Tamer Bacınoğlu ve
Andrea Bacınoğlu


MODERN ALMAN ORYANTALİZMİ
Tamer Bacınoğlu ve Andrea Bacınoğlu, Modern Alman Oryantalizmi



Kapak
İçindekiler
Sunuş
Önsöz
Yazarın Önsözü


Alman gözüyle Türkiye
- "İslâm düşmanlığı"mı, ırkçılık mı?
- Etnosantrik tarih romantizmi. "Uzman"ların efsaneleri
- "Etnisite", "etnik gruplar" ve ulus
- "Lâikler, Müslümanlar, Alevîler"
- "Müslümanlar", İslâm ve hilâfet
- Alman oryantalizminin gözüyle İslam ve Müslüman
- Alman oryantalizminin gözüyle Türk ve Türk kültürü
- Almanya ve "Kürt sorunu"
- Almanya ve PKK
Alman basınında Öcalan'ın tutuklanması ve Kürt sorunu
- 1. Kürtlerin tarihi
- 2. Abdullah Öcalan ve PKK'nın kuruluşu
- 2.1. PKK'nın örgütsel yapısı
- 2.2. Kürtlerin PKK ile özdeşleştirilmesi
- 3. Kürt kimliği ve Türk milliyetçiliği
- 3.1. Med-TV
- 3.2. Diskurs-Kendini yakmalar
- 4. Politik çözüm
- 4.1. Türkiye'ye çağrılar
- 4.2. Türkiye'nin tepkilerine yönelik tahminler
- 5. "Almanya'da Kürt protestoları"
- 5.1. Video görüntüleri
- 6. "Mütarekenin sonu"
- 7. Diplomatik temsilciliklerin işgali ve "gerginliği düşürme" politikası
- 8. PKK taraftarlarının eylemlerinden çıkarılan sonuçlar
- 8.1. "Kürtlerin Türkiye'ye sınırdışı edilmesi"
Almanya ve "Ermeni sorunu"

Sonuç
Kaynakça

www.1001Kitap.com





Almanya ve PKK

    Kürtlere "dillerini konuşmayı dahi yasaklamakla suçlanan Türk devletinin, onları "devlet görevlerinden dışladığı" da iddia edilebilmektedir. Alman iç istihbarat servisinin "PKK" broşüründe, Abdullah Öcalan'ın subay olmak istediği, fakat Kürt kökenli olduğu için bu arzusunu gerçekleştiremediği yazılabilmektedir. 570 Bu durumda, PKK "gerçi terörist eylemlere de başvurmaktadır", fakat Türk devleti aslında "Kürtlere karşı savaşmaktadır". Türkiye'deki soruna "politik çözüm" önerilebilmesi için, PKK'nın Kürtlerle özdeşleştirilmesi şarttır. O nedenle 1995 Nisan'ında Hollanda'da kurulan "Kürt Parlâmentosu"nun PKK güdümlü bir oluşum olduğu Alman medyasında ancak 1998 yılında itiraf edilmeye başlanmıştır. Aynı "parlâmento", 1997 yılında "Kürtlerin seslerini duyurabilmek için başvurdukları diplomasi atağı"dır. 571 Esasen, Türkiye'de bir "Türk-Kürt çatışmasından söz eden çevrelerin, bu yolla PKK'yı "Kürtlerin temsilcisi" olarak gördükleri aşikârdır. Nitekim -İmralı'dan önce- PKK'ya verilen adlardan biri de, "Kürt bağımsızlık hareketi", 572 "Türkler" ise, "işkenceci uşaklardır. 573 Dolayısıyla PKK "serhildanları" "Kürt intifadası", Türk güvenlik güçlerinin PKK'ya karşı verdikleri mücadele de, "Kürt muhalefetinin sistematik imhası"dır. 574 "Kürt intifadası"nın sebeplerinden en önemlisi ise, Türk devletinin "insan onurunu hiçe sayan GAP projesidir". 575

    Bir başka ifadeyle, "Türkler Kürtlerin ölümcül düşmanları olup", 576 "imha seferlerinde ne yazık ki, Alman silâhları kullanmaktadırlar". 577 Oysa "Almanlar özellikle Irak Kürtleri arasında sevilmektedirler: "...Kürtler Alman yardımcıların ellerini öpüyor, Türk askerlerine ise kin dolu gözlerle bakıyorlar...Alman askerleri ve yardım elemanları da öfkeli". 578 İster Türkiye'de, ister Irak'ta yaşasınlar, Kürtler Alman yayıncılığının gözünde "Kürt düşmanı Türk ordusu"nun 579 "bir imha savaşı yürüttüğü" 580 etnik homojen bir grup, "rahatsız", 581 "sevilmeyen" 582 bir halktır. O yüzden "diktatör Saddam Hüseyin'in rejiminden kaçan bir Kürt avukat ya da ülkesinin ordusundan kurtulmak isteyen bir Türkiye Kürdü veya Mısır'daki radikal dincilikten kaçan bir Kıptî Hristiyan arasında fark yoktur". 583 Dolayısıyla "Türkiye; Kürtlerin sadece etnik kimliklerinden ötürü kolektif bir zulüm ve dışlamaya maruz kaldıkları bir işkencehanedir." 584 "Kürtlerin Türkiye'de maruz kaldıkları zulmü anlatmaya, 'etnik temizlik' kavramı bile asla yetmez." 585 O nedenle "Kürtlerle olan çatışma bir insan ve azınlık hakları sorunudur ve öyle muamele görmelidir". 586 Dönemin Alman Dışişleri Bakanı buna zaman zaman "politik çözüm" adını verir. 587 Bu durumda İstanbul tren istasyonunda dört Harp Okulu öğrencisinin ölümüne neden olan terör eylemi, "Kürtlerin Türk devletine cevabı"; Türk güvenlik güçleriyle PKK arasındaki çatışma, "seksenli yılların ortalarına kadar dilini dahi konuşması yasak olan Kürt halkının etnik hakları uğrunda verdiği mücadeledir". 588

