NEJAT GÜLEN
ŞANLI
BAHRİYE
Nejat Gülen, Şanlı Bahriye (Türk Bahriyesinin İkiyüz Yıllık Tarihçesi 1773-1973)



Kapak
Birinci Baskıya Önsöz
İkinci Baskıya Önsöz

I. Bölüm
MODERN TÜRK
BAHRİYESİNİN KURULUŞU
1. Giriş
2. Yelken Devri
3. Osmanlı Devleti'nde Yelken Devri Gemi Tipleri
4. Osmanlı Devleti'nde İlk Deniz Hareketleri
5. Çeşme Faciası ve Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Mora Ayaklanmaları ve Rusların Akdeniz'e İnme Emelleri,
— Koyun Adaları Muharebesi,
— Çeşme Faciası,
— Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın Faaliyetleri.
6. İlk Eğitim Hareketleri ve 1773'de Bahriye Okulunun Kuruluşu

II. Bölüm
III. SELİM DÖNEMİ (1789-1807)
1. 1789'da Ülkenin Genel Durumu
2. Bahriyede Islahat
3. 3. Selim Dönemi Gemileri
4. Dış İlişkiler
5. İngiliz Donanması İstanbul'a Hücum Ediyor
6. III. Selim Tahttan İndiriliyor
7. Bahriye Okulu ve Küçük Hüseyin Paşa

III. Bölüm
II. MAHMUT DÖNEMİ (1807-1839)
1. Devrimci Padişah
2. Bahriye'de Reform Çabaları
3. 1821, 1822 Yıllarında Mora, Sisam, Sakız Olayları
4. Navarin Faciası
5. Tersane, Donanma ve Personel Durumu
6. İlk Modern Gemiler
7. II. Mahmut Dönemi Gemileri
8. İlk Buharlı Gemi ve Amerika Birleşik Devletleri ile İlişkiler
9. Bahriye Okulu'nun Durumu

IV. Bölüm
TANZİMAT DÖNEMİ
VE KIRIM HARBİ (1839-1861)
1. Dönemin Önemli Olayları
2. Firari Ahmet Fevzi Paşa'nın Donanmayı Mısır'a Kaçırması
3. Genel Olarak Bahriye'de Yapılan Islahat
4. Buharlı Gemi Devri Başlıyor
5. Sivil denizcilik Örgütleri
6. Kırım Harbi
7. Kırım Harbi Arifesinde İstanbul
8. Sinop Baskını
9. Sivastapol Savaşı
10. Destan Gemiler
11. Bahriye Okulunun Durumu

V. Bölüm
ABDÜLAZİZ DÖNEMİ (1861-1875)
1. Donanma Tutkunu Padişah
2. Abdülaziz'in Fransa ve İngiltere Gezileri
3. Abdülaziz Dönemi Gemileri
4. Abdülaziz'in Tahttan İndirilişi
5. Bahriye Okulunun Durumu
VI. Bölüm
MAKİNELİ GEMİLER
VE MODERN SİLAHLAR
1. İlk Makineli Gemiler
2. Makineli Savaş Gemileri
3. Ağaç Tekneden Demir Tekneye ve Zırhlıya Geçiş
4. Savaş Gemilerindeki Büyük Gelişme
5. Mayın ve Torpidonun Gelişimi
6. Denizaltının Gelişimi
7. İlk Türk Denizaltıları
8. 1860-1914 Dönemi Savaş Gemisi Tipleri

VII. Bölüm
ABDÜLHAMİT DÖNEMİ (1875-1908)
1. Abdülhamit'in Kişiliği
2. Abdülhamit'in İlk Saltanat Yılları
3. Abdülhamit Donanmayı Niçin Haliç'e Hapsetti?
4. Girit Sorunu ve 1897 Osmanlı-Yunan Harbi
5. Donanmanın Haliç'ten Çıkış Fiyaskosu
6. Yeni Gemiler Alınışı ve Abdülhamit Dönemi Gemileri
7. Ertuğrul Faciası
8. Bahriye Okulunun Durumu

VIII. Bölüm
BAHRİYEDE YABANCI UZMANLAR VE BAZI ÖNEMLİ PAŞALAR, ALBAYLAR
A- Bahriyede Yabancı Uzmanlar
— Jan Baptiste Benoit
— Baron de Totte
— Sir Adolphus Slade
— Hobart Paşa
— Henry Felix Woods
— Amiral Buckham
— Amiral Douglas Gamble
— Amiral Williams
— Amiral Limpus
— Amiral Souchon
B- Bazı Önemli Paşalar, Albaylar
— Cezayirli Gazi Hasan Paşa
— Abdullah Ramiz Paşa
— Çengeloğlu Tahir Paşa
— Firari Ahmet Paşa
— Hacı Ahmet Vesim Paşa
— Morali Eyüp Arif Paşa
— Ateş Mehmet Paşa
— Kayserili Ahmet Paşa
— Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa
— İngiliz Sait Paşa
— Hasan Rami Paşa
— Süleyman Faik Paşa
— Hüseyin Hüsnü Paşa
— Arif Hikmet Paşa
— Osman Paşa
— Mehmet Raşit Paşa
— Albay Hüseyin Rauf Bey (Orbay)
— Albay Ramiz Numan
— Albay Tahir Burak

IX. Bölüm
MEŞRUTİYET
VE SONRASI (1908-1914)
1. Meşrutiyetin İlânında Donanmamızın Durumu
2. Donanma Cemiyeti
3. Barbaros ve Turgut Reis Zırhlılarının Satın Alınışı
4. Padişah Mehmet Reşat'ın Gemi Gezileri
5. Reşadiye ve Sultan Osman Dretnotlarının İngiltere'ye Siparişi ve İngilizlerin Bu Gemilere Elkoyması
6. İtalyan Savaşları - Trablus ve 12 Adanın Kaybı
7. Balkan Harbi Felaketi
8. Balkan Harbinde Donanma
9. İmroz ve Mondros Muharebeleri
10. İmroz ve Mondros Muharebelerinde Yenilginin Muhasebesi
11. Balkan Harbinde "Kötü Yönetim" Tartışmaları
12. Destan Gemi Hamidiye Akdeniz'de
13. Babıâli Baskını
14. Şarköy Çıkartması
15. Edirne'nin Düşmesi, Barbaros ve Turgut Reis Zırhlılarının Çatalca'daki Savaşları
16. Meşrutiyet Döneminde Bahriye Okulu

X. Bölüm
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE MÜTAREKE DÖNEMİ (1914-1920)
1. Savaşa Giriyoruz
— Fenerbahçe Futbol Takımı Rusya'da
— Goeben ve Breslau Kruvazörlerinin Gelişi
— Savaş Başlıyor
— Savaşın Başında Gemilerimiz
2. Çanakkale Savaşları
— Çanakkale Geçilmez
— 18 Mart 1915 Zaferi
— Mayınların Yerleştirilmesi
— Düşman Zırhlıları Batıyor
3. Çanakkale'de Deniz Savaşları
— Donanmamızın Durumu
— Muavenet-i Milliye Muhribi İngilizlerin Goliath Zırhlısını Batırıyor
4. Marmara'da Denizaltı Savaşları
— Denizaltı Savaşları
— Boğazı İlk Geçme Girişimleri, Saphire ve E-15 Denizaltılarının Batışı
— Sultanhisar Torpidobot'unun AE-2 Denizaltısını Batırışı
— Fransızların Başarısızlıkları
— Alman Denizaltılarının Eylemleri
— İngiliz Denizaltılarının Başarıları
— Denizaltı E-11 ve Yüzbaşı Nashmith
— Denizaltı Savaşı Kızışıyor, E-7 ve E-14'ün Saldırıları
— E-l1 Barbaros Zırhlısını Batırıyor
— E-7 ve E-20'nin Batırılışı, Turquoise'ın Esir Alınışı.
5. Karadeniz'de Savaş
— Karadeniz'de Ruslarla Savaş
— Karacılar Yüzünden Batan Gemilerimiz
— Ruslar Yavuz'dan Korkuyor
— Mecidiye Odesa'da Batıyor
— Karadeniz'de Yeni Rus Zırhlıları ve Rusya'da İhtilal
6. İmroz ve Limni Adalarına Baskın
— Limni'de Midilli'nin Batışı, Yavuz'un Yaralanışı
7. Savaş Bitiyor
— Mütareke ve İstanbul'un İşgali
— Donanma Yok Oluyor
— Savaşta Batan Gemilerimiz
8. Birinci Dünya Savaşı'nda ve Mütarekede Bahriye Okulu

XI. Bölüm
KURTULUŞ SAVAŞI VE CUMHURİYET DÖNEMİ
1. Kurtuluş Savaşı Sırasında Donanma'nın Durumu
2. Cumhuriyet'in İlk Yılları
— 1925 Yılı, Bahriye Vekâleti
— İlk Topçu Atışları
— Rize İsyanı
— Şapka Devrimi'nin Donanmadan Başlayışı
3. Bahriye, Fantezi Kuvvet
4. 1928 Yılı ve Atatürk'ün Donanmaya Verdiği Ani Görev
5. İtalya'dan Yeni Muhripler ve Denizaltılar Alınıyor
6. Almanya'dan Denizaltılar Alınıyor
7. 1935-1937 ve İkinci Dünya Savaşı Yılları
- 1936-1937 Yılları
- Montrö Anlaşması
- Niyon Anlaşması
- 1938, ATA'nın Cenaze Töreni
- İkinci Dünya Savaşı Başlıyor
- 1940-1950 Yılları
8. 1950-1973 Yıllarında donanmamız
9. Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'dan Yeni Deniz Harp Okulu'na
10. Şanlı Bahriye

