Tamer Bacınoğlu ve
Andrea Bacınoğlu


MODERN ALMAN ORYANTALİZMİ
Tamer Bacınoğlu ve Andrea Bacınoğlu, Modern Alman Oryantalizmi



Kapak
İçindekiler
Sunuş
Önsöz
Yazarın Önsözü


Alman gözüyle Türkiye
- "İslâm düşmanlığı"mı, ırkçılık mı?
- Etnosantrik tarih romantizmi. "Uzman"ların efsaneleri
- "Etnisite", "etnik gruplar" ve ulus
- "Lâikler, Müslümanlar, Alevîler"
- "Müslümanlar", İslâm ve hilâfet
- Alman oryantalizminin gözüyle İslam ve Müslüman
- Alman oryantalizminin gözüyle Türk ve Türk kültürü
- Almanya ve "Kürt sorunu"
- Almanya ve PKK
Alman basınında Öcalan'ın tutuklanması ve Kürt sorunu
- 1. Kürtlerin tarihi
- 2. Abdullah Öcalan ve PKK'nın kuruluşu
- 2.1. PKK'nın örgütsel yapısı
- 2.2. Kürtlerin PKK ile özdeşleştirilmesi
- 3. Kürt kimliği ve Türk milliyetçiliği
- 3.1. Med-TV
- 3.2. Diskurs-Kendini yakmalar
- 4. Politik çözüm
- 4.1. Türkiye'ye çağrılar
- 4.2. Türkiye'nin tepkilerine yönelik tahminler
- 5. "Almanya'da Kürt protestoları"
- 5.1. Video görüntüleri
- 6. "Mütarekenin sonu"
- 7. Diplomatik temsilciliklerin işgali ve "gerginliği düşürme" politikası
- 8. PKK taraftarlarının eylemlerinden çıkarılan sonuçlar
- 8.1. "Kürtlerin Türkiye'ye sınırdışı edilmesi"
Almanya ve "Ermeni sorunu"

Sonuç
Kaynakça

www.1001Kitap.com





Almanya ve "Ermeni sorunu"


    Alman Federal Meclisi'ne bağlı "Bilimsel Araştırma Dairesi"nin hazırladığı Ermeni Raporu"nun basına sızdırılmasından sadece bir ay sonra Mülheim Protestan Akademisi, "Tarihin dayanılmaz yükü" başlıklı bir "soykırım" sempozyumu düzenledi. 981 8-10 Haziran 2001 günü bu kez Bad Boll Protestan Akademisinin benzer bir sempozyuma ev sahipliği yapacağı bildirildi. 982 Doğrudan kiliselere bağlı, finansmanı ise, devletçe toplanan kilise vergilerinden temin edilen kilise akademilerinin, "Kürt" ve "İslâm sorunu"ndan sonra, medya/politika ve üniversite çevreleriyle birlikte şimdi de "Ermeni sorunu"na eğilmeleri, Almanya'nın Türkiye gündeminin tepeden belirlendiğini bir kez daha gösteriyor.

    "Ermeni sorunu"nun Almanya'da ele alınış biçimi ve işlevi, bu konunun Fransa'da ya da ABD'de taşıdığı boyut ve yüklendiği işlevden oldukça farklıdır. Fransa ve ABD'nin aksine, Almanya'da bir Ermeni lobisi bulunmamaktadır. 983 Almanya'nın bir önemli farkı da, ülkede iki buçuk milyon Türkün yaşamasıdır. "Kürt" ve "İslâm sorunu"nda olduğu gibi, Alman çevrelerin "Ermeni sorunu"nda izledikleri politikanın da genel "yabancılar" (Türkler) politikası çerçevesinde belirlendiğini söyleyebiliriz. "Ermeni sorunu" ve "soykırım" iddiası, hem Türkiye'nin AB'ye girmeye ehil olmadığını, 984 hem de Almanya Türk toplumunun "ulusal azınlık" sayılamayacağını kanıtlama işlevi görmektedir. Zira "Türk ulusu yok, Türkiye'nin Türklerden, Kürtlerden, Ermenilerden, Müslümanlardan, Hristiyanlardan ve diğer azınlıklardan oluşan büyük bir toplumu" vardır. 985 Türkiye Cumhuriyeti'nin "kasıtlı olarak Kürt ve Ermeni kültürlerini ihmal ettiği" 986 iddiasıyla, Alman kamuoyundan "Ermenilerle aynı kaderi paylaşan Müslüman Kürtlere" sempati göstermesi istenilebilmektedir. Türk toplumunun ulusal bir azınlığa dönüşmesini önlemek amacıyla Türk ulusunun "yapaylığı"nı, "mozaikliği"ni kanıtlamaya çalışan çevreler, "soykırım" tezini gündemde tutmakla, Alman kamuoyunun ülkedeki Türklere karşı önyargılarını perçinlemektedir. Özellikle eğitim düzeyi yüksek Almanya Türkleri arasında "soykırım" tezini savunanların çoğalması, o nedenle doğal karşılanmalıdır. Zira egemen söyleme itiraz, karar mekanizmalarında yer edinilebilmesini imkânsız kılmaktadır. Bir başka ifadeyle, "soykırım" tezini sorgulayan bir Türkün, ne medyada, ne politikada, ne de akademi çevrelerinde iş bulması mümkündür. Politik kariyer yapabilen "Türk" kökenli bir Alman milletvekilinin şu tuhaf ifadesi bu gerçekler ışığında "anlayış"la karşılanmalıdır: "Ben iki soykırımdan sorumluyum: Bir Alman olarak Yahudi soykırımından, menşei Türk olan biri olarak da Ermeni soykırımından". 987 Akademik kariyer yapabilen kürsü sahibi Almanya Türklerden biri "Ermeni soykırımını, "Kürt soykırımının öncüsü" ilân ederken, 988 bir diğeri, "Naziler Musevilere ne yaptıysa, Anadolu'da Ermenilere de o yapılmıştır" diyebilmektedir. 989

    "Ermeni sorunu"nun Alman yayıncılığında Musevî soykırımıyla karşılaştırılması, Musevî soykırımının -Türk karşıtı olduğu için- "ilerici" ve tehlikesiz bir biçimde göreceleştirilmesini sağlamaktadır. Musevî soykırımını göreceleştirme konusunda Alman aydınları arasında bir işbölümü yapıldığını söyleyebiliriz. Nitekim sağ görüşlü revizyonistler, Musevî soykırımını "Gulag katliamları"yla karşılaştırıp, Nazilere "Bolşeviklerin kötü örnek olduğu"nu iddia ederken, 990 "sol-liberal" görüşten Alman araştırıcılar, Musevî soykırımına, "Ermeni soykırımının öncü olduğunu savunmaktadırlar. 991 "Ermenilerin Auschwitz"i 992 "Türklerin Auschwitz yalanı" 993 gibi ifadelerle "iki soykırım arasındaki benzerlik" vurgulanmaktadır. Musevîlerin imha edildiği "gaz odaları"nı Türklerin icat ettiğini söyleyenler de vardır. 994 Balkanlar'daki "etnik temizlik"in ilk kez Türkler tarafından başlatıldığını öne süren Prof. Rainer Münz'e göre, Türkler "Adolf Hitler'i de ayartmışlardır". 995 "Türklerin işlediği katliamlar" arasında 1922-23 yıllarında "Rumların Anadolu'dan sürülmesi"ni de sayan Münz, Schröder hükümetinin kurduğu "Göç Komisyonu"nun üyelerindendir.

