NEJAT GÜLEN
ŞANLI
BAHRİYE
Nejat Gülen, Şanlı Bahriye (Türk Bahriyesinin İkiyüz Yıllık Tarihçesi 1773-1973)



Kapak
Birinci Baskıya Önsöz
İkinci Baskıya Önsöz

I. Bölüm
MODERN TÜRK
BAHRİYESİNİN KURULUŞU
1. Giriş
2. Yelken Devri
3. Osmanlı Devleti'nde Yelken Devri Gemi Tipleri
4. Osmanlı Devleti'nde İlk Deniz Hareketleri
5. Çeşme Faciası ve Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Mora Ayaklanmaları ve Rusların Akdeniz'e İnme Emelleri,
— Koyun Adaları Muharebesi,
— Çeşme Faciası,
— Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın Faaliyetleri.
6. İlk Eğitim Hareketleri ve 1773'de Bahriye Okulunun Kuruluşu

II. Bölüm
III. SELİM DÖNEMİ (1789-1807)
1. 1789'da Ülkenin Genel Durumu
2. Bahriyede Islahat
3. 3. Selim Dönemi Gemileri
4. Dış İlişkiler
5. İngiliz Donanması İstanbul'a Hücum Ediyor
6. III. Selim Tahttan İndiriliyor
7. Bahriye Okulu ve Küçük Hüseyin Paşa

III. Bölüm
II. MAHMUT DÖNEMİ (1807-1839)
1. Devrimci Padişah
2. Bahriye'de Reform Çabaları
3. 1821, 1822 Yıllarında Mora, Sisam, Sakız Olayları
4. Navarin Faciası
5. Tersane, Donanma ve Personel Durumu
6. İlk Modern Gemiler
7. II. Mahmut Dönemi Gemileri
8. İlk Buharlı Gemi ve Amerika Birleşik Devletleri ile İlişkiler
9. Bahriye Okulu'nun Durumu

IV. Bölüm
TANZİMAT DÖNEMİ
VE KIRIM HARBİ (1839-1861)
1. Dönemin Önemli Olayları
2. Firari Ahmet Fevzi Paşa'nın Donanmayı Mısır'a Kaçırması
3. Genel Olarak Bahriye'de Yapılan Islahat
4. Buharlı Gemi Devri Başlıyor
5. Sivil denizcilik Örgütleri
6. Kırım Harbi
7. Kırım Harbi Arifesinde İstanbul
8. Sinop Baskını
9. Sivastapol Savaşı
10. Destan Gemiler
11. Bahriye Okulunun Durumu

V. Bölüm
ABDÜLAZİZ DÖNEMİ (1861-1875)
1. Donanma Tutkunu Padişah
2. Abdülaziz'in Fransa ve İngiltere Gezileri
3. Abdülaziz Dönemi Gemileri
4. Abdülaziz'in Tahttan İndirilişi
5. Bahriye Okulunun Durumu
VI. Bölüm
MAKİNELİ GEMİLER
VE MODERN SİLAHLAR
1. İlk Makineli Gemiler
2. Makineli Savaş Gemileri
3. Ağaç Tekneden Demir Tekneye ve Zırhlıya Geçiş
4. Savaş Gemilerindeki Büyük Gelişme
5. Mayın ve Torpidonun Gelişimi
6. Denizaltının Gelişimi
7. İlk Türk Denizaltıları
8. 1860-1914 Dönemi Savaş Gemisi Tipleri

VII. Bölüm
ABDÜLHAMİT DÖNEMİ (1875-1908)
1. Abdülhamit'in Kişiliği
2. Abdülhamit'in İlk Saltanat Yılları
3. Abdülhamit Donanmayı Niçin Haliç'e Hapsetti?
4. Girit Sorunu ve 1897 Osmanlı-Yunan Harbi
5. Donanmanın Haliç'ten Çıkış Fiyaskosu
6. Yeni Gemiler Alınışı ve Abdülhamit Dönemi Gemileri
7. Ertuğrul Faciası
8. Bahriye Okulunun Durumu

VIII. Bölüm
BAHRİYEDE YABANCI UZMANLAR VE BAZI ÖNEMLİ PAŞALAR, ALBAYLAR
A- Bahriyede Yabancı Uzmanlar
— Jan Baptiste Benoit
— Baron de Totte
— Sir Adolphus Slade
— Hobart Paşa
— Henry Felix Woods
— Amiral Buckham
— Amiral Douglas Gamble
— Amiral Williams
— Amiral Limpus
— Amiral Souchon
B- Bazı Önemli Paşalar, Albaylar
— Cezayirli Gazi Hasan Paşa
— Abdullah Ramiz Paşa
— Çengeloğlu Tahir Paşa
— Firari Ahmet Paşa
— Hacı Ahmet Vesim Paşa
— Morali Eyüp Arif Paşa
— Ateş Mehmet Paşa
— Kayserili Ahmet Paşa
— Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa
— İngiliz Sait Paşa
— Hasan Rami Paşa
— Süleyman Faik Paşa
— Hüseyin Hüsnü Paşa
— Arif Hikmet Paşa
— Osman Paşa
— Mehmet Raşit Paşa
— Albay Hüseyin Rauf Bey (Orbay)
— Albay Ramiz Numan
— Albay Tahir Burak