    Alman yayıncılığı, "Türkiye'de Kürtlerin sırf etnik kökenlerinden dolayı zulme uğradıkları" teziyle Lozan'ı sorgulamakta, Sevr ise, "kaybedilmiş bir şans" olarak değerlendirilmektedir. Birlik 90/Yeşiller partisinden Federal Meclis milletvekili Cem Özdemir ve partili bir arkadaşına inanacak olursak, "Almanya'nın bir Sevr plânı yoktur" zira "o Almanya, Sevr'de masada bulunmuyordu." 589 Savaş mağlûbu Almanya'nın savaş galipleriyle aynı masada yer almamasını, savaş sonrası Almanya'sının Türkiye Cumhuriyeti'ne hayırhah hisler besleyen bir ülke olduğunun kanıtı olarak algılamak, sanırız en az "dost/düşman" kategorileri kadar irrasyonel bir yaklaşımdır. 1920'lerin Alman basınında Sevr'in eleştirilmesi, Türk ulusal hareketinin övülmesi, 590 daha sonraları Lozan'dan sitayişle bahsedilmesi; 591 soğuk savaş sonrası Alman basınında bu kez Sevr'in hayırla yad edilmesini, Lozan'dan ise "azınlıkları Türk cenderesine sokan anlaşma", Atatürk'ten "Kürtlerin amansız düşmanı" 592 olarak söz edilmesini engellememiştir. Ortada bir çelişki de yoktur. Değişen dengeler ve ittifaklar, hesapta olmayan gelişmeler yeni stratejileri peşi sıra getirmiştir. Gülünç gerekçelerle "Sevr paranoyasının çürütülemeyeceği meydandadır ve Almanya'nın her ne pahasına olursa olsun Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü arzuladığını iddia etmek, en az bunun tersine inanmak kadar temelsizdir.

    Kaldı ki, Schröder hükümetine yakın "sol liberal" bir gazetenin "Kürt uzmanı"na göre Sevr tarihe karışmış bir belge değildir. Yazarın ifadesiyle Türkiye "zulüm ve terörle Kürtlerin kendi kaderlerini tayinlerini ve bağımsızlıklarını engelleyen kolonyalist, ırkçı ve yabancı bir rejimdir" ve "Kürtler Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun böyle rejimlerle mücadele edilmesini öngören 1979 tarihli kararına gönderme yapabilirler, zira Sevr'de Kürtlere kendilerine ait bir devlet kurma garantisi verilmiştir." 593 Bir uzmanın diliyle, "uluslararası topluluk 1923 yılında Lozan'da Kürtlerin de ayrı bir ulus olduğunu inkâr etmiştir. Kürtlerin büyük bir kısmının yaşadığı Türkiye, bugüne dek inatla çok uluslu bir devlet olduğunu inkâr etmektedir". 594 Türkiye Cumhuriyeti'nin Lozan'dan vazgeçmemesi dahi eleştiri konusu yapılabilmektedir. Sorunu "sadece ekonomik tedbirler ve uygarlığın nimetleri"yle çözmeye kalkanların "tek yanlı" davrandıkları ileri sürülmektedir. Zira "sorunun politik çözümünü sadece PKK terörü engellemiyor; ilhamını sadece Türk ulusal devleti ilkesinden ve ordudan alan zihniyet de, sorunun çözümünü engelliyor". 595 "Sorun"un arka plânı anlatılırken, Doğu'da yaşayan Kürtlerle Türk devletinin arasının asla normal olmadığı söyleniyor, Şeyh Said isyanının bastırılması, bu sözde anormal ilişkinin sebeplerinden biri olarak belirtiliyor. 596

    Görülüyor ki, "Sevr'de Almanya masanın neresinde oturuyordu?" sorusu Almanya'da geçerli değildir. Sorun, Alman tarafının Türk ulus devletini hazmedememesidir. Alman Yeşillerinin yarı resmî organı sayılan gazetenin İstanbul muhabiri, "Türkiye'deki siyasî düşüncenin; Cumhuriyet'in kurulduğu 1923 yılından beri hemen hemen hiç değişmeyen ulus devlet anlayışının Türkiye/Avrupa diyalogunu" bloke ettiği inancındadır. 597 Sağ muhafazakâr gazetenin "Türk uzmanı" ise, "Türkiye'de ülkenin toprak bütünlüğünün insan haklarından daha önemli görüldüğü"nden şikayetçidir. 598

    Alman yayıncılığında, "Helen hayranlığı günlerini hatırlatan Kürt hayranlığının, 599 daha doğrusu Türk devletine karşı savaşan ayrılıkçılara verilen desteğin partiler, ideolojiler üstü olduğu açıktır. Bu destek ve hayranlığın önce medya, sonra politika ve resmî boyutunu örneklerle belgeleyelim. Almanya'nın en ünlü Neo-Nazi yayın organı olan Deutsche National Zeltung, 600 "Kürt halkının özgürlük mücadelesine destek vermeye" çağırıyor ve "Kürtlere, kendi kaderlerini tayin hakkı verilmesini talep ediyor. 601 Almanya'nın en saygın haftalık gazetesinin "İslâm uzmanı", PKK'nın "sadece lider kademesinin terörist olduğu, taraftarlarının büyük bölümünün ise, terörle ilgilerinin bulunmadığı"nı 602 belirterek, "Türk devletinin terörü PKK teröründen daha hunhardır" diyor. 603 İdarecilerinden biri, "Alman-Türk Vakfı" kurucusu da olan bu "liberal" gazetenin bir başka Türkiye uzmanı, PKK karşıtı Kürtleri "Türk devletinin uşakları" olarak nitelemiş, 604 kısmen PKK'nın bile üstüne almadığı öğretmen katliamlarını şöyle yorumlamıştı: "PKK da darbeyi indiriyor. Örneğin devletle işbirliği yapanların tümüne saldırıyor. Bunların arasında, çoğu devletin ajanı olan öğretmenler de var." 605 Türkiye yorumlarını, Kıbrıs'ın Rum kesiminden gönderen bu bayana göre PKK terörü "PKK'nın sözde terörü", PKK'nın sivil kurbanları, "PKK'nın öldürdüğü sözde masum kurbanlardır. 606 Alman devletince "hayır kurumu" olarak tanınmış olan ve "antipersonel mayınlara karşı verdiği mücadele", resmî makamların aktardığı çift rakamlı milyonlarla desteklenen "medico international" mensubu bir "Kürt uzmanı", "Devletler hukukuna göre, Kürtlerin Türk devletine karşı silâhlı mücadele vermeleri, meşrudur" diyor. 607 Aynı örgüt, PKK'nın silâhlı eylemlerine son vermesi akabinde, politikasını değiştirecek, "silâhlı mücadele" taraftarı Selahattin Çelik'in Almanya'da PKK'lı militanlar tarafından dövülmesini, "Alman yasalarının açıkça ihlâli" olarak kınayacaktı. 608 Sağ muhafazakâr bir gazeteci, Leyla Zana'yı, "Kürt haklarının tanınması mücadelesinin bayraktarı" olarak tanıtıyor. 609 Bir başka muhafazakâr, PKK'yı "sosyal devrimci bir örgüt" olarak övüyor. 610 "Sol liberal" Grobe'ye göre PKK, "Türkiye'nin tek çağdaş partisidir". 611 PKK'nın "Türk devletine karşı savaşı"nı anlayışla karşılayan ve aynı anlayışı kendi devletinden de bekleyen Grobe, Almanya'da yaşayan PKK'lıları ise, "yasalara saygılı" olmaya davet eder. Zira "bu ülkede yasaları ihlâl edenler bilmelidirler ki, adaletin gücü onları hoşgörü ya da hissiyatla değil, acımasızca vurur!" 612 Bu arada PKK'nın -kurbanları sadece Türkler olan- "Almanya'daki eylemlerinden özür dilemesi, "bundan böyle faaliyetlerini sadece Türkiye'yle sınırlı tutacağına dair söz vermesi", Alman aydınlarını yine duygulandıracaktır. Emekli bir hukuk profesörüne göre, "dünyadaki diğer sosyal devrimci hareketler gibi PKK'nın da terör grubu olarak adlandırılması, ayıptır". 613

