Bunları izleyen savaşlar ve sürülmeler. Rus yöneticiler, sürgüne gönderme politikasına, Kırım uygulaması ile başladılar. 19. yüzyıl ortasında, kimi, bu politikaya, Rus egemenliği altında yaşayan müslümanların varlığı sorununa kesin çözüm getirecek bir çâre olarak ve ayrıca, pek açık olan ekonomik ve stratejik nedenlerle, sarıldı. Diğerleri [başka bazı yöneticiler] ise, özellikle Kırım yöresinin asıl tarımsal üretim öğesinin [tarım emekçileri kitlesinin] ayrılıp gidişini izleyen, kısa vâdede gerçekleşmiş ekonomik kayıp yüzünden, bu uygulamayı yerinde bulmak konusunda duraksamada idiler. Bununla birlikte, Tatar göçünden sonra, bu eksilmenin çâresine bakıldı ve Kırım toprakları, Slav ülkesi Rusya'nın, [gerçekleştirdiği tarımsal üretim açısından] değerli bir parçası oldu, çünkü çok geniş arazi parçalan Rus soylularınca alınmıştı [ve işletilmesine girişilmişti]. Rus politikasını belirleyenler, bundan, gelecekte izleyecekleri tutum konusunda ders çıkardılar. Sonraki yıllarda Kafkasyada gerçekleştirilen fetihlerde, yerli halkın zorla yurdundan sürülmesi, Rus politikasının etkili bir aracı oldu. Kırım Tatarlarının tersine, bu müslümanlar, ağırlıklı olarak yönetim örgütünce uygulanan baskıdan ibaret kalacak bir nedenle yurtlarından ayrılmağa niyetli değillerdi; onlara karşı uygulanan baskı araçları çok daha zorbaca oldu: kıyımdan geçirme, talan etme, evlerin ve köylerin yakılıp yıkılması.

    Ulusçuluğun ve emperyalizmin Balkanlarda, Anadoluda ve Kafkasyada müslümanların yok olup gitmesine yol açmış aracı, savaş idi. Bunların bir tek istisna ile tümü, Rus imparatorluğuyla girişilmiş savaşlardı [*1] ve sonuncusu dışında tüm savaşlarda müslümanlar yenilmişlerdi. Batıdaki savaşlar, 1821 Yunan ayaklanması ve 1828-29 Rus-Türk savaşı ile başladı. 1853-56 Kırım Savaşı ile, 1877-78 Rus-Türk savaşı ile, arkasından 1912-13 Balkan Savaşları ile süregitti. Doğuda, bu yapıtın inceleme alanına giren savaşlar, 1827-29'daki Rus-İran ve Rus-Türk savaşları ile başladı; sonra Kırım Savaşı, 1877-78 savaşı ve 1. Dünya Savaşı yapıldı. Bu savaşların sonucunda gerçekleşen, müslümanların kitle hâlinde sürülmelerine ek olarak, Ruslar, 1860'larda Kafkasyalı müslümanlarla çarpıştılar ve onları yurtlarından sürdüler. Savaşların sonuncusu, 1919-23'de yapılan [*2] Türk Kurtuluş Savaşı, müslümanların kazandığı tek savaş oldu.

    19. ve 20. yüzyıl savaşlarının tümünde müslümanlar kıyımdan geçirildiler ve yerlerini yurtlarını bırakıp gitmeğe zorlandılar. Müslümanlardan milyonlarcası öldü ve milyonlarcası yurdundan sürüldü. Savaşların her biri diğerlerine göre bir hayli farklı idi, ama bunların müslümanlar üzerindeki etkisi hep aynı kaldı: onlar, pek büyük sayılarla, öldürüldüler ya da yurtlarından uzağa sürüldüler. Osmanlı yenilgileri yalnız askerî ve siyasal birer olgu niteliğiyle kalmıyordu; bunlar, kitlesel nüfus hareketlerinin ve çok yüksek sayıda ölümlerin nedeni idi. Gerçekleşen süreçte ölümler sadece müslümanların ölümlerinden ibaret olmamıştı ama ölmüş Yunanlıların, Bulgarların ya da Ermenilerin sayısı, ölen Türklerin sayısı karşısında pek küçük oranda kalıyordu. Balkanların, Anadolunun ve Kafkasyanın tüm halkları için 19. ve 20. yüzyıllar, bir dehşet dönemi olmuştur. Bütün topluluklar savaşın, açlığın ve savaş zamanında patlak veren [dizanteri, tifüs gibi] hastalıkların, ayrıca, yenilen yan için kendini gösteren, yurdunu bırakıp gurbete göçme zorunluluğunun dehşetlerinden nasibini aldı. Kitabımızın bundan sonraki bölümleri, özel olarak müslümanların başına gelen göçe zorlanmışlıkların ve ölümlerin tarihçesini anlatıyor. Özel olarak müslümanların çektiklerinin anlatılması yerindedir; çünkü müslümanların elindeki ülkenin küçülüp durması ve bu halkın sürülmeleri, süregitmiş bir tarihsel gelişmeler dizisini oluşturmakta ve bütünlük gösteren bir tarihsel tabloyu ortaya koymaktadır. Üstelik, müslümanların başına gelenleri anlamadan, gerek Osmanlı imparatorluğunun ve Rusya'nın genel tarihini, gerek bu imparatorlukların her ikisinde bulunan ve müslüman olmayan halkların tarihlerini anlamak, olanaksızdır.

*1] Bir dalgınlık olmuş. Yazarın, bir tek istisna derken kasdettiği 1919-1922 savaşı Ruslara karşı değil, İngiliz emperyalizminin maşası olmaya kendi hesapları uyarınca gönüllü çıkmış Yunanistana karşı yapıldığı gibi; ikinci istisna sayılması gereken Balkan savaşlarında da, Türkiyenin karşısında Rusya bulunmuyordu. Hatta 1914-1918 1.Dünya Savaşı da bir üçüncü istisna sayılmak gerekir; çünkü o savaşta Osmanlıyı yenilgiye ve yıkıma götüren, Rusya değil İngiltere olmuştu. Savaşın başında Rus-Ermeni işbirliği Doğu Anadoludaki müslüman unsur için felâkete yol açmış idiyse de, 1917'de oradaki Rus cephesinin (bolşevik devrimi ve onu izleyen gelişmeler nedeniyle) çökmesi üzerine Türk ordusu yörede kesinlikle üstünlük kurmuş, bu kez Ermenilerin kaçışı başlamıştı.
*2] Yukarıda s. 5'e eklediğimiz dn.'na bkz.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>