IX. Bölüm
MEŞRUTİYET
VE SONRASI (1908-1914)
1. Meşrutiyetin İlânında Donanmamızın Durumu
2. Donanma Cemiyeti
3. Barbaros ve Turgut Reis Zırhlılarının Satın Alınışı
4. Padişah Mehmet Reşat'ın Gemi Gezileri
5. Reşadiye ve Sultan Osman Dretnotlarının İngiltere'ye Siparişi ve İngilizlerin Bu Gemilere Elkoyması
6. İtalyan Savaşları - Trablus ve 12 Adanın Kaybı
7. Balkan Harbi Felaketi
8. Balkan Harbinde Donanma
9. İmroz ve Mondros Muharebeleri
10. İmroz ve Mondros Muharebelerinde Yenilginin Muhasebesi
11. Balkan Harbinde "Kötü Yönetim" Tartışmaları
12. Destan Gemi Hamidiye Akdeniz'de
13. Babıâli Baskını
14. Şarköy Çıkartması
15. Edirne'nin Düşmesi, Barbaros ve Turgut Reis Zırhlılarının Çatalca'daki Savaşları
16. Meşrutiyet Döneminde Bahriye Okulu

X. Bölüm
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE MÜTAREKE DÖNEMİ (1914-1920)
1. Savaşa Giriyoruz
— Fenerbahçe Futbol Takımı Rusya'da
— Goeben ve Breslau Kruvazörlerinin Gelişi
— Savaş Başlıyor
— Savaşın Başında Gemilerimiz
2. Çanakkale Savaşları
— Çanakkale Geçilmez
— 18 Mart 1915 Zaferi
— Mayınların Yerleştirilmesi
— Düşman Zırhlıları Batıyor
3. Çanakkale'de Deniz Savaşları
— Donanmamızın Durumu
— Muavenet-i Milliye Muhribi İngilizlerin Goliath Zırhlısını Batırıyor
4. Marmara'da Denizaltı Savaşları
— Denizaltı Savaşları
— Boğazı İlk Geçme Girişimleri, Saphire ve E-15 Denizaltılarının Batışı
— Sultanhisar Torpidobot'unun AE-2 Denizaltısını Batırışı
— Fransızların Başarısızlıkları
— Alman Denizaltılarının Eylemleri
— İngiliz Denizaltılarının Başarıları
— Denizaltı E-11 ve Yüzbaşı Nashmith
— Denizaltı Savaşı Kızışıyor, E-7 ve E-14'ün Saldırıları
— E-l1 Barbaros Zırhlısını Batırıyor
— E-7 ve E-20'nin Batırılışı, Turquoise'ın Esir Alınışı.
5. Karadeniz'de Savaş
— Karadeniz'de Ruslarla Savaş
— Karacılar Yüzünden Batan Gemilerimiz
— Ruslar Yavuz'dan Korkuyor
— Mecidiye Odesa'da Batıyor
— Karadeniz'de Yeni Rus Zırhlıları ve Rusya'da İhtilal
6. İmroz ve Limni Adalarına Baskın
— Limni'de Midilli'nin Batışı, Yavuz'un Yaralanışı
7. Savaş Bitiyor
— Mütareke ve İstanbul'un İşgali
— Donanma Yok Oluyor
— Savaşta Batan Gemilerimiz
8. Birinci Dünya Savaşı'nda ve Mütarekede Bahriye Okulu

XI. Bölüm
KURTULUŞ SAVAŞI VE CUMHURİYET DÖNEMİ
1. Kurtuluş Savaşı Sırasında Donanma'nın Durumu
2. Cumhuriyet'in İlk Yılları
— 1925 Yılı, Bahriye Vekâleti
— İlk Topçu Atışları
— Rize İsyanı
— Şapka Devrimi'nin Donanmadan Başlayışı
3. Bahriye, Fantezi Kuvvet
4. 1928 Yılı ve Atatürk'ün Donanmaya Verdiği Ani Görev
5. İtalya'dan Yeni Muhripler ve Denizaltılar Alınıyor
6. Almanya'dan Denizaltılar Alınıyor
7. 1935-1937 ve İkinci Dünya Savaşı Yılları
- 1936-1937 Yılları
- Montrö Anlaşması
- Niyon Anlaşması
- 1938, ATA'nın Cenaze Töreni
- İkinci Dünya Savaşı Başlıyor
- 1940-1950 Yılları
8. 1950-1973 Yıllarında donanmamız
9. Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'dan Yeni Deniz Harp Okulu'na
10. Şanlı Bahriye

KAYNAKÇA

www.1001Kitap.com





V. Bölüm
ABDÜLAZİZ DÖNEMİ (1861-1875)
  1. Donanma Tutkunu Padişah
  2. Abdülaziz'in Fransa ve İngiltere Gezileri
  3. Abdülaziz Dönemi Gemileri
  4. Abdülaziz'in Tahttan İndirilişi
  5. Bahriye Okulunun Durumu




ABDÜLAZİZ DÖNEMİ (1861-1875)


