Yunan bağımsızlık savaşı. 1861'de, tarihçi George Finlay şöyle yazıyordu:

    1821 Nisanında, 20 000 kişi toplamına yakın bir müslüman nüfus, Yunanistanda [*1] dağınık olarak yaşıyor ve tarımda çalışıyordu. [Ayaklanma çıkmasının üzerinden] Daha iki ay geçmeden bunların çoğu kıyımdan geçirildiler; adamlar, kadınlar, çocuklar, hiç acımadan ve sonra da pişmanlık duyulmadan öldürüldüler. [Günümüzde] Yaşlılar hâlâ, taş yığınlarını parmakla gösterip, gezginlere, "İşte şurada Ali Ağa'nın pyrgos'u, kulesi, vardı; burada hem onu, hem eşlerini ve hizmetkârlarını öldürdük" diye anlatırlar ve bunu anlatan yaşlı adam, yolu üzerinde bir öç alıcı meleğin bekliyor olabileceğini aklına bile getirmeden, bir zamanlar Ali Ağa'nın olan tarlaları sürmek için yürür gider. İşlenen suç bir ulusun suçu idi ve onun vereceği sıkıntılar ne olursa olsun bu sıkıntılar, bir ulusun vicdanında duyulmak gerekir; bu günahı bağışlatacak davranışlar da o ulusça yapılmalıdır [1].

    Osmanlı imparatorluğuna karşı Yunan ayaklanması 1821 yılının Mart ayında, bazı Osmanlı memurlarının, özellikle vergi toplayıcıların öldürülmesiyle başladı. Bunu, Nisan ayında, Güney Yunanistandaki Mora'da bulunan Türkler üzerine bir genel saldırı izledi; bu saldırıda Yunanlı çeteciler ve köylüler, düpedüz, buldukları her Türkü öldürdüler. Türk ya da Arnavut, Osmanlı askerleri üzerine saldırıldı ve bunlar öldürüldü. Müslümanlardan bazısı, örneğin Kalavryta ile Kalamata'dakiler, kendilerine öldürülmeyecekleri sözü verilince, Yunanlılara teslim oldular. Bunlar da öldürüldü. Kaçanlardan birçoğu, örneğin Lakonia bölgesindeki Türkler, yollarda kıyımdan geçirildiler [2].

    Bu arada hristiyan halk, yarımadanın her bölümünde, müslüman halka saldırdı ve hepsini öldürdü. Kalelere sığınanların [sığınabilenlerin] geriye dönüş umudunu yok etmek için, müslümanların kule'leri ve kırsal evleri yakıldı, mülkleri tahrib edildi. Martın 26'sından, 1821 yılında Nisanın 22'sine düşen paskalya Pazar'ına kadar, göz kırpmadan 15 000 [müslüman] kişinin can verdiği ve yaklaşık 3 000 çiftlik evinin ya da [başka] Türk konutunun oturulmaz hâle getirildiği sanılmaktadır [3].

    Yunanlı Başpiskopos [Patras Başpiskoposu] Germanos'un ağzından çıkan, ayaklanmanın ulusçu sloganı, "Hristiyanlara huzur! Konsoloslara saygı! Türklere ölüm!" idi [4]. Türklerden sâdece, berkitilmiş yerlere sığınabilenler sağ kaldı. Bunlar, Osmanlı garnizon birliklerinin elinde bulunan, Atina akropolis'i gibi tek tük birkaç yere, aileleriyle birlikte, kaçtılar. Böyleleri ya kuşatmaya alındı ve sonradan öldürüldü, ya da, pek az örnekte, Osmanlı güçlerince kurtarıldı. Yunan ayaklanması süregittikçe yeni bölgeler de [yöredeki Yunanlıların ayaklanmasıyla] saldırıya uğradı ve Türklerin kıyımdan geçirilmesi tekrarlandı. Missolonghi'de, müslümanların çoğu çabucak öldürüldü, ama Türk kadınları zengin Yunanlı ailelerce köle olarak alındılar [*2]. Vrakhori'de Türkler, işkenceyle öldürüldüler. Yunanlıların kâfir saydığı yahudiler de, müslümanlar kadar, hevesle kıyımdan geçirildiler [5].