KAYNAKÇA

www.1001Kitap.com





IV. Bölüm
TANZİMAT DÖNEMİ VE KIRIM HARBİ (1839-1861)
  1. Dönemin Önemli Olayları
  2. Firari Ahmet Fevzi Paşa'nın Donanmayı Mısır'a Kaçırması
  3. Genel Olarak Bahriye'de Yapılan Islahat
  4. Buharlı Gemi Devri Başlıyor
  5. Sivil Denizcilik Örgütleri
  6. Kırım Harbi
  7. Kırım Harbi Arifesinde İstanbul
  8. Sinop Baskını
  9. Sivastopol Savaşı
  10. Destan Gemiler
  11. Bahriye Okulunun Durumu




TANZİMAT DÖNEMİ VE KIRIM HARBİ (1839-1861)


    II'nci Mahmut'un ölümü üzerine 01 Temmuz 1839'da tahta çıkan genç padişah Abdülmecit'in ilk icraatı, batılılaşmanın, uygarlaşmanın taahhüt belgesi olan Tanzimat'ı ilân etmek oldu.
    Bir süre sonra sadrazam olan Mustafa Reşit Paşanın 3 Kasım 1839 da, Dışişleri Bakanı sıfatı ile, "Gülhane Hattı Hümayunu" diye bilinen belgeyi okuması ile, devlette hemen her işin, yeniden düzenleneceği (tanzim edileceği) beyan ve taahhüt edildi. Böylece (Tanzimat Devri) de başlamış oldu.


    1. Dönemin Önemli Olayları

    Abdülmecit'in 22 yıl süren saltanatı süresince pek çok konuda olduğu gibi Bahriyede de bir çok önemli düzenlemeler ve gelişmeler oldu.
    Bu dönemde öncelikle Bahriyeyi ilgilendiren önemli olaylar şunlardır.
    - 3.7.1839 Firari (Hain) Ahmet Fevzi Paşa'nın donanmayı Mısır'a kaçırması.
    - 25.1.1840 Bahriye Meclisi (Şurayı Bahriye)'nin kurulması
    - 3.7.1841 Boğazlar Konusunda, Londra anlaşmasının imzalanması
    - 15.3.1853 Rus prensi Mençikof un olağanüstü yetkilerde İstanbul'a elçi olarak gelişi
    - 22.6.1853 Rus ordularının Eflak Buğdan'a girişi
    - 4.10.1853 Ruslarla deniz savaşını başlaması
    - 30.7.1853 Sinop baskın
    - 12.3.1854 İngiltere-Fransa-Osmanlı anlaşması
    - 1854-1855 Kırım Harbi
    - 9.9.1855 Sivastopol'ün Zaptı
    - 30-3-1856 Paris anlaşmasının imzalanması
    - 25 Haziran 1861 Abdülmecit'in ölümü


    2. Firari Ahmet Fevzi Paşa'nın Donanmayı Mısır'a Kaçırması

    Abdülmecit tahta çıkar çıkmaz Hüsrev Paşa'yı sadrazam tayin etti. Hüsrev Paşa ile, o sırada Kaptan-ı Derya olan Ahmet Fevzi Paşa birbirlerine düşmandılar.
    Ahmet Fevzi Paşa, donanma ile birlikte Çanakkale'den çıkmış, Ege sularında idî. Sadrazamın kendisini İstanbul'a çağırması üzerine öldürüleceğinden korktu ve İstanbul'a gelmek istemedi. Emrindeki subaylardan, aynı zamanda sırdaşı olan Riyale Osman Bey'in de teşviki ile Mısır'a gitmeye karar verdi. Mısır'a sığınıp Hüsrev Paşa'nın makamından indirilmesi için çareler arayacaklardı.
    Kaptan-ı Derya gemi kaptanlarına asıl amacını söylemedi, yalan yanlış açıklamalarla herkesi kandırarak emrindeki donanmayı İskenderiye limanına getirdi ve donanmayı Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya teslim etti.
    Bu akıl almaz olay İstanbul'da duyulunca henüz tahta çıkmış olan genç padişah ve tüm devlet ileri gelenler şaşkınlık içinde kaldılar. Tarihe firari veya hain sıfatları ile geçen Ahmet Fevzi, aslen Giritli idi, genç yaşta İstanbul'a gelmiş, kayıkçılık yapmış, donanmaya girmiş ve mesleğinde hızla ilerleyerek 10 Kasım 1836 da Kaptan-ı Derya olmuştu. Bu hainin kaçırdığı gemiler uzun süre Mısır'da kaldı. 1841 yılında, Abdülmecit'in imzaladığı ferman ile, Kavalalı Mehmet Ali'nin Mısır Valiliğinin miras yolu ile sülâlesine geçmesi usulü kabul edildi ve Mısır imtiyazlı eyalet statüsüne geçti. Böylece Kavalı Mehmet Ali isyanı sona ermiş oluyordu. Bu arada Firari Ahmet Fevzi Paşa da ölmüştü, rivayete göre bir cariye tarafından zehirlenmişti. Kaptan-ı Deryayı Mısır'a kaçmaya teşvik eden Riyale Osman Bey'de çok pişman olduğunu söyleyerek affedilmesi için yalvarıyordu. Sonunda, Mısır'da bulunan donanma İstanbul'a döndü. Osman Bey de affedildi, hattâ daha sonraları kendisine rütbeler verildi, Paşa oldu, Valilik, Vezirlik bile yaptı. Bu Osman Bey, bir ayağı sakat olduğu için "Topal Osman Paşa" diye bilinirdi.


    3. Genel Olarak Bahriyede Yapılan Islâhat

    1839 yılına gelindiğinde, hızla ilerlemekte olan Batı Avrupa devletleri ve Rusya karşısında Osmanlı İmparatorluğunun artık eskisi gibi yönetilemeyeceği açıkça belli olmuştu.
    Devlet yönetiminde, askerlikte ve kuşkusuz denizcilikte de yeni ve modern yöntemlerin uygulanması şarttı.
    Batılaşma ve modernleşmenin gereğini kavramış olan Mustafa Reşit paşa ve onun yetiştirdiği Ali Paşa, Fuat Paşa gibi yöneticilerle, bu modernleşme süreci Abdülmecit'in Padişahlığı zamanında başlamış, Abdülaziz zamanında da devam etmiştir.

1001 Kitap: Aynı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Tanzimat Fermanı'nı 16 yaşındaki genç padişah Abdülmecit'e imzalatarak Osmanlı'yı çöküşe ve parçalanmaya götüren yola sokuyor. Konunun ayrıntıları için bakınız: Türkiye Üzerine Notlar 1923-2005 (Metin Aydoğan). Bölüm 1, Tanzimattan Cumhuriyete. Kitabın tamamı için tıklayın.

    Bütün yenileşme hareketleri sırasında Osmanlı İmparatorluğu ne kadar küçülürse küçülsün, denizden uzak kalamayacağı iyice anlaşılmıştı. Zaten Karadeniz ile Akdeniz'i birleştiren Boğazların mevcudiyeti denizciliğe ne kadar fazla önem verilmesi gerekliliğini açıkça ortaya koyuyordu.
    Tazminat döneminde yapılan reformlar kuşkusuz büyük güçlüklerle karşılaşıyordu ve bu reformların bazıları için çok para sarfedilmesi gerekiyordu. Devletin mali durumu da iyi değildi. Özellikle Bahriyedeki reformların gerçekleştirilmesi hem çok paraya hem teknik bilgiye ve daha çok yetenekli, yetişmiş personele bağlıydı. Ancak ne olursa olsun Bahriyenin yeniden teşkilatlanması şartı. Bu nedenle hemen İngilizlerin Amirallik Konseyine benzeyen bir "Bahriye Meclisi" kurmakla işe başlandı.
    25 Ocak 1840'da kurulan bu meclis Kaptan Paşa'ya yardımla görevli idi. Bu meclis ileride Bahriye Nezareti kuruluna kadar okullarda, tersanelerde, gemilerde etkili olan çok önemli işler yaptı. Donanma ve tersane bugünkü anlamda yeniden organize edildi, bütün gemiler tamir edildi, yeni filolar teşkil edildi.
    İngiliz Amirallik Konseyi gibi çalışan Bahriye Meclisi donanmanın düzene sokulması için sürekli çareler aradı, buharlı gemilerin arttırılması, Bahriye okulunun ıslâhı için gayretler sarfetti.
    Bahriye meclisinin çalışmaları kısa zamanda netice vermeye başladı. Denizci olmayan kişiler Kaptan-ı Derya olamadılar, mevcut kalyon, firkateyn ve korvetlerin hemen hepsi ciddi bir şekilde tamir edilerek yenilenmiş oldu. 1848 yılına gelindiğinde Osmanlı Donanması bayağı değişmişti. Donanma üç filo halinde organize edilmişti, 74 parça gemi vardı, bunların 35'i İstanbul'da, kalanı taşrada görevli olarak bulunuyorlardı.
    Başta 3 Ambarlı Mesudiye olmak üzere beheri 800-1100 mevcutlu 6 büyük kalyon, 400-600 mevcutlu 7 Firkateyn, 3 korvet, 18 buharlı vapur, çeşitli nakliye gemileri, brik, uşkuna, mistika ve kotralar sefere hazır bir duruma gelmiş durumundaydılar.