    Almanya'da PKK için yapılan tanımlar bununla da kalmamaktadır. Werner Schiffauer, PKK'nın "postmodern devrimci bir akım" olduğundan söz ediyor. 614 Schiffauer, Frankfurt/Öder üniversitesinde "karşılaştırmalı kültür ve sosyal antropoloji" kürsüsü başkanı olup, şöhretini; bir Alman kızına birlikte tecavüz eden on Türk gencini "etnik" yönden incelediği bir "eser"e borçludur. 615 Bir başkası, "etkin ve sıkı hiyerarşik yapısıyla PKK asla Doğulu bir örgüt değildir" diyecektir. 616 Uzmanlarımıza göre PKK'nın tek suçu, Almanya'da giriştiği saldırılarla, "Kürtlere sempati duyan Alman halkını şaşırtması"dır. 617 Fakat bunun da mazereti hazırdır: "Kürtler içinde bulundukları sıkıntıya dikkat çekebilmek için şiddetten başka yol bulamamaktadırlar." 618 Nitekim kundaklama eylemi sorumlusu bir PKK militanını savunan Alman avukat Heike Krause; "çocuklar provoke ediliyor; genç yaşın da verdiği çılgınlıkla davranan Kürtleri anlıyorum" diyor. 619 Ayrılıkçı "etnik" teröre destek veren çevrelere, Musevî soykırımını inkâr eden, "Ermeni soykırımını ise "lanetleyen", Şeytan Tarikatı mensupları da katılmış durumdadır. 620

    Kürt ayrılıkçılığına Alman medyasında verilen bu çok yönlü ve "renkli" desteğin arkasında politik bir iradenin bulunduğu -Alman "militan demokrasi"si göz önüne alındığında- kesindir. Etnik ayrılıkçılığa verilen politik desteğin de, en az medyadaki kadar renkli olduğunu görüyoruz.

    Alman siyasî partilerinin "Kürt sorunu" hakkındaki görüşleri, medyada savunulan görüşlerle tamamen örtüşmektedir. Alman partileri, "sorunun çözümü"ne dair ayrıntılı raporlar da hazırlamışlardır. Gerek Kohl hükümetlerinin, gerek Schröder başkanlığındaki yeni hükümetin birer "Kürt konsepti"ne sahip olduğu söylenebilir. PKK'ya sempatisini asla gizlemeyen Prof. Ronald Mönch'e göre "CDU çevrelerinin Kürt sorununa ilişkin beyanları tandanz açısından SPD'den daha açık yüreklidir". 621 Federal Meclis'te 1994 yılından bu yana "Kürt sorunu"na ilişkin bütün partilerin onayını kazanmış birçok karar alınmıştır. 622 SPD; "Kürt sorunu"nun nasıl çözülmesi gerektiğine dair ayrıntılı bir rapor yayınlamıştır. 623 Birlik 90/Yeşiller partisi 1998 yılı başlarında "Türkiye Cumhuriyeti'ndeki çatışmanın çözüm imkânları" başlıklı 118 sayfalık bir konsepti yayımlamış, kamuoyunun ilgisine sunmuştur. 624 Yeşil "çözüm konsepti"ni hazırlayan kadro incelendiğinde, danışman ve bilirkişi olarak yararlanılan şahıs ve kurumların geniş bir siyasal yelpazeyi kucakladığı görülecektir. Konsepti biçimlendiren kurum ise, doğrudan Alman Dışişleri Bakanlığı'nca finanse edilen Alman Doğu Enstitüsü'dür ve SPD raporunda da aynı kurumun izi inkâr edilemeyecek kadar açıktır. Kohl hükümeti döneminde, -o tarihte- FDP'li Kinkel'in yönettiği Alman Dışişleri Bakanlığı'na bağlı Doğu Enstitüsü'nün nezaretinde hazırlanan "çözüm konsepti"ne "nezaret eden" Yeşiller milletvekili Amke Dietert-Scheuer, yeni dönemde parlamentoya seçilemeyince, Doğu Enstitüsü bünyesinde görevine başlamış, 625 "konsept" ise, - bu kez Yeşiller partisinden Joschka Fischer'in temsil ettiği Alman Dışişlerine Türkiye raporları sunan Doğu Enstitüsü tarafından yayınlanmıştır. 626

    En az bu durum kadar garip olanı, Amke Dietert-Scheuer'in Cem Özdemir ve Joscka Fischer ile birlikte 24.3.1997 günü -yani "konsept" yoldayken- dönemin hükümetine sunduğu soru önergesidir. "Türk Gizli Servisi ve Türk uyuşturucu tacirlerinin Almanya Federal Cumhuriyeti'ndeki muhtemel faaliyetleri" 627 başlıklı soru önergesinde, "Türk gizli servisinin Münster ve Stuttgart Konsolosluklarını özel üs haline getirdiği Federal Hükümet'in elindeki bilgilere göre doğru mudur?" sorusu da yer almaktadır. Önergede yer alan her biri Türkiye Cumhuriyeti temsilciliklerine "servis" ve "uyuşturucu" ithamlarıyla dolu sorularda, sık sık PKK'nın Frankfurt merkezli gazetesi Özgür Politika'ya göndermeler yapıldığı dikkati çekmektedir. PKK organı, daha sonraki yıllarda da, sözde "MİT mensubu" yüzlerce Türk diplomat, öğretmen ve dernek yöneticisinin ayrıntılı listelerini yayınlayacaktı.