    Sözde "soykırım"ı belgelemek ve Musevî soykırımını göreceleştirmek amacıyla kullanmak, Ermenilerin "ırkî" nedenlerden ötürü katledildiklerinin "belgelenmesini gerektirmektedir. "Belge" bulunmaması sorun değildir. Zira amaç "kutsal"sa, belge fabrikasyonunda Alman yayıncılığı tecrübe sahibidir. Jöntürk'lerin "Türk ırkçısı" 996 oldukları yalanı, bir Alman coğrafyacıya ait "Ermeni sorununu ortadan kaldırmak için, Ermenileri ortadan kaldırmak gerekir" 997 sözü sadece on sene sonra "Abdulhamid'in bir bakanı"na 998 atfedilebilmektedir. Sahteliği bugün kimi Almanlar tarafından da itiraf edilen 999 meşhur (!) "Talat Paşa telgraflarının yanısıra, 1910'lu yıllarda bir Alman coğrafyacısının "temenni"siyken, 1930'larda sahip değiştirip Talat Paşa'ya "intikal" eden bu söz de, bugün "soykırım" tezinin delillerinden biri olmuştur.

    "Soykırım" efsanesini ayakta tutmak için, hem söz konusu olayların savaş şartlarında meydana geldiği olgusu karartılmakta, hem de emperyalist güçlerin Hristiyan tebaya maddî/manevî destek sağlayarak meşru idareye karşı isyana teşvik ettikleri gerçeği tamamen ihmal edilmektedir. Oysa Ermeniler arasında faaliyet gösteren misyon teşkilâtlarının, özellikle Protestan misyonerlerin Doğu Anadolu'daki kışkırtıcı etkinliklerinin bölgenin Hristiyan ahalisini dahi rahatsız ettiği bugün modern misyon literatüründe itiraf ediliyor. 1000 Bu durumdan o tarihlerde Canterbury Başpiskoposu dahi şikâyetçiydi, İngiliz başbakanına gönderdiği 25 Eylül 1925 tarihli mektubunda Başpiskopos şöyle diyordu: "Olan biteni inkâr etmek ya da görmemezlikten gelmek ahlaken mümkün değildir. Şöyle ki, o bölgenin Hristiyan ahalisini, kuvvetlerini bizimkilerle birleştirmeye teşvik eden, bunu yaptıkları takdirde, ebediyen acı çekeceklerini asla düşünmemelerini onlara söyleyen bizdik". 1001

    Bu mektuptan yıllar önce kimi gayrıresmî çevreler "Doğu'nun tehdit altındaki Hristiyanlarını kurtarmak" amaçlı bir operasyona Alman kamuoyunun desteğini sağlamak amacıyla aktif bir propaganda yürütmekteydiler. O tarihlerde "din kardesleri" için yürütülen propaganda metot ve içerik bakımından günümüzün "insan hakları" derneklerinin "etnik azınlıklar lehine" giriştiği kampanyalardan farksızdı. Güya bir Ermeni 20 Eylül 1895 tarihli mektubunda Avrupa kamuoyuna şu imdat çağrısını yapacaktı: "Sevgili kardeşim! Avrupa'yı en azından şu son olaylar hakkında bilgilendirin. Avrupa bizi kurtarmaya gelsin artık!...Kardeşim, lütfen bize yardım edin! Avrupalıların insanlık hislerine seslenin. Yüzyıllardır maruz kaldığımız barbarlığa rağmen milliyetimizi korumasını bildik. Suçumuz nedir? Tek suçumuz Hristiyan olmamız, özellikle de medenî ve namuslu insanlar olmamızdır." 1002

    Bu "imdat feryadı"nın yayımlandığı derginin baş redaktörü olan papaz Johannes Lepsius, Alman Ermeni yayıncılığının en güvenilir tanığı unvanına sahiptir. Postdam'daki villası şehir belediyesi, kilise ve Ermeni dostlarının işbirliğiyle bugün "Alman-Ermeni Araştırma ve Buluşma Merkezi"ne dönüştürülmek istenen 1003 Lepsius'un sözde bir "görgü şahidi" olarak bıraktığı kitaplar, günümüzde "soykırım" tezinin en önemli dayanaklarından birini oluşturmaktadır. Bugün kendisinden "insan hakları savunucusu" olarak söz edilen; Alman Protestan Kilisesi'ne göre, "Postdam'ın gururu" 1004 olan Lepsius'u birkaç kelimeyle olsun tanıtmakta fayda görüyoruz. Ünlü eski Mısır tarihi uzmanı Richard Lepsius'un (1810-1884) oğlu olan Johannes Lepsius (1858-1926) teoloji öğreniminden sonra önce Kudüs'te (1884), daha sonra Friesdoıfta (1887) papaz olarak çalıştı. Bu tarihten itibaren Lepsius'un tüm mesaisini Ermeni meselesine ayırdığını görüyoruz. Lepsius 1895'te "Alman Doğu Misyonu"nu (DOM) kurdu. 1005 "Osmanlı imparatorluğu'nda ezilen Ermenilerin durumunu incelemek amacıyla" 1897'de papazlıktan istifa etti ve Berlin'e yerleşerek DOM'un müdürlüğüne getirildi. 1006 Kuruluş amacı "Müslümanlar arasında incil'i yaymak" 1007 olarak belirtilmesine rağmen, DOM'un asıl faaliyeti, Osmanlı Imparatorluğu'ndaki -özellikle Protestan- Ermenilere "maddî ve manevî destek" sağlamaktı. Bir adı da "Ermeniler(e) Yardım Örgütü" olan DOM'un, Mezopatomya'daki "sevgi hizmetleri" (hastahane ve atölyeler) hem Protestan Ermenileri Almanya'ya "kazandırıyor", hem de "hayır hizmetleri"yle bölgenin Müslüman ahalisi nezdinde Almanya'nın itibarını yükseltiyordu.

    "Modern" bir Protestan olan Lepsius'un Ermeniler arasındaki faaliyetleri de, dinî olmaktan çok, politikti. Papazın amacı, Ermeniler arasında etkin olan Batılı ve Doğulu diğer Hristiyan güçlerin nüfuzunu kırmak, "pasta"dan Almanya'ya da pay koparmaktı. Zira Mezopotamya Lepsius'un ifadesiyle, "Almanya'nın Türkiye'deki menfaat alanı"ydı. 1008 Avusturya'yı "yıllardır Türkiye'de Alman ırkı için hiçbir şey yapmamak"la suçlayan 1009 Lepsius, Alman zenginlerinden yardım isterken, konunun "ruhanî" olmaktan çok, "dünyevî" bir programı olduğunu itiraf etmekteydi. Zira "millî menfaatleri savunmak, illâ hükümetlerin vazifesi sayılmamalıydı. 1010 incil'den çok, Türkiye'de Alman dilinin yayılması için didinen 1011 papaz, Kürt hastalara, özellikle aşiret ileri gelenlerine sunulan tıbbî hizmetlerin de bölgede Almanya'nın itibarını yükselttiğine işaret etmektedir. 1012 Bizzat kendi ifadeleri, papazın Alman menfaatlerinin bir elçisi olduğunu ele vermektedir. Rus diplomatlarından Mandelstam, Lepsius'un Türkiye'deki fonksiyonunu, "Ermenileri, Rusya'nın hazırladığı reform plânından vazgeçtirip Almanya çizgisine çekmek" olarak tanımlamıştı. 1013 Katolik Ermenilerin önde gelen simalarından Vardapet Grigoris Balakyan'a göre Lepsius, "Alman imparatorluğu'nun bir ajanı"ydı. Lepsius'un istanbul'u ziyaretinde Alman diplomatlarla sıkı bir işbirliği yapması, birçokları gibi Balakyan'ı da kuşkulandırmıştı. 1014 Balakyan'ın Lepsius hakkındaki düşünceleri, 3 Haziran 1921 günü değişti. O gün Berlin mahkemesi, Lepsius'un tanıklığından etkilenerek Talât Paşa'nın katili Teyliryan hakkında beraat hükmü verecekti. Duruşmanın "tanıklarından biri de Balakyan'dı. 1015