    4. Buharlı Gemi Devri Başlıyor

    Osmanlı donanmasının esas gücünü büyük kalyonlar, firkateynler ve korvetler teşkil ediyordu. Yelkenli devrinin son gemileri olan bu gemilere buhar makineleri takılmaya başlandı.
    Tanzimat'ın ilânı ile her alanda olduğu gibi denizcilikte de yeniliklere hız verilmişti. Gemicilikte, donanmada başlayan ilk yenilik, mevcut ahşap ve yelkenli gemilere ilâve güç olarak buhar makinesi takılmasıydı.
    Buhar makineleri İngiltere'den ithal ediliyordu. Bu makineleri işletecek çarkçılar, makinistler de Avrupa'dan, özellikle İngiltere'den geliyordu.
    Deniz ticaretinde ve posta işlerinde kullanılan ilk buharlı gemiler, asker ve eşya naklinde de yararlı oluyordu, ancak bunlar gerçek savaş gemileri değildi.
    İlk buharlı gemiler Tersane-i Amire tararından yönetiliyordu, gemicilerin gelirleri de Tersane-i Amire hazinesine veriliyordu.
    İlk ticaret gemileri Eser-i Cedit ve Girit idi.
    En büyük Mecidiye vapuru 1500 tonlukta ve 450 beygir gücünde makinesi vardı.
    Tersane-i Amire hazinesine verilen paralardan bir kısmı da personele dağıtılırdı. Amaç, kâr değil, kaptan ve denizcilerin denizcilikteki tecrübelerinin arttırılması idi.
    Çok yeni olan buharlı gemiler İngiliz çarkçılar tarafından yönetiliyor, Türk personel de yeni denizcilik kurallarını onlardan öğreniyorlardı.
    Esasen İngiltere'de modern buharlı gemi inşaatı ilerlemiş, yapılan gemiler, teknik bilgileri zayıf ülkelere satılmaya başlanmıştı. Osmanlı gibi, Ruslar da İngilizlerden buharlı gemi satın alıyorlardı, gemilerin gövdesi ülkede inşa ediliyor, bunlara ithal malı makineler monte ediliyordu.
    1860 yılına gelindiğinde, İstanbul'da Haliç'teki tersanede inşa edilen gemilere İngiltere'den ithal edilen makinelerin monte edilmesinden sonra denize indirme törenlerine padişahın gelmesi adet olmuştu.
    İngiliz firmalarının Türkiye mümessilleri de genellikle Ermeni tüccarlardı. Bunlar İngiltere'den yapılan ithalata aracılık ediyorlardı. Gemilerin makineleşmesi bir montaj sanayi halinde idi. Bu gemilerin gerektiğinde bir savaş gemisine dönüştürülmesi mümkündü. İngilizlerin Ruslara kolaylıkla savaş gemisine dönüşecek gemiler yaptıkları, buna karşılık bize daha zayıf gemi makinesi verdiklerinden şüpheleniliyor bu konuda ermeni mümessiller itham ediliyordu.
    Buharlı gemilerde en önemli sorun kömür idi. İngilizler gemi makinesi ile birlikte kalorisi yüksek olan Newcastle kömürü de ihraç ediyorlardı.
    İstanbul'da makineleri monte edilmiş olan buharlı gemiler bu ithal malı kömürle işliyordu. Bu nedenle buharlı gemi işletmesi çok pahalıya geliyordu.
    Çare, yerli malı kömür kullanmak idi ve Ereğli havzasından çıkartılan kömürlerle bu gemileri işletmek pekâlâ mümkün idi.
    Ancak ithal malı kömürden menfaati olanlar, yerli malı kömür kullanılmasını istemiyorlardı. İthal kömür tüccarları, Ereğli'den kömür gelmesini engellemek için pek çok entrikalar çevirdiler.
    Sonunda, Ereğli'deki kömür merkezinin Bahriye Meclisi tarafından idare edilmesi kararlaştırıldı.
    Böylece tersane, tophane ve deniz filosunun gittikçe artan kömür ihtiyacı Karadeniz Ereğlisi'nden ve kısmen de ithal yoluyla karşılanarak sorun çözüldü.


    5. Sivil Denizcilik Örgütleri

    İlk zamanlar Türk sularında sadece yabancı vapur kumpanyaları çalışıyordu. Milli bir deniz kurumu kurmak ve yönetmek çok zordu. Yabancı uzmanlardan yararlanmak şarttı. İngiliz kaptan John Cort'a yöneticilik verildi, Fransa'ya Peyki Şevket vapuru ısmarlandı, ayrıca İzmit tersanesinde Peyki Ticaret isimli 193 tonluk bir vapur inşa edildi; bunlar İstanbul-İzmit arasında sefer yaptılar.
    Ancak gerçek denizcilik işletmesi Fevaidi Osmaniye, Adülmecit zamanında kuruldu.
    1844-1870 yılları arasında çalışan Fevaidi Osmaniye idaresinin gemilerinin isimleri şöyle:
    Hümapervaz - Sudaver - Vasıta-i Ticaret — Eser-i Nüzhet — Vesile-i Ticaret — Girit — Dolmabahçe — Ticaret-i Bahri — Medar-ı Tevfik - Şerefresan - Maltepe - Medar-ı Fevaid - Heybeli - Hereke.
    Fevaidi Osmaniye'nin adı, sonraları, Abdülaziz döneminde İdare-i Aziziye'ye dönüştü.
    Batıdaki şirketleşmenin gücünü gören Tanzimat'ın devlet adamları denizcilik konusunda da bir şirket kurmayı düşündüler ve padişahın, sadrazamın da yardımı ile İstanbul ve çevresinde insan ve yük taşımacılığı için halka açık bir anonim şirket kurdular.
    Şirket-i Hayriye adındaki bu şirket Boğaz, Kadıköy ve Adalar arasında modern deniz işletmeciği yaptı. Bu şirket, çeşitli isim ve hukuki bünye değişiklikleri ile o günden bugüne kadar kamu hizmeti yapan bir kuruluş olarak çalıştı.


    6. Kırım Harbi

    Tarihimizde bir kez Osmanlı Devleti İngiliz ve Fransızlarla bir olarak Rusya'ya karşı savaşmıştır. Yine ilk kez iki hıristiyan devletle müttefik olarak bir başka hıristiyan devlete karşı savaşılmıştır. Bu savaş, ünlü "Kırım Harbi" dir.
    Kutsal yerler bahane edilerek başlayan bu savaş, gerçekte Rusya ile İngiltere, Fransa gibi büyük Batılı devletlerin Akdeniz'e ve Orta Doğu'ya yerleşme uğruna yapılan bir savaştır.
    Arada olan Osmanlı devleti, bu savaşta batılılarla bir olmuş, Rusya yenilmiş ve Rusların Akdeniz'e inme emelleri kökünden ortadan kalkmıştır.
    Tanzimat'ın ilânından 15 yıl sonra başlayan bu savaş vesilesi ile Türkiye, İngiliz ve Fransızlarla yakın işbirliğinde bulunmuş, İstanbul'u ziyaret eden batılılar Türkleri daha iyi tanımış, Türkler de özellikle İstanbullular, Fransızlar, İngilizler ve sonra İtalyanlar (Sardunyalılar) ile kaynaşmışlardır.
    İstanbul o zamanın batı uygarlığı ile tanışmış, İstanbul'daki mevcut hıristiyan azınlıklara, yeni gelenler katılmış, İstanbul'da büyük bir levanten azınlık gurubu oluşmuştur.
    Batının tüm modern savaş gemileri, yolcu gemileri, nakliye gemileri İstanbul limanını doldurmuş, Avrupa'dan gelen hıristiyan askerler, müslüman Osmanlı ve Mısır askerleri ile birlikte Rusya'ya taşınmışlar, Rusya'da yanyana savaşmışlardır.
    Batının ilerleyen teknikleri, modern gemicilik, topçuluk, makineler, telgraf, fotoğraf gibi tüm yenilikler bu savaş nedeniyle İstanbul'da sergilenmiş, İstanbul şehri o yıllarda Marsilya, Napoli, hattâ Londra gibi adeta bir batılı şehre yahut kozmopolit bir şehire benzemiştir.


    7. Kırım Harbi Arifesinde İstanbul

    Lord G.W.F. Howard'ın "Diary in Greek and Turkish Waters" adlı kitabı, Türk sularında seyahat ismi ile tercüme edilmiş. Yazarın 31 Mart 1853'de başlayıp bir yıl süren yolculuğuna ait bu anıları okuyunca, bir İngiliz gözü ile de olsa, Kırım Harbi'nin arifesinde İstanbul'da denizcilik, İngiliz ve Fransız gemileri, deniz ve donanma ile ilgili olaylar konusunda fikir sahibi oluyor, savaşın başlangıç yıllarındaki havayı daha iyi anlıyoruz.
    F. Howard'ın günlüğünden okuyalım,

    22 Haziran 1863
    ...Altın boynuzda demir attıktan kısa bir müddet sonra limandaki bütün gemilerden kıyıdaki bütün tersanelerden gök gürültüsünü andıran selâm sesleri yükseldi. Bu padişahın saltanat kayığı ile camilerden birine gittiği gün olan Cuma gününe işaretti. Karaya çıktık. Beyoğlu'ndan Messiri'nin oteline yürürken caddelerin düzensizliği, darlığı, dikliği, sefilliği beni çok şaşırttı...