    1. Donanma Tutkunu Padişah

    İki padişah var ki, biri Türk Donanmasını en güçlü duruma getirmiş, biri de Haliç'te çürütmüş diye tanınır, Abdülaziz ve Abdülhamit.
    Abdülaziz denizciliğe en çok önem veren padişahtır.
    Abdülaziz II. Mahmut'un oğludur. 186l'de, 30 yaşında padişah olmuştur.
    Güçlü, kuvvetli, erkek güzeli bir adamdı. Tutkuluydu. Her güzeli severdi, her şeyin iyisini isterdi; tutkularında ileri gittiği yağlı güreş yaptığı, horoz dövüşü, koç dövüşü yaptırdığı da oluyordu ama, güzel sanatlara da meraklıydı. Musikiden, resimden anlardı. Bütün bu özelliklerine karşın devlet adamlığını, padişahlık sorumluluğunu da unutmazdı.
    Ordunun, özellikle donanmanın güçlenmesi için elinden geleni yapıyordu.
    Karakter olarak savurgandı. Harcamayı, harcamak için de borçlanmayı biliyordu. Onun zamanında Devlet İngiltere'ye ve Fransa'ya çok borçlandı ve onun zamanında orduda ve donanmada, özellikle donanmada büyük atılımlar yapıldı.
    Abdülaziz bir donanma tutkunuydu.
    Abdülaziz belki de şuursuzca gemi satın aldı, gemi yaptırdı, donanmamızı sayı bakımından dünyanın üçüncü, bir görüşe göre, ikinci donanması haline getirdi.
    Abdülaziz niye böyle donanma düşkünüydü?
    Nedeni çok basit.
    Önce göreviydi. Keşke kendisinden sonra gelen padişahlar da, özellikle Abdülhamit de denizciliğe düşkün olsalardı, o zaman Osmanlı Devletinin yazgısı değişirdi.
    Sonra başka nedenler de var.
    Abdülaziz doğmadan 3 yıl önce Navarin baskınında tüm donanmamız yok edilmişti. Bu acı, o sıralar, bütün milletin içine işlemişti. Gemiler tahtadan ve yelkenli olduğu için yeni bir donanma kurmak kolaydı. Gerçekten hemen yeni bir donanma yapıldı.
    Abdülaziz'in babası II. Mahmut'un zamanında Türk denizciliği çok kötü günler geçirdi. II. Mahmut, Mısır'da Mehmet Ali Paşa ile, Mora'da âsiler ile uğraştı. Mısır'a karşı Rus'lardan yardım isteme durumunda kaldı.
    Abdülmecit zamanında ise deniz tarihimizin en rezil olayı oldu. Firari Ahmet Paşa tüm gemilerimizi götürüp âsi Mehmet Ali Paşa'ya teslim etti. Aynı yıl Tanzimat ilan edildi. 1839.
    Kırım Harbi başlayınca, İngiliz ve Fransız gemileri İstanbul limanını doldurdu.
    25 yaşındaki Abdülaziz bu muazzam gemileri hayranlıkla seyrediyor, geminin ve donanmanın önemini gözleriyle görüyordu. İngiltere'den, Fransa'dan kalkıp İstanbul'a geliyorlar, Karadeniz'e çıkıp Kırım'a gidiyorlar, savaşıyorlar ve koca Rusya'yı yeniyorlar...
    Kırım Harbi nedeniyle İngiliz ve Fransızlarla ilişkilerimiz artmış ve aynı zamanda dış borçlanmalar da başlamıştı.
    1854'de ilk kez İngiltere'den ve Fransa'dan borç alınıp gemi ısmarlandı.Şardiye, Fethiye, Peykizafer, Gayuru Bahri, Kars, Silistire, Tuna, Mecidiye gemileri daha Abdülaziz tahta çıkmadan borçlanılarak alındı.
    Ağabeyi Abdülmecit'in ölümü üzerine, Abdülaziz 1861 de padişah oldu.



    Abdülaziz tahta çıktığında, dünya önemli bir dönüm noktasındaydı.
    Amerika'da Lincoln başkandı.
    Avrupa'daki büyük devletler sömürgecilik hevesindeydiler. İngiltere, Mısır'a, Fransa Tunus, Cezayir ve Suriye'ye, İtalya Trablus ve Bingazi'ye, Avusturya Selanik ve Bosna Hersek'e göz dikmişti. Rusya; sıcak denizlere inmeğe çalışıyordu. Amacı Boğazları almaktı.
    Osmanlı İmparatorluğundan ufak da olsa parçalar kopuyordu. Bulgaristan ve Yunanistan bağımsızlığına kavuşmuştu. Batıda teknoloji büyük bir hızla ilerliyordu. Tahta gemiler bırakılmış, saç tekneler inşa edilmeye başlanmıştı, buhar makinesi uygulaması başlamıştı.
    Demir, çelik üretimi hızlanmış, yeni yeni keşifler yapılmaya başlanmıştı.
    Kırım savaşı, Osmanlı ordusunun tek başına devleti koruyacak güçte olmadığını gösterdi. Ruslarla savaş için İngiliz ve Fransız ordularının yardımına ihtiyaç duyulmuştu.
    Kara ordusunun da tek başına işe yaramayacağı bu savaşta görülmüştü. Donanma da lazımdı, hattâ şarttı.
    Bu durumu kavramış olan Abdülaziz padişahlığının ikinci yılında, 1863'de, bütçenin % 25'ini deniz kuvvetlerine ayırdı.
    Abdülaziz kara ordusunun İslahı için de çok çalıştı. İlk defa ordu merkezleri kuruldu, Hassa alayı kuruldu, Harbiye Nezareti kuruldu. Donanmaya ve tersanelere çok önem verildi. Haliç'teki ve İzmit'teki tersaneler yenilendi.
    Batıdan, özellikle İngiltere, Fransa ve hattâ Amerika'dan gemiler alındı, mevcut gemiler modernleştirildi.
    Ancak, bütün bu işlerin sistemli bir politika içinde yapılmadığı söylenir. Her ne kadar deniz okullarına önem verilmiş, yabancı uzmanlar getirilmiş ise de, esas personel eksikliği ve teknik yetersizlik problemi çözülmemişti.
    Sürekli gemi alındı, ayrı ayrı memleketten değişik modellerde, değişik tip gemiler alındı. Haliç gemi ile doldu. Başka başka teknolojilere ait gemiler, yedek parçaları birbirine uymaz, kullanma teknikleri farklı gemiler...
    A.Büyüktuğrul'a göre, "Abdülaziz'in gemi almada acele etmesi, önce tersaneler, materyal, standartlar ve gelenekleri sağlamadan, çeşitli ülkelere, çeşitli tiplerde gemiler sipariş etmesi sonucu bir 'müze donanması' kurulmuş oldu."
    Gemilerin sayısı arttı, ama plansız ve programsız olarak edinilen bu gemiler "denizi kendi amaçlarına göre kullanmak ve düşmana kullandırmak yeteneğinden mahrumdular."
    Abdülaziz padişah olamadan önce tamamen donanmadan yoksun değildik.
    Altı kalyon, bir firkateyn, altı korvet daha bir çok eski tip gemimiz vardı. Bunlardan bazıları da oldukça büyüktü. Örneğin Kosova kalyonu 3500 tonluk (Hamidiye Kruvazörü kadar) ve 79 toplu idi. Makinesi 700 beygir gücündeydi.
    Abdülaziz şehzadeliğinde deniz sporlarını severmiş. Balık tutmağa merakı varmış, binbaşı Vesim Bey ile beraber Marmara'da balık avlarmış, padişah olunca binbaşı Vesim Bey'i kendisine yaver yapmış ve tümamiralliğe terfi ettirmiş.
    Abdülaziz 1863'de gemiyle Mısır'a bir gezi yapmıştı. Bu gezide yanına aldığı derya kaptanı Ateş Mehmet Paşa'nın da donanmanın önemi konusunda kendisini etkilediği açıktır.



