"KARŞIYAKA'DA İZMİR'İN GÜLÜ"


    Köşkte o gece yine Saz Heyeti var. Atatürk'ün sevdiği şarkılar, türküler birbirini izliyor:

    "Cânâ rakibi handan edersin"
    "Kaçma mecburundan ey ahuyu vahşi ülfet et"
    "Habgâhı yâre girdim arz için ahvalimi
    Bir perişan halini gördüm unuttum halimi"
    "Mani oluyor halimi takrire hicabım"

    Gazi, rakısını yudumlarken sıra,
    "Vardar ovası, Vardar ovası"na ve arkasından da,
    "Manastırın ortasında var bir havuz,
    canım havuz"
türküsüne geldiğinde o da söylüyordu artık.

    Coşkulu, keyif dolu bir gece.

    Gazi'nin saza katılmasına ara verdiği bir anda bu kere, "Karşıyaka'da İzmir'in gülü" nün ezgisi doldurdu salonu. Ama onun yüzü asılmıştı birden. Susturdu sanatçıları:

    "-Biz o gülü çok kokladık!..." (19)

    Bir keresinde de evlenme konusu açılmıştı sofrada. Her zaman mutlu evliliklerden yana olmasına karşın diyecekti ki:

    "-Biz de bir zamanlar marifetmiş gibi evlenmiştik. Merasimlerle evlenmeyi bir marifet saymıştık." 20

    Belki böyle dediğinde Azerbaycan Elçiliği'nde 4 Ocak 1923 gecesi verilen yemekte eşe dosta evleneceğini açıkladığında ne denli mutlu olduğunu içi burkularak anımsıyordu:
    "-Evleniyorum."

    Herkes şaşkın:
    "-Ciddî mi Paşam?"
    -Ciddî efendim, ciddî, kat'î ve mukarrer. Evleniyorum."

    Ağaoğlu Ahmet Bey sormuştu:
    "-İzmir fatihinin kalbini fetheden bu bahtiyar kim?"
    "İzmirli bir kız!" (21)

    İzmirli bu kızla, Latife Hanım'la, evleneceğinden öylesine mutluydu ki!

    Evlendikten sonra da İzmir'li kızı hep övmüş, yüceltmişti. Gelecek günler için umut doluydu gönlü. Öylesine ki, aynı yılın Mart ayının 13'ünde Adana'ya giderlerken bu evliliğe ne denli önem verdiğini açıklarken diyecekti ki:
    "-Ben sadece evlenmek için evlenmek istemiyorum. Vatanımızda yeni bir aile hayatı yaratmak için önce kendim örnek olmalıyım.. ," (22)

    Ama kolay mıydı Gazi Mustafa Kemal gibi bir adamın eşi, kadını olmak! Hele çok değişik bir çevreden gelen, eşini yönlendirmek sevdasına kapılan Latife Hanım için!... Onun bu tutumu evliliklerinin daha ilk günlerinde belirginleşmekte gecikmeyecekti. Gazi, aynı yurt gezisinde topu topu bir hafta sonra, Konya'dan ayrılacakları sırada, söylevini temize çekip getiren İsmail Habib'e ikramda bulunmak için Latife Hanım'a,

    "-Çocuğa bir kadeh rakı getirsinler." dediğinde, kuşkusuz gerekçeler yaratarak Gazi'nin içki içmesini önlemeyi düşünen Latife Hanım'dan:

    "-Geceyarısı hareket edilecek diye bütün şişeleri tirene yollamıştık." yanıtını alınca eşinin ne denli sinirlenebileceğim hiç düşünememişti Latife Hanım, bu gibi davranışlarının sonucun ne olabileceğini hiç kestiremeyecekti de. (23) Hatta iki yıl sonra yine Konya'da, Gazi, yanında Fahrettin Altay Paşa, maiyetinin ve arkadaşlarının kaldıkları Konya istasyonu yanında bulunan Bağdat Oteli'ne giderek onlarla tam tatlı bir sohbete daldığı sırada, birden kapı açılacak, içeri dalan Latife Hanım, herkesin şaşkın bakışları altında:

    "-Kemal, buraya geldiğini haber aldım, evde çay hazırlatmıştım, seni almaya geldim" demekte bir sakınca görmeyecekti. Eşinin:

    "-Peki hanımefendi, buyurun gidelim." derken de benzinin nasıl attığının, nasıl herkesin içinde küçük düşürüldüğü duygusu içinde olduğunun hiç ayırdında olmayacaktı bile. (24)

    Ya da Tokat'ta bu ilin mebusu Mustafa Bey'in evinde kaldıkları gece olanlar... Latife Hanım, sofrada sohbet daha yeni yeni koyulaşırken ille kalkıp odalarına gitmeleri için tutturmuş, Gazi bir süre eşini oyalamış, ama sonunda Latife Hanım hiddetle kalkıp yalnız başına üst kattaki odalarına koşarcasına gitmişti. Dahası, bu kere de yukarıdan tahta döşemelere ökçeleriyle indirdiği darbelerin sesi gelip durmuştu. Ta yorgun düşüp de gücü tükenene değin!...,

    Gazi'nin tepkisi ise şu sözlerinde somutlaşacaktı:
    "-Hayatımda yaptığım hatalardan biri evlenmektir." (25)

    Oysa, Mustafa Kemal'in önceleri evlilik üzerine hiç de olumsuz düşünceleri yoktu. Örneğin, 1913 yılının Temmuz'unda arkadaşı Fuat Bulca'nın evlenmesi nedeniyle ona yazdığı mektubunda diyordu ki:

    "Yaşam kısadır. Bunu kutlamak ve taçlandırmak için insanların genellikle akla yakın gördükleri yol evliliktir.....İnkâr edilemeyecek bir gerçektir ki insanlar ve yaşam kadınsız olamaz. Evliler, yaşamın çok gerekli bir davranışına uymuş, tüm düşünce ve umutlarını bir amaç, bir düzen ve bir hedefe yönlendirebilecek akılcılığı göstermiş olur....." (26)

    Ama, mektupta bir tümce daha var:
    "...talih, karı ve kocanın ruh ve kalplerine uyum versin".
    Talih, bu uyumu ondan esirgeyivermişti işte.

    Latife Hanım, yaşamını birleştirdiği adamın, o kadar çok sevdiği anasının bile uyarılarına katlanamayacak bir kişilikte olduğunu bilmeliydi. Onun 10 Nisan 1926'da Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde yayınlanmaya başlayan anılarında yer alan şu satırları okuduğunda Latife Hanım acaba nasıl bir duyguya kapılmıştır? Kim bilebilir?

    "Çocukluğumdan beri bir tabiatım vardır, oturduğum evde ne ana, ne kızkardeş, ne ahbapla bulunmaktan hoşlanmam. Ben, yalnız ve bağımsız olmayı, çocukluktan kurtulduğum günlerden başlayarak daima tercih etmiş ve sürekli olarak öyle yaşamışımdır. Tuhaf bir halim daha var: Ne ana -babam çok erken ölmüş-, ne kardeş, ne de en yakın akrabamın, kendi tutum ve düşüncelerine göre, bana şu veya bu tavsiye ve nasihatta bulunmasına tahammülüm yoktu. Aile arasında yaşayanlar pekâlâ bilirler ki, sağdan soldan, pek saf ve samimî uyarmalardan yakalarını kurtaramazlar. Bu durum karşısında, iki davranıştan birini seçmek zorunludur; ya başeğmek, ya da uyarı ve öğütleri hiçe saymak... Bence ikisi de doğru değildir. Başeğmek nasıl olur? En aşağı benimle yirmi, yirmi beş yaş farkı olan anamızın uyarılarına başeğmek, geçmiş zamana dönmek değil midir? Başkaldırmak, faziletine, iyi niyetine, yüksek kadınlığına inandığım anamın kalbini, görüşlerini altüst etmektir. Bunu da doğru bulmam." (17)

    Latife Hanım, Gazi'yi anlayamamıştı hiç. Çankaya'da görüşlerine değer verdiği komşuları Velet Çelebi'nin;

    "-Kızım! Sen bir kocayla değil, bir kaplanla evlendin. Kaplana gem vurulmaz..." uyarısını (28) hep göz ardı etmişti.

