Tamer Bacınoğlu ve
Andrea Bacınoğlu


MODERN ALMAN ORYANTALİZMİ
Tamer Bacınoğlu ve Andrea Bacınoğlu, Modern Alman Oryantalizmi



Kapak
İçindekiler
Sunuş
Önsöz
Yazarın Önsözü


Alman gözüyle Türkiye
- "İslâm düşmanlığı"mı, ırkçılık mı?
- Etnosantrik tarih romantizmi. "Uzman"ların efsaneleri
- "Etnisite", "etnik gruplar" ve ulus
- "Lâikler, Müslümanlar, Alevîler"
- "Müslümanlar", İslâm ve hilâfet
- Alman oryantalizminin gözüyle İslam ve Müslüman
- Alman oryantalizminin gözüyle Türk ve Türk kültürü
- Almanya ve "Kürt sorunu"
- Almanya ve PKK
Alman basınında Öcalan'ın tutuklanması ve Kürt sorunu
- 1. Kürtlerin tarihi
- 2. Abdullah Öcalan ve PKK'nın kuruluşu
- 2.1. PKK'nın örgütsel yapısı
- 2.2. Kürtlerin PKK ile özdeşleştirilmesi
- 3. Kürt kimliği ve Türk milliyetçiliği
- 3.1. Med-TV
- 3.2. Diskurs-Kendini yakmalar
- 4. Politik çözüm
- 4.1. Türkiye'ye çağrılar
- 4.2. Türkiye'nin tepkilerine yönelik tahminler
- 5. "Almanya'da Kürt protestoları"
- 5.1. Video görüntüleri
- 6. "Mütarekenin sonu"
- 7. Diplomatik temsilciliklerin işgali ve "gerginliği düşürme" politikası
- 8. PKK taraftarlarının eylemlerinden çıkarılan sonuçlar
- 8.1. "Kürtlerin Türkiye'ye sınırdışı edilmesi"
Almanya ve "Ermeni sorunu"

Sonuç
Kaynakça

www.1001Kitap.com





8. PKK taraftarlarının eylemlerinden çıkarılan sonuçlar

    PKK taraftarlarının Almanya'daki arbedelerinde, meselenin aslında "Kürt azınlığın arzuları" 871 olduğunda, yorumcuların tümü hemfikirdir. Federal içişleri Bakanı Schily (SPD "Almanya'da yaşayan Kürtler"e, "şiddete dayanan bir tarz, davanıza hiç yarar sağlamaz" demektedir. 872 SPD milletvekili Zapf, "Türkiye artık demokratik Kürt partileriyle diyaloga girmelidir" talebinde bulunmakta, "Avrupa Birliği...Türkiye'deki sorumlularla sıkı bir işbirliği içinde çatışmaya politik bir hâl çaresi bulmalıdır" çağrısı yapmaktadır. 873

    Hamburg Yabancılar Sorumlusu Günter Apel de (SPD), "Kürtler, Hamburg'ta davalarına duyulan sempatiyi yüzde yüz harcadılar" 874 dedikten sonra ilginç bir hususu vurguluyor: "Sürgün Kürtlerinin, yurtdışında, yurtlarındaki menfaatlerini temsil edecek dostlara ihtiyacı var". 875

    Münih Geschwister Scholl Enstitüsü'nde siyaset bilimci olarak çalışan Reşat (Reshat) Özkan, Süddeutche Zeitung'a: "Şiddete meyilli Kürt değil, gösteri yapan binlerce duygu yüklü Kürt tanıyorum" diyor. "Kaybı olan, intikam alacaktır. Ben şahsen SPD eyalet merkezinin işgal edilmesini her şeyden önce şunun için kınıyorum, zira SPD'nin Kürtlere belli bir sempatisi vardır". 876

CDU/CSU fraksiyonunun dış politika sözcüsü Karl Lammers, "şimdi mutlaka bir Avrupa/Amerika atağına geçilmelidir, zira Türk ordusuna ancak bu şekilde baskı yapılabilir" görüşündedir. 877

    Eski Dışişleri Bakanı Kinkel sükût-u hayale uğramıştır: "Öcalan için uluslararası bir mahkeme kurulması yönünde, uluslararası düzlemde bu kadar az çaba gösterilmiş olması, beni hayal kırıklığına uğratmıştır". 878

    Yeşil politikacılar "Almanya'daki Kürtleri teröre başvurmamaya" 879 çağırmış; fakat "her iki taraftan otuz bin insanın ölümüne ve milyonlarca sivil Kürdün yurtlarından sürülmesine yol açan acımasız, hunhar savaş düşünüldüğünde, 880 onların duygularını anlamak gerekir" 881 demişlerdir. Yeşiller'in Avrupa milletvekili Cohn-Bendit, Frankfurt Yunan temsilciliğini işgal edenlerle (polis) arasında arabuluculuk yaparken, işgalcilere, "Avrupa Parlamentosu nezdinde uluslararası bir Kürdistan konferansı, Alman Dışişleri Bakanlığında da bir Kürt delegasyonuna hearing imkânı verilmesi için çaba harcayacağına dair söz verdiği"ni söylüyor. 882 Öcalan'ın avukatı Britta Böhler 883 de bir "uluslararası Kürdistan konferansı" talep ediyor. 884 Aynı şekilde Yeşil politikacı Beer de, "Türkiye'de savaş - Politik bir çözüm için vakit geldi" adlı "diyalog" grubunun 885 kurucusu siyaset bilimci Büro ile birlikte, "Avrupa ülkelerinin, Kürt çatışmasına barışçıl bir çözüm aramalan gerektiği"ni belirtiyor. 886

