Kafkasyadan zorunlu göç

    Rus istilâsından önce, Kafkasyanın müslüman halkı, esas itibariyle, Azerbaycan ile Erivan yöresindeki Türklerden ve bölgenin geri kalanında [çeşitli] müslüman boylarından oluşuyordu. Boylara mensup olanlar topluluklarının en kalabalığı, Çerkesler, Abazalar, Çeçen-İnguş'lar ve Dağistanlılardı [27]. Genellikle, daha küçük topluluklar, daha büyük topluluklarla bağlantılı idiler; özellikle de Çerkeş toplulukları kendi içlerinde daha küçük aşiretlere bölünmüş bulunuyorlardı. Bunların tümü, tarih [bilinen tarihleri] boyunca geniş ölçüde bağımsız yaşamışlardı; zaman zaman Osmanlının ya da İran'ın yüksek egemenliğini sözde kabul etmiş olmakla birlikte, bağımsızlıklarından asla vazgeçmemişlerdi. Osmanlının ya da İran'ın egemenliği gerçekte kıyı bölgelerinin ve güney yandaki Hanlıkların, Emirliklerin (örneğin Gürcistandaki ya da Erivan yöresindekilerin) ötesinde kalan iç bölgelere hiçbir zaman sızamamıştı.

    Rusya, Derbend ile Baku'yü 1722-1723'de ele geçirmiş olan Büyük Petro döneminden beri, Kafkasya'nın fethine ilgi göstermişti. Ancak, Petro'nun başarıları kısa ömürlü oldu ve Ruslar, İran hükümdarı Nâdir Şah tarafından o bölgeden çıkarıldılar; İran, 1735'deki Gence andlaşması ile, Derbend ve Baku'yü geri aldı. İki kentin, Gence (Elizabetpol) kenti ve yöresiyle birlikte kesin olarak Ruslarca zaptedilmesi ancak 1812'de gerçekleşmiştir [28]. Gürcistan, 1783'de Rusyaya bağımlı olmayı kabul etti [29]. Rusya, 1828 yılında İran'ı ve 1829 yılında Osmanlı imparatorluğunu yendikten sonra, Osmanlılarla İran'ı, kendisince Akhalkelek hisarının ve Erivan ilinin zaptedilmesini kabullenmek zorunda bıraktı.

    Batum ve Poti kentleriyle bunların art-bölgesi dışında, eski SSCB'nin arazisinin tümü, 1829'a varıldığında, kâğıt üzerinde Rus imparatorluğunun eline geçmişti [30]; ama yörenin çoğu bölümü Ruslarca denetlenemiyordu. Kafkasyanın pek geniş olan dağlık iç bölümlerinde asla yengiye uğratılmamış aşiretler yaşamakta idi ve bunlar hiçbir zaman Rus egemenliğini kabul etmemişlerdi. Ruslar, 1830'larda, aşiretlere ait arazilerin kuzey sınır bölümlerini zaptetmişlerdi, ama pek zorlu Çerkes direnişiyle baş edemiyor ve iç bölümleri ele geçiremiyorlardı. 1836'dan başlayarak, Kafkasyadaki Rus varlığı, şanlı önder Şâmil'in ve ona körü körüne bağlı Çeçen ve Dağistanlı izleyicilerinin oluşturduğu tehlikeyle karşılaştı [31]. Şâmil, dağınık aşiretlerden gelme yandaşlarını, bir yandan islâma dayanan bir diriliş savaşımı yürütmekle, bir yandan da kendisine karşı duran geleneksel Emîr'ler vb. takımını alt ederek, kendi içinde birlik gösteren bir karışım hâline getirmeyi başardı. Çok yetenekli ve acımasız bir önderdi, ancak yararlandığı desteği [kendi kişiliğine duyulan hayranlığa değil,] geniş ölçüde, Kafkasya aşiretlerinin Rus egemenliğine karşı direniş azmine borçlu idi. 184O'lı yıllar boyunca, müslüman dağlılar, ara sıra savaşlarda yenilmekle birlikte, kendi ellerindeki bölgelere Rusları sokmadılar. Çerkesler, özellikle yurtlarını ve ailelerini korumak için çarpıştıklarında, yaman savaşçı idiler. Düşmana aman vermezlerdi [*1], ama Ruslar da aman verici değillerdi. Ne var ki, Rusların çarpıştığı düşman, erkek savaşçıların yanı sıra, kadınıyla çocuğuyla tüm halklar idi; oysa Kafkasyalı müslümanlar düzenli bir orduyla çarpışmakta idiler [32].