    Abdülaziz Mısır gezisinden dönerken, İstanbul'da büyük bir karşılama töreni düzenlendi. Donanma Büyükada önlerine geldi. İstanbul'dan kalkan "kılıçali" vapuru Devlet ileri gelenlerini Heybeliada'ya getirdi, o gece Bahriye okulunda yattılar. Ertesi günü tatildi,Cuma idi.
    Padişah o gün İstanbul'a varacaktı.
    Ali Kemali Akyüz'den okuyalım:
    "...Feyzicihad'dan başka Mecidiye, Taifve Hayrüddin vapurları onbuçukta Ada önünden hareket ettiler. Bahriye Nezaretinin üç küçük vapuru bir çok sandalları çekerek Fenerbahçe önüne getirmişlerdi.
    Bunlar yolu kapayacak gibi sıralandılar. Feyzicihad yaklaşınca muharebe oluyor hissini veren bir şiddetle ateşe başladılar.
    Feyzicihad Beşiktaş istikametine değil, Zeytinburnu'na doğru yol alınca herkeste bir tereddüt hasıl oldu. Bir ikinci seyehate mi çıkılıyordu? Şirketi Hayriyenin on bir tane vapuru, alay bayrakları ile donanmış padişahı bekliyordu. Karşılayıcılar arasında gayrimüslüm cemaatler epey yer işgal ediyorlardı. Çocuklarına beyaz elbiseler giydirmişler, güzel manzumeler öğretmişlerdi.
    Donanma Zeytinburnu'na yaklaşınca sahilden toplar atılmaya başladı.
    Sarayburnu feneri ile Selimiye arasına gelince Sefine-i Hümayun iki ateş arasında kalmıştı. Sarayburnu bir taraftan, Selimiye bir taraftan, yarış edercesine top ve tüfek atıyorlardı. Harbiye, Tıbbiye, Erkânı Harbiye mektepleri ile askeri rüşdiyeler talebesi boğazın sol sahilinde dizilmişlerdi. Çok yaşa diye bağıran bu masum sesleri bir düzine gürleyen toplar bastıramıyordu. Topkapı Sarayı ile Kız Kulesi arasına gelindiği vakit, tabiatın burada yarattığı müstesna güzelliğe İstanbul ahalisinin vücuda getirdiği harikalar katılmış, eşi bulunmaz bir panorama meydana gelmişti. Üsküdar, Galata her yer, rıhtımlar, pencereler, balkonlar, çatılar, damlar, denizin bütün yüzünü kaplayan yelkenliler, buharlı vapurlar, kayıklar halk ile dopdolu idi. Bahriyeye mensup römorkörler kılavuzluk etmek zorunda kaldılar.
    Buhurdanlardan çıkan dumanlara barut bulutları karışıyor ve Fevzicihad yavaş yavaş Boğaz a doğru ilerliyordu. Sultan Aziz sade bir üniforma ile Kaptan Paşa'nın idare ettiği filikaya bindi ve Dolmabahçe Sarayı'na gidecek yerde doğruca Tophane rıhtımına yöneldi. Orada ikinci bir alkış tufanı koptu. Askeri ve mülki bütün devlet erkânı iskelede padişahı dört gözle bekliyorlardı...
"
    2 Eylül 1866'da Girit'de isyan çıkrı.
    Girit isyanını bastırmak için donanmaya büyük iş düştü kuşkusuz.
    Girit ayaklanmasında, Türkiye'nin hizmetine giren ve ölene kadar büyük bir Türk dostu olarak çalışan İngiliz Hobart Paşa'nın büyük yararları oldu.
    Âli Paşa, Girit sorununu geçici de olsa çözdü.