    25 Haziran 1853
    ".....Saat 4'de Tarabya'ya gitmek üzere bir vapura bindim. Bir kişilik ücret iki peni.. İngiliz Sarayı yanında karaya çıktım. Lord Stratford (İngiliz sefiri) ile ufak bir arazide yürüdüm. Yemekte Mr. Hay ve Tarabya açıklarında demirlemiş olan Retributron savaş gemisinin kaptanı Drummond vardı..."

    26 Haziran 1853
    Mr. Hay'la birlikte Retribution harp gemisinde ibadete gittik. Daha sonra gemiyi dolaştık. 28 topluk güzel bir gemi. Başkent'e 3 gemicinin kürek çektiği çok lüks bir kayıkla döndüm. Suyun üzerinde tasavvur edebileceğiniz en hoş ulaşım aracı bana sorarsanız bir kayıktır.

    28 Haziran
    "....Sir C. Odonnel, Mr. Walsh ve kaptan Evans'la bir Türk gemisine bindik. 5,5 saat süren yolculuktan sonra Marmara denizinin Öte yakasındaki Mudanya'ya vardık. Hedefimiz Bursa......."

    1 Temmuz
    "....Padişahın her Cuma günü öğle namazı için bir camiyi ziyaret edişine bugün ben de katılıyorum. Kayığa bindik. Saltanat kayığı çok mükemmel. Dört adet büyük, 3 adet küçük yaldızlı kayıktan meydana gelmiş padişahın konvoyu. Padişah çok görkemli bir tentenin altında oturuyor. Kayığında sanırım 22 kürek var.

    21 Temmuz
    Niger gemisi geldi. Bu buharlı gemilerin Sigeum burnunu döndükten sonra haber getirdiklerini belirterek yaklaşmaları çok heyecan verici.

    23 Temmuz
    - ....Mr. Calvert bana Çanakkale şehrindeki konsolosluğuna kadar refakat etti. Burada Selanik ile İstanbul arasında işleyen Avusturya Lloyd şirketine bağlı Ellena adlı küçük bir buharlı vapura bindim.

    24 Temmuz
    Diğerleri gibi çok güzel bir sabah saat 8'de Haliç'e vardık.

    25 Temmuz
    ...Tehlikeli olabilecek kadar mal yüklenmiş bir İngiliz gemisi ile Büyükdere'ye geldik. Hotel de l'Empire Ottomandaki daireme yerleştim. Kaldığım oda çok hoş. Şahane bir manzarası var.

    26 Temmuz
    Kahvaltımı bahçedeki bir asmanın altında yaptım. Inflexible gemisinin zavallı kaptanı Woolrige bu sabah öldü. Korkarım ki âni ölümünün sebebi dümencisinin gemisini karaya oturttuğu ve bu yüzden askeri mahkemeye verileceği yüzünden. Zavallı kaptan aşırı heyecana dayanamamış herhalde.
    Bir iki yıldır Türk donanmasında topçuluk dersleri veren İngiliz subayı Kaptan Borlase beni ve Lord George Paulet'i davet etti. Birlikte Türk savaş gemilerinin en büyüğü olan 122 toplu Mahmudiye'ye gittik. Çok büyük bir gemi Mahmudiye ve olağan üstü derinliği var. Bir Amerikalı tarafından yapılmış. Mahmudiye'nin kaptanı Portsmouth'da kısa bir süre kalmış, çok zeki bir kişi gibi görünüyor.
    "Sonra 78 toplu başka bir Türk gemisini ziyaret ettik. İki Türk amirali Ahmet ve Mustafa paşa ile tanıştık. Mustafa Paşa bir İngiliz gemisinde birkaç sene çalışmış, mükemmel İngilizce konuşuyordu. Türk Leventlerinin topları ateşlediklerini gördük. Ben daha önce başkalarından duymuştum, şimdi de Lord George tekrar etti, "Hiç bir İngiliz denizcisi bu işi bir Türk'ten daha iyi yapamaz. "Bu iş biraz da kaptan Borlase'dan geliyor sanırım."

    27 Temmuz
    ...Akşam yemeği Türk gemisi Mesudiye'nin güvertesinde verildi. Şimdi Türk'lerin hizmetinde çalışan kaptan Borlase, iki Türk amirali, Amiral Slade, Lord George Pavlet, kaptan Drummond, bir Fransız bir Hollandalı ve bir Amerikan kaptan oradaydı..

    8 Temmuz
    ... Tarabya'ya varışta yeni haberler duydum. Önceki gün bir tatar kuriye Rus'ların 8000 kişiyle Buğdan'a girdiklerini haberini getirmiş.

    9 Temmuz
    Büyükdere'ye doğru yürüdüm. Lord Stratford padişahla bir görüşme yaptıktan sonra döndü. Sadrazam hariç Türk Nazırların azledildiği haberini getirdi. Yemekten sonra bizi Retribution gemisine götürecek Carados buharlısına bindik.

    10 Temmuz
    "...Marmara adasını geçip Çanakkale boğazına geldik. Bir burundan dönünce İngiliz ve Fransız filolarını gördük. Fransız filosunun en uç noktasına kadar gittik. Fransız filosu çift sıra sekiz yelkenli, sonra tek sıra yedi yelkenliden meydana gelen İngiliz filosunun yanına gittik. İngilizlerin buharlıları daha fazla. Buharlılar büyük gemilerin arkasında yer almış. Amiral Dundas'ın sancak gemisi Britannia'nın karşısında durduk..."

    11 Temmuz
    ...Bu sabah Fransız filosuna kumanda eden Amiral dela Susse'nin yerine Amiral Hamelin'in geçeceğini öğrendik. Amiral Susse Fransız donanmasında yaş haddi olan 65 yasını doldurmuş. İngiliz amirali onu çok seviyor. Kaptanlarımızdan bir çoğu gemiye geldi. Kocaman filonun bu canlılığı her ne kadar mürettebat Beşike Körfezi'nde monotonluktan şikayetçi olsalar bile beni çok neşelendirdi. Burada bir aydır bulunuyorlar.

    14 Temmuz
    ...Çanakkale sularında ufak bir gezinti yapmak için Caradoc gemisinde toplandık. Gelibolu'ya kadar uzandık. Dönüşte Çanakkale'nin Asya kesiminde küçük bir şehrin kalesinde durduk. Karaya çıktık. Buradaki askeri kumandan bizi çok candan karşıladı. Büyük toplara baktık. Bu toplardan bir tanesi neredeyse Amiral Duckıvorth'un gemisini batıracaktı (1807'de İngilizlerin boğazı geçiş olayı) Bir tanesi de aynı döneme ait İngiliz toplarına benziyor. Topların sayısı büyük mermer ve granit gülleleri ile beraber yedi taneydi. En büyüğünün çapı 80 santim kadardı.
    Geciken pikniğimizi güvertede yaptık. Önümüzden Çanakkale akıyor, sohbetimiz koyulaşıyor, neşemiz arttıkça artıyordu...

    20 Temmmuz
    ...Şirin bir muhafaza gemisi olan Charlemogne'nin kaptanı beni gemisine davet etti. Kaptan bir İngiliz hanımla evli...

    31 Temmuz 1853
    "...Retribution gemisinin güvertesinde çok hoş bir âyine katıldım..."

    1 Ağustos
    Amiral Slade'in Türk gemisini ziyaret ettim. Bana çok zeki bir kişi olarak görünüyor amiral. Türk âdetlerinin tamamını kendinde toplamış. Onu bir Türk gazetesi okurken buldum.

    7 Ağustos
    Retribution gemisinde âyin vardı. Lady Emily'e uğradım. Otelimizde Fransız deniz subayları var. Centilmenler var.

    11 Ağustos
    Lord Stratford'u gördüm. Meseleler halâ askıda. Retribution ve Triton buharlıları takımlarının aralarında yaptıkları bir kriket maçını görmeğe gittim...

    23 Ağustos
    ...Caradoc döndü. Ege denizindeki limanlardan bazılarına uğraması için Firebrand'a emir getirdi. Benim de bu yolculuğa katılabilmeme için gerekli müsaade geldi. Bu yüzden bugün Boğaziçindeki son günüm...

    3 Ekim —Rodos
    ...İstanbul'dan haber. Divanı hümayun Rus'lara savaş kararı almış. Bu yüzden yarın Rodos'tan ayrılacağım.

    9 Ekim
    .. Erken saatlerde Milet şehri önlerinde demirledik.

    10 Ekim
    ...Beşike Körfezi manzara şöyle, iki yüz ticaret gemisi toplanmış ve şüphesiz büyük bir canlılık kazanmış körfez. Firebrand gemisinden tatlı hatıralarla ayrıldım. Britanya'ya geçtim. Nazik amiral ve subaylar tarafından candan karşılandım. Hepsi büyük bir endişe ile İngiltere'den gelecek emri bekliyorlardı. Beşike körfezinde 4 aydır bulunuyorlarmış.

    11 Ekim
    ...Türkiye'nin Eflak ve Buğdan'dan 15 gün içinde çıkmaları için Rus'lara verdiği notanın cevabı gelmeden filoların hareket etmeyeceği düşünülüyor.

    12 Ekim
    Hava tek kelime ile mükemmel bulutsuz günler ve dolunaylı gecelerden sonra Haliç'e gidememekten canımız çok sıkılıyor..

    13 Ekim
    ...Inflexible buharlısı İstanbul'dan geldi. Donanmaların Türkiye ile Rusya arasında savaş ilân edilmeden İstanbul'a dönmesinin zor olacağa benziyor.

