BİRBİRLERİ İÇİNDİLER


    Yıl, 1933; mevsim, kış. Yer, Ankara tiren istasyonu. Akşam üstü. Gazi, yurt gezisine çıkacak, gar dolup taşıyor onu uğurlamaya gelenlerle. Gazi tirene bineceği sırada bir köylü kalabalığı yararak koşa koşa onun yanına ulaşmayı başarıyor, ayaklarına kapanıyor. Yaverleri, ilgililer köylüyü tutup götürmek istiyorlar.

    "-Bırakın!..."

    Kendisi eğilip kaldırıyor köylüyü.

    "-Nasılsın yurttaşım?"

    "-İyiyim Paşam, iyiyim."

    "-Senin iyiliğine memnun oldum. Benden ne istiyorsun?"

    "-Hayır Paşam, bir şey istemiyorum."

    "-Niçin geldin öyleyse?"

    "-Seni gördüm, kendimi tutamadım, ayaklarına kapanmak istedim."

    "-Yok, sen benden bir şey istiyorsun, söyle bana yapacağım."

    "-Sağlığından başka bir isteğim yok Paşam."

    "-Ben biliyorum senin istediğini, sen benimle kucaklaşmak istiyorsun."

    Köylü yoksul, üstü başı dökülüyor, üstelik giysileri kirli.

    Gazi, sarılıyor köylüye, kucaklıyor onu, bağrına basıyor, yanaklarından öpüyor.

    O sırada orada kalabalık arasında bulunan Feridun Cemal Erkin diyecektir ki: "Etrafıma baktım, herkes mendili çıkarmış ağlıyordu." (123)

    Ama bu tekil bir olay değil ki...

    Sabiha Gökçen ile birlikte Çiftlik dolaylarında atla gezinti yaparlarken karşılaştıkları o yaşlı köylü kadınla yaşananlara tanık olalım bir de.

    Kadın, kan ter içinde. Epeyidir yürüyüp durduğu anlaşılıyor. Acılı ve zor bir yaşam sürdüğü yüzündeki kırışıklardan, derin çizgilerden, bakışlarından belli. Gazi, attan inip kadının yanına varacak ve soracak ona nereden gelip nereye gittiğini. Biraz üsteledikten sonra, onun Sincan'ın bir köyünden geldiği, muhtardan bir miktar para alarak Ankara'ya gitmekte olduğu anlaşılacak. Pekiyi, muhtar ona niçin para vermişti Ankara'ya gitmesi için?

    "-Gazi Paşamızı görmem için... Başını pek ağrıttım da... Benim iki torunum gâvur harbinde şehit düştü. Memleketi gâvurdan kurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum... Rüyalarıma girdi Gazi Paşa... Ben de gün demeyip bunları muhtara anlatınca, o da bana bir bilet alıp salıverdi Angara'ya... Geceleyin geldimdi... Yolu neyi de bilmediğimden işte ahşamdan belli bole kendimi oradan oraya vurup duruyom bey."

    Gazi, kendisini tanımamış olan kadının acaba ondan bir isteği var mı diye soracaktı:

    "-Töbe de bey, töbe de! Daha ne isteyebilirim ki... O bizim vatanımızı kurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi. Daha ne isteyebilirim ondan?..."

    Sonra ekleyecekti:

    "-Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyorsun, bana bir yardım ediver de Gazi Paşa'yı nerede bulacağımı deyiver.

    Sabiha Gökçen dayanamıyor, yaşlı kadına konuştuğu insanın Gazi Paşa'nın ta kendisi olduğunu söylüyor.

    Şaşkınlığını üzerinden atar atmaz, değneğini bir yana fırlatan kadıncağız Atatürk'ün ellerine sarılıp öpüyor, Gazi Paşası ona sarılmış, sarmaş dolaşlar.

    İkisi de ağlıyorlar.

    Kadın, biraz kendine gelince heybesinden beze sarılmış bir parça peynir çıkaracak:

    "-Tek hayvanımın sütünden kendi elimle yaptım Gazi Paşa! Bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm."