    Lepsius'un -olay mahalline adım atmadığı halde- "görgü şahidi" olarak kaleme aldığı ve bugün "soykırım" literatüründe "birinci elden kaynak" muamelesi gören kitaplarının ilki 1897, ikincisi 1916, üçüncüsü ise 1919 tarihlidir. "Ermenistan ve Avrupa. Hristiyan devletlere karşı suç duyurusu. Hristiyan Almanya'ya çağrı" 1016 başlığını taşıyan birinci kitap hakkında, Hans Barth, "papaz Lepsius'un pespaye romanı" ifadesini kullanır. 1017 Kitap, Türkler tarafından "diri diri yakılan; kolu bacağı kesilen yaşlı Ermeni papazlarının, "karnı süngüyle yarıldıktan sonra balta darbeleriyle parçalanan hamile Ermeni kadınlarının, "şişte kızartılan Ermeni bebekleri"nin öyküleriyle dolu -Barth'ın ifadesiyle- "bölüm başına elli ölü" içerecek tarzda sipariş üzerine kaleme alınmış adî bir roman örneğidir. 1018 Papaz'ın ikinci önemli "eser"i 1916'da bastırdığı "Türkiye'de Ermeni halkının durumuna dair rapor" başlıklı kitabıdır. 1019 Matbaasının adı, basım tarihi belli olan ve on binlerce adet dağıtılan kitabın üzerindeki "kopya edilmesi ve basında kullanılması yasaktır. Çok gizli" mührü dikkat çekmektedir. Gizli hiçbir yanı olmamasına rağmen kitabın böyle bir mühür taşıması, Türk devletine hakaret dolu kitabın, Osmanlı yönetimini rahatsız edeceğini bilen Berlin idaresinin bir tedbiri olması gerektiğini akla getirmektedir. Papaz'ın üçüncü ve son monografisi, "Almanya ve Ermenistan. 1914-1918" başlıklı olanıdır. Kitap, Alman Dışişleri Bakanlığı arşivinde 1914-1918 yıllarına ait Ermenilerle ilgili diplomatik yazışmaların bir derlemesidir. 1020 Lepsius, bu derlemeyi Alman Dışişleri Bakanlığının siparişi üzerine hazırlamış olup, "kitaba alınacak belgelerin seçimi, tamamen bana bırakıldı" demektedir. 1021 1913 ve Temmuz 1915 tarihli İstanbul seyahatlerinde olduğu gibi, 1022 papazın bu son eseri de Alman menfaatlerini korumak amacıyla sunduğu bir hizmettir. Savaşı kaybeden Almanya, galip güçlerin "Türkiye'de Ermenilere karşı Alman zulmü" 1023 propagandasını karşı atakla Türklere çevirmek amacıyla kurnaz bir metoda başvurmuştur. Papaz Lepsius'un seçtiği "diplomatik belgelerden beklenen, "Ermeni katliamlarının vuku bulduğu"nu, fakat bunun "sadece Türkler tarafından işlendiğini; "Alman subayların ise, biçare Ermenileri kurtarmak için ellerinden geleni yaptıklarını ispatlamaktır.

    Lepsius'un Türkler ve Osmanlı İmparatorluğu'nun "diğer Müslüman ahalisi" hakkındaki ifadeleri, İslâm dinine ilişkin tespitleri, papazın Türkiye'ye ne tür bir misyonla ayak bastığını açıkça göstermektedir. Musevî düşmanı ve ırkçı Alman milliyetçisi Paul Rohrbach'ın papazın yakın çalışma arkadaşı olduğu unutulmamalıdır. Nitekim Lepsius da, Alman biyolojik ırkçılığının mimarlarından sayılan Houston Steward Chamberlain'ın bir hayranıdır. 1024 Lepsius'a göre Alman İmparatoru, "İsa'yı temsil etmekte"; 1025 "Tanrı Almanya'nın yanında yer almaktadır". 1026 Zira Berlin'in dünya politikası, "Almanya'ya Tanrı tarafından verilmiş bir misyondur". 1027 Papaza göre, "Cermenler, Tanrı'nın seçilmiş halkıdır". 1028 Oysa İngiltere ve İngiliz basını, ahlâksızdır. 1029 "Kokan bir leşi andıran Türkiye'nin bir an önce son nefesini vermesini İngiltere önlemektedir." 1030

    Bugün "hümanist bir ilâhiyatçı" olarak anılan Lepsius, Anadolu'nun "ırk bileşimi"ni ele alırken, hakaret dolu sözler eder. "Kürtler" der, "bütün komşuları, özellikle de çiftçilikle geçinen Ermeniler ve Süryanîler için sürekli ve korkunç bir afettirler". 1031 "Kürtler, başıbozuk birer haydut sürüsüdür". 1032 "Türkiye çoban, Ermeniler koyun, Kürtler ise, sürüye girip koyunları parçalayan kurttur". 1033 Papaza göre, "bir başka haydut sürüsü de Lâzlardır". Lepsius, "Osmanlı nüfusu içinde, üç yüz elli bin haydut Laz (raeuberische Lasen) olduğunu tahmin ediyoruz" der. 1034 Osmanlı imparatorluğu'nun "etnik çeşitliliği" papazın kanaatince, "Osmanlı ulus devletinin yapaylığını göstermektedir. 1035 Lepsius'un Osmanlı devlet adamlarının "etnik" kökenine ilişkin tespitleri de, günümüzün "sol" ya da "liberal" etiketli Alman aydınlarının Türkiye değerlendirmelerini andırmaktadır: "Türkiye'nin önderleri kimdir? Nazım Paşa, Çerkez; Mahmud Şevket Paşa, Arap; Cavid Bey, Dönme; Karaso, Yahudi; Marodungiyan, Ermeni vs. Türkiye'de oturan ırkların tamamı Türk hükümetinde hazır ve nazır. Ve ne kadar anavatan varsa, o kadar da bağımsızlık, otonomi çabası, özel talepler, haset, kıskançlık, öç arzusu ve kavga var...Bir on yıl daha beklensin, Türkiye'den eser kalmaz." 1036 Papaz, Jöntürkleri, "aydınlanmadan etkilenmiş ateistler" olarak aşağılar. Jöntürkler aynı zamanda "İngiltere'nin himayesinde faaliyet gösteren Mason-Yahudi komplosunun piyonlarıdır". Nitekim "kurnaz Kamil Paşa, İngiltere'nin adamıdır ve Yahudi olduğu, burnundan bellidir". 1037