    Çoğunluğu Rum Ortodoks dininde olan Romanya'da da, Alexandros Ypsilantes önderliğinde Rum âsilerin, Osmanlılara karşı, tüm Balkanlara yayılabilecek bir ayaklanma başlatmak girişimi sırasında, 1821 Martında, benzer olaylar görülmüştü. Rusyadan geleceğini varsaydığı desteğe güvenerek, Ypsilantes, destekleyicileri ile, Galatz ve Yaş kentlerinde yönetime el koymuştu [*3]. Her iki yerde, "Tüm toplumsal katmanlardan Türkler, esnaf, gemiciler, askerler, gafil avlandılar ve soğukkanlılıkla öldürüldüler" [6]. Kentlerde ve dağlık yörelerde Osmanlı memurlarının, askerlerinin ve yerli halkının kıyımdan geçirilmesi, bunu izledi. Ne var ki, Ruslar, belki Viyana Kongresi'nin devrim [ve ayaklanma] karşıtı havasından etkilenerek, Ypsilantes'e askerî destek sağlamayı reddettiler ve Osmanlılar, kıyımlara karşı çabucak tepki gösterdiler. Ypsilantes kaçmak zorunda kaldı; ayaklanma girişimi, başarısızlıkla sonuçlandı [7]. Bu ayaklanmanın başarabildiği tek iş, Türklerin kıyımdan geçirilmesi idi.

    Yunanistandaki Türklerin telef edilmesi, savaş zamanının olağan telefatı değildi. Türklerin hepsi, kadınlar ve çocuklar da o arada olarak, Yunan çetecilerince alınıp götürülüyor ve öldürülüyordu; tek istisna, az sayıda kadınla çocuğun köleleştirilmesi idi. Türkler bazan, ayaklanmanın coşkunluğu içinde ve eski efendilerin şimdi alt edildiğini görmenin mutluluğu ile, hemen [ânında ortaya çıkan gelişmelerle, önceden tasarlanmış olmaksızın] öldürüyorlardı, ama çoğu kez işlenen cinayetler önceden tasarlanarak ve soğukkanlılıkla işleniyordu. Kasabaların Türk halkının tümü toplanıp kasabadan, uygun bir yere yürütülüyor ve orada kıyımdan geçiriliyordu [8]. Örneğin, Tripolitza'daki olay:

    Üç gün boyunca zavallı [Türk] yerleşimciler, bir vahşîler güruhunun şehvetine ve zulmüne teslim edildiler. Ne cinsiyet ne de yaş yönünden bir esirgeme yapıldı. Kadınlarla çocuklar [dahi] öldürülmeden önce işkenceden geçirildiler. Kıyım öylesine büyük ölçekteydi ki, [çetecilerin sergerdesi] Kolokotrones'in kendisi bile, kasabaya girdiğimde yukarı hisar kapısından başlayarak atımın ayağı hiç yere değmedi demektedir. İlerlediği zafer kutlama töreni yolu, cesetlerden bir örtüyle döşenmişti. İki gün geçince, müslümanlardan sağ kalabilmiş perişan durumdaki insanlar, her yaştan ve cinsiyetten aşağı yukarı iki bin kişi, çoğunlukla da kadınlar ve çocuklar, gaddarca toparlanıp bitişik dağlardaki bir dere yatağına götürüldüler ve orada koyun gibi boğazlandılar [9].

    İşlenen cinayetler, görülüyor ki, sırf bir nefret patlaması değil, hesaplı kitaplı siyasal eylemler niteliğinde idi. Yunanistandaki Türkler, sâdece Yunanlılara ait ve bağımsız bir Yunanistan yaratma amacına uzanan yolda bir engel olarak görülmekte idiler. Ayaklanmacılar, Yunanistandaki Türklerin bağlılığının "Yeni bir Yunanistan"a değil, Osmanlı imparatorluğuna yönelmiş olacağını, isabetle, varsayıyorlardı. Bir Türk azınlığının varlığı, gelecekte Osmanlıdan yana duygulan bulunacak bir odak oluşturacaktı ve belki, yine gelecekte, Osmanlının bir saldırısı için, Yunanistan Türklerine yardıma gelmek bahanesini sağlayacaktı. Türkler hiç kuşkusuz Yunan ayaklanmasına karşı bir beşinci kol işlevini göreceklerdi [*4]. Bu sorunları çözümleyecek çâre, kökten kazıyıp yok etme idi. İşin sonunda, Avrupanın büyük devletleri, Osmanlıyı (1830 yılındaki Londra Protokol'ü ile) Mora'da bir Yunan krallığının yaratılmasına razı olmak zorunda bıraktıklarında, bu [ortaya çıkan], orada yüzyıllardır yaşayan Türklerden arınmış bir Yunan krallığı idi [10]. Her ne kadar ölümlerin sayısı hakkındaki hesaplamalar kesin belirlilik göstermiyor ise de, Yunan ayaklanmacıları tarafından öldürülmüş müslümanların sayısının 25 000'i geçtiği anlaşılmaktadır [11].