    2. Abdülaziz'in Fransa ve İngiltere Gezileri

    Seyahatin asıl amacı Paris'te Üçüncü Napolyon'un açtığı Paris Sergisini ziyaret bahanesiyle Rusya'ya karşı Fransa ve ingiltere'nin dostluğunu sağlamaktı.
    Padişah saltanat naibi olarak Âli Paşa'yı İstanbul'da bıraktı, yanına sonraları ikisi de padişah olacak olan yeğenleri Murat'ı ve Abdülhamit'i aldı. Dış İşleri Bakanı esprileriyle ünlü Fuat Paşa'da geziye katılıyordu.
    Seyahat büyük bir törenle başladı.
    Padişah ve erkân gemilere Dolmabahçe'den bindiler.
    Geziye katılan gemiler şunlardı:
    — Sultaniye Yatı (Padişahın saltanat yatı)
    — Pertevniyale Yatı (Hizmetkârları ve gerekli eşyayı taşıyordu.)
    — Aziziye ve Orhaniye uskurlu Firkateyn'leri
    — Fransız elçisinin bindiği, Fransızların Forben isimli istasyoner gemisi
    Heyet şu kişilerden oluşuyordu:     Şehzade Yusuf İzzettin, Şehzade Murat (Veliaht), Şehzade Abdülhamit, mabeynciler, yaverler, tercümanlar, kâtipler ve Dış İşleri Bakanı Fuat Paşa.
    Donanma saat 4'te denize açıldı. Pek çok vapur, Adalar açıklarına, Çekmece açıklarına kadar padişahın filosunu geçirdi.
    Çanakkale'ye gelindiğinde padişah tabyalardan atılan toplarla selâmlandı. Fransız donanması da karşılamak üzere Çanakkale'ye gelmişti. Törenler düzenlendi, gemiler birbirlerini top atışlarıyla selâmladılar ve hep birlikte Çanakkale'den Akdeniz'e açıldılar. İki günde Mesina boğazı geçildi ve Napoli'ye geldiler.
    Bu kez padişahı İtalyan donanması karşıladı. Yine törenler yapıldı, Elbe ve Korsika adaları geçildikten sonra Fransa'nın Toulon limanına varıldı.
    Burada görkemli bir törenle karşılandı Abdülaziz. Yüz gemi toplanmıştı limana, top sesleri yeri göğü inletiyordu. Mısırlı Mustafa Fazıl Paşa da karşılayıcıların arasındaydı.
    Heyet Paris'e gitti. Paris'te büyük karşılama merasimleri yapıldı, müzakereler, ziyafetler, görüşmeler... Paris Kale arası Fransa'dan İngiltere'ye geçmek için tirene bindiler, padişah Pas De Calais'den bir zırhlıya bindi ve İngiltere'de Dover'de karşılandı.
    Abdülaziz'i Londra'da Bakingam Sarayında misafir ettiler.
    17 Temmuz günü İngiliz donanması Abdülaziz'e büyük bir gösteri yaptı. O gün tesadüf, korkunç bir fırtına vardı. Ahşap teknelerin, zırhlıların top atışları ile fırtına altında yapılan manevra çok gösterişli oldu. Muazzam İngiliz donanması hem padişahı hem de yanındaki şehzadeleri çok etkilemişti. Şehzade Abdülhamit'in İngilizlerden çekinme hastalığının o manevra günü başladığı söylenir.
    İngiltere'den yeniden Fransa'ya geçildi ve dönüş başladı. Dönüş, kara yoluyla yapıldı. Avrupa boydan boya tirenle geçildi, Rusçuk, Vidin ve Varna'ya gelindi.
    Sultaniye yatı ve Pertevniyale vapuru önceden Varna'ya gelmiş bekliyordu. Şehzadeler Talia vapuruna bindiler. Filo 7 Ağustos günü İstanbul Boğazı'na geldi.
    O gün İstanbul'da hayat durdu. Herkes padişahı karşılıyordu.
    "...7 Ağustos Çarşamba sabahı Karadeniz boğazı önüne gelinmişti. Filotilla yaklaşır yaklaşmaz kalelerden toplar atılmaya başlanmış, İstanbul'a da teşrifi hümayun haberi telgrafla verilmişti.
    Uzun bir seyahatten dönen Halife, geniş bir müşahade (gözlem) ve tetkik âleminden aldığı feyizli intibalarla yurduna gelen "padişahı osmaniyan", bütün millet tarafindan karşılanmıştı.
    Dükkanlar kapanmış, resmi mesai tatil olunmuş, evler kamilen bayraklarla süslenmişti. Bütün vükelâ, bütün memurlar, hademeler, bendeler, dost devlet sefirleri, ruhani reisler, kız ve erkek mektep çocukları, "bendegân ve dâiyan" ile tarikat şeyh ve dervişleri...vapurlara binerek istikbale (karşılamaya) koştular.
    Rum patriği ile maiyeti ve yeknesak (tekdüze) elbise giymiş yüz çocuk ve kilise mugannileri (şarkıcıları) hükümetçe tahsis olunan "Fevaidi Osmaniye" şirketinin "Kadıköy", Ermeni Patriği ile maiyeti ve ermeni cemaatinin ileri gelenleri de yine hükümetçe tahsis edilen "Şirketi Hayriye"nin 1 numaralı vapuruna binmişlerdi.
    Elliden fazla vapurun geniş ve uzun bir mevkip (kafile) halinde seyri Boğaza çok azametli bir manzara vermekte idi. Karadeniz Boğazından Üsküdar'a kadar her iki sahil ahali ile dolmuştu. Yer yer asker ikame edilmişti. Ecnebi sefaretlere memur istasyönerler (sefaret gemisi) de hıncahınçtı.
    Filotilla ilerledikçe "çokyaşa" duaları sık sık tekrarlanıyor, askerlerin nöbet ateşlerine Türk gemileri ile istasyonerlerden atılan topların dumanları karışıyor, mahşeri bir sahne teressüm ediyordu.
    Tam bu sırada Cenabı Hakkın inayeti ile bir kazanın önü alınmıştı. Ermeni Patriğini ve cemaat erkânı ile çocukları hâmil olan vapur Yenimahalle önlerinde kayalara çarparak karaya oturmuştu. Ayuka çıkan feryad üzerine etraftan yetişilerek yolcuların bir kısmı karaya çıkartılmış, bir kısmı da başka vapurlara naklolunmuştu.
    Sultaniye vapuru velvele arasında ilerliyordu. Artık İstanbul tamamiyle görünmüştü. Her tarafi gülümseyen, güneşli, her tarafi yeşil, güzel minareleri, zarif yalıları, mavi suları ve daha mavi semasıyla İstanbul.
    Hükümdarın boğazı temaşa eden yatı Beşiktaş önlerine geldi.
    Yedi çifte bir saray kayığı hünkârı doğruca Dolmabahçe'ye çıkarırken bütün devlet erkânı, ümera, bendegân kayıklara binerek zat-ı şahaneyi uğurladılar. Rıhtım bütün inzibati tedbirlere rağmen bir mahşer gibi idi. Bütün saray, bütün Beşiktaş, bütün İstanbul Dolmabahçe'ye sığmaya çalışıyorlardı. Sınıf sınıf asker, takım takım muzıkalar, hareket, ses ve ahenk dalgalan "makdemi hümayun"u alkışlıyordu..."