    Türkiye Lepsius'a göre "derin ırkî ve dinî tezatlarla dolu" bir ülkedir. Öyle ki, "İmparatorluk'a dışarıdan vurulacak her darbede önce Müslüman kütle dağılacaktır. Zira iki buçuk milyon Arap, iki milyon Şiî, bir buçuk milyon Kürt, Türkmen, Çerkez ve Laz, altı milyon Türk'e karşı ya düşmanca ya da kayıtsız bir şekilde durmaktadır...Türkler ise, üst tabakanın uyduruk Fransız kültürüne rağmen, beş yüz yıl önceki gibi barbar bir fetih halkından ibarettirler." 1038 Papaz'ın Türkler ve İslâm dinine düşmanlıkta, Martin Luther'in izinden yürüdüğü bugün Alman araştırmacılar tarafından da itiraf edilmektedir.' 1039 Lepsius'un sadece Haziran/Temmuz 1913'te kaleme aldığı "Türkiye mektuplarından birkaç alıntı yapalım: "Müslümanlar düşünmez"; 1040 "Müslümanın yaşam ideali, çalışmadan para kazanmaktır"; 1041 "Müslüman bir hükümetin amacı, halka faydalı olmak değildir"; 1042 "Müslümanlar, yasa önünde eşitliğin ne anlama geldiğini bilmezler. O yüzden şehir meclisinde Müslümanlar, Hristiyanların önünde oturur; köyün en cahili Kürt, şehrin en itibarlı Hristiyanından önde gelir". 1043 "Her iki dinin, yani İslâmın ve Hristiyanlığın ruhunu karakterize etmesi açısından şu husus kayda değerdir: Hiçbir Müslüman kadın ya da erkek, hastabakıcılığı kendisine yediremez. Bunun esirlerin ya da imansızların işi olduğu, Peygamber'in izleyicilerine yakışmadığı kanaatindedir. Altı kadın hastabakıcımızın tamamı Ermeniydi". 1044

    Türkiye'yi "kokan bir leş", Türkleri "barbar bir fetih halkı" ilân eden, "haydut Lâzlar"dan, "yağmacılığı din edinmiş Kürtler"den söz eden papazın Ermeniler hakkındaki tespiti farklıdır: "Ermeniler, Anadolu'daki her ırktan üstündürler". 1045 "Ermeni ıslahatı"nın Berlin versiyonunu temsil eden Lepsius'un sıradan bir "misyoner" olmadığını görüyoruz. Papaz her ne kadar, Ermenilerin dinî ihtiyaçları, sağlıkları ve "Müslümanlarla birlikte güven içinde yaşamaları" için çaba harcadığını öne sürüyorsa da, aslında "bağımsız bir Ermenistan" arzuladığını zaman zaman ağzından kaçırıyordu: "Ermeniler ulusal geleceklerini, daha büyük bir yaşam ve mal güvenliği gibi bir mercimek çorbası uğruna 1046 satacaklar mı?" 1047 O halde "çözüm, Türkiye'nin kısmen Avrupa tarafından yönetilmesidir". Zira "Türkiye halkları, Avrupa idaresinden büyük yarar sağlayacaklardır." 1048

    Günümüzün "iyi niyetli politik çözüm" önerilerinin köklü bir tarihi olduğunu, Lepsius'un satırlarıyla belgelemek mümkündür. Benzerlik sadece içerikte değil, söylemde de göze çarpmaktadır. Nitekim Türk düşmanı Lepsius, "Ermeni meselesinin çözümü"nü, "Türkiye'nin bütünlüğü açısından önemli" gördüğünü iddia etmektedir. "Ermeni meselesinin halli" için Almanya'nın müdahalede bulunması zorunludur. Zira "Almanya, Türkiye'nin yıkılmasından zararlı çıkacak tek güçtür. Her ne kadar Ermeniler haklı arzuları için şu ana kadar Almanya'dan bir destek görmemişlerse de, Ermeni katliamlarından bu yana Almanya'da kendilerine büyük sempati duyulmaktadır ve hiçbir halk, Ermenilerin sıkıntılarını dindirmek için Almanya kadar fedakârlık yapmamıştır...Alman devleti, Ermeni meselesinin çözümünün Türkiye'nin bütünlüğü için ne kadar önemli olduğunu biliyor." 1049 Almanya'nın idaresi ya da kontrolü altında bir Türkiye plânı gerçekleştiğinde, ülkenin Ermeni ahalisinin Almanya'ya üstün hizmetler sağlayacağı kesindir. Nitekim "her yerde Almanya'da okumuş ve mükemmel Almanca konuşan Ermenilerle karşılaşıyoruz" diyor papaz. "Gerek Ermeni Patrikhanesi'nde, gerek Taşnakların ana yayın organı Asadamart'ın redaksiyonunda Alman dili, Alman eğitimi ve Alman bilimi yüksek takdir görüyor; kültürel ve tabiî politik açıdan, Ermeni ve Alman menfaatlerinin daha sıkı irtibatından çok şey ümit ediliyor." 1050

    Alman kültürüyle yetişmiş ve Almanya'ya sadık Ermenilere "en az otonomi tanıyacak" ve "Avrupa güçlerinin idaresine geçecek" bir Türkiye düşüncesini Türk devlet adamlarının reddetmesi durumunda "doğacak vahim sonuçlar"ın sorumluluğu papaza göre Türkiye'ye ait olacaktır. Papazın 1913 tarihli bir tespiti, tehcir'in ne denli gerekli olduğuna dair bir belge niteliğindedir: "Ermeni reformlarının daha fazla sürüncemede bırakılması, Türkiye'yi bir yangın mahalline döndürecektir...Türkiye'nin kaderi bugün Ermenilerin elindedir. Zira sonucu belirleyecek savaş vuku bulduğunda, Türkiye Doğu kanadından, yani Rus-Ermeni sınırından istilâ edilecektir. Babıâli seçimini doğru yapmalıdır: Ermenistan Türkiye için ya kale ya da bir tuzak çukuru olacaktır - Türkiye hangisini dilerse." 1051 Savaş günlerinde Osmanlı devletinin cephe gerisini- papazın sadece üç yıl önce uyardığı - bir "tuzak çukuru"na dönüşmemesi için aldığı tehcir kararına papaz bu kez bir başka argümanla itiraz edecekti. Papaz, 10 Ağustos 1915 günü huzuruna kabul edildiği Enver Paşa'ya "Almanya'dan selâmlar ilettikten" 1052 sonra "becerikli ve çalışkan Ermeni ırkının Türkiye için arzettiği önem"e değinecekti. "Omuzları çökük, damarlarında yarı Arnavut kanı dolaşan ve bir kızı andıran çingene baronu..." şeklinde okuyucularına tasvir ettiği 1053 Enver Paşa'yı ikna edemeyen papaz, "çözüm"ü biliyordu: "Sadece Hristiyanların ve Ermenilerin değil, Müslümanların kurtuluşu için de Türkiye'nin yıkılması şarttır." 1054 Alman Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edilen ve Mülheim Protestan Akademisi'nde 17-19 Mart 1995 günleri arası düzenlenen "Jenozid'ten seksen yıl sonra Ermenistan" başlıklı bir konferansta da aynı arzu dile getirilmişti: "Nüfus bakımından da Ermenistan bugün çok zor bir durumdadır. Bugün Türkiye'de altmış milyondan fazla insan yaşıyor. Ermenistan'ın nüfusu ise, sadece üç milyondur. Ermenistan'ın bu zor durumdan kurtulabilmesi için tek çare, Türkiye'nin etnik gruplar itibarıyla bölünmesidir. Ülkenin bir kısmı Kürtlere, bir kısmı Lâzlara vs. verilmelidir." 1055

    Alman sosyal demokratlarını "İblis"le karşılaştıran Lepsius'un 1056 ölümünden sonra bu kez bir Alman sosyal demokratı "barbar Türkler"e karşı "mazlum Ermeniler"in safında yer alacaktı: Heinrich Vierbücher.