    Kendisi de Kafkasyadaki kıyıma tanık olmuş bulunan [ünlü yazar] Kont Lev Tolstoy, Kafkasyadaki müslüman köylerinin Ruslarca fethedilmesini şöyle anlatıyor:

    Avul'lara (köylere) gece karanlığında dalıvermek âdet edinilmişti; böylece, tam baskına uğramış olan kadınlar ve çocuklar kaçacak zaman bulamıyordu ve gece karanlığının örtüsü altında Rus askerlerin, ikişer üçer, evlere girmesini izleyen dehşet sahneleri öylesineydi ki bunları hiçbir resmî rapor görevlisi [raporunda] aktarmağa cesaret edemezdi [33].

    Ancak Kırım Savaşında doğuda [Osmanlının doğu cephesinde] Osmanlının uğradığı yenilgiler bu yandan Ruslar için var olan tehdidi ortadan kaldırdıktan sonradır ki Ruslar, Kafkasyalı dağlılara karşı ezici son darbeyi vurmaya girişebildiler. 1857'de, Şâmil üzerine son saldırılarına başladılar. Bitkin düşmüş Çeçen ve Dağıstanlı aşiretler sonunda yenilgiye uğratıldılar ve Şâmil teslim olmak zorunda kaldı (25 Ağustos 1859). Arkasından, yenilme sırası Çerkeslere geldi.

    1864 Mayısında, Rus denetimi artık Kafkasyanın tümünü kapsıyordu. Zaferi tamamlamak üzere, Kırım'da görülmüş her türlü şeyden bin beter yöntemlerle, Rusların göçe zorlama politikasının uygulanmasına sıra geldi. Her ne kadar Çeçenlerin bir bölümü de Osmanlı imparatorluğuna göç etmiş idiyse de, batı ve kuzey Kafkasyayı imparatorluğa sâdık bir hristiyan ülkesi hâline getirmeğe kararlı Rusların asıl göz diktiği, Çerkeslerin bereketli arazileri idi. Ruslar, Çerkesler için kendi köylerinde yaşam sürdürmeyi olanaksız kılacak bir saldırı ve zulüm dizisine başvurdular. Köyler önce talan ediliyor, arkasından yakılıp yıkılıyordu. Sürü hayvanları ve yaşam sürdürebilmek için gerekli başka herşey, halkın elinden alınıyordu. Rusların benimsediği yöntem, daha sonra Kafkasyada ve Balkanlarda tekrar tekrar uygulanacak olan, göçe zorlamanın klâsik yöntemi idi: evleri, tarlaları yak, yık; kaçmaktan ya da aç kalıp ölmekten başka seçenek bırakma [34].

    Kafkasyalı müslümanlara, bazan, ya Rus egemenliğinde kalarak Rusya imparatorluğu ülkesinin başka bir yerine göç etmek yahut da Osmanlı imparatorluğuna gitmek seçeneğinin verildiği oluyordu:

    Bir Rus birliğinin Subaşı Çayı kıyısında (Çerkeslerden bir aşiret olan) Abadzekh'lerin köylerinden Tuba'yı ele geçirmesi üzerine, köy yerlileri kendilerine teslim olup tutsak edildikten sonra Rus askerleri tümünü öldürdüler. Kurbanlar arasında gebeliği ilerlemiş iki kadın ve beş çocuk da bulunmakta idi. Söz konusu birlik, Kont Evdokimoff'un ordusuna bağlıdır ve Pshiş vadisi boyunca ilerleyip geldiği söyleniyor.

    Rus birlikleri kıyıda arazi işgal ettikçe, yerli halkın orada kalmasına hiçbir biçimde izin verilmiyor ve hepsi ya Kuban ovalarına göçmek ya da Türkiyeye gitmek zorunda bırakılıyor [35].