    18 Ekim
    ..Amiraller Çanakkale boğazında durulacak yerler hakkında müzakereler yaptılar.

    21 Ekim
    ...Kaptan Drummond Retribution buharlısı ile Boğaziçinden döndü ve Türk subaylarına Çanakkale'den geçebileceğimiz için gerekli padişah fermanını teslim etti. Hareket planı sonunda yapıldı.

    22 Ekim
    ...Yolculuk neşeli geçiyor. Fransız gemisi Jüpiter ile başbaşa gidiyoruz. O sırada Amiral Hamel'in sancak gemisi Ville de Paris ve şahane gemi Napolyon, ikimizin arasında gururlu bir şekilde geçti.

    29 Ekim
    ...Çanakkale boğazı bugün biraz değişik. Gün doğuşunda Albion gemisi yaklaştı ve iki buharlısı ile birlikte bizi geçti. Her filodan bir çok gemi hareket halinde.

    1 Kasım
    Sabah bizi muhteşem şehrin önlerinde yakaladı. Ansızın amiral, Tiger gemisiyle önümüzden geçti. Telgrafla bize Türk'ler ile Ruslar arasında sürtüşmelerin başladığını bildirdi. Sonra iki buharlı daha önümüzden geçti. Fransız gemileri de yola çıktılar. Yedikule ile Sarayburnu arasında saat 2'de demir attık. Fransız gemileri de demirlemişlerdi. İki buharlımız da bizim için dönmüşlerdi. Duyduğumuza göre Türkler Tuna'nın kuzeyinden başarılı bir muharebe geçirmişler...

    3 Kasım
    ...Lord Stratforda uğradım. Beni candan karşıladı. Savaş söylentileri bol etrafta.

    7 Kasım
    ...Saat 10'da amiralin kaptan paşaya yaptığı ziyarete ben de refakat ettim. Beş kayık halinde sahile vardık ve ben bu seyahatte ilk olarak kont üniformamı giydim. Kaptan paşa bizi amiral gemisi Mahmudiye'nin güvertesinde karşıladı. Paşa iri yapılı ve icabında bir mavi sakal olabilecek görünüşte bir adamdı. Tayfalar bize topların nasıl çalıştığını gösterdiler ve bizim denizcilerimiz tayfaların bu işi büyük bir başarı ile yaptıklarını hayranlıkla seyrettiler.

    9 Kasım
    ...Amiralle birlikte diğer Türk amiralleri Ahmet ve Mustafa paşayı bir defa daha ziyarete gittik.
    Gemilerden kayıklarımızla hareket ederken sarp kıyılardan yankılanarak gelen selâm haykırışları arasında güvertedeki bandonun "God Save the Queen"i çalması güzel ve düşünülmez bir manzara..

    10 Kasım
    ...Saat 9'da amiral ve Mr. Mrs. Robartes'le birlikte Spitfire buharlısına geldik. Bu buharlı çok zeki bir subay olan kaptan Spratt yönetiminde bu sularda deniz araştırmaları için görevlendirilmiş. Boğaz içinde Britania ve Belkrophan gemilerine rastladık. Trafalgar gemisi uzaktan görünüyordu...

    12 Kasım
    ...Fransız ve İngiliz filoları taksit taksit gelmeğe devam ediyorlar.

    13 Kasım
    ...Boğaziçi'nde şimdi dört asil donanmanın gemileri demirlemiş durumda. Türk, Mısır, Fransız ve İngiliz donanmaları bunlar. 27 yelkenli bir çok da buharlı gemi var aralarında. İngiliz ve Fransız donanmalarının hepsi geldi. Şu anda Fransızların dokuz gemisi, bizim yedi gemimiz var, ancak bizden daha gemiler gelecek. Biri Tarabya'da yaşıyan halkın neşelenmesi için iki filonun burada birlikte uzunca bir müddet durması gerektiğini söylüyor. Donanmaların barış saçan siluetleri çok etkileyici.

    14 Kasım
    ...Boğaziçinden İstanbul'a kadar Fureious gemisiyle geldiler. Beyoğlu'nda Lord Stratforda gittim.
    Bir çok candan arkadaş beni İmparatoriçe buharlısına geçirdiler. Gemide çok az yolcu vardı.

    6 Kasım
    ...Şafakla birlikte Gelibolu dayız,


    F.Howard'ın İstanbul ve Türkiye ile ilgili anıları 16 Kasım 1853'te bitiyor. 30 Kasımda Sinop Baskını oldu.
    3 Ocak 1853te İngiliz ve Fransız donanması Karadeniz'e çıktı ve sonra "Kırım Harbi" başladı.


    8. Sinop Baskını

    Rusların Osmanlı devleti üzerindeki emelleri, yapılan baskıları, hristiyan tabaayı tahrikleri sonucunda bir savaşın başlayacağı belli idi. Rus çarı Osmanlıya "Hasta Adam" ismini takmıştı. Osmanlı Devleti batacak kendisi de büyük pay alacaktı, bu hayaller içinde yaşıyor bu konuda İngilizlerle, Fransızlarla açık açık konuşuyordu.
    Çar bu amaçla, Bahriye Nazırı Prens Mençikof'u olağanüstü yetkilerle ve büyükelçi payesi ile İstanbul'a gönderdi.
    Prens usulden olduğu halde, Boğazdan geçmek için izin istemeye bile lüzum görmeden, Rusya'nın en büyük kalyonu ile 15 Mart 1853 günü Boğaza girip, Büyükdere önüne demirledi. İstanbul'daki Ortodoks Rumlar görülmemiş bir coşku ile kendisini karşıladılar, prens, küstah tavırlarla sadrazamı ziyaret etti, hakaret edercesine konuşmalar yaptı.
    Bu sırada İngiliz donanması Çanakkale dışındaki Beşike limanına gelmişti. Prens padişahı bile ziyaret etmeyi başardı ve çok küstahça 5-5-1853 günü hükümete bir nota verdi, nota reddedildi ve prens İstanbul'u terkederek Kalyonu ile Karadeniz'e açıldı ve memleketine gitti. Fransız Filosu da Beşike'ye gelmişti.
    Osmanlı devleti karada ve denizde Rusya ile ciddi bir şekilde savaşa hazırlanmaya başladı.
    Donanma, özellikle personel eğitimi bakımından zayıf durumda idi, Kaptan-ı Derya Mahmut Paşa da denizci olmayan yeteneksiz bir kişiydi. O sırada donanmaya danışmanlık yapan ve iyi niyetli bir kişi olan İngiliz Amirali Slaid Paşa'nın tüm önerilerini geri çeviriyordu. Kaptan-ı Derya donanmanın Karadeniz'de manevra yapmasına bile razı değildi. Karadeniz'e çıkarsak Ruslar hiddetlenir diyordu, hatta manevra yapılmasına "eğitim sırasında biri ölürse padişahın kalbi kırılır" gibi garip düşüncelerle karşı çıkıyordu, gemileri Boğazı savunsunlar diye Sarıyer önlerinde demirletmişti. O yaz Fransız ve İngiliz donanması Çanakkale'de, Beşike limanında beklediler.