    Weimar Cumhuriyeti'nde "anti militarist" ve "sosyal demokrat bir aydın" olarak isim yapmış olan Vierbücher'in 1930 tarihli "Kayzer hükümetinin, Alman tebasından gizli tuttuğu (gerçek): Ermenistan 1915. Uygar bir halkın Türkler tarafından boğazlanışı" 1057 başlıklı kitabı, üzerinde durulmaya değer bir başka kaynaktır. Baskısı günümüzde sürekli yenilenen 1058 ve "soykırım" lobisinin referans olarak kullandığı 1059 bu kitabın, "dramı eksiksiz rekonstrükte" (1001 Kitap: baştan oluşturduğu) ettiği ve "sadece gerçeklere dayandığı" iddia edilmektedir. 1060

    Günümüzün Alman "soykırım" lobicilerinin ifadesiyle "hassas ve ince ruhlu" 1061 Vierbücher, "insanı hayran bırakan bir üslûp"la 1062 yazdığı, "mutlaka bilinmesi gereken gerçeklerle dolu" 1063 bu kitabında Türkler hakkında şu "gerçekler"i duyuruyor: "Türk halkı, asla medenî bir halk değildir. Türk'ün dili, bir zenci lehçesi seviyesindedir." 1064 Oysa Ermeniler, hem "oturdukları bölgenin en eski sakinleridirler", hem de "eski Ermenice -hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde Aryen bir dildir. Bu halkın bahtsızlığı, vatanında hiçbir zaman tek başına yaşayamamış olmasıdır." 1065 "Ermenilerle Müslüman komşuları arasındaki, -dönemin Alman oryantalistlerine göre, Ermenilerin "geçimsiz doğası"ndan kaynaklanan- çatışmalar, Vierbücher'e göre, "Ermeni halkının, kendi ırk özelliklerini korumak için gösterdiği çabanın doğal bir sonucudur". Kaldı ki, "Ermeniler kime uyum göstereceklerdi ki? Türk efendileri, yeryüzünün en bozuk, en sahtekâr yönetici sınıfıdır. Okuması, yazması olmayan, çilekeş, zavallı ve hantal bir köylü takımı, yöneticilerin sabırlı merkebi olan Türk halkına mı? Ermeniler gibi üstün zekâlı bir halkın bunlarla ne ortak yanı olabilirdi?" 1066

    Şu ana kadar tek bir araştırıcının dahi, Vierbücher'in ırkçı zihniyetini eleştiri konusu yapmamış olması, ilginçtir. Vierbücher'in -bir rivayete göre- Gestapo tarafından öldürülmesi, kendisini dokunulmaz kılmıştır. Oysa, Nazilerin kurbanları arasında ırkçı Almanlar da vardı. Örneğin Nazi döneminde Alfred Rosenberg'e hakaret ettiği gerekçesiyle mahkûm olan ünlü teolog Walter Künneth, Hitler rejiminin yıkılmasından sadece iki yıl sonra kaleme aldığı bir eserinde, Hitler'in "aslında bir Alman değil, Slav kökenli bir canî" olduğunu söyleyecekti. Bugün "Nazi muhalifi bir kahraman" olarak anılan Künneth'e göre, Adolf Hitler gibi, -"Nazi barbarlığının öncüsü" dediği Nietzche de "Slav kökenli"ydi. Bunların "gerçek Alman" olmadığı, Künneth'e göre, her ikisinin hem yüz hatlarından, hem de "barbarlıklarından belli"ydi. 1067

    En az bu "devamlılık" kadar ilginç olanı, Alman Ermeni yayıncılığının "dönemin ruhu"na (Zeitgeist) göre, geçirdiği evrimdir. Lepsius ve arkadaşlarının Türk düşmanlığı güdümlü Ermeni sempatisini bir tarafa bırakırsak, 1930'lu yıllara kadar Alman Doğu yayıncılığında Ermeniler lehine bir eğilim görülmemektedir. 1840'ta Osmanlı imparatorluğu'nu ziyaret eden Fallmerayer, "Ermeniler insan olarak bende olumlu bir izlenim bırakmadılar" der. 1068 Mordtmann'a göre, "sahtekârlık ve misafire soğukluk, Ermeni karakterinin en tipik özelliğidir". 1069 "Hilekârlık ve hinlik" Kari May'a göre de, "Ermeni karakterini temsil etmektedir. 1070 "Ermeni karakteri" üzerine bir başkası şunları yazıyor: "ister Rus, ister Alman olsun, onları yakından tanıyan biri, durumlarını ifade edecek sıfat bulmakta güçlük çeker. Kötü niyetli, sahtekâr, mağrur, kibirli, acımasızca sömüren, asalak, iki yüzlü insanlardır...Pjatigorsk yöresinden sağlam görüşlü bir Alman'dan şunu duydum: 'Fakir oldukları sürece Ermeniler, alçakgönüllü ve yılışık; zengin oldukları takdirde ise, küstah ve dayanılmaz insanlardır'. 1071

    Gerek dinî, gerek pasifist Alman yayıncılığı 1920'lerden itibaren, -Lepsius'un propaganda çalışmalarının da etkisiyle- kamuoyunda bu kez son derece "olumlu" bir Ermeni imajı yerleştirmeye koyuldu. Dinî yayıncılık Ermenilerin, "yeryüzünün en eski Hristiyan halkı" olduğu iddiasını vurguluyordu. Tarihî gerçeklerle çelişen bu şaibeli iddiayı günümüz Alman yayıncılığı da sürekli kullanmaktadır. 1072 Seküler yayıncılık ise, Ermenilerin -komşularının tersine (!)- "uygar bir halk" (Kulturvolk) olduğu tezini işlemektedir. Bu iki iddianın sentezine de rastlamaktayız: "En eski Hristiyan uygar halk." 1073 Yukarıda adı geçen Vierbücher'in Türk düşmanı kitapçığının başlığı "Uygar bir halkın Türkler tarafından boğazlanışı"dır. "Uygar halk"tan kastedilen, "uygarlık alanında yaratıcılık yeteneğine sahip halk"tır ve Alman patentli ırk teorilerine göre, sadece "Aryen"ler bu ayrıcalığa sahiptir. O halde, Ermenilerin "Aryen" (Indogerman) kökenli bir halk oldukları ispatlanmalıydı. 1074

    Nasıl bugün sözde bilimsel dil şemalarıyla Kürtçeyle Almancanın akrabalığı kanıtlanmaya çalışılıyorsa, benzer bir metotla "Essabalian" adında biri Ermenicenin Almancayla akraba bir dil olduğunu göstermeye çalışmıştı. 1075 Ne var ki, Nazi ırk kuramına göre dahi "Aryen dil" mutlaka "Aryen köken" anlamına gelemeyeceği için, "fizikî kanıtlar"a ihtiyaç vardı. Bu "kanıt"lardan biri, bir Yunan efsanesine göre, "Ermenilerin tıpkı ilk Aryenler gibi sarışın olduklarıydı. 1076 Tek sorun, yaşayan Ermeniler arasında sarışın olanlara pek rastlanmamasıydı. Essabalian bu "problem"i, "Ermenilerle Bayernli'ler, Güney Tirol'lular ve Güney Fransızları arasındaki şaşırtıcı benzerlik"e işaret ederek çözüyor. Yazar bu tespitinin ardından, Ermenilerin kafatası endeksi, saç ve göz rengi hakkında, "Aryenlik" tezini doğrulayacak "bilgi"ler veriyor: "Ermenilerle Orta Avrupalılar arasındaki bu tipolojik benzerlik, soy akrabalığı sonucunu vermiyor mu? Eski Ermenicenin Aryen bir dil olduğunu da unutmayalım." 1077