    İktidar ve muhalefet partilerinin, resmî kurumlarla birlikte, etnik ayrılıkçılığa gösterdikleri "anlayış", konunun daha "derin" boyutlarını ele almamızı gerektirmektedir. Bir Alman bilim adamına göre, Kürt ayrılıkçılığı devletin her kademesinden -en hafif deyimle- anlayış görmektedir: "Kimi siyasal çevrelerin PKK politikası; adı geçen örgütün gizli kapaklı benimsenmesinden ibarettir. Gerçi 'benimseme', Alman devletinin resmî politikalarına yaklaşıldığı oranda, azalmaktadır. Ne var ki; gerek devlet makamlarında, gerek demokratik partilerin tümünde, PKK'ya gizli ya da açık sempati gösterildiği hissedilmektedir. Oysa Kızıl Ordu fraksiyonu (aynı çevrelerce) açıkça reddediliyor". 628

    Alman devlet makamlarının ve "demokratik" partilerinin PKK'ya karşı sergiledikleri hoşgörü ya da sempati geçmişte Türk basınında da vurgulanmıştı. 629 Konunun basit bir abartı ya da "Alman düşmanlığı" olmadığı açıktır. Türk ve Alman basınında PKK'nın amansız karşıtlarından biri olarak lanse edilen İçişleri Bakanı Manfred Kanther'in, "PKK şefi günün birinde FKÖ şefi Yaser Arafat gibi tarihî bir şahsiyet olabilir" tespitinde bulunduğu Alman basınına sızan ayrıntılardan sadece biridir. 630

    Der Spiegel, 1995 Ağustos ayın başlarında Alman iç istihbarat örgütü kurmaylarından Klaus Grünewald'in Öcalan'la müzakerelerde bulunmak üzere Şam'a gönderildiğini; istihbarat örgütü şefi Hansjörg Geiger'in -bu ziyaret akabinde- "PKK ile bir tür ortak çalışmanın başlamak üzere olduğu"nu Bonn hükümetine alelacele haber verdiğini bildiriyor. 631 Die Welt gazetesinde 20 Mayıs 1996 tarihinde yayımlanan bir röportajda Abdullah Öcalan; isim vermeksizin bu görüşmeye değiniyor: "Alman hükümetinde, idarî makamlarında, Alman parlâmentosunda farklı, çok daha makul düşünen şahsiyetlerin var olduğunu biliyorum. Bunlardan biri, beni ziyarete gelen CDU milletvekili Heinrich Lummer, bir başkası Federal Anayasayı Koruma Örgütü'nden üst düzey bir memurdu". 632

    PKK şefi; Alman istihbaratçının kendisine, "Alman düşünce tarzını izah ettiği"ni belirtmeyi de ihmal etmiyor: "Bu şahıs bana, Alman düşünce tarzını izah etti ve bana; birbirimize nasıl yaklaşabileceğimiz konusunda bir takım bilgiler verdi. Bu sayede, şimdi Almanya'da neyin mümkün, neyin imkânsız olduğunu öğrenmiş bulunuyorum" 633 Konuşmanın seyrinden; Almanya'daki PKK yasağının "anlamsızlığı" konusunda bir mutabakat sağlanmış olduğu anlaşılıyor. Nitekim "diğer ziyaretçi" CDU'lu politikacı Heinrich Lummer gibi yine bizzat Lummer'in PKK şefiyle görüşmesini organize eden Udo Steinbach da aynı kanıdadır. "Sürgündeki Kürt Parlâmentosu başkanı" Yaşar Kaya; Udo Steinbach'ın, "Almanya'da PKK'yı yasaklamakla Türkiye'nin oyununa geldik" dediğini aktarıyor. 634 Yaşar Kaya'nın "Alman devletinin politikalarına önemli araştırma ve katkılarda bulunan, Doğu Bilimleri Enstitüsü başkanı" olarak nitelediği 635 Udo Steinbach'ın - "anonim Arap masalları uzmanı" olmasına rağmen esrarengiz bir biçimde Almanya'nın Sesi radyosu Güneydoğu Avrupa Seksiyonu Şefliğine getirildiği, oradan da, finansmanı Federal kasa ve Hamburg Eyalet Hükümeti'nden sağlanan Orient-lnstitut'un başkanı yapıldığı biliniyor. 636 PKK/Almanya diyalogunun istihbarat boyutu bununla da sınırlı değildir. Yukarıda sözü edilen Heinrich Lummer'in de vaktiyle Batı Alman istihbaratı adına Doğu Almanya'da faaliyet gösterdiği; Almanya'daki Türk nüfusa karşı "Türk/Kürt" ayrımı yapmaksızın sert bir devlet politikasını tavsiye etmesine ve dahası yetmişli yıllarda "Alman devletinin terör örgütü Kızıl Ordu fraksiyonuyla her türlü diyalogtan uzak durması gerektiği" tezini işlemesine rağmen 637 birden "barış elçisi" kisvesine bürünerek gönüllü sefirlik teşebbüsünde bulunması dikkat çekici bir husustur. Heinrich Lummer aynı zamanda, Berlin'de yayımlanan Alman "Yeni Sağ"ına ait Junge Freiheit adlı bir derginin de yazar kadrosundandır. "Entelektüel yeni Alman sağı"nın en etkin yayın organı sayılan dergi, "halkların kendi kaderlerini tayin etmeleri" için çaba sarfetmektedir. 638

    Aşırı sağ görüşten Heinrich Lummer'i, "devlete yakın" uzmanlardan Udo Steinbach'ı Öcalan'la bir araya getiren hedeflerin neler olduğu -biraz dağınık olsa bile- basında çıkan haber ve yorumlardan öğrenilebiliyor. Bedenikt Pauka 1996 yılında, "Almanya; Öcalan'la bölgede yeni bir nüfuz kazanmak gibi, önüne gelen fırsatı neden tepsin? Almanya elinden geleni yapıyor. PKK ile müzakereler bir yıldır yarı resmî düzeyde sürüyor" diyordu. 639

    PKK karargâhıyla Almanya arasındaki diyalog, "İmralı süreci"ne kadar devam etmiştir. Örneğin Ali Homam Ghazi adlı -Baybaşin aşiretinin eroin paralarını akladığı öne sürülen, fakat "delil yetersizliğinden hakkında hiçbir işlem yapılmayan- şahsın, Abdullah Öcalan ile Alman hükümeti arasında mekik dokuduğunu Alman basınında okumak mümkündür. 640 Konunun "derin devlet" bağlantılı bir diğer cephesi, PKK saflarında "savaşan" Alman militanlardır. Bunlardan - öldürüldüğü iddia edilen - Andrea Wolf adlı eski RAF üyesinin uzun süre bir istihbarat ajanı ile nikâhlı olduğu basına yansımıştır. 641 Akla gelen ilk soru, Andrea Wolf un gerçek kimliğinin ne olduğu ya da kimlerin hoşgörüsüyle "cephe"ye intikal edebildiğidir.