    Padişah 26 Eylül 1853'de olağanüstü bir meclis toplayıp Rusya'ya savaş açılması kararı verdi, İngiliz ve Fransız gemileri de Çanakkale'yi geçip Beykoz önlerine geldiler, demirlediler. Bu durumda artık Rus donanması Karadeniz'e çıkmaya cesaret edemez deniyordu. Savaş fiilen 4 Ekim 1853 de başladı.
    Kayserili Ahmet Paşa komutasındaki 18 gemiden oluşan bir filo Boğazdan dışarı çıktı. Ayrıca Adolphe Slaide Paşa da Nusretiye Kalyonu ile denize açılmıştı.
    Pervaz-ı Bahri gemisi keşif için önden gönderildiyse de, Karadeniz Ereğlisi açıklarında rastladığı Rus firkateyni Vlademir ile savaşa tutuştu ve Rus gemisi tarafından esir alındı, gemide bulunan Rus amirali Kornilof'un şerefine, Ruslar esir aldıkları Pervaz-ı Bahriye Kornilof ismini verdiler.
    Karadeniz'e çıkartılan filo ikiye bölündü. Filonun biri Batum'a cephane ve gerekli diğer savaş malzemesini götürmek üzere hareket etti. Bu filo Patrona Mustafa Paşa komutasında, Mahmudiye kalyonu, Muhbir-i Sürür firkateyni, Mecidiye, Saiki Sadi, Fevzi Bahri ve Taif vapurlarından oluşuyordu.
    İkinci filo ise Patrona Osman Paşa komutasındaydı, gemilere denizcilikle ilgisi olmayan çiftçiler, köylüler doldurulmuştu.
    7 Firkateyn, 3 korvet ve üç vapurdan oluşan filodaki teknelerin isimleri şöyleydi:
    Firkateynler: Avnillah, Nizamiye, Nesimi Zfer, Fazluüah, Dimyat,Vavek-i Bahri, Kaadir-i Zafer.
    Korvetler: Necmi Efşan, Fevzi Mabut, Gülisefit Vapurlar: Ereğli, Pervazi Bahri, Taif.
    Çok süratli bir vapur olan Taif, Batum filosundan ayrılıp Sinop filosuna katılmıştı.
    Bu filo uzun süren fırtınalı bir seyirden sonra Sinop limanına geldi. Gemiler denizci olmayan mürettebattla donatılmıştı. İyi yetişmiş tayfalar Batum'a giden Mustafa Paşa komutasındaki filoya verilmişti. Sinop'a giden filonun denizci olmayan personelinin hemen hepsini deniz tutmuştu, yorgun, bitkin haldeydiler.
    Filodaki gemilerden Midyad, Rus savaşı için gelen Mısır gemilerindendi. Fazlullah firkateyni de 1828 muharebelerinde Ruslardan zaptedilmiş olan Refail firkateyni idi.
    Patrona Osman Paşa Avnullah firkateyninde, Riyale Hüseyin Paşa da Nizamiye firkateyninde bulunuyordu. Gemilerin toplam top sayısı 282 idi. En çok top, Nizamiye firkateyninde idi. 64 adet. Filo 13 Kasım günü Sinop limanına girip demirlemişti. O günlerde Amiral Nahimof komutasındaki küçük bir Rus filosu da Karadeniz'de dolaşmakta idi. Ruslar da fırtınaya tutulmuş, gemileri oldukça hasar görmüştü. İmparatoriçe Maria, Çeşme ve Restilov isimli, beheri 84 topu olan 3 gemi ile dolaşan Amiral Sinop'ta olduğunu öğrendiği Osmanlı donanmasına taarruz etmeye cesaret edemedi. Osmanlı donanmasının hemen limandan çıkıp kendisinden çok zayıf olan bu filoya hücum etmesi gerekli ise de, savaş izni verilmemiş olduğundan çok cesur bir amiral olan Osman paşa Sinop limanından çıkıp Ruslara hücum etmedi. Fakat bu arada, Sivastopol'dan çıkan Amiral Novisilski komutasındaki her biri 120 toplu 3 büyük Kalyon ile iki büyük firkateynden oluşan bir başka filo gelip amiral Nahimof'un filosuna katıldı.
    Çok güçlenen Rus filosu, 30 Kasım 1853 günü iki kolona halinde Sinop limanına girdi. O gün cuma idi. Osman Paşa bir kısım askeri cuma namazı için şehre yollamıştı. Sinop limanı ağzındaki bataryalar ateş açtılarsa da Rus gemilerine isabet ettiremediler. Ruslar kıyı boyunca tek sıra demirlemiş olan Osman Paşanın gemilerine paralel olarak geldiler ve derhal ateşe başladılar. İki tarafın atış güçlerinde eşitsizlik vardı. 282 Türk topuna karşılık Rus gemilerinde 710 top vardı. Türk gemilerinin topları eski model, som gülle atan toplardı, Rus gemilerinin çoğu modern toplarla mücehhezdi. Rusların limana taarruzunu süratli bir vapur olan Taif, limandan kaçarak İstanbul'a gitti ve felâketi haber verdi.
    Bu baskın savaşında Ruslar hem tüm Osmanlı savaş gemilerini yaktılar, hatırdılar, hem de Sinop şehrini, özellikle müslüman mahallesini topa tuttular, şehirde büyük yangınlar çıktı. Rus amirali gemileri batan, denizde yüzen askerlerin üzerine de ateş açtırdı, yaralıları da acımasızca öldürttü.
    Bu baskın sonucunda Osmanlı donanmasının 4.200 kişilik mürettebatının 2.700 ü şehit oldu, 556'sı ağır yaralandı, Osman Paşa, iki firkateyn Kaptanı ve 150 asker yaralı olarak esir düştü. Riyale Bozcaadalı Hüseyin Paşa da şehit oldu. Rusların zayiatı ise pek azdı, 30 ölü, 230 yaralı. Bu olay sırasında limanda bulunan bir İngiliz iki Türk ticaret gemisi de battı. İstanbul'da Sinop felaketinin öğrenilmesi üzerine İngiliz donanmasından Retrebution, Fransız donanmasından Magodan isimli vapurlar Sinop'a gelip Türk ve yabancı yaralıları aldılar, İstanbul'a götürdüler.
    Bu olay İngiltere'de kamuoyunu harp için hazırlayan, tahrik eden, iyi bir fırsat oldu. O yıllarda da İngiltere'de kamuoyunun çok önemi vardı. Savaşa girmek, hele uzak diyarlara asker göndermek kolay değildi. İngiliz ve Fransız basının Rusların Sinop'ta yaptığı vahşeti mübalağalı bir şekilde yazması Batı kamuoyunu kolayca Rusya aleyhine döndürdü, İngiltere'de "Sinop'un intikamı alınmalıdır" diye gösteriler bile yapıldı.
    12 Mart 1854'de Osmanlı Devleti, İngiltere ve Fransa arasında bir anlaşma yapıldı ve İngiliz ve Fransa parlamentoları 27 Mart 1854'de Rusya'ya savaş ilan ettiler.


