XVI. YÜZYILDA JAPONLAR DA
SÖMÜRGECİLİK YAPIYORLAR



    Japon yayılmacılığı ve sömürgeleştirme hareketleri Batı dünyasının tarihsel geleneğinin işaret ettiğinden daha gerilere dayanır.

    Avrupa-merkezci tarih görüşüne göre, Avrupalıların Japonya'da görünmeleri -önce Portekizliler, sonra İspanyollar, Hollandalılar, İngilizler- dünyanın genişlemesinde yeni bir dönem açmıştır, bu bağlamda genellikle ilk "deniz olaylarının" meydana geldiği 1543 yılı temel alınır. Aynı görüş, Hıristiyanlığın Japonya'ya XVI. yüzyılın ortasında François Xavier tarafından sokulduğunu ve ardından, ülkede ulusun geleceğine ve kimliğine ilişkin sorunların dile getirildiğini anlatır.

    Yine aynı görüşe göre, daha sonra Japonya kapılarını yabancılara (sakoku) kapatır. XIX. yüzyılın ortasında, yeniden Batılıların işgaline uğrar, modernleşir ve derken, Batı'yı ne denli iyi taklit edebileceğini gösterdiği gücünü kullanarak emperyalist bir güç olmaya soyunur.

    Bu Batılı görüşlerden arınmış Japon tarihi, Japonya'nın ilk sömürgeleştirme hareketinin çok eskilere dayandığını gösterir. Tıpkı Batılı girişimciler gibi, o da XVI. yüzyılda bir ayağının Uzakdoğu'da olmasına çalışmıştır.

    Gerçekten de, Çin boyunduruğundan kurtulduğu gibi, Japonya kendi çevresinde bir tür sömürge sistemi oluşturur. Daha Kamakura'nın (XIII. yüzyıl) döneminde, kuzeyde, Şogun, Yeso Adası (1869'dan beri Hokkaido Adası) Aynuları ile resmi ilişkiler kurar. Bir başkanlıklar düzenine sahip olan bu halkın Yukar adlı destansı şiirlerinde anlatılan özerk bir kültürü vardı. XIV. ve XV. yüzyıllarda, Hondo'nun kuzeyindeki Japon aşiretleri adım adım Yeso Adası'nda hâkimiyetlerini kurdular. 1604'te, leyasu, bulunduğu başkentten, şoguna tabi bir klan olan Matsumae ailesine kuzey bölgesi ticaret tekelini verir ve bölgede yaşayan Japon tacirler ve Aynular üzerinde denetim hakkını tanır (A. Berque).

    Aynuların kendi yaşam biçimleri üzerinde hiçbir hükümleri kalmamıştı: Çeltik tarlası edinmeleri yasaklanmıştı, yalnızca geleneksel bazı işler yapabiliyorlardı, vergi ödüyorlardı ve bir süre sonra başıbozuk gezgin ya da parya durumuna düştüler. 1669'da başkaldırdılar ve ezildiler.

    Bu arada Japonlar takımadaların güney ucundaki Ryu-Kyu adaları krallığına elkoydular, ama gözleri daha o zamandan Kore'deydi. XV. yüzyılın başlarına kadar, Çin'le oolan ilişkileri bakımından, Kore ile Japonya farklı konumlardaydı. Çin'den ilk ayrılma hareketi Japonya'dan geldi, Kore Kralına gönderilen resmi yazılarda Çin tarihi değil Japon tarihi kullanılmaya başlandı. XVI. yüzyılın ikinci yarısında, Japonya'nın yöneticileri ülkeyi Çin tabiyetinden çıkartıp Kore'yi de kendi egemenlikleri altına almaya çalıştılar. 1592'de, bu amaçla bakan Hideyoşi Kore'ye bir kuvvet bile göndermiştir.

    Ardılı Ieyasu orduyu geri çekmiştir, ama 1607'de Kore kralını temsil eden bir delegasyonun kabulü, tabi konumunun kabulü şeklinde algılanmıştır.

    Böylece, bir yanda Portekizliler Uzakdoğu'daki trafiği hareketlendiren bir tür ticaret üçgenini Makao, Japonya ve Lizbon arasında yürütürken, diğer yanda Japonya hem üslerini denetim -Ryu-Kyu adaları- hem de Hokkaido'da topraklarını genişletme politikası güdüyordu. Üç yüz yıl sonrasında hâlâ bunu anımsamaktaydılar.




<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>