    Salih Bozok'a İzmir'den mektup yazarak Gazi'nin kendisini bağışlaması için aracılık etmesini istediğinde artık çok geçti:

    "Salih Bey, bundan üç yıl önce bana karşı babalık vazifesini ifa edeceğini babama vaat etmiştin. O şimdi Avrupa'da, işlerine mani olmamak için, burada olduğumu haber bile veremedim. Artık bir teessür yığını gibi her tesadüf ettiği koltuğa çöken bir annem ve ihtiyar halinde benim yüzümden fena bir muameleye duçar olmuş olan bir büyükannem var. Öksüzüm. Kimsem yok. Onun için ikinci babalık vazifesini deruhte eden ve sözünün eri olan Salih Bey'e yazıyorum. Git Paşa ile görüş. Ben kocamdan eminim. Çünkü kadirşinastır. Yüksek ruhludur. İnsandır. Aramızdaki gerginliğe nihayet vermesini, güzel bir mazinin vereceği kuvvetle rica et. Ben kendisine yazdığım mektupta seni refikanla göndermesini rica ettim. Bir haftadır uykusuz, gıdasız, idama mahkumum. Esbabı [nedeni] çocukluk. Halbuki çocuklar bu ağır cezadan muaftır." (29)

    Ama kendisiydi o duygulu, ince, hoşgörülü, bağışlayıcı insanı bu kerte çileden çıkaran

    Şu yazgıya bakın ki, o buyurgan, varlıklı bir aileden olmanın verdiği özgüvenle Gazi'yi kendince çekip çevirmek, yaşamını değiştirmek isteyen Latife Hanım, ayrılmalarının üzerinden çok geçmeden, hakarete uğrarım korkusuyla sokağa çıkamadığını, tanıdıklarının da kendisinden yüz çevirdiğini bildirerek ondan yurt dışında bir elçilikte kâtiplik gibi bir göreve atanmasını isteyecekti... (30)

    Gazi'ye gelince, üzüntü içindeydi, "Bağrı yanık bülbüle döndüm" türküsünü çaldırarak ağladığı yakın çevresi arasında söylenir olmuştu. İşte tam bu sıralarda, ailesini Selanik'ten tanıdığı sarı saçlı, mavi gözlü genç bir öğretmen kıza, Afet'e, yine İzmir'de rastlayacak, onu korumasına alacak, gönül acısı hafifleyip dağılacaktı. (31)

    Ama bir kez daha evlenmeyi hiç düşünmeyecek. Gönlü kırılmıştı bir kere.

    Köşk'te çalışanlar evlendiklerinde onlara para yardımı yapardı. Bir gelenekti bu. Memurlardan Suat Dinçmen evlendiğinde bu gelenek bozulacaktı. Çünkü Dinçmen ikinci kez evleniyordu:

    "-Ben, ikinci defa evlenen enayiye para vermem!" (32)

    Bu sözlerinde ikinci bir evlilik yapmayı us dışı bulmasında kendi mutsuz evliliğinin etkisini görmemek olanaksızdı.

    Ve, yıllar önce Fuat Bulca'ya yazdığı o mektuptaki şu satırlarda evlenmekten kaçınanlardan söz ederken kendi geleceğini öngörmüş değil miydi?

    "Bu genel kurala uymayanlar çok azdır. Bunlar da ana kuralın kötülüğünden değil, tam tersi, bu güzel kurala uymaktan kendilerini önleyen nedenlerin tutsakları olduklarından, belki evlenmekten korktuklarından çok, karayazılı olanlardır."



Dipnotlar
19 SADİ YAVER ATAMAN, Atatürk Ve Türk Musikisi; Kültür Bakanlığı yyn., Ankara, 1991, s.70. 20CGRANDA,s.ll5. 21 İH.SEVÜK: s.20.
22 a.y.,s.29.
23 a.y.,s.35.
24 FAHRETTİN ALTAY: 10 Yıl Savaş (1912-1922) Ve Sonrası; İnsel yyn., İstanbul, 1970, s. 389.
25 ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR: Tek Adam - Mustafa Kemal, CM: 1922-1938; 2.basım, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1966, s.487-488.
26 SADİ BORAK: Öyküleriyle Atatürk'ün Özel Mektupları; Çağdaş yyn., İstanbul 1980,5.44.
27 Atatürk'ün Anıları, 1917-1919; s.36
28 Ş.S.AYDEMİR: C.III, s.487.
29 S.BOZOK:s.ll0.
30 F.ALTAY: s. 403.
31 a.y.,s.389-390.
32 HALDUN DERİN: Çankaya Özel Kalemini Anımsarken, 1933-1951; Tarih Vakfı Yurt yyn., İstanbul, 1995,; s. 88.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>