    Michael Lüders de (Die Zeit) "Sorun"un "sadece PKK'yı Almanya'da yasaklamakla, şiddete başvuran Kürtleri sınırdışı etmekle çözülemeyeceği"nden emin. "Bu günlerdeki Kürt şiddeti gösteriyor ki; Kürt sorununun Avrupalılaşması durdurulamaz...PKK taraftarları, Ankara'nın Avrupa'dan baskı gelmediği takdirde çark etmeyeceğinden eminler". 887 Aynı derginin yazarı olan Theo Sommer de, "son taşkınlıklar" diyor, "her şeyden önce şunu kanıtladı: Kürt sorunu çoktan bir Avrupa sorunu olmuştur - tabiî büyük ölçüde özel bir Alman sorunu aynı zamanda...Anadolu'daki iç savaşın kendi topraklarımıza sıçramasını engellemek istiyorsak, -Ankara'daki hükümet, Kürt çatışmasını istediği kadar kendi 'iç sorunu' saymaya devam etsin- biz yerliler (Almanlar) mutlaka müdahale etmeliyiz". 888

    Die Welt muhabiri Evangelos Antonaros: "PKK'nın Öcalan'dan sonra siyasî önderi olan Cemil Bayık da, Avrupa'da şiddete başvurulmaması çağrısında bulunuyor" diyor. 889 Yazara göre, "Bayık Kürt televizyonunda, 'protestolarınızı demokratik çerçevede yapın!' demiş. 890 Wolfgang Koydl'ın "Kürt savaşçısı" 891 diye tanıttığı Bayık, "şiddetin Kürt menfaatlerine politik zarar verdiğinden yola çıkıyormuş. 892

    Turizmci Vural Öger de 893 Die Welt'e verdiği mülakatta: "Sadece tek bir çözüm var, barışçı bir çözüm... Uluslararası toplumun şimdi objektif bir şekilde sorunu ele alacağını umuyorum. Zira bu aynı zamanda bir Avrupa sorunu olmuştur" diyor. 894

    Stern dergisinin baş redaktörü Michael Maier, "Almanya Kürtlere yardım etmelidir" başlığı altında; "uluslararası devletler topluluğunu, Kürtlere özgürlük, onur ve kendi kaderini tayin edebilecekleri bir yaşam sağlamak için aktif olmaya" çağırıyor. 895 Bundan da öte, "Joschka Fischer öncelikli olarak 'Kürtlere otonomi' konusuna eğilmeli"ymiş. "Bu, hem Yeşillerin geleneğine son derece uygun bir angajman olur, hem de Almanya'ya ve Kürtlere fayda sağlar"mış. 896

    Frankfurter Rundschau'nun bayan yorumcusu Andrea Seibel kendi kendisine soruyor: "Acaba Kürtler, politik mücadelede arbededen, kendini yakmadan daha sivil araçların da var olduğunu nihayet öğrenecekler mi?" 897 Yazar, "işte o zaman Avrupa'nın sempatisinden emin olacaklardır" diyor. 898 Aynı gazetenin bir başka yazarına göre Avrupa şimdi girişimde bulunmak zorundadır: "Türk hükümeti ve özellikle de Türk subaylar sınıfı, eldeki bütün politik yollarla, (Kürtlerle) iç barışma, (Kürt kimliğini) tanıma ve (Kürtlere) eşitlik verme rotasına çark ettirilmelidir. Bu, geciktirilmeye tahammülü olmayan bir Avrupa görevidir". 899 Bu gazete, Avrupa Birliği'ne, "Balkan çatışmasında olduğu gibi davranması" çağrısı yapıyor: "Avrupa Birliği, caddelerindeki PKK şiddeti sayesinde, Kafkaslar'daki çatışmanın politik çözümünde yatan politik menfaatinin, Balkanlar'daki barış çözümlerinden daha küçük olmadığını öğreniyor" 900

    Münih "Kürdistan Merkezi"nden Memo Arıkan da aynı kanaatte: "Kosova konusundaki hareket tarzı Kürtlerde, Avrupa'nın insan haklarına riayet edilmesini sağlamak amacıyla başka ülkelere de askeri müdahalede bulunacağı umudunu doğurdu". 901

    "Tehdit altındaki halklar derneği" başkanı Tilman Zülch - Frankfurter Rundschau'da -"Balkanlar'daki hareket tarzının aynısı"nı talep ediyor, Nato ülkelerini, "çifte standartlı ahlâklarından ötürü eleştiriyor: "Arnavutların kıyımdan geçirilmesine karşı Kosova'ya müdahale ediyorlar, oysa Türkiye'ye silâh yolluyorlar". 902 Zülch, Federal Alman hükümetine ve Nato devletlerine, "Öcalan'la birlikte Türk ordusunun generallerini ve önde gelen Türk politikacılarını insanlığa karşı suç işlemekten uluslararası bir mahkemeye çıkarmaları"^ talep ediyor. 903 Zira "Türk ordusu da binlerce Kürdün katlinden, idamından, haksız yere hapse atılmasından, işkencelerden geçirilmesinden ve kaybedilmesinden sorumlu tutulmalıdır". 904

    SPD'nin dış politika sözcüsü Zöpel, Türkiye'de yaşananları Kosova'daki olaylarla karşılaştırırken, "ahlaken her ikisi de aynı şekilde değerlendirilmelidir, ancak Türkiye'yi tehdit etmek daha güçtür" diyor. 905

    PKK'nın Avrupa sözcüsü Mesgin Şen de "paralelliğe" işaret ediyor: "Savaş şimdiye kadar Kürdistan'da, dağlardaydı. Gelecekte (cephe) genişletilmek zorundadır...Savaştan söz ediyorum, Eski Yugoslavya'da, Kosova'daki gibi ya da İsraillilerle Filistinliler arasındaki gibi savaştan". 906

