"YEŞİL HEM DE!
BEN BU RENGİ TAŞIRIM HER ZAMAN
CAN KÖŞEMDE"



    Gerçek insan, insan sevgisiyle dopdoludur. Ama insan, kendi türünden başka canlıları da sevmekle, koruyup esirgemekle gerçek insan olur. İşte, hayvan ve doğa sevgisi, Atatürk'ün o engin insan aşkına eşlik ediyordu. O, yalnız doğayı sevmekle kalmıyor, ağaçları, yeşili, çiçekleri de koruması altına almış bulunuyordu. Bir gün şöyle diyecekti Sabiha Gökçen'e:

    "-Sabiha kızım, ben hayattayken çiçeklerimle kendim meşgul oluyorum. Onlara bakıyorum, baktırıyorum. Biz bakmasak dilleri mi var bizden su isteyecek, gübre isteyecek, ışıklı bir yer ya da gölgelik isteyecek?" (151)

    Bir keresinde de bir dal badem baharını vazo içinde gördüğünde Afet İnan'a yakınacaktı:

    "-Bahar gelmiş ne güzel, fakat bu güzel çiçekler meyve vermeden solacak ve sade bizim birkaç günlük göz zevkimizi tatmin edebilecek, ne yazık!" (152)

    Çankaya'daki eski köşkün önüne dikilmiş akasya ağaçlarını bahçıvanın biraz fazlaca budaması bile onu üzüntüye boğmaya yetiyordu. (153)

    Atatürk, Ankara'da Söğütözü'nde ağaçlar arasında kendisine bir kulübe ve çardak yaptırmak istediğinde, bunlar için bazı söğüt ağaçlarının kesilerek yer açılması gerekmişti. Ama, ağaçları öldürmek! Bu onun yüreğinin kaldıracağı bir iş değildi... Sonunda çareyi yine kendisi bulacaktı. Açılacak yerde bulunan ağaçlar, zarar vermeden yerlerinden çıkarılacak ve biraz ötede açılan çukurlara yerleştirilecek. O da çalışacaktı bu işte. Öğle yemeklerini orada yere serilen hasırlar üzerinde yiyecek, imzalaması gereken resmî evrak bile Söğütözü'e getirilecek. Bütün söğütler, tutacaktı, yaşayacaklardı. (154)

    Yalova'da ise köşkün duvarına dayanan bir dalın kesilmesine engel olacak, dalı kesmek yerine binayı getirilen demiryolu rayları üzerinde 4 metre 80 santim kaydırılarak dalı kurtaracaktı. (155)

    Ama tüm ağaçlar bu söğütler kadar şanslı değildi. Çankaya Köşkü'nde yapılan genişletme çalışmaları sırasında, Atatürk İstanbul'da bulunuyordu. Bu arada büyük bir ağaç kesilmek zorunda kalmıştı. Yaz bitiminde dönüşte Atatürk, bu ağacın yokluğunu hemen anlayacaktı:

    "-Şu yanda bir ağaç vardı, ne oldu?" Kimsede bu soruyu yanıtlayacak cesaret yok.

    "-Yazık, çok yazık... Yahu bu iş ağaca dokunulmadan yapılamaz mıydı sanki? Bana söyleseydiniz bir çaresini bulurdum!"

    Öfkesinden yeni yapıya giremeyecek, geri dönecek. (156)

    Gazi Orman Çiftliği'nin bir bölümü meyve bahçesi yapılmıştı ve yeni yeni fidanlar da dikilmekteydi. Ancak, o yerden otomobille geçerlerken Atatürk, daha önce orada bulunan iğde ağacını göremeyince şoföre durmasını söyleyecek ve yanındakilere soracaktı:

    "-Burada bir iğde ağacı vardı, o nerede?" Bilmiyorlardı. Atatürk, üsteleyerek o ağacın ne olduğunu araştırmaya koyulacaktı. Çalışanlar da bilmiyordu.

    Çiftlik'teki görevlilerin de ağacın akibetinden haberleri yoktu. Atatürk'ün tüm neşesi kaçmıştı artık. (157)

    Hasan Rıza Soyak, Atatürk'le ilgili anılarını kaleme aldığında, "Evet, ben de hatırlıyorum; bu iğde ağacının sökülüp atılması ona çok dokunmuştu; ağacın yerine daha güzeli dikilmek üzere kesilmiş olması gerçeği bile onu teselli edememişti. Bu acıklı olayı uzun zaman unutamadı... Her sözü edildikçe hayıflanır, yapanlara karşı kırgınlığını belirtildi." diye yazacaktır. (158)

    Gazi Orman Çiftliği onun yeşile ve ağaca olan aşkının bir sonucu. Ankara'nın ağaçlandırılması da. Bozkıra verdiği bu savaşımlarını da yine utkuyla sonuçlandırmış bulunuyor. Son günlerinde ise Afet İnan'a diyecektir ki:

    "Bana memleketimizin ormanlık güzel yerlerinde tanıdıklarını anlat, oralara gidelim, ağaçlar altında dolaşabileyim, basit bir hayata kavuşalım, arzum yeşillik ve ağaçlık, fakat yaz kış yeşil duran ağaçlar arasında olmaktır." (159)

    Faruk Nafiz Çamlıbel'in şu şiirini sık sık kendi okurmuş ya da başkalarına okutur, dinlermiş:


Yeşil hem de!

Ben bu rengi taşırım her zaman can köşemde.

Yeşilde ne arar da bulamaz insan oğlu?

Yeşil bu... varlık dolu, gök dolu, umman dolu.


Bir ucu gözlerinde, bir ucu engindedir,

Meyve veren ağaçlar bu çini rengindedir.

Bu çini rengindedir bahar, deniz, kır, orman

Bana Tanrım gözükür yeşil dediğim zaman.




Dipnotlar
151 S.GÖKÇEN: s.65.
152 AFET İNAN: M.Kemal Atatürk'ten Yazdıklarım; Yenigün Haber Ajansı Basın Ve Yayıncılık A.Ş. yyn., İstanbul, 1998, s.47.
153 AFET İNAN: Atatürk Hakkında Hatıralar Ve Belgeler; 4.basım, İş Bankası yyn., Ankara, 1984, S.178.
154 H.R.SOYAK: C.I, s.34-35.
155 Ş.TURAN:s.631.
156 H.R.SOYAK: C.I, s.33-34.
157 A.İNAN: Atatürk'ten Hatıralar; s.177.
158 A.y., s.33.
159 A.İNAN: Atatürk'ten Yazdıklarım; s.47.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>