    Alman hükümetinin "Kürt sorunu" altında neyi anladığına ilişkin bir örnek, Schröder hükümetinin sözcüsü Heye'nin bir demecidir. Hükümet sözcüsü, "Federal Hükümet Abdullah Öcalan'ın tutuklanmasını Kürt sorununu çözmek yolunda kullanmak istediği için iade talebini geri çekmiştir" demiştir. 642 Nitekim Birlik 90/Yeşiller partisinin "Kürt uzmanlarından Bayan Beer de, "Öcalan'ın italya'ya gelmesiyle, soruna siyasal bir çözüm bulma şansının arttığı"ndan söz etmektedir. 643

    "PKK'ya yönetimin en üst kademelerinde bile sempati duyulduğu"nu şaşkınlıkla dile getiren Klaus Liebe-Harkort, PKK-devlet diyalogunun devam ettiği günlerde eline geçen bir PKK broşürünü örnek göstererek şöyle der: "Akıllara durgunluk veren, 'PKK mitinginin başarılı geçmesi dileği'nde bulunanların listesidir: listede sadece birçok Avrupa ülkesinden parti politikacıları yok; aynı zamanda en yüksek görevlerde bulunan zevat da mevcut: devlet başkanları, başbakanlar, federal şansölyeler, parlâmento başkanları, parti liderleri..." 644 Liebe-Harkort, adı geçen PKK broşüründe sadece aşırı sağ partilerin eksik olduğunu söylüyor. Alman Neo-Nazilerinin yayın organları incelendiğinde, bu eksiğin de giderildiği görülecektir. 645

    İktidarın büyük ortağı SPD'nin Avrupa Parlâmentosu milletvekili Yannis Sakallerou PKK toplantılarının hamiliğini üstlenebilmiştir. 646 iktidarın küçük ortağı ortağı olan Birlik 90/Yeşiller partisi içinde, -uygulanmadığı bizzat PKK sempatizanlarınca takdirle itiraf edilen- 647 PKK yasağının tamamen kaldırılmasını isteyen çok sayıda politikacı vardır. 648 PKK'nın silâhlı eylemlerine son vermesiyle birlikte, vaktiyle PKK yasağının kalkmasını talep eden Alman politikacıların görüş değiştirdiklerine tanık olmaktayız. Örneğin PKK'nın bir dönem en önde gelen savunucularından biri olan PDS milletvekili Ulla Jelpke, "Güney Kürdistan'da istikrarı bozduğu" gerekçesiyle açıkça PKK'ya karşı cephe almıştır. 649

    PKK'nın on beş yıllık Almanya serüveni ve bu süre zarfında elde edilen sonuçlar, PKK'nın hem iç, hem de dış politikaya yönelik bir araç olarak başarıyla kullanıldığını ortaya koymaktadır. Çarpıcı olan, PKK'nın bizzat resmî çevrelerce belirtilen amaçlarıyla, aynı resmî çevrelerin "yumuşak PKK stratejisine temel yaptıkları beklenti ve amaçların örtüşmesidir. Federal Anayasa'yı Koruma Dairesi'nin 1996 tarihli PKK broşürüne göre, PKK faaliyetlerinin Almanya'da beş hedefi vardı:

1- "Almanya'da yaşayan Kürtler arasında ulusal duygu uyandırmak ve onları partiye aktif destek vermeye sevketmek".

2- "Türkiye'de askerî mücadele için parti üyeleri devşirmek".

3- "Bir parti olarak aksiyon gücü sergilemek".

4- "Alman kamuoyunu Kürt sorunsalına duyarlı kılmak ve kazanmak".

5- "Parti örgütünün finansmanı". 650

    Kürt ayrılıkçılığının Avrupa'da ve Almanya'da çok geniş imkânlara sahip olduğu, Avrupa diyasporasının bir tür ulusal kimlik fabrikası işlevi gördüğü bizzat Batılı Kürdologlar tarafından dile getirilmektedir. 651 Belçika ve İngiltere'nin lojistik imkânlarıyla yayınını sürdüren PKK organı MED-TV; PKK'nın Frankfurt'ta yayımlanan günlük gazetesi, örgütün "Kürt ulusal duygusu uyandırma" projesine Avrupa ve Almanya'nın sağladığı somut katkılardan sadece iki örnektir.

    Militan devşirme aksiyonlarını PKK özellikle Almanya'da geniş bir hoşgörü ortamında gerçekleştirmiştir. Gerçi polis arada sırada Kürt kökenli Türk ailelerinden yardım istemiştir, fakat devletin istihbarat birimlerinin adım adım izlediği çocuk kaçırmalar - "aileler suç duyurusunda bulunmuyor" gerekçesiyle göz ardı edilebilmiştir. Daha da tuhaf olan; topladığı on milyonlarca mark bağışı PKK'ya aktardığı KDP'nin Bonn temsilcisi Dilşad Barzani tarafından açıklanan Alman "insan hakları örgütü" medico infernational'den, kaçırılan çocukların ailelerine iadesi için yardım istenmesidir. 652 Alman Parlâmentosu'na "Kürt sorunu" raporları hazırlayan, brifingler veren Medico örgütünün PKK ile çok sıcak ilişkiler içinde olduğu, uğraş alanı "etnik azınlıklar" olan ve "ılımlı Kürt partilerinin ajitasyonunu üstlenen bir başka "insan hakları" örgütü Geselischaft für bedrohte Völker'in bizzat başkanı tarafından açıklanmıştır. 653