    TAZ'dan Jürgen Gottschlich, "dışarıdan yapıcı bir müdahale"yi "son derece acil bir zorunluluk" olarak görüyor: "Şimdi adım adım barış zemini hazırlanmak isteniyorsa, galiplerin mağlûplara kendilerini cömertçe göstermeleri gerektiğini Ankara'ya kuvvetle telkin etmekten daha önemli bir şey yoktur...Kürt azınlığının Kürt azınlık olarak tanınmaya hakkı olduğu, Ecevit'in ve onunla birlikte askerlerin kafasına sokulmalıdır. Bu kolay olmayacaktır...(Bunun için) gerekli otoriteyle devreye girecek bir güç varsa, o, ABD'dir...Avrupalılar bir şeyler yapmayı arzuluyorlarsa, belki State Department'a, sadece Kosova Arnavutlarının değil, Türkiye'deki Kürtlerin de kültürel hakları olduğunu hatırlatabilirler" 907

    Bonn "Kürdistan Enformasyon ve Dokümentasyon Merkezi"de, "politik ve barışçıl bir çözüm bulunması amacıyla Kürt sorunu hakkında uluslararası bir konferans düzenlenmesi" ve "Kürt sorununun bir Avrupa görevine dönüştürülmesi" çağrısı yapıyor. 908 Federal Almanya sathında "ilticacılarla ilgilenen" Pro Asyl 909 örgütü de 910 Almanya'nın Avrupa Birliği dönem başkanlığında "Kürt çatışmasına uluslararası konferans" düzenlenmesini talep etmektedir. Adı geçen örgüt "önümüzdeki eyalet içişleri bakanları konferansında, (Türkiye'ye) geri gönderilmeleri durumunda Kürtleri bekleyen tehlikelerin de görüşülmesi gerektiği"ni belirtmiştir. 911 Zira: "Aşağı Saksonya Eyaleti İlticacılar Konseyi'nin Türk İnsan Hakları Derneği (İHD) ile birlikte hazırladıkları bir dokümantasyonda, Türkiye'ye sınır dışı edilen on bir Kürdün tutuklandığı ve işkenceden geçirildikleri kanıtlanmıştır". Bu dokümantasyon, "Türkiye'de Kürtlere yönelik zulmün bireysel olmadığını göstermektedir". 912

    Udo Steinbach, Bild gazetesinde "genel bir analiz" sunuyor: "Federal Hükümet bütün bu meselede en büyük hatayı işlemiştir! Federal Hükümet Öcalan'ı istememekle, Öcalan konusunu Kürt sorununun çözümü yolunda bir stratejiye dönüştürme şansını tepmiştir. (Öcalan'ı alsaydık) onu mahkemeye çıkarırdık. Öcalan silâhlı mücadeleye son verdiğini açıklardı. Öcalan mahkûm edilirdi ve Almanya da Türkiye'ye bizde hukuk devletine değer verildiğini gösterirdi. Buna mukabil Türklerden, hukuk devleti ilkelerine daha fazla uymalarını talep edebilirdik". 913


8.1 "Kürtlerin Türkiye'ye sınırdışı edilmesi"

    Partilerin tümünden birçok Alman politikacı, "taşkınlıklar esnasında şiddet kullanarak suç işlemiş Kürtler"in cezalandırılması ve Türkiye'ye gönderilmesi gerektiği yönünde görüş bildirmektedir. Ne var ki, "Türkiye'deki insan hakları ihlâlleri", sınırdışı etme konusunda bir "problem"dir.

    Süddeutsche Zeitung'tan Wolfgang Koydl, "Türkiye" der, "bir hukuk devletinden çok, şaibeli avukatların cenneti kanuncu bir devlettir". 914

    Federal İçişleri Bakanı Schily (SPD), "tüm Kürt göstericileri ve yasak Kürdistan İşçi Partisi taraftarlarını şiddet eylemlerine katılmamaları konusunda uyarıyor. 'Ceza kanununu ihlâl edenler, sınır dışı edilebileceklerini hesaba katsınlar'diyor". 915 Ne var ki; yasaların sertleştirilmesi, "suç işlemiş olsalar bile, insanları ölüme ya da işkenceye yollamaya sevk etmemelidir". 916 Schily, "Türk meslektaşlarıyla sınırdışı edilenler için güvenlik garantileri verilmesini sağlayan bir mektup yazışması yürüten selefi Kanther'in tarzına bağlı kalacağını vurgulamaktadır". 917 Schily bir başka vesileyle, "kimseyi, hatta en ağır suçları işleyenleri bile, işkence ya da ölüme maruz kalabilecekleri bir ülkeye göndermeyeceğiz" demiştir. 918

    FDP genel sekreteri Westerwelle de, "suçluların kararlı bir biçimde Türkiye'ye gönderilmeleri" yönünde görüş bildirmiş, 919 fakat "Türkiye ile görüşmeler yoluyla, Kürt suçluları Türkiye'de dürüst bir yargılamanın beklediği, güvence altına alınmalıdır" demiştir. 920 Ayrıca Federal Hükümet de, Almanya'nın AB dönem başkanlığını, "Avrupalıların ortak bir tavır takınmasını sağlamak yönünde kullanmalıdır". 921

    Baden-Württemberg eyaleti İçişleri bakanı Schaeuble (CDU), "Türkiye ile devletler hukuku uyarınca anlaşmalar yapılarak, PKK taraftarlarına bu ülkede hukuk devleti kurallarına göre muamele edileceği garanti altına alınmalıdır" talebinde bulunmuştur. Zira "yargıçlar, bu insanların bedenlerinin ve yaşamlarının Türkiye'ye ayak basar basmaz tehlikede olacağından korkmaktadırlar". 922 CDU grup başkanı Rüttgers - Bild gazetesine verdiği bir mülakatta- "Türk meslektaşlarıyla, sınırdışı edilen hiçbir şahsa yurduna döndüğünde hukuk devleti kurallarına aykın muamele edilmeyeceğini garanti altına alan bir anlaşma yapan eski İçişleri Bakanı Kanther gibi, Federal Hükümet'in Türkiye ile devletler hukuku uyarınca anlaşmalar yapması"nı talep etmiştir. 923