    Bu tür iddialar Alman "ırk bilimcileri"ni ikna etmekten uzaktı. Onlara göre Ermeniler, gerçi "Aryen" bir dil konuşan, fakat "ırken güçlü Samî unsur içeren melez bir Ön Asya halkı"ydı. 1078 Şaşırtıcı olanı ise, "dil ile kökenin her zaman örtüşmeyebileceği"ni vurgulayan Alman ırk kuramcılarının Brockhaus için kaleme aldığı "Ermeni" maddesinin, adı geçen ansiklopedinin savaş sonrası edisyonlarında tamamen "biyolojik" bir içerik kazanmasıdır. Nitekim Brockhaus'un Nazi dönemi baskılarında "Indo-Cermen bir dil konuşan melez bir ön Asya halkı" olarak tanımlanan Ermeniler, aynı ansiklopedinin 1970'li yıllarda "yenilenen" baskılarında "Indo-Cermen kökenli bir Ön Asya halkı"na dönüşmüştür. Nazi dönemi sonrası baskılarda, Ermenilerin "yüzyıllar süren yabancı tahakkümüne rağmen kültürlerini, dillerini ve dinlerini korumayı başarmış" 1079 olmakla övülmeleri, bir başka ilginç yeniliktir. Nazi ırk kuramcılarının bile düşmediği, dil "akrabalığından "soy akrabalığı" çıkarma yanlışına çağdaş Alman yayıncılığında rastlanması, düşündürücüdür. Bu garip gelişmeden sadece Doğu Alman ansiklopedileri etkilenmemiştir. 1080

    Nazi döneminde faaliyet gösteren Alman Ermeni dostlarının en önemli uğraşlarından birisi de, Ermenilerin "tipik Musevî özellikleriyle ilgilerinin olmadığı"nı kanıtlamaktı. Örneğin Vierbücher, Ermenilerin "tipik ticarî becerileıf'ni övüp, "Türklerin kurnaz Ermeniler tarafından istismar edilen ahmaklığı"yla alay ederken, 1081 Essabalian "Ermeni karakterinde, Almanya'nın yeni egemenlerinin hoşuna gidecek özellikler keşfediyordu: "Ermeniler eskiden olduğu gibi, bugün de yaratan/emeğiyle yaşayan bir halktır (schaffendes Volk)...Onlar asla tacir bir halk olmadılar...Ticarî becerilerini onların diğer tüm yetenek ve başarılarının üstünde tutmak, Ermenilere yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Tüccar ruhu, asla Ermeni karakterine ait bir özellik olmamıştır." 1082 Weimar dönemi pasifisti Vierbücher, Ermenilerin "asla savaşçı bir halk olmadığı"nı söylüyordu: "Parlak bir zekâyla birlikte, Ermenilerin tamamen savaş karşıtı yaşama azmi, Küçük Asya'nın en üstün öğretmen, hekim, tercüman ve tacirlerinin Ermeniler arasından çıkması sonucunu doğurmuştur." 1083 Halbuki Essabalian, Ermenilerde, dönemin ruhuna uygun olan özelliği keşfetmişti: "Ermeni halkı her şeyden önce, asker bir halktır. Bu halkın yüzyıllar boyunca girdiği destansı savaşlar, bu hususta her yorumu gereksiz kılar. Ermenilerin bu savaşçı özelliği, Ermenilere komşu halkların tarihinde de ifadesini bulmaktadır." 1084 Bu tür Nazi rejimine yakınlaşma çabalarının ne ölçüde "olumlu" sonuç verdiğini bilmiyoruz. Alman "ırk bilimi"nin Ermeniler hakkındaki "teşhis"i değişmeden sürdü: "Ön Asyalı melez bir halk." Ewald Banse'ye göre Ermeniler, "Kürt kabileleri arasında açık ten renginin bozulmasına yol açmışlardı. 1085 Ermenilerin, Batı etnolojisinde, siyasî konjonktüre göre farklı değerlendirmelere tabi tutulduğu tek halk olmadıklarını belirtmek gerekir. 1086

    II. Dünya Savaşı'ndan sonraki dönemde, özellikle 1970'li yıllarda azgınlaşan "yabancı (Türk) düşmanlığına paralel biçimde, "Ermeni sorunu"nun Alman yayıncılığında yeniden keşfedildiğine tanık oluyoruz. Bu dönem Türklerin Almanya'dan "püskürtülmeğini amaçlayan resmî (yasal/kurumsal) ve "gayrıresmî" (Neonazi saldırılar) ırkçılığın Almanya'da günlük yaşamın bir parçası olduğu yıllardır. Dikkati çeken bir başka gelişme, "tarihçiler tartışması" olarak bilinen, Musevî soykırımını görecelleştirme çabalarının artık entelektüel ve akademik çevrelerde kabul görmesidir. Dolayısıyla "Ermeni sorunu", hem köken ülkenin tarihini karalayarak, Almanya Türk'ünü ulusal kimliğinden uzaklaştırmayı plânlayan resmî çevrelerin, hem Alman faşistlerinin, 1087 hem de Musevî soykırımını "bayağılaştırmamı (Banalisierung) amaçlayan revizyonistlerin işine gelmiştir. Ermeni terör örgütü ASALA'nın Türk diplomatlarına karşı işlediği cinayetler, Alman medyasında Ermeni terörünün değil, "Ermeni soykırımı" iddiasının gündeme getirilmesine vesile yapılmıştır. Sağ muhafazakâr Alman revizyonistleri tarafından kâh "Asya türü eylem", kâh "Adolf Hitler ve bir avuç arkadaşının plânı" teorisi sayesinde "Slav kökenli ve Slav zihniyetli bir avuç delinin cinayeti" olarak bayağılaştırman Musevî soykırımının (Holocaust) eşsizliğini (Singularitaet), sol entelektüeller "Ermeni soykırımı" yalanıyla çürütmeye çabalamaktadırlar. Sözde ırkçılığa karşı mücadele veren Alman entelektüelleri -sağcı ve faşist Alman revizyonistleri gibi- sözde "Ermeni soykırımının "20. yüzyılın ilk soykırımı" olduğu teziyle, Türklerin Almanlara "öncülük" ettiklerini iddia ederken, sahteliğine bakmaksınız hâlâ Adolf Hitler'in "Bugün Ermenilerin imhasından kim bahsediyor ki?" sözünü "belge" olarak kullanabilmektedirler. 1088

    Musevî soykırımında Türklerin Almanlara sözde öncülük ettikleri yalanı, Almanya'nın en ünlü "Ermeni uzmanı" Tessa Hofmann tarafından çok daha tuhaf ayrıntılarla "zengin"leştirilmiştir. Bayan Hofmann'a göre, "gaz odaları"nı ilk kez Türkler kullanmıştır. 1089 Hofmann'ın her türlü belge ve bilimsel dayanaktan uzak bu komik tezinin jenozid araştırmacılarını şaşkına uğratması, makuldür. 1090 Sol ve sağ etiketli Alman yayıncılığının mümkün olduğunca çok soykırım arayışına çıkmasının, hangi nedenlerden kaynaklandığına kısaca değinmiştik. Aynı uzmanların etnik terör örgütüne karşı Türkiye'nin vermiş olduğu mücadeleyi de "soykırım" olarak nitelediğini daha önce görmüştük. "Ermeni sorunu" bağlamında, sık sık "Kürt sorunu"ndan da bahsedilmesi, Vierbücher'in "Türk'ün cinayet ruhu" 1091 tezine "hümanist" zırhlı (insan ve azınlık haklan) bir gerekçe ve meşruiyet kazandırmayı amaçlamaktadır. Irkçı bir içerik ve terminoloji taşımasına karşın, saygın Alman akademisyenlerinin tümü tarafından savunulan "cinayet ruhu" tezine Türkleri de inandırmayı arzulayan çevreler son zamanlarda görüşlerini destekleyen "Türk" araştırmacılar da bulabilmişlerdir.