    Öte yandan Alman kiliselerinin Kürt ayrılıkçılığına verdikleri parasal destek 654 yanında, kilise "akademilerinin resmî dairelerle birlikte ve CDU, SPD, Yeşiller'den "Kürt uzmanı" politikacıların katılımıyla periyodik olarak düzenledikleri "Kürt sempozyumları", etnik bölücülüğe ve PKK'ya sadece "marjinal gruplar"da destek verilmediğinin en açık kanıtlarıdır. Keza yerel makamların izniyle gerçekleştirilen PKK mitingleri, PKK'nın "bir parti olarak aksiyon gücü"nü resmî hoşgörüyle sergileyebilme imkânı bulduğunu yeterince açık göstermektedir. Alman Haber Ajansı'nın (dpa) 20 Aralık (1998) günü Bonn'da yapılan bir PKK mitingine ilişkin geçtiği yorumlu haberde, Türkiye'nin "Kürtleri ezen, süren bir ülke" olduğu söylenmekte, mitingde Yeşiller partisinin Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Parlâmentosu üyesi Ewald Groth'un bir konuşma yaptığı belirtilmektedir. Mitingin PKK tarafından değil, "Kürtler"ce düzenlendiğinin vurgulandığı haberde, "göstericilerin PKK şefi Öcalan'ın Kürtlerin meşru temsilcisi olarak tanınmasını talep ettikleri"nin altı çizilmektedir. 655 PKK mitinginin yarı resmî Alman haber ajansı tarafından "mazlum Kürtlerin barış içinde gerçekleştirdikleri kitlesel bir gösteri" olarak duyurulması; yüzlerce PKK bayrağı ve Öcalan portrelerinin taşındığı gösteride bir Yeşil milletvekilinin konuşması, kayda değer niteliktedir. Kayda değer bir başka gerçek, soğuk savaş döneminde "ılımlı Kürt örgütleri"ni dahi "Moskova ile ilişki içinde" oldukları gerekçesiyle eleştiren ciddî Alman basınının, 656 daha sonra PKK'nın "Kürtlerin tek ve meşru temsilcisi" olduğu tezini işleyen makaleler yayınlayabilmesidir. 657

    "Kürt sorunu Avrupa'da icat edilmedi" 658 tezi yukarıda aktarılan gerçekler ışığında ikna edici değildir. Klaus üebe-Harkort ve Reinhard Hocker'in ifadesiyle: "olumlu yaklaşıldığında; Hannover'de sergilenen (Alman) dayanışma(sı), Diyarbakır'ı cesaretlendiriyor. Olumsuz bakacak olursak: Alman tarafının, katıksız etnik konseptlerin propagandasını yapması, Türkiye'de cepheleşmeyi keskinleştiriyor". 659 Liebe-Harkort ve Hocker, PKK sempatisinin sadece "marjinal gruplar"a mal edilemeyeceğini özellikle belirtiyorlar: "Resmî kurumlarda, partilerin tümünde PKK'ya gizli ya da açık bir sempati beslendiği hissedilmektedir". 660 PKK sempatisinin Birlik 90/Yeşiller partisinde rahatsız edici bir boyut aldığını, bizzat bu partinin yayın organında ifade edilmiştir. 661

    Kürt ayrılıkçılığına destek veren resmî ve yarı resmî aktörler neyi amaçlamışlardır? Konunun dış boyutunu oluşturan, "Etnik gruplar"a otonomi", "politik çözüm" adı altında, Türkiye'de "yeni dengeler" oluşturarak taşeronları vasıtasıyla etki alanı geliştirme projesi oyunun sadece bir ayağıdır. Kürt ayrılıkçılığının asıl hizmeti, iç politikaya yönelik olanıdır. "İç politikaya" dönük hizmetleri iki kalemde özetleyebiliriz:

    - Almanya Türk toplumunu "etnikleştirmek" yoluyla düşman kamplara bölmek ve bu yolla ayrımcı devlet politikalarına karşı ortak ve güçlü bir cephe oluşturacak yerde, birbirilerine düşürmek ve Türkiye politikasına kilitlemek.

    - Önce "icat" edilen, ardından körüklenen "çelişki" ve gerilimleri, Türklerin Almanya'ya uyum sağlayamadığının delili kılarak; ülkeye dönüş sürecini hızlandırmak, bu cümleden yabancılar yasasını sertleştirmek.

    Gazete arşivleri tarandığında, PKK'nın Almanya'da tesadüfen ya da sadece öz kaynaklarıyla büyümediği görülecektir. 1980'lerin ortalarında Alman sol basınında dahi "terör örgütü" olarak eleştirilen, 1990'lara doğru Alman siyasî yelpazesinde "saygın" bir yer edinen; bizzat resmî görevlilerce Türkiye'ye "görüşme partneri" olarak önerilen PKK'nın, bugün tekrar -sol gruplar dâhil- aynı çevrelerde şaibeli bir örgüt muamelesi gördüğüne tanık oluyoruz. Örgüt şefinin "silâhlı mücadele"ye son verme kararı, İmralı duruşmalarında Almanya hakkında verdiği bilgiler, PKK'ya yönelik politikanın revizyona uğratılmasının sadece bir nedeni olabilir. Diğer önemli neden, PKK'nın kendisinden beklenen görevi başarıyla yerine getirmesidir. Adolf Hitler'in "Kavgam"da aktardığı bir Alman atasözü akla gelmektedir: "Zenci işini bitirdi. Zenci gidebilir". 662 Yetkili ağızlar artık sadece "PKK terörü"nü telâffuz etmiyorlar, çarpıcı itiraflarda da bulunuyorlar. Örneğin: "Kürt sorunu Almanya tarafından kendi bir takım art niyetlerini kamufle etmek için enstrümantalize edilmiştir." 663

    Gerçekten de Abdullah Öcalan'ın yakalanması ve Güneydoğu Anadolu'da akan kanın büyük ölçüde durmasıyla birlikte Federal Alman makamlarının PKK'ya karşı sert bir politika izlemeye başladıklarını görmekteyiz. PKK'ya karşı alınan -daha önce örneği görülmemiş- sert önlemlerden, Almanya'nın PKK stratejisinde köklü bir revizyona gidildiği sonucunu çıkarmak şu an için erken olsa da, PKK'ya karşı takınılan sert tavra paralel olarak, Alman "sol"unun da PKK'yı açıkça eleştirmeye başlaması, dikkati çekmektedir. PKK'nın "ateşkes" çağrısına uymayan bazı unsurlarının Kuzey İrak'ta "tutuklandığına ilişkin "duyum"lar alan PDS milletvekili Ulla Jelpke ve arkadaşlarının örgüte karşı başlattığı "imza kampanyası"nı eleştiren Berlin Kürdistan Enformasyon Merkezi, "gelinen durum seksenli yılların sonlarında yaşadıklarımızı hatırlatıyor" 664 diyor.