    Yunan ayaklanması, Balkanlarda daha sonraki ayaklanmalar için bir model ortaya koydu. Ulusal bağımsızlığı sağlamak uğruna, bölgeleri Türk nüfusundan arındırmak politikası; 1877-78,1912-13 ve 1919-23 [*5] savaşlarında yeniden kendini gösterdi. Daha sonraki savaşlarda, amaç, 1821'deki Yunan ayaklanmacılarının amacıyla aynı idi: yol üzerinde bir engel olarak duran etnik ve dinsel toplumu yok ederek, kendi içinde birlik gösteren bir ulus yaratmak. Türklerden nefret ediyor olmak, yapılan kıyımlarda gerçek bir etkendi, ama bu etken, bağımsızlık ve ulusçuluk hedeflerine doğru yönlendirilmişti. Kuşkusuz, Türklerin çiftliklerini ve mallarını mülklerini sahiplenmek isteği de, görmezlikten gelinemiyecek bir etken olmuştur.

*1] Finlay, Yunanistan derken, bugünkü Yunanistan ülkesinin anakaradaki güney yarımını kasdediyor. 1861'deki Yunanistan Krallığı ülkesi yalnız o kadardı.
1] George Finlay, History of the Greek Revolution [Yunan Ayaklanmasının Tarihi], London 1861, s. 172. (Yaptığımız yollama, kendisinin özgün Yunan Ayaklanmasının Tarihi kitabınadır, sonra Tozer'in yayınladığı, Yunanistanın Genel Tarihi kitabına değildir.) Yunan ayaklanmasını anlatan tarih kitaplarının birçoğu Türklerin kıyımdan geçirilmelerine değinmez ya da bu konuya pek az önem verir (örneğin Eduard Blaquiere, The Greek Revolution: Its Origin and Progress, London 1824 ve John Lee Comstock, History of the Greek Revolution, Hartford, 1851). Okuyucu, bu konuların, o yazarlarca benimsenmiş ideolojik tutuma [özgürlükten, insanlıktan yana tutuma] hiç uymadığını, elinde olmasa da, hissetmektedir. Müslümanların geçirildiği kıyımları vurgulayan bir anlatım için bkz. Alfred Lemaître, Musulmans et Chretiens. Notes sur la Guerre de l'Independance Grecque, Paris 1895.
2] Finlay, s. 179-186.
3] Finlay, s. 187.
4] Thomas Gordon, History of the Greek Revolution, Edinburgh and London, 1832, s. 149. "Türklere ölüm" sloganının ardında yatan yaygın duyguyu tasvir edecek bir örnek, W. Alison Philtips'in, The War of Greek Independence, 1821 to 1833 adlı, New York'da 1897'de basılmış kitabında s. 48'de bulunabilir:

    ...Nisan ayında ayaklanma, genelleşmişti. Her yerde, daha önceden kararlaştırılmış bir işareti almış gibi, köylüler ayaklanmakta ve yakalayabildikleri bütün Türkleri, erkeğiyle, kadınıyla, çocuklarıyla, kıyımdan geçirmekte idi. "Hiçbir Türk kalmayacak/Ne Mora'da, ne dünyada!"; ağızdan ağıza dolaşarak bir kökten kazıma savaşının başlangıcını ilân eden şarkı, böyle diyordu. Mora'nın müslüman nüfusu 25 000 kişi olarak hesaplanmıştı. Ayaklanmanın patlak vermesinden sonraki üç hafta içinde, kentlere kaçabilenler dışında, bir tek müslüman bırakılmamıştı.