    Bayern eyaleti İçişleri Bakanı Beckstein da(CSU) (suçluların) sınırdışı edilmeleri gerektiğini belirtmiş, fakat önce "Türkiye ile devletler hukuku çerçevesinde anlaşmalar yapılmasının şart olduğu"na işaret etmiştir. 924 Keza "Avrupa Polis Sendikası" başkanı Lutz da, hem (suçluların) Türkiye'ye sınırdışı edilmesi gerektiğini belirtmiş, hem de "Türkiye ile devletler hukuku çerçevesinde anlaşmalar" yapılması çağrısında bulunmuştur. 925

    Yeşiller (suçluların) Türkiye'ye sınırdışı edilmesine karşıdır. Yeşil milletvekili Beer, "(Bir Kürdü) Türkiye'ye sınırdışı etmek, o kişiyi ölüme göndermek demektir" diyor. Zira, "Türkiye'de işkence yapıldığı tescillidir"., 926 Tam tersi: "Almanya'da Kürtler. Türkler ve Almanlar arasında diyalog kurulmalı, Türkiye'de barış süreci kuvvetlendirilmelidir". 927

    PDS milletvekilleri sınırdışı uygulamasına kesinlikle karşıdırlar. Onlar, "Kürt sorununun çözümü için uluslararası politik inisiyatifler" talep etmektedirler. 928

    Die Zeit yazarı Sommer, "PKK aktivistleri suç işledikleri takdirde yasaların tüm sertliği onları bulacaktır - inkârı mümkün olmayan hukukî sebepler bulunmadığı takdirde bu, sınırdışı etmeye kadar varabilir" 929 dedikten sonra ekliyor: "Avrupa da artık nihayet Kürt sorununa eğilmek zorundadır". 930

    Stuttgarter Zeitung'tan Werner Birkenmaier "Kürtler ve şiddet - Ne yapmalı!" başlıklı yorumunda (PKK'lıların) sınırdışı edilip edilmeyecekleri konusunda sürdürülen tartışmayı âdeta özetliyor: "Türkiye'nin âdeti üzere Kürt azınlıklarına (metinde böyle) muamelesinde ölçü tanımadığı, Türk devletine karşı ajitasyona girişen Kürtlere ise haydi haydi (kötü) muamele göstereceği bilindiğinden, hâkim görüş, bu tür suçluların Türkiye'ye gönderilemeyeceği yönündedir. Bu ise, Almanya'da şu paradoks sonucu doğurmaktadır: Kürtler, Türk düşmanı şiddet eylemleriyle kendilerini ne denli ön plâna çıkarırlarsa, Türkiye'ye gönderilmekten o derece korunurlar". 931

    Alman politikacılarının ve gazetecilerinin konuya ilişkin ifadeleri, şu hususta hepsinin hemfikir olduğunu gayet açık bir biçimde ortaya koyuyor: Türkiye'de insan hakları ayaklar altına alınmakta, işkence yapılmaktadır; sınırdışı edilecek olanların bedenleri ve yaşamları tehlikededir; Türkiye bir hukuk devleti değildir. En sağdan (CSU) en sola (PDS) Alman politikacılarının tümü bu görüştedir. O nedenle (Türkiye ile) "devletler hukuku çerçevesinde anlaşmalar" yapılmalı; tabiî bu arada Avrupa düzleminde ya da uluslararası düzlemde "Kürt sorunu" için çözüm bulunmalıdır.


9. Alman politikacıların görüşme partneri olan "ılımlı Kürt temsilcileri"

    Alman Dışişleri Bakanlığı'nın bir sözcüsü Süddeutsche Zeitung'a, "Kürtlerin ılımlı temsilcileriyle zaten iyi temas içinde oldukları"nı söylemiştir. 932

    "Ilımlı temsilciler":

    1-Ali Ghazi (bazen Ali Homam Ghasi): Şah döneminde İran'ın Bonn'da sefaret müsteşarı; Öcalan'ın yakın dostu ve sırdaşı; "Kürtlerin Bismarck"ı 933 diye bilinen 1946 "otonom Kürt Cumhuriyeti"nin başkanı Muhammed Ghazi'nin oğlu; 1990 yılında Alman vatandaşlığına geçti; halen Bonn'da oturuyor. 934

    Bu şahıs, muhafazakâr Die Welt'te ve "sol liberal" Der Spiegel'de boy gösteriyor.

    - "Halkının ılımlı ve çağdaş bir temsilcisi" 935 olarak tanıtılıyor, "PKK üyesi olmadığı" iddia ediliyor. 936

    - "Geçtiğimiz yıllarda, Öcalan'ın görevlendirmesiyle kulisler ardında sık sık arabuluculuk" yaptığı söyleniyor.

    - "Birçok kez dönemin Başbakanı Kohl'e Öcalan'ın şahsî mesajlarını getirdim" diyor. 937

    - "En son 31.1.1999 günü Öcalan'la - Beyaz Rusya'dayken - teması" olmuş. 938

    "Ilımlı Kürt temsilci" Ghazi'den seçmeler:

    -"PKK uluslararası bir kitle hareketidir". 939

    - "Tam da Öcalan'a iltica hakkı tanıyacak bir ülke bulmuştuk. Birkaç gün içerisinde Öcalan o ülkeye seyahat edebilirdi". 940

    - "Öcalan İsviçre ya da Federal Almanya gibi bir modeli savunuyordu - Kürtlere otonomi imkanı tanıyacak güçlü federatif yapılara sahip merkezî bir devlet". 941

    - "Türkiye Kürtlere karşı savaşırken, Kürt köylerini ve kentlerini imha ederken dahi dünyanın ne düşündüğüne aldırmıyor". 942

    - "Öcalan duruşma gününe kadar sağ kalmaz. Bir yolunu bulup onu yok edecekler".