    9. Sivastopol Savaşı

    Osmanlı-Rus Savaşı, Sinop Baskınından bir ay evvel başlamıştı, Eflak-Buğdan yöresinde, doğuda Batum, Kars civarında devam ediyordu.
    Kırım Harbi ise, Kırımda, İngiliz, Fransız ve Türk ordularının gemilerle gelip çıkartma yaparak Sivastopol'ü işgal etmek amacıyla yapılan çok değişik bir savaştır. İngiliz ve Fransızlar Ruslarla savaşmaktadırlar, fakat bu devletlerin birbirleri ile hudutları yoktur, askerlerini gemilerle Türkiye'ye getirmişler, İstanbul ve Varna'da toplanmışlar ve sonra Sivastopol yakınlarında karaya çıkarak büyük bir savaşa tutuşmuşlardır.
    Savaş sonucunda Karadeniz'deki tüm Rus donanması yok olmuş, Sivastopol işgal edilmiş ve Rusya barış istemek zorunda kalmıştır.
    Savaş başladığı sırada Osmanlı donanması oldukça zayıf durumda idi. Sinop'da bir kısım gemilerini yitirmişti. Elde kalan gemilerinin çoğu eski tip yelkenli gemilerdi, 7 kalyon, 13 firkateyn, 7 brik, 7 kapak, 9 korvetten oluşuyordu. Bunlardan sadece 1 kalyon, 3 firkateyn ve 1 brikte buhar makinesi vardı.
    Sivastapol limanındaki Rus donanması ise 3 ambarlı 10 kalyon, 4 firkateyn, 6 korvet ve 1 kapak ve bir çok vapurdan oluşuyordu. Yalnız bu gemilerin çoğu Sivastapol'da hırpalanmıştı. Rus amirali Sivastopol limanından çıkıp Karadeniz'e gelmiş olan Osmanlı, İngiliz ve Fransız donanmalarına karşı çıkmak cesaretini gösterememişti.
    İngiliz gemileri çok kuvvetli idi, hemen hepsi yivli toplarla donanmıştı. Vis amiral Danddan komutasında 3 ambarlı, 3 kapak, 3 firkateyn, 7 korvet ve 10 adet süratli vapurdan oluşmuştu. Amiral gemsinin adı Britanya idi. Fransız filosu da Vis Amiral Hamel komutasındaydı, Amiral gemisi Vilo de Paris, 2 adet 3 ambarlı, 15 kapak, 21 firkateyn, 15 vapurla gelmişlerdi. Savaş süresince gerek savaş gemileri gerek yardımcı gemilerin sayıları sürekli arttı.
    Müttefikler Rusya'ya savaş ilân ettikten sonra, 13 Nisan 1854 de İngiliz ve Fransız elçilerini almak için Furious gemisi Odesa'ya gitti. Fakat Rus sahil bataryaları gemiye ateş açtı. Bunun üzerine ertesi gün 7 gemi daha giderek Odesa'yı bombardımana başladı. Ruslar takviye aldılar. Yeni İngiliz ve Fransız gemiler geldi, böylece 22 Nisana kadar savaş sürdü, sonunda müttefikler vazgeçtiler ve Varna'ya çekildiler.
    Bu sırada İngiliz ve Fransız gemileri ile İstanbul'a sürekli asker geliyordu. İngilizler genellikle Selimiye kışlasına yerleştiriliyordu. İngilizlerin şehirde yaptıkları serkeşlikler, sarhoşluklar, dedikodu konusu oluyordu.
    İngiliz, Fransız ve Türk ordu komutanları savaşın genel stratejisi konusunda bir hayli tartıştıktan sonra Rusya ile hem karadan hem denizden savaşmaya karar verdiler. Karada savaşılırken, denizden gemilerle asker taşınacak ve çıkartma yapılacaktı.
    Komutanlar hep birlikte Varna'ya gittiler. Cephedeki Türk komutanı Rus ordusunun çok kuvvetli olduğunu, Silistire'nin zor dayanacağını bildirdi. Gerçekten de burada büyük bir savaş oldu. Ünlü Silistire savaşı.
    İngiliz ve Fransız gemilerinin taşıdığı askerler Gelibolu'da, Çanakkale'de toplanıyor, oradan İstanbul'a, Varna'ya götürülüyorlardı.
    Kırım'a çıkartma yapmak, Sivastopol'ü almak için toplanan askerler Varna'da toplandılar.
    7 Eylül 1854 de Varna'dan kalkan büyük müttefik filosu Sivastopol şehrine 35 kilometre mesafedeki Kalimoto koyuna yetmişbin asker çıkarttı.
    Sivastopol müstahkem bir şehirdi. Hem karadan gelen birliklerin hem de denizden gelen gemilerin top ateşlerine dayanıyordu. Kırım'daki Rus ordularının başında Prens Mençikoff vardı.
    Savaş çok çetin geçiyordu. Bu arada müttefik ordusunda kolera salgını baş gösterdi. Kolera denizcilere de geçti. Kolera yüzünden çok asker öldü. Yaralılar ve hastalar İstanbul'a getiriliyorlardı.
    Karaya çıkan askerler 23 Eylül 1854 de Alma savaşını kazanarak karadan Sivastopol şehrinin önüne geldi, denizden de müttefik donanması şehrin önüne gelmişti. Zırhlı dubalar (monitör) lardan, kalyonlardan, firkateynlerden sürekli ateş ediyorlardı. Kayserili Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı donanmasının tüm önemli gemileri Sivastopol önündeydi. Başta ünlü Mahmudiye ve Teşrifiye kalyonları olmak üzere 10 kalyon, 18 firkateyn, 9 korvet ve 7 buharlı gemi vardı. Mısır'dan da 9 savaş gemisi ve yirmi bin asker gelmişti.
    Ruslar limana girilmesini önlemek için, liman ağzında tüm Rus donanmasını batırdılar. Savaş denizden ve karadan çok şiddetli cereyan ediyordu, kış da çok sert geçiyordu. Yapılan bütün muharebelere rağmen ne Ruslar muhasarayı püskürtebiliyor ne de müttefikler Sivastopol'a girebiliyorlardı. Savaş çok ağır şartlar altında sürüyordu. Bu arada Rus amirali Naimoff da ölmüştü.
    Telgraf o yıllarda artık gelişmişti. Varna-Bükreş yoluyla Londra'ya kadar telgraf ile görüşülebiliyordu. İngiltere'de halk bu sayede, savaşın durumunu günü gününe öğrenebiliyordu. Gazeteler Sivastopol'a savaş muhabirleri bile göndermişlerdi.
    Hastalık, kolera salgını, büyük zayiat...savaşın çok güç şartlar altında sürdüğü öğrenilmişti. Londra halkı heyecan içindeydi, cephedeki asker için bağışlar toplandı, ilaçlar alındı, İstanbul'a doktorlar ve hastabakıcılar gönderildi. Ünlü Florence Nightingale de bu ara, yanında hastabakıcılarla İstanbul'a geldi. Çünkü hastalar ve yaralılar İstanbul'a taşınıyordu, Selimiye kışlası İngiliz yaralılara tahsis edilmişti, Şişli'de şimdiki Lape Hastahanesi'nin olduğu yerde Fransız yaralılarına bakılıyordu.
    Sivastopol kuşatması çok çetin geçiyordu. Denizde fırtına nedeniyle büyük kazalar da oldu. 2 Kasım 1855'de çıkan korkunç bir fırtınada Fransızların IV. Henry isimli savaş gemisi ile birlikte 12 buharlı gemisi battı.
    Bu arada Fransa ve İngiltere Baltık denizinde de Ruslara karşı hareket başlatmışlardı. İngiliz ve Fransız filoları Rusların elindeki bir adayı ele geçirmişlerdi. Ruslar orada ilk kez mayın silahını kullandılar. İngilizler bu silahın kullanılmasını barbarlık sayarak civardaki şehirleri topa tuttular.
    Müttefik kuvvetler, Ekim 1855 de Dinyaper nehri ağzındaki Kimburg müstahkem mevkiini de bombardıman ettiler ve burada ilk kez zırhlı gemi kullandılar. Aynı zamanda pervaneli olan Devanstation, Love ve Torento isimli gemilerin bordoları 10 cm kalınlığında zırhla kaplı idi, bu gemiler düşman toplarından müteessir olmadığı için çok yakınlara kadar sokulup savaşabiliyorlardı.
    26 Ocak 1855 de Sardunya krallığı (İtalya) da savaşa girdi.
    Sivastopol karadan ve denizden yapılan çok ağır bombardıman sonucu nihayet 13 Eylül 1855 de düştü. Müttefik orduları 14 Eylül de Sivastopol'a girdiler.
    Savaşın kötü gitmesine üzülen Rus Çarı I. Nikola ölmüş, yerine oğlu II. Aleksandr geçmişti.
    Sivastopol alınmış ancak savaş halâ bitmemişti. Her iki taraf da harpten bezmişti. İngiliz ve Fransız kamuoyu "evlâtlarımız ölüyorlar" diye savaşa karşı çıkmaya başlamıştı.
    Ruslar, sulh çareleri aramağa başladılar ve sonunda mütareke istediler.
    Müttefik gemileri de yavaş yavaş Varna'ya ve İstanbul'a dönmeye başlamıştı.
    1 Şubat l856'da Viyana'da mütareke imzalandı ve 30 Mart 1856 Paris anlaşması ile savaş bitti.
    Paris anlaşması gene Karadeniz tarafsız bir deniz olacak ve Osmanlılar ve Ruslar Karadeniz kıyılarında tersane kuramayacak ve bu denizde donanma oluşturamayacaklardı. Boğazlar tekmil devletlerin ticaret gemilerine açık, savaş gemilerine kapalı olacaktı.
    Tuna nehrinde iniş ve çıkış her devlet gemisi için serbest olacaktı.
    1853 yılında başlayıp 1856 da sona eren bu savaş kuşkusuz İstanbul'u, ordumuzu ve bahriyeyi çok etkiledi.
    Bahriyeliler dünyanın en güçlü donanmaları ile işbirliği yaptılar, beraber savaştılar. Bilgi ve görgüleri kuşkusuz artmış oldu.
    Savaş bittikten, müttefik donanmaları Türkiye'den ayrıldıktan sonra, Bahriye yeniden kendine çekidüzen vermeye çalıştı.
    Kırım savaşı nedeniyle donanma ve tersane için yapılan masraflar çok artmıştı. Donanmamız hırpalanmıştı. Savaşın başlangıcında zaten bir kısmı Sinop'ta yanmıştı. Mevcut gemiler de süratle eskiyor ve demode oluyordu.
    Savaş ertesinde daha çok Bahriyede organizasyona ve yönetimde yeniliklere ağırlık verildi. Limanlar talimatnamesi, çarkçı, ateşçi, kömürcü talimatnameleri yazıldı. Bahriye askerleri için özel bir ceza kanunu çıkartıldı.
    Rumlardan gemici alınması yeniden gündeme geldi. Yunan isyanı nedeniyle Bahriyeye Rum gemici alınmamaya başlanmışken bu uygulamadan vazgeçildi, yeniden hristiyan gemici alınmaya başlandı, bu konuda o kadar ileri gidildi ki, gemilere papaz tayini bile söz konusu oldu.
    Kırım Harbi sırasında ülkedeki bütün hristiyan tabaa askerlikle mükellef kılındı, ancak 1855 de Hristiyanlar için bedelli askerlik kabul edildi. Belli bir bedel (para) ödeyen hristiyanlar askerlik yapmıyorlardı. Böylece ikinci meşrutiyete kadar, hristiyanlar fiilen askerlikten muaf oldular.


