MÜSLÜMANLAR

    Bu kitabın konusunu oluşturan halk, birçok ulusal toplumdan idi; ama, din nedeniyle, müslümanlar olarak, birlik gösteriyordu. Çoğunluğu Türkçe konuşanlardı. Ne var ki, çoğu kez, nice müslüman için, hangi ulusal toplumdan olduklarını belirlemek olanaksızdır. Osmanlı imparatorluğu, halk arasında ulusal bölümlenmeleri resmî olarak tanımıyordu ve Osmanlı vatandaşları, mensup bulundukları dinsel topluluğa göre nüfus sayımında yazımlanıyor, orduya asker devşirilmesinde askere gitme yükümlülüğü altına giriyor [yahut dini nedeniyle girmiyor], vergilendiriliyordu [müslüman değilse cizye denen vergiyi ödüyordu]. Müslüman bir Osmanlı, pek çok dil toplumundan herhangi birinin mensubu olabilirdi; ancak resmen [müslüman sayılmasının] kabul edilmesi sâdece kendisinin, "Muhammed Allanın resulüdür" diye ikrarda bulunmasına bağlıydı. Bunun gibi, ulusal kökeni ya da hangi dil toplumundan olduğu hiç önem taşımaksızın, Rum ortodoks kilisesine bağlı kişi, Rum sayılıyordu; gregoryen Ermeni ya da katolik Ermeni, aynı yolda, Ermeni [Osmanlıya göre, Ermeni sayılan kişi] idi. Halk gözünde kişinin mensup »bulunduğu toplum dahi, o kişinin dinine göre belirlenirdi. Çok yakın zamanlara kadar Türkler, Arnavutlar, Boşnaklar ve diğer müslüman topluluklar kendilerini sâdece müslüman diye adlandırıyorlardı.

    Kimliğin bu yolda dine göre belirlenmesi nedeniyle, müslümanlardan [müslüman Osmanlılardan] birlik gösteren bir toplum olarak kitaplarda söz edilmesi, hiç de olağan dışı değildir. Bu kitaptaki incelemenin konusu olan insanlar, kendilerini müslüman diye tanıtıyorlardı; devletlerinin [Osmanlı devletinin] gözünde müslüman olarak [diğer vatandaşlardan] ayrılıyorlardı ve müslüman oldukları için kendilerine [Osmanlının düşmanlarınca] eziyet edilmişti. Yine de, ulusal köken konusu önemsiz bir sorun değildir. Müslüman Türklerle müslüman Arnavutlar; Rumlarla ve Sırplarla savaşlarında ayrı ayrı deneyimler edinmişlerdi. Pomaklar -Bulgarca konuşan müslümanlar böyle biliniyor-, hristiyan Bulgarlardan özel [ayırımcı] bir işlem görmüşlerdi. Anadoluda yerleştirilen Kafkasya göçmenleri, yerli Türklerden farklı ulusal kökenden geliyorlardı. Osmanlı Doğu'sunda Kürt eylemleri de, Kürtleri bu gözle görmedikçe [Türklerden ayrı etnik kimliklerinin bulunduğunu göz önünde tutmadıkça] doğru dürüst çözümlenemezler. Bu nedenlerle, Balkanların, Anadolunun ve Kafkasyanın halkını müslümanlar diye tanımlamak, ama zaman zaman [gerektikçe] onları ulusal kimliklerini göz önünde tutarak incelemek zorunluluğu vardır.

    Yakın Doğu'nun ve Balkanların ulusal toplumları hakkında yazılmış bulunanların bir haylisi saçma sapan şeylerdir. Pek çok kez, çeşitli ulusal topluluklardan, sanki kanlarında ya da ruhlarında belli bir iz onları dağlama damgasıyla sonsuza dek Rum/Yunanlı, Arnavut, Türk, ya da Ermeni diye adlandırmış gibi, soy diye söz edilmiştir [Arnavut soyu, Türk soyu vb. deyimleri kullanılmıştır]. Bu kitapta ise, söz konusu ulusal toplumlar incelendiğinde, onların belirleyici özelliği olarak, dilleri ölçüt alınmıştır. Arnavut denenler, Arnavutça konuşanlardır; Pomaklar da Bulgarca konuşan müslümanlardır. Türk nitelemesi, çoğu kez Tatarları da kapsamak üzere, Türkçe konuşanları kasdetmektedir. Bunun tek istisnası, Türkçe konuşan Ermeniler gibi, kendilerinin [Türkçe konuşmalarına rağmen] başka bir [ulusal] topluma mensup bulundukları besbelli olanlardır.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>