*2] Hem Tevratın, dolayısiyle yahudiliğin ve hristiyanlığın hukuku, hem de Kur'anın, dolayısiyle islâmın hukuku, savaşta tutsak edilmiş insanların köle olarak alınıp satılmasını, bunlar üzerinde (koyun, keçi vb. imişler gibi) mülkiyet hakkı kurulmasını tanır, yasal sayar. Roma hukukunda ve onun uzantısı Bizans hukukunda, Osmanlının hukukunda da durum böyle idi.
5] Finlay, s. 201-203.
*3] O dönemde, hatta 1878'e kadar, Romanya, Osmanlının yüksek egemenliğini tanıyan yarı bağımlı bir dominyon statüsündeydi. Ülkenin ötesinde berisinde Türk ya da Tatar azınlık dağılmış durumda bulunuyordu.
6] George Finlay, A History of Greece (H. F. Tozer'in yayınladığı), c. VI, Oxford, 1877, s. 119. Ayrıca bkz. Phillips, s. 32 ve 33.
7] Finlay, (1877 basımı) c. VI, s. 116-121 ve Phillips, s. 32-35.
8] CM. Woodhouse, The Greek War of Independence: İts Historical Setting, London 1952 (yeni basım, New York 1975), s. 77. Genellikle Türkler hakkında sempati gösterir gibi yorumlanacak herhangi birşey söylemekten kaçınmak için nice sıkıntıya katlanan Woodhouse bile bunu itiraf etmek zorunda kalmıştır.
9] Phillips, s. 60-61.
*4] Beşinci kol, 2. Dünya Savaşında Norveç'de Nazi Almanyasının işgalini kolaylaştıran yerli Nazi işbirlikçilerini kasdeden bir deyimdir.
10] Osmanlı hükümeti, Yunanistanda gerçekleştirilen vahşete kendi vahşetiyle yanıt verdi. Rum Patrik'i ile diğer bazı kişiler İstanbul'da asıldılar ve Aydın Vilâyeti ile Sakız Adasındaki ayaklanmalarda Rum/Yunan halk kıyımdan geçirildi.
11] Müslümanlardan ölenlerin sayısına ilişkin hesaplamalar genellikle 25 000 dolaylarındadır; ancak, nüfus kütüğü kayıtlarının [o dönemde] yokluğu karşısında [hemen hemen tümünün öldürüldüğü biliniyor olsa dahi, yerleşim birimlerindeki müslüman nüfusun sayısını saptamak mümkün olmadığından] sayının doğrusu nedir konusunda hiç kimse, vardığı sonuca kesin güven duyamaz. Yukarıda anlatıldığı biçimde yapılmış kıyımlarla ilgili olarak [çeşitli kitaplarda] aktarılmış bilgilerin okunması, ölümlerin ne kadar büyük ölçüye ulaştığını gösteriyor. Örneğin Finlay 'in 1877 basımından alınmış olan, biraz sonra aktaracağımız seçilmiş bölümler, üstelik kıyımların hepsini listeliyor olmaksızın, şu bilgileri veriyor: 26 Marttan 11 Nisan 1821'e kadar, 10-15 000 müslüman göz kırpmadan öldürülmüştür (s. 152); bunu Missolonghi'dekilerin 22'si dışında tümünün (s. 163), Vrakhori'de 500 ailenin (s. 165), Navarino'daki erkeklerin, kadınların ve çocukların hemen hemen hepsinin (s. 215), Tripolitza'da 2000'den fazla kişinin (s. 219) kıyımdan geçirilmesi yb. izledi. Douglas Dakin (The Greek Struggle for Independence, 1821-33, London 1973, s. 59), "40 000 Türkten 15 000'i can verdi" diyor ama bu kadar çok sayıda [yâni, 40 000 kişiden geri kalan 25 000'inin] nasıl olup da kurtulabildiği hakkında hiçbir dayanak göstermiyor; oysa daha önce yayınlanmış bilgi kaynakları pek az kişinin kurtulabildiğini belirtmektedir. Dakin, kitabının her yerinde Yunanlılardan ölenlerin sayısını şişirip Türklerden ölenlerin sayısını az gösterir.
*5] Bkz. yukarıda s. 5'e eklediğimiz dn.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>