    - "Eğer saldırılar olursa, bunlar Almanya'ya ya da turistlere karşı olmayacak, düşmanı hedefleyecektir". 943

    - "Öcalan'ın, kendisini kaçıran korsanlar tarafından açıkça hakir duruma düşürülmesi, PKK aktivisti olmayan Kürtleri de ateşlemiştir". 944

    - "Ulusal davaları uğruna kendilerini yakan öfkeli Kürtler, başka şeyler de yapabilir".

    - "Kürdistan Merkez Komitesi Avrupa'daki, özellikle de Almanya'daki taşkınlıklara son vermek istiyor. Ben de hemşehrilerimden, misafirlik hukukunu istismar etmememelerini talep ediyorum. Kürtlerle olan dayanışmayı ateşe atamayız". 945

    - "İdam hükmü bir felâket olur. Ceza infaz edilmese dahi, Almanya'da binlerce kişinin öleceği hesaba katılmalıdır".

    - (PKK, şiddet eylemlerinden vazgeçmesi karşılığında, Bonn'dan bir takım taleplerde bulunuyor mu? sorusuna cevaben): "Parti, Öcalan'a dürüst davranılacağını, mahkemenin hukuk devleti kurallarına göre işleyeceğini güvence altına almak istiyor. PKK, Kürt çatışmasının ele alınacağı uluslararası bir mahkeme talep ediyor; bu konuda Federal Hükümet'in Ankara'ya baskı yapmasını bekliyor. Bonn bu hususta Kürt halkına borçludur...Şu ana kadar bir şey yapılmış değil. Fakat son karışıklıklar, durumun infilâka her an hazır olduğunu gösteriyor. Federal Hükümet şimdi harekete geçmelidir". 946


    2. Mehmet Tanrıverdi: "Almanya Kürt Toplumu" başkanı, "Avrupa Kürt Toplumu" (Euro-Kurd) genel sekreteri, sosyal demokrat ve Alman. 947 Muhafakazar Die Welt'e verdiği mülakatta Tanrıverdi'nin,

    - "Yirmi yıldır Almanya'da yaşadığı ve Kürt taraftarı politika yaptığı",

    - "Avrupa'daki bütün Kürtleri, şiddetten vazgeçmeye çağırdığı" belirtiliyor. 948

    Sözlerinden seçmeler:

    - "Kürtler, devleti olmayan bir halktır".

    - "Türkiye'de Kürtlere yapılmakta olan zulme karşı çıkan tek bir devlet yok dünyada".

    - "Özellikle Alman hükümeti ahlaken, ezilen bir halk grubunun menfaatlerini savunmakla kendisini yükümlü saymalıdır".

    - "Almanya Türkiye'yi, Avrupa normlarına uygun bir insan hakları politikası çizgisine çekmelidir".

    - "Schröder hükümeti, Kohl/Kinkel dönemindeki 'eleştirel diyalog'un dahi altına düşmüştür".

    - "Schröder; (Almanya'nın) AB dönem başkanlığında Kürtler için bir Avrupa inisiyatifi başlatacağına dair sözünü tutmamıştır".

    - "Türk seyahat acentalan ve dönercileri Türkiye'nin provokasyonlarını desteklememelidirler".

    - "Türkiye'deki Kürt partilerinin en radikali olan PKK'nın şiddetine mesafeliyiz. Fakat ana hedefte (onlarla) birleşiyoruz: Kürtlerin kendi devletleri olmalıdır; en azından demokratik hakları olmalıdır".

    - "Bu arada birçok Kürt, Öcalan'ın muhtemelen idam edilmeyeceğini seziyor. Türkiye, halkımızı ve kurtuluş hareketini bütünüyle maskara etmek hedefiyle onu sahneye çıkaracaktır. Buna karşı çok sayıda protesto (eylemi) olacak". 949

    -"Kürtlerin hakları için ben de, ileride caddelere çıkacağım, fakat barışçıl bir biçimde".


    3. Memo Arıkan: "Münih Kürdistan Merkezi"nde çalışıyor; Münih Yabancılar Meclisi üyesi; on yıldır Kürt dernekleri için kamuoyu çalışması yapıyor. 950 Arıkan'ın görüşlerine Süddeutsche Zeitung'ta yer veriliyor.

    Arıkan'dan seçmeler:

    - (Alman hükümeti'nin konuşabileceği bir Kürt partneri var mı? Sorusuna cevaben): "Bildiğim kadarıyla, Alman iç istihbarat dairesi ve taraflar geçen yıllar zarfında birbirlerini sık sık dinlediler. Son zamanlarda gerginliğin tırmanmaması, bu görüşmeler sayesindedir"

    - "Hadise ne Sayın Öcalan'la başlamış, ne de onunla bitecektir. Tabanda ve Alman kamuoyunda bize büyük sempati beslendiğini düşünüyorum".

    - "Şu an yerli halkın (Almanların) sadece 'biz size (Kürtlere) kızgınız' demekle yetinmemesi, 'biz sizin yurdunuzdaki insan hakları ihlâllerine de öfkeliyiz' demesi, Kürtler için çok önemlidir".

    - "Siz bana bizim bir Türk halkı olduğumuzu söylerseniz, ben bir Kürt olarak sizin tarafınızdan ezildiğimi hissederim". 951

    - "Kosova'daki hareket tarzı biz Kürtlerde, Avrupa'nın insan haklarını ikame için başka ülkelere de askerî müdahalede bulunacağı ümidini doğurmuştur". 952


    4. Abubekir Saydam: "Uluslararası Kürt İnsan Hakları Derneği" (IMK) Bonn bürosu şefi; "Frankfurt "uluslararası konsey"e bağlı "Kürt-Türk-Alman Diyalog Çalışma Grubu" elemanı. IMK 1991 yılında şimdiki başbakan Gerhard Schröder (SPD), Çevre Bakanı Jürgen Trittin (Yeşiller) ve Uta Zapf (SPD), Cem Özdemir (Yeşiller) gibi bir dizi ünlü şahsiyetin himayelerinde kurulmuş olup, 953 "öncelikli olarak, Kürtlerin insan haklarını savunmakta, ilticacılara yol göstermekte ve nezaret etmektedir". 954

