BİR CAN DOSTU


    Gazi, atları sevdiği kadar, ama belki de ondan da çok köpekleri seviyordu. Gerçi tüm hayvanlara karşı sevgisi vardı ama köpeklerinin onun yaşamındaki yeri apayrıydı. Hele Foks'un!.

    Alp, Birinci Dünya Savaşı yıllarında kapısında nöbet bekleyen, efendisinden işaret almadan içeriye kimseyi bırakmayan köpeğinin adı. İri bir köpekmiş. Bulgaristan'daki ateşemiliterliği sırasında onu almış. Çanakkale savaşı sırasında da hep yanındaymış. (134)

    Kurtuluş Savaşı sırasında da Yunan komutanlarının birinin ortada kalan Alber adlı köpeğini sahiplenmişti. Sarı beyaz bir av köpeği. Alber ölünce çok üzülmüştü. (135)

    İşte Alber'in ölümüne üzüntüsü daha dinmemişken Foks, Gazi Paşa'nın köpeği olacaktı.

    Cins değildi. Ama sevimliydi ve Gazi'nin sevgisini hemen kazanmıştı. Artık Gazi nereye gitse onu da birlikte götürüyor, yurt gezilerinde bile ondan ayrılmıyor. Kordiplomatik için verilen balolarda bile yanında. (136) Çankaya'da konukları olduğunda o da ortalarda dolaşıyor. Efendisi onu o denli seviyor ki, yatağının ayak ucunda onun için yaptırdığı bir minderde yatıyor. (137) Foks, Gazi yatağa girinceye değin onu bekliyor, kalkınca o da kalkıyor.

    Aralarında gizli bir iletişim var sanki. Öylesine ki, Gaziantep'te bulundukları sırada Foks akşam yemeğine dokunmayınca, Gazi yanındakilere:

    "-Köpeğe muhakkak bir şeyler söylemişsiniz. Onun için küsmüştür." dediğinde kimse kaldıkları vali konağının aşçısının yıllar sonra anlatacaklarını bilmiyordu:

    "-Gazi Hazretleri Gaziantep'e geldiğinde vali konağında aşçılık yapıyordum, Gazi'nin bir köpeği vardı. Köpeği Gazi beraberinde gezdirirdi. Ben mutfakta yemek hazırlarken köpek yanıma geldi oturdu. Köpekten hoşlandım. Yemeğin yanına sokuldu. Sanki kontrol ediyordu. Köpeğin bu durumu canımı sıktı, öfkeyle elime kepçeyi alarak 'Hoşt geberesice!' dedim. Köpek kalktı gitti..." (138)

    Foks da sahibine içtenlikle bağlıydı, kendince onu korurdu. Ama bir gün eski bir Osmanlı valisi Gazi'yi görmeye geldiğinde Foks'un bu koruyuculuğu sahibini üzmekten de geri kalmayacaktı. Çünkü, eski vali çalışma odasına girdiğinde Gazi'ye saygılarına sunmak için Osmanlı usulü yerlere kadar eğildiğinde, böyle bir davranışına hiç alışık olmayan Foks, konuğunun efendisine bir kötülük yapacağını sanarak onun üzerine var gücüyle atlayacak ve kaba etinden bir güzel ısıracak. (139)

    Bir keresinde de yine Çankaya'da sofrada bulunulduğu sırada masanın altında dolaşmakta olan Foks, her nedense Dr.Reşit Galip'in paçasını ısırıp parçalayacaktı. Gazi, Dr.Reşit Galip'e kendi terzisine bir elbise diktirerek köpeğinin bu yaramazlığını bağışlatacaktı ama, onun bu cömertliğini görenlerden ya da işitenlerden kimileri, Çankaya'ya çağrıldıklarında, eski pantolonları giyip gelmeye, ayaklarını masanın altından Foks'a uzatmaya başlayacaklar, ama Foks, efendisini bir kere daha masrafa sokmayacaktı. (140) Bu yaramazlığının Gazi'yi üzdüğünü anlamıştı sanki.

    Gazi, Foks'u alabildiğine şımartıyordu. Kendisi ya da konukları bilardo oynarlarken masaya sıçrayıp topları kaçırmasından tutun da, gezilerinde protokolün önünde koşmasına kadar, aklına eseni yapan bir köpek olmakta gecikmemişti. Ama efendisi onun bu hallerine güler, sevecenlikle karşılardı. (141)

    Ne ki, Gazi'nin çevresindekilerden kimileri onu güldüren, neşelendiren Foks'un giderek artan şımarıklıklarına kızmaya başlayacaklardı; kim bilir, belki de Gazi ve köpeği arasındaki bu sevgiyi kıskananlar da vardı. Ve her nasılsa bir gün Foks, Gazi'nin elini ısırıverdiğinde, köpeğin kuduz olabileceği, mutlaka gerekli testlerin hayvan üzerinde yapılması gerektiğini koro halinde söyleyip durmaya başladılar. Hiç köpek sahibini ısırır mıymış!... Oysa, Foks'un soylu olduğunu, soyunun Avrupa'dan geldiğini söyleyenler, "Köpek değil, âdeta insandan akıllı" diyenler de yine onlardı. (142)

    Sonunda Foks, Çiftlik'e gönderildi. Güya orada kontrol altında tutulacak, gerekli testler yapılacaktı. Testler sonucunda da kuduz olmadığı kısa sürede anlaşılacaktı ama, "Sahibini ısıran köpekten hayır gelmez." düşüncesine de kapılanlar onu geri göndermeyip Çiftlik'te tutuyorlardı. Foks ise sahibini özlüyor, durmadan ağlayıp uluyordu. (143) Sonunda hayvanı vurarak öldürmeyi yeğlediler. (144)

    Çiftlik müdürü, Foks'un vücudunu tahnit ettirip Çiftlik'in müzesine koyacaktı. Bu müzeyi gezerken Gazi'ye derisinin içi ot doldurulmuş, gözleri cam Foks'u, iyi bir şey yapmışlar gibi, göstereceklerdi ona.

    Gazi'nin yüzü kararacak, kaşları çatılacak:

    "-Severdim ben onu. Böyle görmek istemem. Kaldırın hemen!"

    Foks'un cansız bedeni, sevdiği efendisinin bu isteği üzerine Çiftlik'in bir köşesine gömülecekti. (145)

    Gazi Paşa'nın yalnız gecelerinin dostu, gündüzlerinin neşe kaynağı Foks'tan ayırmışlardı onu...

    Foks'u öldürenleri bir daha görmek istemeyecekti. (146)

    "-Kötülük yapmak için ısırmamıştı beni..." (147)



Dipnotlar
134 Ş.TURAN: s.629.
135 C.GRANDA: s.193.
136 J.GREW: Atatürk Ve İnönü - Bir Amerikan Elçisinin Hatıraları; İstanbul, 1966, s.63.
137 KILIÇ ALİ: s.88.
138 M.SOLMAZ: s.124.
139 F.R.ATAY: Çantaya....; s.561.
140 A.y./S.561-562.
141 A.y.,s.561.
142 C.GRANDA: s.194-195.
143 M.H.EGELİ: s.125. 144
144 Ş.TURAN: s.629.
145 F.R.ATAY: Çankaya....; s.562.
146 M.H.EGELİ: s.125
147 C.GRANDA: s.197.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>