II. BÖLÜM
İlk Girişimler



ÖNCE PORTEKİZLİLER



    "E se mais mundo houvers, lâ chegara" -ve eğer yeryüzü daha büyük olsaydı yine de onun çevresini dolaşırdık.

    Yaptıkları keşifleri göklere çıkaran bu gurur dolu Portekiz deyişi, bugün bile yüceltilen o büyük kâşifin yolculuklarının ne anlama geldiğini ifade eder. Vasco da Gama'dan Serpa Pinto'ya, denizde ve karada, "uygarlığı götürerek", gezegenin sınırlarına ve yüreğine ulaştılar.

    XV. yüzyılda Gomes Eanes de Zurara, yazdığı Gine Gunlüğü'nde yolculuklarının "altı gerekçesi"ni belirtir. Yolculukları düzenleyen veliaht Enrique "Tanrısal görevi tarafından yönlendiriliyordu...", o ülkelerde Hıristiyanlar bulunduğu kanısındaydı. Oralardan birtakım mallar getirilebilirdi, eğer getirilecek mal yoksa, sadakatsizlerin (Müslümanlar) güçlerinin sınırları öğrenilebilirdi... İnanç düşmanlarına karşı yürüttüğü savaşta kendisine yardım edeceyabancı birkaç soylu bulunabilirdi belki de... Yüce Efendimiz İsa'nın kutsal imanını yayma isteği ne kadar da büyüktü.

    Zaten Christophe Colomb da 1484'e doğru, Cipangu'ya (Japonya) batıdan gitmek için gerekli donanımın kendisine verilmesi için, Portekiz Kralı Joao'ya başvurmuştu, çünkü tüm yolculuklara Portekiz'den başlanırdı. Kral, müneccimlere danışmış, onlar da Kralı bu çılgınca tasarıdan vazgeçirmişlerdi. Fernand Braudel'in yazdığı gibi, "Portekizliler bilimsel kesinlikleri daima söylencelere tercih etmişlerdir... Amerika'yı yitirdiler ve Brezilya'yı keşfettiklerinde, artık çok geçti."

    Gerçekte, güneye doğru ilk yelken açanlar onlardı, ancak her türden güvenceyle, özellikle de Pedro Reinel'in üzerlerinde rüzgârgülleri bulunan deniz haritalarıyla donanmış 1485 tarihli deniz haritası, Avrupa'nın Atlantik kıyılarını Diego Cao'nun (Cam) Gine Körfezinin ötesinde ulaştığı en uç noktaya varana kadar büyük bir kesinlikle gösterir. İtalyanlar sayesinde iyice geliştirildikten sonra, Vikont de Santarem tarafından kartografi olarak adlandırılan haritacılık en mükemmelinden bir Portekiz bilimi haline gelmişti. XVI. yüzyılda sekizer haritalı ilk atlasları üretmişlerdi. Bir diğer güvence ise, 1434'te Gil Eanes'in geçtiği Bojador Burnu seferinde kullandığı barcas tipi teknelerin yerine karavela tipi teknelerin geliştirilmiş olmasıydı. O zamana kadar kullanılan yelken yüzeyinin iki katı yelkene sahip olan karavelalarla, yelkenlerin konum ve miktarında sürekli değişiklik yaparak rüzgâra karşı bile zikzak çizerek ilerlenebiliyordu. Daha geniş olan ve deniz savaşlarına uyarlanmış bulunan kalyonların ortaya çıkmasıyla, Portekiz Avrupa'nın gemi inşa merkezi durumuna gelmişti. Afrika'nın batı kıyısındaki siyahlar açısından başta Portekizli ve İtalyanların olduğu beyaz denizcilerin gelişleri kadar, onların kullandıkları toplarla mumları da birer ke- llk Girişimler 57 şifti. Portekizliler siyahların yerde yemek yediklerini, samandan evlerde oturduklarını vb. gördüklerinde hemen bir üstünlük duygusuna kapıldılar. Yerlilerin, Müslümanlarla temaslarının azalması ölçüsünde derilerinin renginin koyulaştığını gözlediler. Yerlilerin çoğu Mali imparatorunun bağımlısı olduğunu söylüyordu. Karşılaştıkları ilk