ATATÜRK'ÜN ÜLKÜSÜ


    O, bütün çocukları severdi ama, bir kız çocuğunun, Ulkü'sünün onun kalbinde yeri bambaşka olacaktı. Onu o denli sevecek, öylesine bağlanacaktı ki ona, bir keresinde Ülkü hastalandığında, biraz önce tanık olduğumuz üzere, yüreği acıyla titreyerek doktorlara şöyle diyecekti:
    "-Bu çocuğa bir şey olursa ben yaşayamam, ne yaparsanız yapın kurtarın onu!"

    Ulkü'nün hastalığı tifo idi ve doktorlar onun yanına girip çıkmasını istemiyorlardı ama Atatürk'e söz dinletmek ne mümkün! Ülkü, Dolmabahçe Sarayı'nda tedavi görüyordu, Atatürk ise o sıralar Florya'da kalmaktaydı. Fakat Ülkü'nün hastalığı boyunca "gece gündüz" otomobiline atlayacak ve onu görmeye gidecekti.

    Kendi sağlığını, yaşamını tehlikeye atacak kadar sevmişti bu küçük kız çocuğunu.

    Yıllar sonra, 2004 yılının Nisan ayında Ülkü, Atatürk'ün kendisini nasıl bağrına bastığını şöyle anlatacaktır:
    "Annemi Atatürk'ün annesi büyütmüş ve Atatürk de annemi evlendirmiş. Sonra benim ismimi doğmadan Ülkü olarak koymuş ve dokuz aylıkken ilk defa Atatürk'le karşılaşmışım. Bakın, Atatürk'ün çocuk sevgisi burada çok mühim. Dokuz aylık ben onun kucağına annem elini öperken atlıyorum, onu öpmeğe başlıyorum. O kadar içinde çocuk sevgisi var ki, o kadar hassaslaşıyor ki, hemen saatini çıkarıp kulağıma koyuyor. Ben onun daha çok hoşuna gidiyorum. Sonra annem beni çekiyor. Eee tabi Atatürk gidecek. Bu kez ben Atatürk'ün boynuna sarılıp ağlamaya başlıyorum. Ondan ayrılmak istemiyorum. Şimdi bu, Atatürk'e korkunç bir çocuk sevgisi hissettiriyor. Çankaya Köşkü'ne gidiyor işi bitince, gece bir türlü uyuyamıyor. Kalkıyor gece 12'de araba yollatıyor ve beni annemle beraber Çankaya Köşkü'ne aldırıyor. Benimle oynuyor. O günden sonra işte benden bir daha ayrılmadı. Atatürk bütün çocukları çok seviyordu ama bütün bu sevgiyi bende giderdi.'" (95)

    Atatürk, Ülkü biraz daha büyüyünce onu bütünüyle yanına alacak ve ölünceye değin ondan ayrılmayacaktı. Oydu Atatürk'ün yalnızlığını bir parça olsun azaltan. Neşe kaynağı idi onun için.

    Ülkü, Atatürk'ün saçlarını çekiyor, burnuna yapışıyor, yüzüne o minik elleriyle vuruyor. Atatürk kahkahalar atıyor ve sanki kendini korumaya çalışıyor. Atatürk'ün gözleri sevinçten, mutluluktan ışıl ışıl. O sıra Hasan Rıza Soyak odaya girecek onları bu halde görecek.

    "-Çocukluk ne güzel şey... Çocuklar ne sevimli, ne tatlı yaratıklar değil mi? En çok hoşuma giden halleri nedir bilir misin? Riyakârlık bilmemeleri, bütün istek ve duygularını içlerinden geldiği gibi açıklamaları..." (96)

    Ülkü'yü şımartacaktı da. O,

    "-Atatürk'üm seni özledim, gel yanıma!" der demez, işini gücünü bırakıp onun yanına koşacaktı. Hatta bir keresinde Dolmabahçe Sarayı'nın yemek salonunda konuklan varken, Ülkü, koridorun başından:

    "Atatürk'üm, gel çabuk gel. Gelmezsen tepinirim, yerlere yatarım!" diye bağırıp çağırmaya başlayınca, Atatürk, sofradan kalkacak, onun yanı giderek kucağma alıp sofraya getirecek ve yanına oturtacaktı. (97)

    Ülkü'nün tüm istekleri yerine getirilmeliydi. Bunlar çocukça da, saçma sapan da olsa! Olanaksız olduğunda ise Atatürk, derinden üzülecekti. (98)

    Atatürk'ün anlayışlılığı, inceliği, duygusallığı, Ülkü söz konusu olunca daha bir somut ve yalın olarak saydamlaşıyordu. Önce Ülküsü'nden dinleyelim:

