Çerkesler Osmanlı imparatorluğunda Kırım Tatarları, Osmanlı imparatorluğunda yerleştikten sonra olağan yaşama çabucak geçmişlerdi. Başlangıçta duydukları iç sızısı geçince, Osmanlı hükümetinin sağladığı çiftliklere gittiler ve yeniden tarımsal üretim emekçisi kimliklerine döndüler. Dilleri ve gelenekleri, çevrelerindeki yerli Türklerden pek az farklı idi, sonuçta [kolayca] özümsendiler. Onlarla Türk dostları arasında tek fark, çocuklarına anlatacakları anıların içeriğinde idi. Oysa, durum Çerkesler için böyle değildi. Çerkesler Türkçe konuşmadıktan başka, ağırlıklı olarak tarım emekçisi kimliğinde değillerdi. Tatarların tersine, onlar, imparatorluğun diline ve göreneklerine özümsenmelerinin sağlanması gereken, dil açısından yabancı bir halk idiler. Çoğu, özellikle de kendilerine Balkanlarda yahut Anadoluda bereketli topraklar verilmiş olanlar, yaratıcı bir varlık sürdürmek üzere, yerleşik yaşama geçtiler. Ancak yaşamalarına yetecek ölçüde verim sağlayan topraklara yerleştirilen bazı diğerleri ise, geçim yolu olarak talancılığı yürütmeğe koyuldu ve bunların çevresindeki herkes, gerek hristiyanlar gerek müslümanlar, verdikleri zarardan dolayı çile çekti. Tatarların gelişi imparatorlukta olumlu etkilere yol açmışken, Çerkeslerin etkisi, hiç değilse ülkedeki yeni yaşantılarının başlangıç döneminde, alacalı idi [yarar sağlayanı da, zarar vereni de vardı]. Bir hayli zaman boyunca, bunların, Türk toplumunun yaşantısı içinde olağan bir parça niteliğiyle "durmuş oturmuş" halde bulundukları söylenemez.   

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>