    Saydam'dan seçmeler:

    - "Kürt sorunu çoktan beri artık Türkiye'nin kendi iç meselesi değildir. Avrupa Birliği, koordineli acil tedbirlerle, çatışmanın daha fazla tırmanmasını engellemek amacıyla Ankara'ya baskı yapmalıdır". 955

    - "Türkiye Avrupa Birliği'ne alınır ve daha önce demokratikleşme ve insan haklarına riayet gibi şartları yerine getirirse, Kürtler nihayet demokrasiyle tanışacaklardır". 956

    - "Esir alınan PKK şefinin dürüst bir şekilde yargılanmayacağından ve bunun yeni patlamalara yol açacağından korkuyorum". 957


    5. Gıyaseddin Sayan: PDS'in dış politika sözcülerinden; Berlin "Kürt Toplumu" ve "Kürt Merkezi" üyesi. 958

    Sözlerinden seçmeler:

    - "Kürt derneklerinde çok sayıda PKK taraftan ve sempatizanı vardır". 959

    - "Kürt kökenli bir milletvekili olarak arabuluculuk görüşmeleri yürütüyorum".

    - "Bir milletvekili olarak -Kürt olduğum için- Kürt toplumunda büyük saygınlığım var. Onları akıllı olmaya çağırırken, partilerle ve kurumlarla tartışırken, bu saygınlığımı kullanıyorum".

    - "Bazı şahıslar çok heyacanlı oluyor. Onlara diyorum ki: insanın kendisini yakması, aptallıktır, kimseye de bir yarar sağlamaz. Kürt davasının size ihtiyacı var. Kaldı ki, bu, sadece Kürt halkının düşmanlarını sevindirir". 960


10. Sonuç

    Alman basını ve politikacılarının PKK'ya ilişkin değerlendirmelerinde neyin amaçlandığı, daha "Kürtlerin tarihi" bölümünde açıkça görülmektedir. "Öteden beri", ve "özellikle de Türkiye Cumhuriyeti tarafından ezilen Kürtlerin acılarla dolu tarihi"ne yapılan göndermeler, kamuoyunda "merhamet" hisleri doğurmaya matuf olsa gerek. "Devleti olmayan halk" ya da "sağa sola dağıtılmış halk" 961 tanımlamalarının ifa etmesi gereken görev, Almanlara kendi tarihlerini, yani altı milyonu aşkın Musevînin imhası demek olan Holocaust'u hatırlatmaktır. Almanlar, özellikle sol kesim, kendilerine -buradan hareketle- , "ezilen", "devleti olmayan halklar"ın tümü için seferber olma hakkı ve görevi biçiyorlar. Yahudilerin acıları ve kaderiyle bu sözde "ezilen halklar" arasında yapılan mukayesenin doğru olup olmaması, hiç bir önem taşımıyor. Sürekli tekrarlanan "ezilen halk", "sağa sola dağıtılmış halk" tanımlamaları, söz konusu halklara sadece merhamet göstermeyi değil, aynı zamanda "Alman kolektif suç"undan bu halklar uğruna mücadele vermek için ahlakî bir gerekçe türetmeyi de hedefliyor. Muhafazakâr Die Welt'in "Kürtler, günümüz Türkiye'sinin Ermenileridir" saptamasından beklenen, Alman literatürünün demirbaş ifadelerinden biri olan "Ermeni soykırımı"yla "Kürtlerin kaderi" arasında kasıtlı olarak bir paralellik kurmaktır. Sonuçta bu da, Musevî Soykırımı'nın (Holocaust) benzersizliğini relative etmekten başka bir anlam taşımamaktadır.

    Alman basınının tümü -Türkiye haberciliğinde- Öcalan'ı Arafat'la, Kürtleri de Filistinlilerle karşılaştırmayı bir âdet hâline getirmiştir. Öcalan'ın "son derece kültürlü" bir insan olduğundan, kendisine günün birinde devletler arenasında rastlanabileceğinden söz edilmektedir. 962 Bunun da anlamı; "bugünün teröristi, yarının devlet adamı" parolası uyarınca, "Kürt davası"na angaje olmanın uzun vadede işe yarayacağıdır.

    "Dilde, geleneklerde ve edebiyatta kendisini gösteren Kürt kimliği"nin vurgulanması da Nazi döneminde "ırk"a ve "geleneklere (Brauchtum) atfedilen abartılı değeri akla getirmektedir, ilginç olan, "Kürt kimliği"yle "Türk kimliği"nin değil, "Türk milliyetçiliği"nin karşı karşıya getirilmesidir. Zira vurgulanmak istenen, "yukarıdan empoze edilen bütüncü/birlikçi Türklük ideolojisi", 963 bir başka ifadeyle Alman tanımı uyarınca, "kültürel kimlik"in - Nazi söylemiyle "ırk"ın (Volkstum) -yutulmasıdır. Burada esasen -kavramlar ters düz edilerek -Türk devleti, ırk- "çağdaş" Almancasıyla: Ethnie - prensiplerine dayanmamakla suçlanmaktadır (!). Tersine "Türk ulusal düşüncesinin Kürtleri yutmak, içinde eritmek istediği" belirtilmektedir. 964 Aynı anda -Alman bakış tarzını belgeler nitelikte- sürekli olarak Kürtlerle Türkler arasında etnik ayırıma gidilmekte, "birbirine ırken yabancı iki farklı etnik halk grubundan söz edilmektedir. 965 Frankfurter Rundschau'da "Türk adını reddeden, kendisine Kürt adı koyan genç bir Kürd'e ilişkin kaleme alınmış bir makale, bu bağlamda öğretici bir belge niteliğindedir. 966

    Türk devletinin, Türk ordusunun ve Türk ulusalcılığının "zalim" ve "gaddar" olduğu, Alman Türkiye haberciliğinin tümünde ifade edilen bir suçlamadır. Buna göre Türk devleti,

    1- "Kürtlerin içinde bulunduğu sefalet ve bedbahtlığın sorumlusudur: (haklı) isyanlar kanlı bir şekilde bastırılmıştır; 967 Kürtlere ülkenin güneydoğusunda her türlü eziyet reva görülmekte, köyleri imha edilmektedir". 968

    2- Türk devleti, "sert, uzlaşma bilmez tavrı" 969 ve "politik bir çözümü reddetmesi" 970 sebebiyle, PKK'nın ortaya çıkmasının sorumlusudur.