    "Bir gün Atatürk'ün uyanmasını bekliyordum. Atatürk, biliyorsunuz, çok şık bir insandı. Tabi şıklığın baş unsurlarından biri de temizlik. Orada, kapının önünde papuçları duruyordu, hepsi gıcır gıcır boyanmış, yanında da boyalar. Ben çok aceleci, çok yaramaz bir çocuktum. Bu ara siyah bir pabucu aldım bir de aceleden kahverengi boyayı almışım ve bir güzel boyamaya başladım... Atatürk uyanmış arkamdan bana bakıyor... Atatürkçüğüm, dedim, ben yanlışlıkla siyah pabucu kahverengiye boyadım. Atatürk şöyle bir durdu ve sonra dedi ki,

    -Ülkü, evet sen yanlış bir şey yapmışsın ama demek ki sen boyayı çok seviyorsun, o zaman ben sana boya kitapları alacağım içi boş olanlardan.

    Hemen o kalemlerden aldırdı bana renkli renkli.

    -Her gün bana bir sayfa boyayacaksın ve ben dikkat edeceğim, ama katiyen dışarı kaçırmayacaksın, dedi."

    Ülkü Adatepe, bu anısını anlattıktan sonra ekliyor:
    Geçen gün Dolmabahçe Sarayı'nı gezdiğimiz zaman o kalemleri buldum." (99)

    Sabahları Atatürk'ün uyanma vakti gelip de kalkmazsa onun odasına girerek uyandırabilecek tek kişi Ülkü'ydü. O yüzden de zaman zaman o koca devlet adamlarının, bu gibi durumlarda Ülkü'yü öne sürdükleri, onun arkasına gizlendikleri olurdu:

    "-Çok uyudun Atatürkçüğüm, haydi kalk!..." (100)

    Ülkü'nün Atatürk'e olan sevgisi ve bağlılığı da hiç de yapmacık değildi. Çocuk kalbinin tüm içtenliğiyle sevmişti onu. Bir gerçeği de kavramış olmalıydı küçük Ülkü: Atatürk'tü en büyük, en yüce olan. Bir gün Atatürk'ün uşağı Cemal Efendi, Ülkü ile şakalaşırken,

    "-Ben büyük adamım." dediğinde hemen şu soruyla karşılaşacaktı:

    "-Atatürk'ten de mi?"

    Cemal Efendi, Ülkü'ye takılmak isteyecekti:

    "-Tabii, o benden sonra gelir."

    Ülkü, Cemal Efendi'nin şaka yaptığını anlayamayacak kadar küçüktü. Ayaklarını yere vurup ter ter tepinerek,

    -Söyliiicem, işte söyliiicem!" diye bağıra bağıra Atatürk'ün yanına koşacaktı. (101)

    Atatürk, yataktan kalkamayacak kadar hastalığı ağırlaştığında da, artık beş buçuk yaşına gelmiş olan Ülkü'yü hemen her gün yanına çağırtacak, hiç olmazsa beş on dakika onunla birlikte olacaktı.

    Atatürk, girdiği ilk komadan çıkınca Ülkü'nün yine yanına gelmesini isteyecek ve ona son kez seslenecekti:

    "-Ülkü, Ankara'ya babanın yanına gideceksin, beni orada bekleyeceksin ve 29 Ekim'den evvel ben geleceğim." (102)

    Atatürk, öldüğünde, Ülkü'nün yanında olmasını istemiyordu... (103)



Dipnotlar
95 BARIŞ YETKİN: "Kızı Ülkü Anlatıyor. Atatürk, Çocuk Ve 23 Nisan": Yeniden Anadolu Ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk, Mayıs 2004, sayı 68, s.16.
96 H.R.SOYAK: CII, s.60.
97 C.GRANDA: s.319.
98 N.A.BANOĞLU: Nükte Ve....; s.140.
99 B.YETKİN:s.l8.
100 C.GRANDA: s.320; Cevat Abbas Gürer'den N.A.BANOĞLU: Nükte Ve...; s.141.
101 C.GRANDA: s.322.
102 B.YETKİN: s.18-19.
103 Kılıç Ali'nin şu sözlerini burada anmadan geçmek istemiyorum: "Atatürk'ün ölümünden sonra, Atatürk'ün candan sevdiği bu çocuğa da az mı eziyetler çektirmek istediler! Adeta çocuktan bir hınç çıkarıyorlarmış gibi sağlıklarında kendi elleriyle döşediği ve Ülkü'ye tahsis ettiği evin eşyalarını birtakım bahanelerle geriye almak, vaktiyle adeta lalalık ettikleri yavrucağı eşyasız, kuru tahta üzerinde bırakmak için az mı gayret harcamışlardı? Arkadaşım zavallı Hasan Rıza neler çekmiş, ne kadar uğraşmıştı?" KILIÇ ALİ: s.90-91.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>