Afrikalı krallardan biri, Gambiyalı Battimansa, Mali imparatorunun bağımlısı olduğunu bildirmişti, ama bu Portekizlileri pek etkilememişti. Rastladıkları Afrikalıların yoksulluğuna şahit olunca, iç bölgelere gitmeyi ya da oraları işgal etmeyi gereksiz buldular. Zaten Madeira ile Azorların ve hemen yakınlarındaki adaların efendisiydiler. Karanlık denizleri aşmışlardı, kuzeydoğudan esen alize rüzgârları Atlantik'e doğru sürüklediği için, o zamana kadar geçilememiş olan Bojador Burnunu geçmişlerdi. Karavela sayesinde 1444'te Yeşil Burun'a, Gine ırmaklarına ve 1460'ta Sierra Leone'ye ulaşmışlardı. II. Joao tahta geçtiğinde, 1479'da, Kaslilya'nın Portekiz kontrolüne geçmesini düzenleyen ve Iber Yarımadası'nm güneyinde kalan etki alanlarını sınırlayan Alcaçovas Antlaşması imza-lanalı iki yıl olmuştu. Buna göre, Gine Körfezi Portekiz'e kalıyordu. 1483'te, Diego Cam Zaire'ye ulaştı ve Kongo Kralına haberciler gönderdi. 1487-1488 yıllarında, Bartho-lomeo Diaz, bu olaydan sonra Ümit Burnu adını alacak olan Fırtınalar Burnu'nu geçmişti ve günümüzdeki Port Eliza-beth, Baia dos Vaqueiros ya da bölgedeki siyahların sığır yetiştirmesinden dolayı Sığır Koyu bölgesi olarak adlandırılan yere ulaştı. Sonra Portekizliler Hindistan'a yöneldiler. Christophe Colomb'un Lucayes -Bahama- adalarından birine varmasıyla ve Vasco da Gama'nın Hindistan'a ulaşmasından hemen önce, Papa VI. Alexander, Portekizliler ile İspanyollar arasında süren kıran kırana rekabete bir son vermek için müdahalede bulundu. Portekiz haklarının sınırlarını Azorların batısından itibaren yüz fersahlık bir me- 58 Sömürgecilik Tarihi safe yerine, Portekizlilere Brezilya'nın bir kısmı üzerinde hak iddia etme fırsatını veren Yeşil Burun'dan itibaren 370 fersahlık bir mesafeyle saptayan 1494 tarihli Tordesillas Antlaşması'nda cereyan eden gergin tartışmalar bir sorun yaratmıştır: Acaba, Portekizlilerin batı yönündeki hareketleri ilkesel bir tutumun sonucu muydu, yoksa oralarda bir toprağın -altı yıl sonra, 1500'de keşfedilen Brezilya- varlığının kokusunu mu almışlardı? Bu yeni toprağın varlığına dair ilk işaretler, 1471'de keşfedilen ve 1493'te sömürge-leştirilerek Yahudi ve suçlu yerleşimine açılan Gine Körfe-zi'ndeki Principe ve Sao Tome'ye ulaşıldığında alınmıştı. Sao Tome ıssızdı ve büyük keşifler macerasına bağlı ilk sömürge olmuştu. Vasco da Gama 1498'de Hint sularına vardığında, Kali-kut'taki Zamorinler ve Gucerat sultanları gibi kimi yerel hükümdarlar, Arapların elinde olan okyanusu kontrol etmeksizin hüküm sürüyorlardı. Da Gama Kalikut'a gelince Kralının Hint denizleri üzerinde hükümranlığını ilan etti. Zamorinler doğal olarak buna karşı çıktılar, ancak Coc-hin'deki rakipleri, filolarının gözalıcılığı uğruna yeni gelenlerle işbirliği yoluna gittiler. Zamorinlerin çağrısına Mısır Sultanı yanıt verdi, ancak Amiral kazandığı deniz zaferinin ardından geri döndü. Daha büyük bir güçle geri gelen Albuquerque'nin Portekizli Goa'yı, Socotora Adası'nı, Hürmüz'ü ve Malaka'yı işgal ettiler ve böylece Hint Okyanusunun batı bölümünün tümünü kontrol altına aldılar. Yüksek surlarla çevrilerek iyice müstahkem bir mevkiye dönüştürülen Goa bu