    3- Türk devleti, azınlık ve insan haklarına riayet edilmemesinin sorumlusudur.

    Tüm bunlar tarihsel boyut içinde ve günümüzde -sözde- belgelenmektedir. Almanya'da suç işlemiş PKK'lıların Türkiye'ye gönderilmeleri tartışmasında dahi, sürekli olarak sözde Türkiye'deki insan hakları ihlâlleri gündeme getirilip işlenmektedir. 971 Bu nedenle "Kürt arzularına kulak asması", "Kürtlere kültürel haklarını vermesi", "insan ve azınlık haklarını gerçekleştirmesi" ve "Türk devlet çatısı altında kültürel otonomi plânını gündemine alması" için Türkiye'ye baskı yapılması "öncelikli hedef" olarak dile getirilmektedir. 972 Bunun adı "politik çözüm"dür ve Alman yayıncılığı gibi, Alman politikacılarının tümü de bu konuda hemfikirdir.

    Adı geçen çevrelerin tamamının Öcalan için "dürüst bir mahkeme" 973 talebinde bulunmaları da, Almanya'da Türkiye'ye hangi gözle bakıldığını belgelemektedir. Türkiye'nin kendiliğinden "dürüst bir yargı" gerçekleştireceğine inanılmadığı ortadadır. Hamburg Doğu Enstitüsü müdürü Udo Steinbach'ın Bild gazetesine verdiği mülakatta söyledikleri, PDS ve Yeşiller'den CDU'ya tüm politikacıların ve sağ bulvar gazetesi Bild'ten muhafazakâr Frankfurter Allgemeine'ye, oradan sol eğilimli "tageszeitung"a kadar Alman gazetecilerin tamamının düşüncelerini özetlemektedir: "Öcalan hapse atılacak, belki işkence görecek. Fakat Türkler, uluslararası bir eleştiriden paçalarını kurtarmak için muhtemelen dürüst bir mahkeme için çalışacaklar". 974

    Türkiye hakkındaki bu değerlendirmelerin tabiî bir sonucu olarak -hangi görüşten olursa olsun- Alman politikacılarının ve gazetecilerinin tamamı, Almanya'nın, Avrupa'nın yahut "uluslararası toplum"un müdahalesini talep etmektedirler. 975 Şu da var ki; bu müdahaleye sadece "Kürtlerin Türkiye'de ezilmeleri" ya da "Türkiye'nin insan ve azınlık haklarını ihlâli"yle değil, aynı zamanda Federal Almanya'nın "güvenlik ve istikrar ihtiyacıyla da haklılık kazandırılmaktadır. Zira iddiaya göre Almanya, "Türkiye içi çatışmaların mümessil sahnesi olmuştur". 976 O halde sebeplerle, kökünde, yani Türkiye'de mücadele edilmelidir. 977

    Türkiye sadece (Almanya'daki) şiddetli taşkınlıkların köklerinin barındığı, -Alman politikacılarının ve basınının tamamına göre- "Kürtlere zulmeden" bir ülke olmayıp, aynı zamanda Öcalan'ın tutuklanmasına dair filmlerle "Almanya'da huzursuzluk yaratmaktadır". 978 Bu nedenle Türkiye'ye mutlaka baskı yapılmalıdır. Bu arada "Türkiye'ye acilen yapılması gereken son derece zorunlu baskı"yla Kosova'ya uluslararası müdahale arasında sürekli olarak benzerlikler keşfedilmesi, 979 kayda değer bir tutumdur.

    Türkiye'ye baskı talebi, Almanya'da "gerginliği düşürme" (Deeskalatiori) politikasıyla atbaşı gitmektedir. Bunun somut anlamı, Almanlara ya da Alman kurumlarına saldırmamaları için, suç işlemiş PKK taraftarlarına ya hafif cezalar verilmesi, ya da hiç ceza verilmemesidir. 980