    Gerçekten, Kafkasyalılar, Karadeniz limanlarına sürüler hâlinde yığılmışlardı. Çok acıklı koşullarda, sapır sapır ölerek, onları Trabzon'a ya da Samsun'a geçirecek Osmanlı gemilerini beklemekte idiler [36]. Onların eski yurdu ıssızlaşmıştı; daha sonra, Rusyanın Slav bölgelerinden gelen göçmenlerle doldurulacaktı. [O ıssızlık döneminde] Kafkasyanın vaktiyle yerleşim alanı olmuş bölgelerinde bir bütün gün boyunca yürüyüp de hiç bir canlı kişi görmeme hallerinin olabildiği bildirilmiştir [37]. Ruslar, tasarladıklarının ne olduğunu ve bunu hangi yöntemlerle gerçekleştireceklerini gizlemiyorlardı. St. Petersburg'daki İngiliz Büyükelçisi Lord Napier'nin raporunda yazdığı üzere, "Rusyadaki devlet yayını gazetelerin bu konuda kullandığı dil, vicdanın ağzından değil yenginin ağzından konuşan bir dildir" [38]. Sonunda, Çerkes yurtlarının çoğuna Slavlar ve başka hristiyanlar yerleştirildi [39].

27] Bu halklar üzerine özetlenmiş kısa bilgi için bkz. Harry H. Walsh, Richard Weekes'in yayınladığı Ibero-Caucasian'daki Müslim Peoples: A World Ethnographic Survey, Westport, Connecticut, 1978, s. 174-180. Ayrıca, E.I., 2. bsl., c.II s. 21-23'de Ch. Quelquejay'nin yazdığı "Çerkes" maddesine ve orada dn. 2'de listelenmiş kaynakçaya bkz.
28] 1813 Gülistan andlaşması ile onlara bırakıldı.
29] Ancak bu yörenin gerçekten Ruslarca yönetilmesine başlanması 1800'li yılların başından önce gerçekleşemedi.
30] 1828 Türkmençay ve 1829 Edirne andlaşmaları ile.
31] W. E. D. Ailen, Caucasian Battlefields adlı yapıtında (s. 107) Şâmil'i, "Savaş tarihinin en büyük gerilla önderi" diye nitelemiştir. Şâmil'in ve Kafkasyadaki ilk Rus fetihlerinin tarihçesi için, hâlâ o dönemin askerî tarihini en iyi işlemiş yapıt niteliğini koruyan, John F. Baddeley'ın The Russian Conquest of the Caucasus'una (London, 1908) bkz. Kitabı okuyacak olanlar, Baddeley'ın pek belirgin ön yargılı tutumlarını göze almalıdırlar. Orada (s. 18'de) yapıldığı üzere "Söz anlamaz Türk, daha da söz anlamaz Rus" diyebilmiş hiç kimseyi, yansız bir inceleme için dayanak edinme olanağı yoktur. Ayrıca, Leslie Blanch'ın halka yönelik [sulandırılmış] anlatımı The Sabres of Paradise, London, 1960'a da bkz. Şâmil ayaklanmasının [direnişinin demeliydi-Umar] Çağımızdaki en iyi analizi ve kusursuz bir bibliyografya kaynakçası, Paul B. Henze'nin, Central Asian Survey, c. 2 No. 1 (Temmuz 1983) s. 5-44'de yayınlanan, Fire and Sword in The Caucasus: 19th Century Resistance of the North Caucasian Mountaineers başlıklı inceleme yazısıdır.
*1] Aman sözcüğü Arapçadaki öz biçiminde (=Eman) ve gerçek anlamında, "can, mal güvenliği" demektir. Türkçedeki "Aman dilemek", buradan gelir, "Can ve mal güvenliği yönünden esirgenme dileğinde bulunmak" anlamındadır. Yazarın kullandığı "to give quarter" deyiminin Türkçede tam yerine oturan karşılığı, "aman vermek" oluyor.
32] Ruslara direniş göstermiş düzenli ordulara karşı uygulanan işlem (yâni, kıyımdan geçirme) konusunda bkz. Baddeley, [dn. 31'de anılan] Conquest, özellikle orada s. 55, 67, 89 ve 98.
33] Kont Lev Tolstoy'un bu bölümünü Baddeley, s. 446'da, ayrıntısıyla açıklamıştır. Tolstoy, anlatımını sürdürerek, 1852'den sonra Rusların, "insanca düşüncelerle" taktik değiştirdiklerini ve önce köyleri topçu ateşine tutup, Kafkasyalı erkeklerin direnişi kırıldıktan sonra, kadınlarla çocukları, düpedüz öldürüvermekten ise tutsak diye alıp götürdüklerini söylüyor. Daha sonra elde edilen belgeler göstermiştir ki Tolstoy'un, izlenen politika konusundaki bu izlenimi her olay için doğru değildi, çünkü 1860'lar boyunca dahi nice köyler tümüyle yakılıp yıkılmıştı. Ayrıca bkz. Atrocites Russes. Documents soumis â la Conference de Constantinople, İstanbul 1877, s. 12-35.
34] F.O. [İngiliz Dışişleri Bakanlığı] belgeleri, 97-424, No. 29, Stevens'dan Russel'a yazı, Trabzon, 10 Ekim 1863. Ayrıca F.O. 881-1259'da Bulwer'dan Russel'a İstanbulda 12 Nisan 1864 tarihinde yazılarak gönderilmiş yazı ekinde aktarılan, Çerkeslerce verilmiş dilekçeye, bir de F.O. 257-11 No. 8'deki Dickson'dan Eyre'ye yazılmış yazıya (Sohumkale, 29 Haziran 1864) bkz.
35] F.O. 97-424, No. 2, Dickson'dan Russel'a yazı, Sohumkale, 17 Mart 1864. Konsolos Dickson ve başkaları, Osmanlı imparatorluğuna yapılan göçlerin birçok örneklerini bildiriyorlar (F.O. 881-1259, Dickson'dan Russel'a yazı, Sohumkale, 13 Nisan 1864).
36] Comite de Bienfaisances des Emigres Politiques de la [özgün metinde böyle; de la değil, des olacak] Ciscaucasiens en Turquie, Aperçu historique sur les Ciscaucasiens pendant la Guerre Mondiale, istanbul 1918, s. 10.
37] F.O. 881-1259, Dickson'dan Russel'a yazı, Sohumkale, 22 Şubat 1864.
38] F.O. 97-424, No. 260, Napier'dan Russel'a yazı, St. Petersburg, 19 Mayıs 1864.