    3. Abdülaziz Dönemi Gemileri

    Abdülaziz döneminde dünya gemiciliğinde büyük aşamalar başlamıştı.
    Gemilere buhar makineleri takılıyor, ahşap tekne yerine sac tekne yapılıyor, gemiler zırh ile kaplanıyordu. Yirmi otuz yıl sonra gelişme çok daha hızlandı. Dretnot icad edildi. Torpil, mayın, yivli namlular, infilaklı mermiler, denizaltı, elektrik ve telsiz, merkezi atış sistemi, dizel motorları, tirbünlü makineler... Bilimdeki, teknolojideki bütün yeniliklerin gemilere uygulanması, gemi inşa mühendisliğinin, fabrikaların, tersanelerin gelişmesi...
    Osmanlı Devleti de bu gelişmeye ayak uydurmaya çalışıyordu.
    Kırım Harbi nedeniyle ilk modern gemilerle karşılaşmıştık. Fransız ve İngilizlerin hem buharlı, hem yelkenli gemileri, sadece buharla işleyen hızlı "buharlı"ları İstanbul'a gelmişti.
    O yıllarda, Fransız ve İngiliz gemilerindeki tek üstünlük, kendi ülkelerinde imâl etmiş oldukları buhar makinelerini gemilerine takmış olmalarıydı. Toplar genellikle düz gülle atıyordu. Yivli setli namluların, infilakı mermilerin kullanımı yaygınlaşmamıştı. Türk denizcilerinin, Türk topçularının mahareti Fransız ve İngilizlerin hayranlığını çekiyordu.
    Dünya denizciliğinde, özellikle Fransız ve İngiliz gemi teknolojisinde büyük patlamalar başlamak üzereydi.
    Bizim donanmamız da gelişmeliydi.
    Abdülaziz, 1861-1875 yılları arasında, 14 yıl süren padişahlığı sırasında, İngiltere'ye, Fransa'ya zırhlılar ısmarladı. İngiltere, Fransa ve Avusturya'da korvetler, İngiltere'de firkateynler inşa ettirdi, İstanbul, İzmit, Gemlik, Mudanya tersanelerinde pek çok savaş ve ticaret gemisi inşa ettirdi.
    Ayrıca Girit'in Suda limanında, Basra'da, Çanakkale'de, Tuna (Rusçuk), Sinop'ta da tersaneler çalışıyordu. Kasımpaşa'daki tersanede zırhlı korvet bile inşa edilebiliyordu. Örneğin İngiltere'den satın alınmış olan Avnillah korvetinin bir eşi Mukaddeme-i Hayır ( hayırlı başlangıç ) adı ile 1872'de inşa edildi. Bir çok zırhlı korvet kızağa konuldu. Kimi eski fırkateyn'e buhar makinesi takıldı, kimi yelkenli gemiler de İngiltere'ye götürülerek makineleri yenilendi.



    Abdülaziz tahta çıktığında elimizdeki kalyon, firkateyn ve vapur sayısı yine de az değildi. O, gerek ithal, gerekse montaj ve yerli yapım yoluyla gemi sayısını daha da arttırdı.
    1860'da elimizdeki gemilerinin bazılarının isim ve özellikleri:

    Kalyonlar:
Kosova
Fethiye
Şadiye
Peykizafer
1858
1855
1857
1841
İstanbul Yapımı
""
İzmit Yapımı
Sinop Yapımı
3538 ton,
3580 "
3580 "
3125 "
79 toplu,
66 "
66 "
78 "
700 beygir
600 "
600 "
600 "
    Ayrıca Mahmudiye, Teşrifiye, Mukaddeme-i Hayır kalyonları, Şerafettin firkateyni var.

    Korvetler:
    Mesiri Ferah, Burcu Şeref, Sinop, İzmir, Alayişi Derya, Necatifer.

    Brikler:
    Fercisefit, Kavizafer, Şerefnüma, Fethihüner, Ahter, Tabidar, Tirizafer, Ferahnüma.

    Uskunalar ve Diğerleri:
    Neveser, Seyyah, Pervin mistikası, Kotralar, Sukurlu firkateynler, Sukurlu Korvetler, Sukurlu dubalar, Sukurlu naviler, Nakliyeler.

