1500 yılları arasındaki beşyüz yıllık süre içinde çeşitli step göçebelirinin özellikle batı yönündeki hareketleri, Beş Deniz Bölgesinin yerleşik uygarlıkları üzerinde etkili oldu ve uzun süreli değişikliklere yol açtı. Dolayısıyla, bölgenin siyasal ve kültürel dengesi altüst oldu. Bu dönemde önce İndo-Avrupalılar, bunları izleyerek Türkler ve daha sonra Moğollar batıya göç ettiler. Ancak, bu kavimler arasında bölgede en uzun ve kalıcı etkide bulunan Türkler oldu.

    Göç hareketlerinin geçiş noktasında bulunması yüzünden tarih boyunca yüzlerce fetih ve işgale tanık olan, ancak çoğu işgalcinin bölgenin kültürü içinde eridiği bu bölgede Türklerin uzun süreli varlığı ve benzerliklerini yitirmemeleri nasıl açıklanabilir? Türkler, savaşkan özelliklerini, örneğin Moğollarla da paylaştıklarından, bu tam bir açıklama getiremiyor. Bu yüzden, Türklere bölgede etkinlik sağlayan başka önemli özellikleri ortaya koymak gerekiyor.

    Bir kere, bugün İran dediğimiz bölgede göçebe ve yerleşik toplumların yaşadıkları alanlar birbirlerinden kesin hatlarla ayrılmış değildi. Göçebeler alışık oldukları yaşamlarını sürdürüken, yani daha çok hayvancılıkla uğraşırken, aynı zamanda yerleşik toplumlarla yararlı ticaret de yapabiliyorlardı. Bu sürekli ve engellenemeyen etkileşimle, Türkçe konuşan kavimler İran'da yaşayan toplumlarla kaynaşmış ve Türk dili Aral Gölü ile Hazar Denizi'nin güneyine doğru genişlemiştir. İkincisi, Türkler burada kök salmış olan İslam dinini kabul etmekle birlikte, İslam dünyasında kaybolup, örneğin bazı İndo-Avrupa kavimleri ve Moğollar gibi, benliklerini yitirmemişlerdir. Askeri güçlerinin, örgütlenme yeteneklerinin ve birlik duygusunun gururuna dayalı üstünlükleri, Türkleri öteki topluluklardan belirli ölçüde ayrı tutmuş ve dilleri ile savaşkan kültürlerini korumuşlardır.

    Üçüncü bir avantaj da Türklerin Beş Deniz Bölgesinde askeri ve siyasal başarı sağlamlarını kolaylaştırdı. Türkler, İslam dünyasında önemli bir öğe olarak boy gösterdiklerinde, Şii yöneticiler bölgenin hemen hemen her yerinde egemendiler. Büyük ölçüde manevi bağımsızlıklarını korumak için, Türkler Sünniliği seçtiler. Sünnilik ilk Halifeler yıllarının saygın ve bozulmamış doktriniydi ve bölge Müslümanlarının çoğunluğu da Sünni idi. Sünni Müslümanlar Türk yönetimi altına girerek yada buna açıkça karşı çıkmayarak hem dindeki "sapmaya" etkin bir cevap vermiş oluyor, hemde eskinin görkemli ve huzurlu günlerine geri dönmeyi ümit ediyorlardı.Osmanlı Türkleri'nin Anadolu'da sağladıkları prestij de temelde buradan kaynaklanmaktadır. Son olarak "Gaziler" tarafından yürütülen "kutsal cihat" kavramı, kısaca İslam dünyasının sınırları dışındaki Hristiyan ve inanmayanlara karşı savaş, zaten savaşkan olan Türklere uygun düşmüş ve onlara İslam dünyasında büyük bir prestij ve dolayısıyla üstünlük sağlamıştır (McNeil, 1963:487-90).