    10. Destan Gemiler

    Kırım Harbi Türk halkının, özellikle İstanbulluların denizciliğe, savaş gemilerine ilgisinin fevkalâde artmasına neden oldu.
    İstanbul limanı savaş gemileriyle dolu idi. Türk ve yabancı gemiler sürekli gidip geliyorlardı.
    Osmanlıların büyük savaş gemilerinden Mahmudiye, Fethiye gibi kalyonların Kırım Harbindeki kahramanlıkları destanlara konu oluyordu. Özellikle Mahmudiye kalyonu bir efsane konusu idi.
    Hayati Tezdin, "Anadolu Türkleri'nin Deniz Tarihi" isimli kitabından kalyonlara ait bölümü okuyalım.
    "...19.uncu asırda bir süre dünyanın en büyük gemisi olmak sıfatını koruyan Mahmudiye kalyonu, 1829 da mühendis Mehmet Efendi ile mimar Mehmet Kalfa tarafından İstanbul tersanesinde inşa edilmiştir.
    Dış görünüşü kadar iç görünüşü de güzeldi ve kıymetli eşyalarla döşenmişti, İkinci Mahmut ve devletin ileri gelenleri tarafından sık sık ziyaret edilirdi.
Mahmudiye'nin büyük şöhreti, Kırım muharebesi ile başlar. Müttefik filo ile beraber Sivastopolu bombardıman eden kahraman kalyonumuz, milletin gönlünde uzun seneler silinmez bir muhabbetle yaşamıştır.
    Patrona Ahmet Paşa'nın komutasında ve Kaptan Ateş Ahmet Beyin idaresinde harbe iştirak eden Mahmudiye'nin yararlılıkları halk arasında efsaneleşmiş ve Mahmudiye (gazi, veli) sayılmıştır.
    Halk destanlarına ve halk resmine konu olan Mahmudiye'nin devrinde yapılmış muhtelif suluboya ve karakalem resimlerine hâlâ rastlanmaktadır. 93 Harbine kadar Mahmudiye resmi yapmak; adetâ moda halinde idi. Başta Kandiyeli Emin Baba olduğu halde bir çok halk ressamı bu kalyonumuzun muhtelif resimlerini yapmışlardır.
    Halk arasında dolaşan efsanelere göre, Kırım Harbi ilân edildiği gece, Haliç'te Mahmudiye şevk ve aşka gelerek, kendi kendine demirlerini koparıp, köprülere doğru yol almıştır. Sivastapol önünde Mahmudiye, kendiliğinden bir iskele bir sancağa döner ve her iki taraf toplarıyla kaleyi döğermiş.
    Çankırı Redif Taburu ile Kırım Muharebesine iştirak eden Ali Dayı'nın anlattığına göre, Sivastopol muhasarasına iştirak eden müttefik donanmanın en kuvvetli gemisi Mahmudiye imiş. Bir gece subaylar ve askerler uyurken, gaipten gelen bir emirle kimsenin haberi olmadan Mahmudiye muhasara hattına varmış, limana girmiş; sabahleyin bu manzarayı gören Türkler de Ruslar da vaziyete şaşırmışlar, bu fırsattan istifade olunarak hemen karaya asker çıkartılmış ve Sivastopol bu suretle fetholunmuş.
    Mahmudiye kalyonunda mübarek gecelerde yeşil sarıklı, ak sakallı bir takım insanların grandi direği altında aptest alıp, saf saf namaz kıldıklarını görenler olurmuş.
    Kırım Harbine iştirak eden Mahmudiye'ye, Barbaros Hayrettin'in bayrağının bir eşi yaptırılarak çekilmişti. Muhasara sırasında müttefik donanma bayrakları, Rus gülleleri ile lime lime olduğu halde bu bayrağa hiçbir şey isabet etmemiştir. Bunun üzerine müttefikler, bu bayraktan birer tane de bize gönderin diye ısrar etmişler, dibine bir kamara yaparız demişler.
    Kurban Bayramlarında baş tarafından kan aktığı rivayeti çıkartılan Mahmudiye kalyonunun Abdülhamit zamanında, feshedilip sökülürken, tahtalarından kan damladığı da asker ve halk arasındaki söylentilerdendi. Aynı tarihte bozulan Mahmudiye Kalyonu ve Taif vapurunun enkazı maaşa mahsuben subaylara verilirdi. (Maaş için suret kesilir ve Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Paşa tarafından, o da bin muşgülatla, Taiften 500 kilo enkaz verile diye buyuruldu mu, doğruca müteahhide satılırdı.)
    ingilizlerin Victory'leri gibi muhafaza edilemeyen ve enkazı müteahhide satılan tarihi ve şerefli Mahmudiye kalyonumuza ait bazı parçaları muhafaza edilebilmiş ve bu parçalarla bugün Deniz Müzesi'nde bir Mahmudiye kalyonu salonu kurulmuştur.
    Fethiye Kalyonu: 19. uncu asırda donanmamızda, birbirini takiben Fethiye adlı iki kalyon inşa edilmiştir. Navarin faciasından sonra gemi kaybımızı gidermek için tersanelerimizde büyük bir faaliyete girişilmiştir.
    İlk Fethiye kalyonu 1855 yılında Gemlik tersanesinde mühendis Manol ve mimar Osman Kalfa tarafından yapılmıştır.
    İkinci Fethiye kalyonu Abdülmecid devrinde 1877 yılında mutad merasimle denize indirilmiştir. Protokolü dahil devlet ileri gelenleri padişahın gelmesini beklerken Fethiye kalyonu kendi kendisine yerinden hareketle desteklerinden kurtulup denize inmeğe başlamış ve bu sırada birkaç kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebep olmuştur. Ötedenberi kalyonların üst kısmı denize indirildikten sonra yapılırdı. Fethiyenin ise üst katı havuzda yapılmış, diğer destekler mukavemet edememiş ve kalyon kendi kendine denize inmiştir.
    Törende bulunan İstanbul Kadısı bu teknik yönü anlamayarak, geminin hareketine bir mana verememiş ve kalyonu meleklerin indirdiğine inanarak bunu yanındakilere söylemiştir. Orada bulunanlardan birisi de Kadı Efendiye "evet bu kalyonu meleklerin indirmiş olması muhtemeldir, lâkin işin içine şeytan da karışmış olmalıdır ki birkaç kişinin ölümüne sebep oldu." demiştir.
    İkinci Fethiye, 1857 yılında, makine konulmak üzere İngiltere'ye giderken Malta ve İspanya'da arızalanarak tamir görmüş ve İngiltere'ye gelmiştir. Makineleri konulduktan sonra da İstanbul'a dönmüştür..."


    1860 Yılındaki Savaş gemilerimiz

    Kalyonlar:
    - Kosova, 1858 yapımı, 3538 ton 700 Beygir makine, 79 top
    - Fethiye, 1855 yapımı, 3580 ton 600 Beygir makine, 66 top
    - Şadiye, 1857 yapımı, 3580 ton, 600 Beygir makine,78 top
    - Peykizafer, 1841 yapımı, 3125 ton, 600 Beygir makine, 128 top
    - Mahmudiye, 1857'de yenilenmiştir.
    - Teşrifiye ve Mukaddeme-i Hayır

    Firkateynler:
    Şerafettin
    Skurulu Firkateynler:
    - Muhbiri sürür, 1850 yapım, 1477 ton (İngiltere'de tadil edilmiş)
    - Hudavendigar 1860 yapım, 2897 ton
    - Ertuğrul 1860 yapım 2897 ton

    Korvetler
    Mesiri Ferah, Burcu Şeref, Alayişi Derya, Necati Fer

    Skrulu Korvetler
    Herbiri 800 ton, 150 Beygir makineli, 1859 İngiltere yapım Sinop, Edirne, İzmir, Bursa

    Duba Korvetler
    Herbiri 1859 yapım, 160 tonluk, İngiliz yapımı Şevketnüma, Sünne, Varna, Akka

    Skrulu Navy
    Beheri 609 ton, 1859 İngiltere; yapım Seddülbahir, Beyrut

    Brikler
    Fecrisefit, Kavizarer, Şerefnüma, Ferhihüner, Ahter, Tacidar, Tirizafer, Ferahnüma, Cayiferah, Bergüzide, Seyyare, Ziveriderya

    Mistikalar
    Pervin, Ayvalık, Rodos, İstanköy

    Uskunalar
    Nevesa, Seyyah, Tarzıcedit, Sürat, Ziyneti Derya

    Kotra
    Kudumiye

    Nakliye Gemileri
    - Mecidiye 1848 İngiltere, 1495 ton, 450 Beygir
    - Fevzibahri 1848 İngiltere, 1495 ton, 450 Beygir
    - Eseri Cedit 1848 İstanbul, 1108 ton, 300 Beygir
    - Tairi Bahri 1839 İstanbul, 506 ton, 160 Beygir
    - Peyki Şevket 1853 İstanbul, 453 ton, 130 Beygir
    - Eseri Hayır 1840 İstanbul, 313 ton, 60 Beygir
    - Eseri Nüzhet 1847 İstanbul, 60 ton, 60 Beygir
    - Peyki ticaret 1845 İstanbul, 193 ton, 50 Beygir

    Ayrıca 20 adet buharlı gemi
    (Fecrisürur, Huma-i Tevfik, Saiki Sadi, Boyona Hayrettin, Hümaipervaz, Tecmişeref, Musul, Trablusgarb, Basra, Sulhiye, Rağbet, Tayif, Ceylanıbahri, Gemlik, Tuna, Ereğli, Pesendere, Ömer Paşa)


    11. Bahriye Okulunun Durumu

    1838 de, Bahriye okulu Kasımpaşa'dan Heybeliada'ya taşınmıştı. Kasımpaşa'daki Levent kışlası tamir ediliyordu ve tamir bittikten sonra yeniden Kasımpaşa'ya dönecekti.
    Bu dönemde gemi kaptanları arasında okur yazar olmayanlar bile olduğundan, eğitimli Bahriye subayı yetiştirilmesine gayret gösterilmekte idi.
    Tanzimat'ın ilânında Bahriye Okulunun da ıslahata tabi tutulması gereği düşünülmüş, ikinci defa Kaptan-ı Derya olan Çengeloğlu Tahir Paşa Bahriyede eğitime çok önem vermiştir.
    Çengeloğlu Tahir Paşa'ya sonradan müşavir paşa unvanı ile Bahriye hizmetinde bulunan İngiliz deniz subayı Sir Walker'de yardım etmiştir.
    Sir Walker'in teklifine göre yapılan uygulamada, okul her biri 100 öğrenciden oluşan 4 sınıfa bölünmüştür.
    1848 yılında ikinci kez Kaptan-ı Derya olan damat Mehmet Ali Paşa Patrona Mustafa Paşa'yı Bahriye Mektebi Nazırlığına tayin etmiştir.
    Mustafa paşa eğitimi düzene sokmuş İngilizce mecburi, Fransızca da ihtiyari yabancı dil olarak okutulmaya başlanmıştır.
    Kasımpaşa'da eğitim sürerken, bir yandan Heybeliada'daki Levent kışlasının modern bir okula dönüştürülmesi için çalışılıyordu. Sonunda Bahriye okulu, nihâi olarak 1851 de Heybeliada'ya taşındı.
    Okulda eğitim 4 yıldı. Memleketin en ileri usullerine göre eğitim yapılıyordu.
    34 odası olan bir merkez binası, 30 yataklı hastahanesi, basım evi, zengin kütüphanesi olan okul, özellikle ders aletleri bakımından batı standartlarında idi. Bu gelişmede Amerika'da eğitim görmüş olan öğretmen binbaşı Emin efendinin büyük rolü olmuştur. Bu dönem de öğretim tamamen İngilizce'ye yönelmiş, mezunlardan yetenekli görülenler İngiliz donanmasında staj görmek ve ayrıca meslek kurslarına katılmak üzere İngiltere'ye gönderilmişlerdir.


<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>