kontrolün temel direği, Albuquerque de onun ruhu haline geldi. Portekizlilerin istedikleri toprak değil deniz ticaretine egemen olmaktı. Hint zenginlikleriyle gözleri kamaşmış halde, bu malların dolaşımına tek başlarına hâkim olmak istiyorlardı ve okyanusun bu bölümünde dolaşma hakkını İlk Girişimler 59 başkalarına yasaklayarak, bu sularda kendi izinleri olmaksızın yüzen yük gemilerinin mallarına el koyuyorlardı. Cartas denen izin belgesi olmadan yüzen teknelerin tümü korsanlıkla suçlanıyor ve durduruluyordu. Lizbon üzerinden tüm Avrupa'ya Kalikut'a özgü pamuklu bez, karabiber ve başka baharatlar sevk ediyorlardı. Şair Luis de Camoens, bu köy kökenli ve değişen yaşam koşullarına pek de hazırlıklı olmayan denizcilerin aniden zenginleşmelerini anlatan ilk kişi olmuştur. Birkaç yüzyıl sonra, Portekizlilerin kesin ayrılışlarının ardından, Hintli bir yazar, Ullalların Kraliçesi Rani Abbakka'nın daha 1623'te Portekizlileri püskürtmek için yaptığı savaşları anlatır. Yazar eserinde, Portekizlileri iri yarı, kaba saba, kadını küçümseyen, sanat ve kültürden anlamayan, yalnızca kaba gücün dilini bilen yaratıklar olarak betimler. İri yanlığın dışında, denizcilerin kendileri hakkındaki bu betimlemeye katılmadıklarım düşünebiliriz. Oysa eserde çarpıcı olan, Hintlilerin kötü huylar arasında saymayıp Portekizlilerin kabul ettikleri bir başka eğilimdi: Açgözlülük. Bunun nedeni basitti: Portekizlilerin gaspçılığından söz etmek demek, Hintlilerin onları kovmak yerine Portekiz yasalarına, geçici de olsa, boyun eğerek soyulmalarını sineye çekmeleri anlamına gelecekti. Bu, ayrıca, o büyük zenginliğin uzak bir anı olduğu bugünkü Hindistan'ın güçsüzlüğünü de vurgulamak olacaktı. Portekizlilerin Hindistan'a varınca buldukları yine İslamiyet oldu. Vasco da Gama Kalikut'a ulaştığında, kralın kızı Santa'nın 1443'te Fas'taki bir hapishane hücresinde trajik bir şekildeki ölümü ve Granada kuşatması Portekizlilerin anılarında hâlâ tazeydi... Genevieve Bouchon'un belirttiği gibi, aslında Kerala kıyısında Müslüman olmayanın hiçbir değeri yoktu: Marco Polo'nun da işaret ettiği gibi, denizciliğe yönelik yasaklar oradaki Hindu nüfusu olumsuz ikilemekteydi. Kalikut'ta 1500'de yapılan görüşmeler sı- 60 Sömürgecilik Tarihi rasında Pedralvares Cabral, karada bıraktığı Portekizli adamlarının karşılığında birkaç Hintli ekâbiri gemilerinde rehin tutmuştu. "Çok nazik olduklarından gemilerde ne yiyebiliyor ne de içebiliyorlardı." Onların yerine Müslümanları geçirmek gerekmişti. Cochin'de de, Portekizli va-kanüvisler, yıkanmak ve yemek yemek için karaya çıkmak üzere güvertelerde sıralarını bekleyen Hindu rehinelerden söz ederler. Denizcilikle ve hele pazarlıkla ilgili her şey Brahmanların gözünde kuşku uyandırıyordu. Böylece, ticaret yavaş yavaş yeni bir topluluğun, Map-pilaların eline geçmişti: Bunlar Malabar limanlarının en sefil mahallelerinden geliyorlardı, yabancılarla ve denizle ilişkilerinden dolayı ya da geçici nikâhların (mut'a) meyveleri olmaktan dolayı en aşağı kasta mensuptular; bundan kurtulmak için geçici nikâhı mubah sayan Islamiyete geçmişlerdi. "Bir Nayar kadın bazı mahallelerde gezinmeye başlarsa Müslüman