Dipnotlar:
871. Adam: "Die Kurden und ihre Grenzen", a.g.y.
872. "Schily droht", a.g.y.
873. A.g.y.
874. "Apel: 'Es ist nur eine Minderheit der Kurden'", a.g.y.
875. Monika Kappus: "Nicht aile für wenige", FR, 19.2.1999.
876. "München und seine Kurden", a.g.y.
877. "Verlegene Fahndung nach dem goldenen Gedanken", FR, 19.2.1999.
878. "Kinkel raet...", a.g.y.
879. 'Schily droht...", a.g.y.
880. A.g.y.
881. A.g.y.
882. "Bei Cohn-Bendit sieht CDU rot", SZ, 19.2.1999.
883. Eski RAF üyesi olan ve Amsterdam'da çalışan Böhler hakkında Öcalan, İmralı duruşmaları sırasında, "bu kadın benim ne avukatım, ne de temsilcimdir" demiştir.
884. "Rechtswidriger Piratenakt", FR, 17.2.1999.
885. Bu grubun yayınları, Alman Protestan Kilisesi tarafından finanse edilmektedir (Mehmet Şahin: Türkei: Ausweg aus der Sackgasse. Zur friedlichen Lösung der Kurdenfrage, s.2, Idstein 1997).
886. "Europa vergab Friedenschance", a.g.y.
887. M. Lüders: "Warum die PKK...", a.g.y.
888. T. Sommer: "Die falsche Front", a.g.y.
889. Evangelos Antonaros: "Flügelkaempfe in der PKK, Die Welt, 19.2.1999.
890. A.g.y.
891. Koydl: "Ankaras billige Show", a.g.y.
892. Antonaros: "Flügelkaempfe...", a.g.y.
893. Vural Öger , Theo Sommer gibi, Alman-Türk Vakfı'nın kurucu üyesidir.
894. "Es gibt nur eine einzige, eine friedliche Lösung", Die Welt, 18.2.1999.
895. Maier: "Deutschland muss den Kurden helfen", a.g.y.
896. A.g.y.
897. Andrea Seibel: "Stunde der Wahrheit", Die Welt, 17.2.1999.
898. A.g.y.
899. "Kurden im Abseits", a.g.y.
900. "Stellvertreter Schauplatz", a.g.y.
901. "München und seine Kurden", a.g.y.
902. Edgar Auth: "Menschenrechtler...", a.g.y.
903. A.g.y.
904. A.g.y.
905. "Die Türkei muss...", TAZ, a.g.y.
906. "Die Kurden sind bereit...", TAZ, a.g.y.
907. Gottschlich: "'Deutscher Herbst' in der Türkei", a.g.e
908. Edgar Auth: "Menschenrechtler...", a.g.y.
909. Bu örgütün etkinlikleri , Alman Katolik ve Protestan Kiliseleri ile Almanya'nın en büyük sendikası olan DGB tarafından finanse edilmektedir (Mindesanforderungen an ein neues Asylrecht, s.29, Köln 1999).
910. Eva Weikert: "Pro Asyl verlangt Abschiebestopp", FR, 19.2.1999.
911. A.g.y.
912. A.g.y.
913. Steinbach: "Was wir erleben...", a.g.y.
914. Wolfgang Koydl: "Alles streng nach Gesetz", SZ, 20/21.2.1999.
915. "Drei Kurden in Berlin erschossen", a.g.y.
916. "Streit um Konsequenzen aus Kurden-Kravrallen", SZ, 19.2.1999.
917. "Die Türkei kündügt 'Reuegesetz' für Kurden an", Die Welt, 22.2.1999.
918. A.g.y., ayrıca bak.: Spiegel röportajı: "Klare Kanten zeigen", 22.2.1999, s.26.
919. "Opposition für Ausvreisung gevralttaetiger Kurden", FAZ, 19.2.1999.
920. A.g.y., ayrıca bak.: Bild am Sonntag, 21.2.1999, s.2 v.d.
921. "Opposition für...", a.g.y.
922. "Beschleunigte Verfahren gegen PKK-Anhaenger in Stuttgart", FAZ, 20.2.1999.
923. Bild am Sonntag, s.2.
924. "Opposition für...", a.g.y.
925. A.g.y.
926. A.g.y., ayrıca bak.: "Was soll mit den Straftaetern geschehen?", Hamburger Abendblatt, 19.2.1999.
827. A.g.y.
928. A.g.y.
929. Sommer: "Die falsche Front", a.g.y.
930. A.g.y.
931. Werner Birkenmaier: "Die Kurden und die Gewatt - Was tun?", Stuttgarter Zeitung, 19.2.1999.
932. "Bei Cohn-Bendit sieht CDU rot", a.g.y.
933. Ansgar Graw: "Vertrauter Öcalans: 'Wir hatten schon ein Asyl-Land gefunden" Die Welt 18.2.1999.
934. Spiegel röportajı: "Die PKK ist eine Massenbewegung", 22.2.1999, s.32 v.d.
935. Graw: "Vertrauer Öcalans...", a.g.y.
936. Graw: a.g.y.; Spiegel röportajı, a.g.y.
937. Graw: a.g.y.
938. A.g.y.
939. Spiegel röportajı, a.g.y.
940. Graw: a.g.y.
941. A.g.y.
942. A.g.y.
943. A.g.y.
944. Spiegel röportajı, a.g.y.
945. A.g.y.
946. A.g.y.
947. "Die deutsche Regierung drück sich vor der Verantwortung", Die Welt, 19.2.1908.
948. A.g.y.
949. A.g.y.
950. "München und seine Kurden...", a.g.y.
951. A.g.y.
952. A.g.y.
953. Auth: "Kurden und Türken...", a.g.y.
954. A.g.y.
955. A.g.y.
956. A.g.y.
957. A.g.y.
958. "Mitgefühl statt Stigmatisieruog", taz, a.g.y.
959. A.g.y.
960. A.g.y.
961. Bak. "Kürtlerin tarihi".
962. Bak. "Abdullah Öcalan ve PKK'nın kuruluşu".
963. Bak. "Kürt kimliği ve Türk milliyetçiliği".
964. A.g.y.
965. A.g.y.
966. A.g.y.
967. Bak. "Kürtlerin tarihi".
968. Prantl: "Kurden haben keine Freunde...", a.g.y.; bak. "Almanya'da Kürtproteatotan". 969. Bak. "Abdullah Öcalan ve PKK'nın kuruluşu".
970. Bak. "Politik çözüm".
971. Bak. "Kürtlerin Türkiye'ye sınırdışı edilmesi".
972. Bak. "Türkiye'nin tepkilerine yönelik tahminler".
973. Bak. "Türkiye'ye çağnlar".
974. Bak. "Türkiye'nin tepkilerine yönelik tahminler".
975. Bak. "PKK taraftarlarının eylemlerinden çıkarılan sonuçlar".
976. Bak. "Almanya'da Kürt protestoları".
977. Bak. "PKK taraftarlarının eylemlerinden çıkarılan sonuçlar".
978. Bak. "Video görüntüleri".
979. Bak. "PKK taraftarlarının eylemlerinden çıkarılan sonuçlar".
980. Bak. "Diplomatik temsilciliklerin işgali ve 'gerginliği düşürme' politikası".

<< Önceki Sayfa - Sonraki Sayfa >>
Modern Alman Oryantalizmi - Ana Sayfa