Rus yayılması. Güçsüzlüğüne rağmen, Osmanlı imparatorluğu, iç ayaklanmalar yüzünden küçülmedi ya da çökmedi. Eninde sonunda bu gibi iç etkenlerin baskısıyla, örneğin siyasal reformlar yapılması istemlerinin ya da kendi halkları arasındaki, dışarıdan destek bulmamış [bile olsa] ulusçuluk akımının etkisiyle çöker miydi çökmez miydi tartışması ilginç bir düşünsel çalışma konusu olabilirdi ama, olayların gerçeğinde, imparatorluk, askerî açıdan üstünlüğe sahip düşmanlarıyla, özellikle de Rusya ile yapılan dış savaşlarda yıkıntıya sürüklendi. Aynı savaşlar, imparatorluğun müslüman halklarının da yazgısını belirledi: onların başlarına gelenler, imparatorluğa yapılan saldırıların ve imparatorluk ülkesinin istilâ edilmesinin sonucu olarak ortaya çıktılar. Bazı bölgelerde, örneğin 1. Dünya Savaşı sırasında Doğu Anadoluda olduğu üzere, müslümanlardan ölenlerin çoğu, toplumlar arası çatışmalara kurban gittiyse de, bu [toplumlar arası çatışmalar] dahi, yürüyen bir dış savaşın uzantısı niteliğiyle gerçekleşmişti.

    Rus yayılması, Rusların Altın Ordu devleti boyunduruğundan kurtulup yeniden özerklik kazanmaları döneminde, 14. yüzyılda başladı. 15. yüzyılın sonunda, Rus Çarı III. İvan (1462-1505), islâm egemenliğinden kurtarılmış bir krallıkta hüküm sürüyordu. Sonra, egemenlik ilişkisinde roller tersine döndü. Korkunç İvan (1533-1584), halkının büyük çoğunluğu müslüman olan ve Türkçe konuşan, Karadeniz kuzey kıyıları ülkelerini zaptetmeye girişti. Onun egemenliği döneminde ve izleyen yüz yıl içinde, Türkçe konuşan Kırım Tatarlarıyla ve diğer müslüman halklarla savaşlar süregitti. Bunlar insafsız savaşlardı ve her iki yanın akıncı birliklerince yürütülüyordu. Daha önceki dönemlerde İspanyada yapılmış olan ve az çok buna benzeyen yayılma savaşlarında olduğu üzere, kendi başına buyruk önderler ve hristiyanlarla müslümanlar arasında iğreti bağlaşıklıklar, olayların gelişmesini bir ölçüde etkiledi ve kimin hangi yanda bulunduğu her zaman kesinlikle belirgin değildi. Her ne ise, sonunda, müslümanlar yenildiler. Büyük Petro'nun egemenliği döneminde (1689-1725), Tatarların egemenlik alanı Kırım Yarımadası ile onun hemen arkasındaki ülkeden ibaret küçücük bir bölgeye indirgenmişti.

    Petro ile ardıllarının döneminde, güney doğrultusunda Rus yayılması süregitti. Bu yayılış, zorunlu olarak, müslüman hükümdarlara karşı idi ve fethedilen ülkeler müslüman ülkeleriydi. Bu fetih savaşının çilelerini herhalde Ruslar diğer halklara göre Çok daha içten anlamışlardır; [çünkü] iki yüzyıl boyunca Rusların kendileri, hükmettikleri halktan [kendilerinden, Ruslardan] hem dini hem soy kökeni farklı bir diğer halkın [Altın Ordu devletinin egemen öğesi Kırım Tatarlarının] egemenliği altında kalmışlardı. Sonunda, yabancı boyunduruğu gözüyle gördükleri bu egemenliği boyunlarından fırlatıp atmayı başardılar. Şimdi de Çarlar yabancı halklara karşı benzer bir fetih savaşı [boyunduruk altına alma savaşı] yürütmekte idiler ve yabancı boyunduruğuna karşı tıpatıp aynı türde bir başkaldırının kendilerine karşı eninde sonunda yapılacağını hesaplamak durumundaydılar. Altın Ordu'nun yazgısı kendi başlarına da gelmesin diye Rusların izlediği yöntem, pek acımasızdı: zaptettikleri ülkeleri müslümanlardan arındırıyor ve onların yerine hristiyanları yerleştiriyorlardı. Bu, sırf Ruslara özgü bir politika değildi; Rusların müslümanlara karşı harekât yürütmeleriyle aynı dönemde, örneğin, Kuzey Amerikadaki Avrupalı yerleşimciler de yerli Amerikalılara [Kızılderililere] karşı benzer bir politikanın zorlamasını uygulamakta idiler. Diğer yandan, bu politikayı tüm çarlar ve Rus valileri uygulamış değillerdir. Müslüman halklara karşı iyi duyguları, saygısı olan Ruslar da eksik değildi. Ne var ki, tarihsel bir olgu niteliğiyle incelendiğinde görüldüğü üzere, müslümanların Ruslarca fetih savaşlarında egemenlik altına alınması politikası 150 yıl boyunca dirençle ve etkinlikle uygulanmıştır.

    Rusların yayılmacı politika izlemesine yol açan nedenlerin araştırılması şimdiki incelememizin amacı dışındadır. Konuya değinen uzmanlar, Rusların ülkelerine yeni topraklar katma politikasının nedeni olarak [pek değişik görüşleri savunmuşlar, örneğin] Moğol [Kırım Tatarları] boyunduruğu dönemini anımsamak sonucu oluşmuş bir paranoia [ölesiye korku]'dan, sıcak denizlerde limanlara sahip olma arzusuna varasıya dek, her türlü açıklamayı vermişlerdir; öne sürülen açıklamalar arasında, kendi imparatorluklarına saygınlık kazandırmak arzusu gibi, kendi destekçilerini fethedilmiş ülkelerden araziler vererek ödüllendirmek hesabı gibi, daha sâde açıklamalar da gözden uzak tutulmamalıdır. Yayılmacılık, çoğu kez, kendi açıklamasını kendisi oluşturur [korkunun daha çok korku üretmesi gibi, yayılmacılığa bir kez girişilince, onu sürdürmeğe bağımlı olunur]. Temel nedeni ne olursa olsun, Rus yayılmacılığı daha çok müslüman halkların zararına yürüdü. Toplu halde göçe zorlanan ilk müslüman toplumu, Kırım Tatarları idi. Onların başına gelen, yalnız çektikleri açısından değil, ama Tatarlar olayı daha sonraki Rus yayılmasında da bir model oluşturduğu için, çok öğretici bir nitelik gösterir.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>