    Abdülaziz 1863'de Mısır'a giderken Feyzicihat yatına bindi. Yanındaki gemiler şunlardı:
    Fethiye, Tuna, Mecidiye, Peykizafer, Tarzı Bahri, Taif, İzmir, Sinop, Şerefnüma, Kılıç Ali.
    Mısır'dan dönüşte donanma İzmir'e uğradı. Padişah, Peykizafer savaş gemisine geçti. O sırada Akdeniz'de bulunan Fransız, İngiliz ve İtalyan gemileri gelip padişahı selâmladılar. İzmir'e gelen gemiler şunlardı:
    İtalyanların Re Galantuomo ve Tankredi korvetleri
    Avusturyalıların Novaro firkateyni
    İngilizlerin Wanderer gemisi
    Fransızların Novette gemisi
    Abdülaziz mevcut büyük yelkenli firkateyn ve kalyonları modernize ettirdi. İngiltere'ye yollayıp makine taktırdı. Haliç tersanesinde modern gemilerin inşaatı büyük bir hızla devam ederken Avrupa'ya, özellikle İngiltere'ye pek çok savaş gemisi sipariş etti.
    Abdülaziz'in inşa ettirdiği belli başlı savaş gemileri ise şunlar:

    Zırhlılar:
Aziziye
Osmaniye
Orhaniye
Mahmudiye
Asarı Tevfik
Hamidiye (Nusretiye)
Mesudiye
İngiltere Yapımı
""
""
""
Fransız Yapımı
İstanbul Yapımı
İngiliz Yapımı
1864
1864
1865
1865
1867
1870
1874
6400 ton
6400 "
6400 "
6400 "
4700 "
6200 "
9200 "
    Bu zırhlıların çoğu, Abdülhamit döneminde Haliç'te çürütüldü. Sadece Mesudiye ve Asâri Tevfik, Birinci Cihan Savaşına kadar yaşadılar.
    Mesudiye:

    1903 yılında yenilendi. Hızı 17 mile çıkartıldı. 2 adet 24'lük, 12 adet 15'lik, 14 adet 7,6'lık, 10 adet 5,7'lik, 2 adet 4,7'lik modern top konuldu. Gemi âdeta yüzen bir istihkâma döndü.
    Bu nedenle olsa gerek, Birinci Cihan Savaşı başlayınca Mesudiye zırhlısını Çanakkale'de sığ suda demirlediler. Karadaki istihkâmlara yardımcı bir yüzer tabya alarak kullanmak istediler. Ancak savaşın hemen başında, 13/12/1914 günü, Boğaza giren teğmen Holbrock komutasındaki B-11 İngiliz denizaltısı Mesudiye'yi tek torpille batırdı.

    Asarı Tevfik:

    Bu zırhlı da uzun süre hizmet gördü. 1906'da tâdil edildi, yenilendi. 3 adet 15'lik, 7 adet 12'lik, 6 adet 5,7'lik top konuldu. Ancak Dünya Harbi başlamadan önce bir manevra sırasında, 1913 kışında, Karadeniz'de karaya oturdu ve kurtarılamayarak 13 Şubat 1913'de battı.

    Böylece Abdülaziz zırhlılardan Birinci Dünya Savaşına İntikal eden hiçbir zırhlı kalmadı.

    Zırhlı Korvetler:
Avnillah
Muini Zafer
Fethi Bülent
İclâliye
Asarı Şevket
Necmi Şevket
Lütfü Celil
Hıfzılrahman
Mukaddeme-i Hayır
Zuhaf ve Benzerleri
İngiltere
İngiltere
İngiltere
Avusturya
Fransa
Fransa
Fransa
Fransa
İstanbul
İstanbul
1867
1867
1868
1870
1870
1870
1870
1870
1872

2400 ton
2400 ton
2800 ton
2200 ton
2000 ton
2000 ton
2500 ton
2500 ton


    Avnillah:

    Aznillah korveti İstanbul'a 1869'da geldi. 1907'de revize edildi. 4 adet 15'lik, 6 adet 7,8'lik, 10 adet 5,7'lik, 2 adet 4,7'lik top konuldu. Sürati saatte 11 mile çıkartıldı.
    Avnillah, Beyrut limanında 24/2/1912'de İtalyan donanması tarafından batırıldı.

    Fethibülent:

    1907'de revizyona tâbi tutuldu, Avnillah gibi modern toplarla donatıldı. Ancak yolsuzdu. Balkan Harbinde Selanik limanında idi. Topları çıkartılmış sahile tabye edilmişti. Gemi silahsız olarak limanda yatıyordu. Selanik'in Yunanlar tarafından işgali sırasında, 31/10/1912 günü, Yunan torpidoları tarafından batırıldı.

    Muini Zafer ve İclâliye Korvetleri:

    Muinizafer 1907'de tâdil edilmişti. Bu iki gemi astsubay öğrencilerinin tâlim gemisi olarak kullanıldı. Eski ve hareket edemez hâldeydiler. Birinci Cihan Savaşı sırasında Heybeliada önünde durdular.Topları çıkartılmıştı. Cumhuriyet döneminde kadro dışı edildiler.

    Necmişevket:

    Fransız yapımı olan bu korvet Yunan harbinde çok yorgun düşmüştü. Haliç'e çekildi, Birinci Dünya Savaşı sırasında hayali bir kadro gemisi olarak kullanıldı. Atama yeri olmayan subaylar bu gemiye tâyin edilirdi. Necmi Şevkete tâyin, işe yaramıyorsun, seni kızağa çektik, demekti. Bu gemi Cumhuriyete kadar yaşadı, sonra söküldü.

    Asarı Şevket-Lütfi Celil-Hıfzılrahman ve Öteki Korvetler:

    Eskidikleri için Meşrutiyete kadar dahi gelemediler.