    Rusların öne sürdüğü, Çerkeslere iyi davranıyor olmak iddiasıyla ilgili olarak bkz. F.O. 97-424, No. 260, Napier'dan Russel'a yazı, St. Petersburg, 19 Mayıs 1864. Napier Ruslara karşı pek yumuşaktı, ama onların anlattığı öykülerin doğruluğundan kuşku duyuyordu. Rus fetihlerinin ahlâk açısından dayanağı konusunda söyledikleri pek açık seçiktir: "Bu konuda Rus hükümetinin sürdürdüğü tutumun kuramsal açıdan haksızlığı üzerinde konuşmak boşunadır [bu besbelli birşey demek istiyor]. Rusların, Çerkes aşiretlerine ait yöreleri fethetme konusunda hiçbir hakkı, keza onları mülklerinden ve ayrıca bağımsızlıklarından yoksun etmek konusunda hiçbir hakkı yoktu. İşlenen haksızlık iki katlıdır" (F.O. 97-421, No. 260, Napier'dan Russel'a, St. Petersburg, 19 Mayıs 1864). [Çevirenin notu. Emperyalizmin utanmazlığının pek ilginç bir belgesi. İngilizlerin Hintlileri ve daha nice halkı bağımsızlıklarından yoksun etmeğe hangi hakkı vardı ki bu açıdan Rus'u, şunu bunu kınamağa yüzleri olsun?]

39] Kıyılara Alman, Yunanlı ve Bulgar göçmenler de yerleştirilmişti. Bkz. Alan Fisher, Emigration of Muslims from the Russian Empire in the Years After the Crimean War, Jahrbücher für Geschichte Osteuropas, c. 35 No. 3, 1987, s. 356-371.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>