    Gazi, bezi açıp peyniri hemen oracıkta yiyor. Yaşlı köylü kadınımız iki gün Ankara'da Gazi'nin konuğu olduktan sonra, köyüne dönerken onun armağanı olan üç inek sahibiydi artık. (124)

    Gazi'nin halktan kişilerle uzun süren dostlukları da olacaktı: Konya'nın Abditolu köyünden Hacı Hüseyin Ağa gibi...

    Hüseyin Ağa, Gazi Paşa 1923 yılının Mart'ında Konya'ya geldiğinde onun görüşecek birkaç çiftçi temsilcisinden biri olarak seçilmiş 80 yaşında ama dinç, ama okuması yazması yok bir ihtiyar. Üç oğlundan ikisi şehit düşmüş. Karısı Akife Ana birlikte Konya'nın Sadırlar Mahallesi'nde iki odalı bir kerpiç evde oturmakta.

    Hüseyin Ağa, saf mı saf. Gazi Paşa ile görüşme sırası kendisine geldiğinde, iki kolunu açarak ona sarılacak:

    "-Hoş geldin benim aslan Paşam, hoş geldin yavrum!"

    "-Sağ ol baba! Kaç yaşındasın?"

    "-Seksene girdik diyelim oğul."     "-Çocukların var mı?"

    "-Üç oğlandan biri sizlere ömür Çanakkale'de, öteki Sakarya'da şehit oldu. En küçüğü köyde, eker, diker, bize bakar. Sen sağ ol da yavrum, bize baba diyen elbet bulunur."

    Gazi, hiç duraksamıyor:

    "-Bundan sonra ben de sana baba diyeceğim. Benim babam olur musun?"

    Sırtında o eski püskü giysiler, ayağında yamalı kunduralar... Sıradan bir köylü... Gazi Paşa'nın yanına girebileceği bile bir düş iken, o şimdi kendisine "Babam" diyor... Ne söyleyeceğini, ne diyeceğini bilemiyor... Gözlerinden dökülen yaşlar ak sakalından süzülüyor... Konuşmak, bir şeyler söylemek istiyor, sesi çıkmıyor... Neden sonra bir kez daha kucaklıyor Gazi Paşası'nı, "Oğlum!" dediğini zorlukla duyabiliyoruz.

    O gece Konya valisinin verdiği yemekte Hüseyin Ağa da bulunacak ve Latife Hanım'a "Gelinim" diyecek.

    Bu olayla Konya çalkanacak, gazeteler hep Hüseyin Ağa'dan söz edecekti. Gazi 1925 yılının Ocak ayında Konya'ya yeniden geldiğinde Hüseyin Ağa'yı evine gidecek ve ona konuk olacaktır.

    Konya Belediye Başkanı Kâzım Bey (Gürel) 12 Haziran 1925'te Ankara'ya giderek Gazi'ye Konyalılar'in bağlılıklarını ve teşekkürlerini iletip geri döndüğünde de, Atatürk'ün Hüseyin Ağa'ya selamlarını getirecekti.

    1925 yılının Ekim'inde Gazi yeniden Konya'ya gelişinde onu Afyon'da karşılayanların arasında başında fötr şapkasıyla Hüseyin Ağa da bulunacak, tirende Gazi'nin yanında oturacak, sohbet edecekler...

    Gazi, 1926 yılının Mayıs ayında da Konya'ya uğradığında yine onunla buluşacak. (125)

    O, halkıyla öylesine bütünleşmişti ki, yolda rast geldiği ve tarlasını çapalayan bir köylü ile güreş tutuyor, Ankara Halkevi'nde Gaziantep gecesinde halkla birlikte halay çekip şirinyar söylüyor, (126) bir yürüyüş sırasında canı kahve çektiğinde hemen o sokaktaki bir evin kapısını çalarak o eve konuk oluyor, (127) Boğaziçi'nde motorla gezinti yaparken bir yalıdan onu tanıyan yaşlı kadınların çağrısı üzerine yalıya çıkıp onlarla sohbet ediyor, (128) vatandaşlarının sünnet düğünlerine katılıyordu. (129) Otomobili çamura saplanınca, bir at arabasına yanına Afet İnan'ı alarak biniyor, arabacının yanına oturarak onunla koyu bir sohbete dalıp gidiyordu. (130) Ve milletvekillerinin tirenlerde ücretsiz seyahat ettiklerini öğrenince, "Çok ayıp ve çok acayip bir kaide! Çok güzel halkçılık!" diyerek şaşkınlığını saklayamıyordu!... (131)