    Yelkenli Firkateynler:
Ertuğrul
Hüdavendigâr
Muhbiri Sürür
İstanbul 1863
İzmit 1860
Amerika l85O
2300 ton
2900 ton
2900 ton
    Ayrıca Selimiye firkateyni, Mekke, Medine nakliye gemileri, Hüdeyde depo gemisi, çeşitli gambotlar, zırhlı dubalar ve yardımcı gemiler var.
    Bu yelkenli firkateynler ve yardımcı gemiler, ilerleyen teknoloji karşısında kısa sürede çok eski ve geri bir durumda kaldılar.
    Bunları içinde en ünlüsü, Ertuğrul'dur. Abdülhamit zamanında Japonya'da batan bu firkateyn denizcilerin bir yarasıdır, ağıtı bitmez.



    Abdülaziz'in saltanatını sonunda donanmada 30'u zırhlı, 76'sı ahşap olmak üzere 106 gemi vardı. Zırhlıların erat toplamı 10920, top sayısı 173, ahşap teknelerin eratı 15188, top sayısı 486 idi. Ayrıca çok sayıda yelkenli harp gemisi ve yardımcı gemi vardı.
    Modern bir tersane, büyük bir kızak (valde kızağı), sabit büyük macuna, büyük bir havuz, Avrupa düzeyinde bir top fabrikası ve birkaç askeri fabrika vardı. Kasımpaşa bir üssü bahri idi.
    Abdülaziz'in müsrif olduğu, borçla gemi almasının hata olduğu söyleniyordu. Ancak ne olursa olsun O'nun döneminde denizcilik ruhu canlanmıştı. Makineleri dışarıdan gelse de tersanelerimizde buharlı gemi yapılıyordu. Montaj da olsa zırhlılar tezgâha konuluyordu, Tophane fabrikalarında son sistem toplar, tüfekler imal ediliyordu.
    Abdülaziz, dört yanı denizlerle çevrili koca imparatorluğun deniz kuvveti olmadan çok zayıf durumda kalacağı gerçeğini kavramıştı.
    O dönemin olanaklarına göre Batı ülkelerinden gemi satın alıyor, yerli olarak gemi yaptırıyor, donanmayı kuvvetlendirmeye çalışıyordu. Tersaneler, yan sanayi ve bahriyede eğitim gelişiyordu.
    Abdülaziz 20. yüzyılda gelişmekte olan ülkelerin uyguladıkları önce ithal, sonra montaj ve ithal ikamesi ve yerli muhteva oranlarını artırmak yöntemlerini kendi zamanına göre uygulamakta idi. Donanmayı geliştirme çabası ile nerede ise makine bile imal edilecekti, eğitime çok önem veriliyordu.


    4- Abdülaziz'in tahtan indirilişi

    29 Mayıs 1875 gecesi.
    Sadrazam Rüştü Paşa, Harbiye Nâzırı Serasker Hüseyin Avni Paşa, Bahriye Nâzırı Kayserili Ahmet Paşa, Donanma Komutanlık gemisi olan Mesudiye zırhlısında toplanmışlar.
    Konu: Padişah Abdülaziz'in darbe ile tahtan indirilmesi ve yerine şehzade Murad'ın çıkartılması.
    Harp okulu komutanı Süleyman Paşa Harbiye öğrencilerini okuldan almış, emri kumanda ile, intizam içinde, Dolmabahçe Sarayını karadan sarmıştı. Donanma da denizden gelmiş, toplarını saraya çevirmişti. Şeyhülislamdan gerekli fetva alınınca, gemiler top atışına başladılar.
    Cülus toplarıydı atılan. Yeni Padişahı selâmlıyorlardı.
    Abdülaziz anladı.
    Hiç güçlük çıkarmadı, gönül rızası ile saraydan çıktı. Abdülaziz'i bir kayığa bindirdiler, kendi yaptırdığı, göz bebeği donanmasının yanından geçirerek Sarayburnu'na götürdüler.
    Murat'a kılıç kuşandırdılar, padişah yaptılar.
    Sonra, üç beş gün sonra, Abdülaziz bu aşağılanmaya dayanamadı,bilek damarlarını keserek canına kıydı.


    5- Abdülaziz döneminde Bahriye Okulu

    Bahriye'ye çok önem veren Abdülaziz'in döneminde okula da çok önem verilmiştir. Eğitim daha da geliştirilmiş, harp sınıfı denilen (güverte) ve inşaiye sınıfının yanında gemi makineleri işletme mühendisi olarak görev alacak subaylar için (Buhar) sınıf kurulmuştur.
    Buharlı gemi ilk kez Abdülmecit döneminde deniz kuvvetlerine girmişse de bunların makine personeli hemen tamamen yabancılardan, özellikle İngilizlerden oluşuyordu. Abdülaziz döneminde ise makine subayı yetiştirilmesine önem verilmiştir.
    Bahriye okulu 4 yıl idadi (lise) 2 yıl harbiye, 2 yıl da denizde eğitim olmak üzere 8 yıllık teorik ve pratik eğitim veren bir okul olmuştur.
    Heybeliadaki okul binaları gelişmiş, ayrıca aynı yerde bir Ticareti Bahriye Kaptan mektebi de açılmıştır. (Bu mektep 1908 de kaldırıldı)
    1868 yılında Bahriye okuluna Liva Amiral Eğinli Sait Paşa Bahriye Nazırı olarak tayin edilmiştir. İngiltere'de eğitim görmüş bir bilgin olan Sait Paşa Bahriye okulunu en yüksek düzeye çıkartmıştır.


<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>