    "Seksenli yılların sonları", PKK'nın Almanya'da kök saldığı ve "Kürt çevresi"nde mutlak hâkimiyet kazandığı dönemdir. PKK'nın aylık yayın organı Serxwebun'un Haziran (2000) sayısında Öcalan, Avrupa'da örgüte karşı geliştirilen "komplo"nun ardında "Alman istihbaratı"nın yattığı"nı ifade ediyor. "Seksenli yılların sonları"nda neler olmuştu? PKK, Almanya'da o tarihlerden itibaren nasıl ve kimlerin yardımıyla "tartışmasız egemenliğini kurabilmişti? 1987-2000 Almanya/PKK ilişkilerinin kronolojik bir dökümünü yapmak bugünü ve yarın olabilecekleri anlamak açısından yararlı olacaktır.

    1987, Almanya'da henüz marjinal bir Kürt örgütü olarak bilinen PKK'nın kaba şiddet yoluyla -o tarihlerde Alman devletinin tek muhatabı olarak bilinen- "ılımlı" KOMKAR'ı sindirmeye başladığı tarihtir. KOMKAR'ın Nevruz "kutlamaları" PKK'lı timler tarafından basılmaktadır. PKK, Nevruz'u kutlama monopolünün (1001Kitap: "tekelinin") kendisine ait olduğunu duyurmuş, aksi yönde hareket edecek grupları tehdit etmiştir. Alman polisi ise, KOMKAR'ı korumak yerine, KOMKAR yöneticilerini uyarmakta, "PKK'nın ölüm listelerinde adlarının geçtiği"ni kendilerine bildirmektedir. 665 Beş Alman kentinde KOMKAR büroları kundaklanmıştır. 8 Nisan 1987'de, Bad-Canstatt'ta Mehmet Elbistan, bir suikast teşebbüsünden kıl payı kurtulur. 3 Mayıs günü Hannover'de Ramazan Adıgüzel sokak ortasında kurşunlanarak öldürülür. Bir Alman yaya karnından ağır yaralanır. Adıgüzel, İran Kürtleriyle birlikte Humeyni rejimine karşı mücadele eden bir TÖB-DER üyesidir.

    Polis, PKK'lı kiralık katillerin peşine düşmek yerine, bünyesinde İran'a karşı mücadele veren Türkiye kökenli Kürtleri barındırdığı için âdeta KOMKAR'ı cezalandırır. Adıgüzel'in taziyesine gelen misafirler sorguya çekilir ve fişlenir. Konunun ilginç yanı, Hannover polisinin cinayetten dört gün önce Adıgüzel'e hayatının tehdit altında olduğunu bildirmesi ve "koruma" teklif etmesidir. PKK'ya muhalif Kürt derneklerinin üyeleri polise güvenmemektedirler. PKK'dan tehdit alan bazı şahıslar, söz konusu derneklerle irtibatları olduğunu, sadece Alman istihbaratının bilebileceğini söylemektedirler. 666 Örgütlerin polise güvenmemelerinin bir başka nedeni, KOMKAR'ın Hamburg bürosunun yakılmasıdır. Polis, örgüt üyelerine 25 Mart (1987) günü, bürolarının çok yakında kundaklanabileceğim bildirmiş, olası bir can kaybı ihtimaline karşı büronun boş tutulmasını rica etmiştir. 26 Mart gecesi, büro kundaklanacaktır. 667

    PKK 1985 ortalarından itibaren "üç yıl süreyle ve muhalif Kürt örgütlerine, PKK'dan ayrılan unsurlara ve rakip saydığı diğer gruplara karşı, Alman güvenlik güçlerinin kayda değer hiçbir tacizine uğramadan mücadele edebilmiştir". SPD milletvekillerinden Klaus Thüsing bu tuhaf durumu şöyle izah etmektedir: "Alman iç istihbarat örgütünün ajanları, PKK'nın en tepe kadrolarına kadar sızmış durumdalar. PKK, Alman Anayasayı Koruma Dairesinin himayesi altında faaliyet göstermektedir. PKK, Alman iç istihbarat örgütünün bir aracından ibarettir". 668

    90'lı yıllarda PKK, Almanya'daki en güçlü "Kürt" örgütüdür. Örgüt, hiçbir engelle karşılaşmaksızm üye ve "bağış" toplamakta, Köln'deki bürosunda, "Kuzey Kürdistan'a gidecek Alman turistlere vize" vermektedir. Öte yandan Alman politikacılar, Türkiye'deki "insan hakları ihlâlleri"ni sert bir şekilde eleştirmekte; PKK'nın Almanya'da giriştiği eylemlerin bitmesi için, Türkiye'ye "dostane ve yapıcı öneriler"de bulunmaktadırlar: "Türkiye'nin makul bir Kürt politikası izlemesi, PKK'ya karşı verilebilecek en iyi savaştır. Türkiye Kürtlerin haklarını tanımalıdır". 669 Dönemin Hamburg Anayasayı Koruma Dairesi müdürü Ernst Uhrlau, PKK'nın kapatılmasına karşıdır. Zira, aksi takdirde, "PKK yer altına inecek, faaliyetlerini izlememiz çok zorlaşacaktır". 670 Bu arada Güneydoğu Anadolu'da PKK, sık sık Alman "turist" kaçırmaya başlayacaktır. 671 "Turist" kaçırmalar, PKK'nın Türkiye'ye "ikili görüşmeler ve ateşkes" teklifleri yaptığı tarihlere denk düşmektedir. 672

    Almanya 26.11.1993 günü PKK'yı ve PKK'ya bağlı bir dizi örgütü yasaklayacaktır. Ne var ki, PKK yasağından sadece dört ay sonra, PKK'nın "Avrupa işleri sefiri" Kani Yılmaz, örgütün Brüksel'de düzenlediği "uluslararası basın toplantısında "Almanya'da oturduğu"nu söyleyecektir. Kani Yılmaz'ın sözkonusu basın toplantısında Türkiye'ye yaptığı "ikili görüşmeler ve ateşkes çağrısı"na davetli olarak katılan Udo Steinbach, Yılmaz'ın konuşmasını olumlu bulduğunu, bunun Bonn'un da hoşuna gideceğini söyleyecektir. 673