    İşte, bu coğrafi, dinsel ve kültürel koşullar, Türklerin kitlesel olarak İslamiyeti kabul etmelerine, 11. yüzyılı izleyerek Müslüman yönetici ve askerlerin çoğunluğunu oluşturmalarına ve İslamiyetin hem Hristiyan dünyasında ve hemde Hindistan'a doğru genişlemesine yol açtı.

2

    Türklerin Beş Deniz Bölgesindeki egemenliği çok temel ve uzun süreli değişikliklerle sonuçlandı. Ancak, Türklerin İslam dünyasında egemenliği ellerine aldıkları 11. ve 12. yüzyıllarda bölgede kurulan Türk devletlerinin (Gürün, 1981; Cahen, 1979:21-146; Avcıoğlu, III,1979) genellikle geçici nitelikte olduğu görülüyor. En istikrarlısı sayılabilecek Selçuklu devleti, ancak 1037-1091 yılları arasında bütünlüğünü koruyabildi ve sonra dağıldı. Bu devletin hüküm sürdüğü dönemde Hristiyan dünyaya karşı Türk ilerlemesinin önemli dönüm noktası 1071 tarihli Malazgirt savaşıdır. Böylece, Türkler Orta Anadolu platosunu ellerine geçirmişler ve daha batıya, Hristiyan dünyaya doğru yönelişleri için önemli bir üs elde etmişlerdir.

    Selçuklular'dan daha başarılısı belki de Selahattin Eyyubi olmuştur. 1. Haçlı seferine karşı (1097-1099) Müslüman dünyada beliren tepkiden yararlanarak, Irak, Suriye ve Mısır'ı birleştirmiş ve 3. Haçlı Seferinin (1189-1191) başarısızlığı Selahattin'in gücünü göstermiştir. 1250 yılında bu hanedanlığın son yöneticisi de ölünce, Mısır'daki Türk tutsak askerleri olan Memluklar iktidarı ele geçirip ilginç bir oligarşik rejim kurmuşlar ve Osmanlı sultanı 1. Selim tarafından yıkılıncaya, yani 1517 yılına kadar, Selahattin'in imparatorluğunu denetlemişlerdir. Bölgenin öteki ucunda, yine bir Türk tutsak askerinin oğlu olan Gazneli Mahmut, bugünkü Afganistan'daki ana üssünden Pencap ve Ganj vadilerine akınlar düzenledi (998-1030) ve ardılları tüm Kuzey Hindistan'ı işgal ettiler.  

    Bu arada, Beş deniz Bölgesi 13. yüzyılda Dış Moğolistan'ın yüksek steplerinden gelen göçebe kavimlerin istilasına sahne oldu. Ancak, bu istila daha önceki Türk istilasından oldukça farklıydı. Moğollar bölgeye vahşi ve barbar savaşçılar olarak geldiler. Bölge halkına, peşinde koştukları hayvanlarına nasıl davranıyorlarsa öyle davrandılar; yani yerine göre uysallaştırma ve yerine göre katletme. Cengiz han, bu yöntemlerle (1206-1227) Asya'da büyük ve disiplinli bir kabileler konfederasyonu kurdu ve kısa zamanda Çin'e, Beş Deniz yaylasına ve Avrupa'ya başarılı akınlarda bulundu. Göçebelikten gelme üstün yönetim, hareketlilik ve genelkurmay konusundaki başarı, Moğollara düşmanlarına karşı kısa süreli üstünlük sağladı. Öldüğünde Volga'dan Amur'a kadar tüm Asya stepleri tek ve geniş bir askeri konfederasyon biçiminde birleşti. Ancak, Türklerin aksine, Cengiz'in oğlu ve torunları devleti sürdüremediler. Parçalanmadan sonra Moğol imparatorluğunun batı yakasında sahneye Türkler yeniden ve Osmanlı devletiyle çok güçlü ve sürekli bir biçimde çıkıcaklardır.


| BEŞ DENİZ
YAYLASINDA DOĞUŞ
II. Göçebelik-Yerleşiklik ilişkisi
| BEŞ DENİZ
YAYLASINDA DOĞUŞ
IV. Anadolu'daki Çocukluk
|