    Weimar dönemi ırkçı ideologlarından sözde "pasifist" Vierbücher'in ve günümüzde aynı geleneği devam ettiren Tessa Hofmann'ın "cinayet ruhu" tezini savunan "Türk'lerden biri, siyasî mülteci olarak geldiği Almanya'da ırkçı literatürü okuma fırsatını iyi kullandığı anlaşılan Taner Akçam'dır. Akçam'ın gerek "Ermeni sorunu", gerek "Kürt sorunu" hakkındaki değerlendirmeleri, "ırk merkezli ulus" konseptini ve "farklı halkların barış içinde bir arada yaşamalarının imkânsızlığını öngören Alman ırk romantizminin doğal bir ürünüdür: "Bugün yaşanan, Anadolu'daki son iki Müslüman ulusun 1092 hesaplaşmasıdır. Yani büyük bir millî temizliğin yolunun açıldığı söylenebilir. Türkler, daha önce Hristiyanları yok etmek için kullandıkları Kürtlerle hesaplarını görüyorlar. Terör ve şiddet yoluyla Anadolu'da sadece Türklerden oluşan homojen bir ulus yaratılmaya çalışılıyor. Hristiyanların yok edilmesiyle başlanan ulus projesi, Kürtlerin ezilmesiyle tamamlanmak isteniyor...Bu durum, Türkiye'nin taşıdığı barbarlık potansiyelinin işaretini veriyor." 1093

    Akçam'ın "Ermeni sorunu"na ilişkin hiçbir yeni (orijinal) tezinin olmadığı görülüyor. Yazar 19. ve 20. yüzyıl Alman ırk romantizminin "Anadolu barbarlığı", "Türkün cinayet ruhu" gibi -uygar ülkelerde suç unsuru sayılan- ırkçı düşüncelerini -"güncel" örneklerle- tekrar ediyor. Akçam'ın "iki ulus" teorisi de, yeni olmayıp papaz Lepsius'dan da öncesine gitmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin dil ve sadakat temelli ulus anlayışını, -ilerici saydığı -Almanya'nın etnik ulus anlayışı penceresinden "eleştiren" Akçam'ın "Türkiye'deki etnik savaş"a ilişkin bilgileri de, kurucu üyeleri arasında Nazilerin de bulunduğu Göttingen "Tehdit Altındaki Halklar Derneği"nde kümelenmiş "Kürt uzmanı" Alman etnologların gezi notlarından aktarmadır.

    Taner Akçam'ın ırk romantizmi ürünü "ulus" ve "etnik hesaplaşma" tezlerinin "sol" ve "ilerici" Alman çevrelerinde kabul görmesinden de anlaşılıyor ki, günümüzün Alman "demokratları", şaibeli metotlarla sadece kendi tarihlerinin ayıbından kurtulmayı arzulamıyor, Orta Doğu toplumlarında yaşanan sosyal sorunları etnikleştirmeyi de amaçlıyorlar. Bu kirli operasyonun gerekçesi, "insan ve azınlık hakları" ve "kendi" tarihlerine "karşı sorumlulukları"dır.