olur" -bu özdeyiş kadınların kastlarından çıkartılmaları halinde din değiştirmeleri gerektiğini anlatır. Bir dokunulmazın (parya) ya da aşağı kasttan birisinin din değiştirmesi onu toplumsal merdivende üst basamaklara çıkartıyordu. Bu uygulama yabancı topluluğunun gücünün artmasına yol açmıştı. Oralardan geçen Arap tacirler bu topraklara yerleşip zamanla toplum içinde saygın bir yer ediniyorlar, buna karşılık Hinduların yüksek kastlarına mensup insanları deniz yolculuklarının pisliklerinden kurtarıp bir de kâr payı veriyorlardı. Oysa, Portekizlilerin gelişinden yüz yıl önce, Arap coğrafyacı İbn Battuta Hinduların çoğunun Müslümanların geçici zenginliklerine küçümseyici gözlerle baktığını yazmıştı. Hindistan kıyıları boyunca oldukça aktif olan Çinliler de, Hindistan'dayken Araplara kapıların dışında yer gösterildiğini, pisliklerinden kaçınmak için, ayrı evlerde yatırıldıklarını anlatırlar. Yiyecekleri muz yapraklan üzerinde tik Girişimler 61 verilir artıklar da köpeklere ve kuşlara bırakılırdı. Yine İbn Battuta "Kâfirler (ona göre Hindular) bizi görür görmez yollarını değiştiriyorlardı" der... Ancak, Delhi'den itibaren başlayan Müslüman istilala-rıyla bu durum değişti; Brahmanlar karşı koyarken, Guce-rat'tan Malaka'ya kadar Baharat yolu üzerindeki bazı Hintli prensler Müslümanlığa geçti. Zamanla, Dravid soylu Hindistan'ın Brahman kanadı İslamın etkisi altına girdi. Kuzeyde, merkezi Delhi'de bulunan bir kara gücüne çarparken, diğer yönlerden, dindaşlarıyla gitgide daha çok daya-nışan Müslüman tacirler ve denizciler topluluğu ile kuşatılmıştı. Bu topluluklar arasında, Guceratlılar yavaş yavaş Kerala'nın Mappillalarının yerini aldılar. Savaş filolarında denizci ya da kara ordularında asker olarak Hint toplumuna entegre oldular. Kalikut ile Cochin arasında bir anlaşmazlık olduğunda arabuluculuk ediyorlardı. Belli bir süre için Portekizlilerle de aynı rolü oynadılar, Vasco da Gama'nm da onlara işi düşmüştü. Portekizliler Mouros de Meca'ya (Araplar) karşı mücadeleye devam edip onları Hint okyanusundan silmek istiyorlardı. Kimi Mouros de Terra (Hindistan Müslümanları) özellikle de Kerala Müslümanları ile işbirliği yapmak pahasına da olsa. Ancak Albuquerque tüm yolları kontrolü altına" almak, Goa'yı imparatorluğunun merkezi yaparak bir tekel yaratmak istiyordu. Bunun üzerine Malabar Müslümanları onun karşısına dikildiler. Albuquerque ve Cananorlu Mamal "Prensler yengeçler gibidir, kendi ana babalarını yerler", bu. Hint özdeyişi, bir bakıma, Hintlilerin kendi aralarındaki Çekişmelerden Portekizlilerin, özellikle de Albuquerque'nin elde ettikleri yararı anlatır. Duarte Pacheco'nun zaferleri °nünü açmış, böylece Cochin Krallığı yeniden ayağa kaldı- 62 Sömürgecilik Tarihi life Girişimler 63 I rılmıştı. Ancak, Krallık Kalikutlu Samorin'in saldırı tehdidi altında bulunuyordu ve bu tehdit Mısır Sultanı ve onunla "utanç verici" bir işbirliğine giren, Portekiz ilerleyişine de kötü gözle bakan Venedik tarafından destekleniyordu. Genevieve Bouchon'un açıklamasına göre, Don Francisco d'Almeida trafiği daha iyi kontrol edebilmek için Sant'Angelo kalesini tahkim etmişti; buradan rahatlıkla