    Şimdi, Çanakkale Savaşı sırasında Maydos Karargâhı'ndan 17 Mayıs'ta dostu Madam Corinne'e yazdığı mektupta yer alan şu satırları daha bir iyi anlayabiliriz:

    ".... İki aydır buradayım ve Çanakkale Boğazı'nı, müttefiklerin ihraç [çıkarma] teşebbüsünde bulunan donanmalarına ve kuvvetlerine karşı müdafaa ediyorum. Bu ana kadar, aziz Corinne, hep muvaffak oldum ve aynı yerde kalırsam, kuvvetle ümit ediyorum ki daima da muvaffak olacağım.
    Burada benim ismimin duyulmamasına hayret etmemeli, çünkü ben, mühim bir muharebenin kahramanı olarak Mehmet Çavuş'a şeref kazandırmayı tercih ettim. Tabii şüphe etmezsiniz ki muharebeyi idare eden sizin dostunuzdu ve savaş gecesi muharebelerin saflarında Mehmet Çavuş'u bulan da o idi....
" (132)

    İşte, o böyle bir insan olduğu içindir ki, Devlet Demir Yolları İzmir Halkapınar Atölyesi muhasibi Cemil, ona yazdığı 27 Aralık 1934 günlü "Babamız" diye başladığı ve dileğini belirttiği mektubunu "Oğlunuz" diye imzalayacaktı. Muhasip Cemil'in dileğine gelince, iyisi mi mektubu okuyalım:


    "Babamız Mustafa Kemal Atatürk'e

    Dün sabah yediyi on beş gece bir oğlum dünyaya geldi Evlendiğim günden beri, doğacak çocuğuma konacak adın sizin tarafınızdan seçilmesini ve takılmasını istiyordum. Bugün bu canımdan gelen dileğimi size bildirmek nasip oldu.

    Duyduğum baba sevincine sizin de katılacağını ve oğluma isim babası olarak bir ad takmayı esirgemeyeceğinizi diler, bildireceğiniz adı sevinç ve sabırsızlıkla bekler, saygıyla ellerinizden öperim.

    Oğlunuz Cemil" (133)



Dipnotlar
123 N.KAL: .... Yaşadıklarım ...; s.188-189.
124 S.GÖKÇEN: s.150-152.
125 M.ÖNDER: Atatürk Konya'da; s.71-83. Mehmet Önder, Atatürk'ün Hüseyin Ağa ile dostluğunu Konya'da çıkan gazetelere yansıyan haberlerden alıntılar yaparak anlatmış bulunmaktadır. Özellikle, Atatürk'ün bu yaşlı köylüyü evinde ziyaret ettiğinde orada bulunan Babalık gazetesi muhabirinin olayı anlatışı gerçekten ilginçtir. Gazetenin bu haberi, Önder'in adı geçen kitabının 73-80. sayfalarında bütünüyle alınmış bulunmaktadır.
126 MEHMET SOLMAZ: Gaziantep'in Adaşı Ve Fahri Hemşehrisi Atatürk Gaziantep'te - Mektuplar, Belgeler, Fotoğraflar, Anılar ve Gaziantep Nüfusuna Tescili; 2.basım, İstanbul, 1983, s.117.
127 KILIÇ ALİ: s.84.
128 A.y., s.84-85.
129 A.y., s.85-86.
130 İ.ASLAN: s.153-154.
131 KILIÇ ALİ: s.66-67.
132 S.BORAK: Öyküleriyle....; s.76.
133 M.ÖNDER "Atatürk'e Mektuplar"; s.49.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>