Dipnotlar:
981. Hürriyet (Avrupa), 22.3.2001.
982. Amnesty International Almanya şubesinin 1/2001 tarihli "güncel bilgilendirme broşürü".
983. 1995 yılı sonu itibanyla Almanya'da yaşayan Ermenilerin sayısı 9202'dir. Eski Sovyet cumhuriyetlerinden gelen mülteciler, Almanya Ermenilerinin büyük bir kesitini oluşturmaktadırlar. Mülteci Ermeniler, Avrupa diasporası Ermenilerinin aksine, Türkiye aleyhine organize edilen "soykırım" etkinliklerine -şimdilik- ilgi göstermemektedir. Bir başka deyişle, "Almanya Ermeni lobisi" sadece birkaç yüz Ermeniden oluşmaktadır (Georg Hansen: Kleines Lexikon der ethnischen Minderheiten in Deutschland, a.g.e., s.28 v.d.).
984. Werner Weidenfeld: "Erweiterung ohne Ende?", Internationale Politik, 8/2000, s.7.
985. Andreas Bura: "Aufruf zur Eröffnung eines europaeischen Friedensdialoges: Die Zeit ist reif für eine politische Lösung", Network of the German Peace Movement'ın 3.2.1998 tarihli basın bildirisi
986. Dieter Obemdörfer: "Der Nationalstaat- ein Hindernis für das dauerhafte Zusammenleben mit ethnischen Minderheiten, Zeitschrift für Auslaenderrecht und Auslaenderpolitik, 1/1989, s.4.
987. Cem Özdemir: "Armenia", Le Provence, 3.11.1998.
988. Prof. Dr. Fikret Adanır'ın Müllheim Protestan Akademisi'nin düzenlediği Ermeni sempozyumunda verdiği konferanstan (Hürriyet-Avrupa, 24.3.2001).
989. Dr. Elçin Kürşat Ahlers'in sempozyum tebliği (Hürriyet-Avrupa, 25.3.2001).
990. Dan Diner (yayımlayan): tef der Nationalsozialismus Geschichte? Zur Historisierung und Historikerstreit, Frankfurt am Main 1993.
991. Tessa Hofmann: Die Armenier und Armenien, a.g.e., s.43; Gunnar Heinsohn: Lexikon der Völkermorde, s.80, Hamburg 1998.
992. Wolfgang Gust: "Wir werden euch ausrotten", Der Spiegel, 14/1992,5.158.
993. Tessa Hofmann: Die Armenier, a.g.e., s.40.
994. Tessa Hofmann: Die Armenier, a.g.e., s.43.
995. "Ethnische Saeberungen gehen weiter", Berliner Morgenpost, 14.7.2000.
996. Udo Steinbach: Die Türkei im 20. Jahrhundert, a.g.e., s.50.
997. Evrald Banse: Die Tı/rte/, a.g.e., s.197vd. 998. Heinrich Vierbücher: Amen/en 7975, a.g.e., s.49. 999. Klaus Kreiser: K/e/nes 7ürte/.Lexfton, s.139 vd, München 1991 1000. Robert Bilincoe: Ethnic Realities and the Church. Lessons from Kurdistan, s.35 v.d., Pasadena 1998.
1001. Aktaran Rudolf Strothmann: "Islam und orientalische Christenheit in der Gegenwart", 02, Nr.4,1928, s.248.
1002. Johannes Lepsius (yayımlayan): Der Christliche Orient, s.9, Berlin 1897.
1003. "Völkerverstaendigung in der Villa des Theologen Johannes Lepsius", Betliner Morgenpost, 31.5.2000.
1004. A.g.y.
1005. Deutscher Orient Mission.
1006. "Johannes Lepsius", Die Religion in Geschichte und Gegenwart. Handwörterbuch für Theologie und Religionswissenschaft, c.4, s.344, Tübingen 1929.
1007. Evangelistische Arbeit unter den Mohammedanern.
1008. Johannes Lepsius: "Briefe aus der Türkei", Der Christliche Orient und die Mohammedaner Mission. Monatszeitschritt derDeutschen Orient-Mission (CO/1913), 14. yıl, 1913, s.208.
1009. J. Lepsius: "Briefe aus der Türkei. 26.6.1913", CO/1913, s.126,128.
1010. A.g.y.
1011. "Briefe aus der Türkei. 28.6.1913", CO/1913, s.143.
1012. "Briefe aus der Türkei. 16.6.1913", C0,/1913s.204v.d.
1013. Andre Mandelstam: Das armenische Problem im Lichte des Völker- und Menschenrechts, s.115, Berlin 1931.
1014. Herman Goltz: "Die 'armenischen Reformen' im Osmanischen Reich", Johannes Lepsius und die Gründung der Deutsch-Armenischen Gesellschaft, 75 Jahre Deutsch.Armenische Gesellschaft. Festschrift, s.32, Mainz 1989.
1015. A.g.y.
1016. Johannes Lepsius: Armenien und Europa. Eine Anklageschrift wider die christlichen Grossmaechte. Ein Aufrufan das christliche Deutschland, Berlin 1897.
1017. Hans Barth: Türke, wehre dichl, s.14 v.d, Leipzig 1898.
1018. A.g.e., s.16.
1019. Johannes Lepsius: Bericht über die Lage des armenischen Volkes in der Türkei, Postdam 1916.
1020. Johannes Lepsius (yayımlayan): Deutschland und Armenien 1914-1918. Sammlung diplomatischer Aktenstücke, Postdam 1919.
1021. A.g.e.,s.VI.
1022. Johannes Lepsius: Der Todesgang des armenischen Volkes, s.V v.d., Postdam 1919.
1023. Scheich Faiz EI-Ghassein (?): Die Türkenherrschaft und Armeniens Schmerzgeschrei, s.32. Zürich 1918.
1024. Johannes Lepsius: Macnt und Sittlichkeit im nationalen Leben, s.36, Berlin 1902.
1025. A.g.e., s.32.
1026. A.g.e., s.33.
1027. A.g.e., s.36.
1028. A.g.e.,s.38.
1029. A.g.e., s.34 v.d
1030. J. Lepsius: "Briefe aus der Türkei. 26.6.1913", CO/1913, s.133.
1031. J. Lepsius: "Die Zukunft der Türkei", CO/1913/, s.52.
1032. A.g.y.
1033. A.g.y., s.81.
1034. A.g.y., s.54.
1035. A.g.y.
1036. "Briefe aus der Türkei. 11.6.1913", CO/1913, s.114.
1037. J. Lepsius: "Der Zusammenbruch der jungtürkischen Herrschaft", CO/1912, s.123.
1038. "Die Zukunft der Türkei", CO/1913, s.55.
1039. Uwe Feigel: Das evangelische Deutschland und Armenien. Die Armenierhilfe deutscher evangelischer Christen seit dem Ende des 19. Jahrhunderts im Kontert der deutsch-türkischen Beziehungen, s.324, Göttingen 1989.
1040. "Briefe aus der Türkei. 11.6.1913", CO/1913,113.
1041. "Briefe aus der Türkei. 15.6.1913", CO/1913, s.188.
1042. A.g.y., s.189.
1043. A.g.y.,s.192.
1044. "Briefe aus der Türkei. 16.6.1913", CO/1913, s.205.
1061. Kitabı günümüzde pazarlayan yayınevi sahibi Helmut Donat'ın kitap için kaleme aldığı sonsöz (s.90).
1062. Günümüz sosyal demokratlarından Prof. Hans Wehberg'in değerlendirmesi (kitabın önsözünden).
1063. Prof. Walter Fabian'ın kitabın 1985 yılında yapılan baskısına yazdığı önsözden (s.VIII).
1064. Heinrich Vierbücher: Armenien 1915, a.g.e., s.31.
1065. A.g.e.,s.32.
1066. A.g.e., s.33
1067. Walter Künneth: Dergrosse Abfall, Einegeschichtstheologische Untersuchungder Begegnung zwischen Nationalsozialismus und Christentum, s.42 v.d., Hamburg 1947.
1068. Jakob Philipp Fallmerayer: Fragmenteausdem Orient, s.140 v.d., München 1963.
1069. Daniel Friedrich Mordtmann & Franz Babinger: Anatolien, s.489, Leipzig 1925.
1070. Karl May: "Der Haendler von Serdescht", Auf fremden Pfaden, s.199, Bamberg 1952.
1071. Albrecht Wirth: Vorderasien und Aegyten, a.g.e., s.144.
1072. Wolfgang Gust: Der Völkermord an den Armeniern, a.g.e.; Tessa Hofmann: Armenier und Armenien, a.g.e. (kapak tanıtımı).
1073. Tessa Hofmann: Armenier und Armenien, a.g.e. (kapak tanıtımı).
1074. Heinrich Vierbücher: Armenien 1915, a.g.e., s.32.
1075. Essabalian: Das armenische Volk im Wandel der Jahrhunderte, s.8 v.d., Wien 1939.
1076. A.g.e., s.13.
1077. A.g.e., s.12.
1078. "Armenier", Meyer's Conversationslexikon, c.1, s.312, Hilburgshauen 1843; "Armenier", Brockhaus Konservationslexikon, c.1, s.901, Leipzig 1928; "Armenier", Volksbrockhaus, s.30, Leipzig 1943.
1079. "Armenier", Dergrosse Brockhaus, c.1, s.354, Wiesbaden 1977 (ve daha sonraki baskılar).
1080. "Armenier", Meyers neues Lexikon, c.1, s.487, Leipzig 1972.
1081. Heinrich Vierbücher: Armenien 1915, a.g.e., s.34.
1082. Essabalian: Dasarmenische Volk, a.g.e., s.66.
1083. Heinrich Vierbücher: Armenien 1915, a.g.e., s.34.
1084. Essabalian: Das armenische Volk, a.g.e., s.66.
1085. Ewald Banse: Die Türkei, a.g.e., s.200.
1086. Örneğin "Japon ırkı"na, Batılı etnolog ve tarihçiler tarafından -günün politikası gereği -kimi kez "olumlu", kimi kez de "olumsuz" sıfatlar yüklenmiştir (Rotem Kowner. "'Lighter than yellow, but not enough'. Western discourse on the ,Japanece Race', 1854-1904", The Historical Journal, 1/2000,5.103-131.
1087. Alman Neo-Nazileri, "liberal" Alman basınından alıntılarla, zaman zaman "Türk barbarlığı"nı ve "Türklerin Ermeni soykırımı"nı ele almaktadırlar ("Die Tragödie der Armenier. Ungesühnter Völkermord", DNZ, 7.5.1999).
1088. Wolfgang Gust: Der Völkermord an den Armeniem, a.g.e.,s.302.
1089. Tessa Hofmann: "Verfolgung und Völkermord", Armenier und Armenien, a.g.e, s.28.
1090. Leo Kupper: Genocide: Its Political ilse in the Twentieth Century, s.110, Yale University Press 1981; Daniel Jonah Goldhagen: Hitler's Willing Executioners. Ordinary Germans and the Holocaust, s.414, New York 1996.
1091. Heinrich Vierbücher: Armenien 1915, a.g.e., s.49.
1092. Akçam, "ırk merkezli" Alman "ulus" felsefesi uyarınca, "farklı ırklara mensup" oldukları gerekçesiyle "Türk" ve "Kürt uluslarından söz ediyor.
1093. Taner Akçam: "Wir Türken und Armenier. Plaedoyer für die Auseinandersetzung mit dem Massenmord", Armenier und Armenien, a.g.e., s.43.

<< Önceki Sayfa - Sonraki Sayfa >>
Modern Alman Oryantalizmi - Ana Sayfa