gemilerin yüklerine el koyabiliyordu. Hintli tacirlerin memnuniyetsizliği uç noktadaydı. Tacirler, Cochin'de bir kiliseye sığınmış olan Kollam Feitor'unu ve 12 arkadaşını öldürüp yaktılar. Portekizlilerin intikamı gecikmedi, Kral naibinin oğlu 27 gemiden oluşan tüm ticaret filosunu, baharat, değerli taş, at ve filden oluşan değerli yükleriyle birlikte yakarak yok etti. Cananor Müslümanları intikam çağrısında bulundular ve kalenin kuşatılması suikastlerin ve savaşın ilk kıvılcımını yaktı. Çağrıya Kalikut'un filosu yanıt verdi, ancak Porlekizli topçuların isabetli atışlarıyla üstünlük Kral Manuel'in filosunda kaldı (1505). Ne var ki, karada karşılaştıkları güçlükler kuşatmayı zorlaştırdı, çünkü Müslümanlar isabetli Portekiz top atışlarından devasa pamuk balyalanyla korunuyorlardı, balyalar top güllesinin çarpma şiddetini yumuşatıyordu. Ta ki Portekizlilerin aklına balyaları ateşe vermek gelinceye kadar... Portekizlilerin son çarpışması, Diu'da demirli olan Mısır Memlûk filosunu açık denizde yenmek olmuştu. Zafer 1508'de gerçekleşti; Diu işgal edildi ve Hindistan'ın kapıları Kral Manuel'e açıldı. Böylelikle, Albuquerque'nin filosunun uzun yıllar sürecek hegemonyası sağlanmış oldu. Fakat, Cananorlu Mamal tarafından kışkırtılan Hint Krallıkları ve Müslüman topluluklar Albuquerque'nin ihtiraslarında bir gedik açmayı başardılar. Portekizli komutan Seylan'dan ve Uzakdoğu'dan gelen baharat sevkıyatının kontrolünde boşluklar olduğunu hemen anlamıştı. Seyir güzergâhını tersinden kontrol etmek üzere yola çıktı. Ma- laka boğazını fethederek ve garnizonlar yerleştirerek güvenliğini sağladı. Oysa, kontrolleri atlatmak ve kendi tekellerini korumak için, Hintli tacirler Maldiv adaları güzergâhını kullanıyorlardı. Bu da Maldiv'de hakları ve çıkarları bulunan Cananorlu Mamal ile bir çatışmaya yol açacaktı. Mamal'in Albuquerque'yi yenmek için başka kartları da vardı: Çok sayıda Portekizli Albuquerque'nin savaşçı ve fetihçi politikasından hoşnutsuzdu; Hıristiyanlarla Hintliler arasında yalnızca ticaretin söz konusu olduğu, savaşın çok seyrek yaşandığı Almeida'nın zamanını özlemle anıyorlardı. Oysa, Albuquerque'nin temel politikası toprak işgali -Cananor, Diu, Malaka gibi-, ve bir çeşit kara imparatorluğu yaratmaktı. Buna karşılık, bu politikayla Portekizliler Hintli prenslerin rekabet oyunlarına dahil oluyorlardı. Hem kendi rakiplerini hem de Portekizlileri zayıflatan bu durumdan, bir Müslüman olan Mamal da çıkar sağlıyordu. Yine de, Albuquerque bu oyunda daha iyiydi... Ancak Mamal her şeyi yitirmedi, Maldivlerdeki ara durak sayesinde, Arap dünyasıyla olan baharat ticareti üzerindeki tekelini korudu. Hindistan'daki ticaret merkezleri bir kez iyice sağlama alınınca, Memlûk filosunu ezmiş olan Albuquerque'nin aklına taş kırıcılarından oluşan bir orduyla Mısır'ı yıkıma uğratmak geldi. Etiyopyalıların tavsiyelerine uyarak, dağı delecek ve Nil'in kaynaklarını kurutacaktı. Hemen ardından da Aden'den içerilere girip Mekke'den Peygamberin naaşım alarak Kutsal Topraklarla değiş tokuş edecekti. Bu yeni bir Haçlı Seferi'ydi, tıpkı daha öncekiler gibi.




<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>