    1994, PKK'nın Almanya'da şiddet eylemlerini tırmandırdığı yıldır. "Alınan tüm önlemlere rağmen", örgüt Türk işyerlerini kundaklamakta, otoyolları kapatmakta, polisle çatışmalara girmektedir. Alman resmî makamlarının bu saldırılara cevabı, PKK'nın Almanya'daki gerçek işlevini göstermesi açısından önemlidir. Nitekim PKK saldırıları akabinde önce "yabancılar yasası" sertleştirilmekte, aynı zamanda Türkiye'den "Kürt sorunu"nu çözmesi talep edilmektedir. "Almanya'da suç işleyen PKK'lıları Türkiye'ye göndermek" gerekçesiyle "yabancılar yasası"na eklenen maddelerin mağduru, PKK'lılar değil, adî suçlardan dolayı kovuşturmaya uğrayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olmaktadır. PKK'lı olduğunu ispatlayabilen şahıslar ise, Türkiye'de hayatlarının tehlikede olduğu gerekçesiyle, Almanya'da faaliyetlerini sürdürmeye devam etmektedirler. Bir başka ifadeyle: PKK'ın Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına karşı giriştiği şiddet eylemleri, birinci etapta "yabancılar yasası"nın, örgüt üyelerinin Türkiye'ye gönderilmesini mümkün kılacak biçimde yeniden düzenlenmesine vesile olmakta; ikinci etapta ise, yasaya vesile şiddet eylemleri, PKK'lıların Almanya'da kalmasına gerekçe yapılmaktadır. Zira Almanya'da suç işlediği için Türkiye'ye gönderilmesi öngörülen PKK'lılar birden, "etnik kökenlerinden dolayı Türkiye'de işkence görebilecek, hatta öldürülebilecek Kürtler" 674 olarak gündeme getirilmektedir. Öyle ki;

    "PKK'nın Türk işyerlerine ve evlerine koordineli saldırılar düzenleyeceği" çok önceden Alman istihbaratının kulağına gitmesine rağmen 675 Alman resmî makamları ya "her Türkün kapısının önüne polis koyacak hâlimiz yok" 676 diyerek pasif tutumlarını mazur göstermekte; ya da "sorunun çözümü Türkiye'de...Türkiye, Kürt sorununu politik olarak çözerse, Almanya'da da asayiş sağlanır" 677 teziyle yeni PKK saldırılarına davetiye çıkarmışlardır.

    Bu arada PKK'nın periyodik "ateşkes" açıklamaları da, Alman medyasını ve resmî çevrelerini harekete geçirebilmiştir. Zira "PKK şefi de Kürt devleti talebinden açıkça vazgeçtiğine göre; Almanya ilk adımı atarak PKK'yla görüşmelere başlamalıdır." 678 PKK saldırıları, PKK ile "görüşmeler yapılmasının gerekçesi olarak sunulmaktadır ve "sorunun kökü Türkiye'de"dir. "Türkiye ise, siyasî çözüme yanaşmadığı için, Almanya'da asayiş sağlanamamaktadır". O halde "PKK ile Almanya görüşmelere başlamalı"ydı. "Görüşmeler"in programını CDU'nun "liberal" kanadından Heinrich Geissler'den öğreniyoruz: "Kürdistan'a özerk statü verilmelidir. Böylece Kürtler Türk devletinin yurttaşları olarak kalacak, ama kültür açısından bağımsız yaşayacaklardır. Aksi takdirde, Türkiye'nin Atatürk'ten beri kazanamadığı savaş, Almanya'da devam edecektir". 679

    "Kültür" kavramının Nazi dönemi sonrası Almanya'sında muğlâk bir içerik kazandığına değinmiştik. Şu da var ki, "otonomi" ve "kültürel özerklik" Alman devletinin yardım ve teşvikleriyle faaliyet gösteren Flensburg "Avrupa Azınlık Sorunları Merkezi"nin konseptinde, "özerk yasama organlarını ve sınırları" da beraberinde getirecektir. 680 Yakın tarihin Yugoslavya örneği Bonn'un azınlıklar politikasının samimiyet derecesine dair bir vesika gibidir. Yugoslavya'nın, Genscher diplomasisinin üstün hizmetleriyle ikinci kez ve nihaî olarak parçalanmasını kastetmiyoruz. 1939 yılında; yani Yugoslavya'nın Nazi ordusunca 1941 Nisan'ında işgal edilip "etnik" parsellere ayrılmasından sadece iki yıl önce Walther Pahl; Yugoslavya'daki "dinsel ve ırkî zıtlıkların, Hırvatlara bağımsız kültürel ve ekonomik bağımsızlık veren politikalarla önlendiğinden sitayişle söz ediyordu. 681 Benzeri bir "yardım" vaktiyle Ankara'ya, "PKK ile görüşmeler"i de kapsayan siyasî bir çözüm teklifiyle sunulmuştu.

    PKK'yla "görüşme" önerenler sadece Alman istihbaratçıları, CDU'nun aşırı sağ kanadına mensup "sabık" istihbaratçı Lummer; aynı partinin "liberal" kesiminden Geissler değildi. "Vaktiyle" PKK'ya duydukları sempatiyi gizlemeye gerek duymayan sosyal demokratları, "Yeşiller"i, Alman radikal solunu ve Neo-Nazileri belirtmeye gerek yok. Güneydoğu sorununu, "Türkiye'de Türklerle Kürtler arasında süregelen etnik savaş" olarak tanımlayan "Hürriyetçi Liberal Parti"nin (FDP) "ağır toplarından" Burkhard Hirsch, "görüşme" çağrısını hem Ankara'ya, hem de mensubu olduğu Federal hükümete yapmıştı. 682 En geç 1995 yılından itibaren Almanya istihbaratçıları ve Bonn'a bağlı "Türkiye uzmanları" aracılığıyla PKK ile sürekli bir temas içinde olduğuna göre; Hirsch, "görüşmeler"in artık resmî ve kamuya açık yürütülmesini talep ediyordu. Federal Almanya "sorunun çözümünde" engin tecrübesini Ankara'nın hizmetine sunarak katkı sağlamalıydı. Zira, "Türkiye'nin sorunu tek başına çözemeyeceği aşikârdı. 683 Şu da var ki, "Kürt sorunu çoktan Filistin sorunu gibi bir şey olmuştu". "Ancak kimse ilgilenmemekte"ydi. 684 Uygar dünyada Kürt sorununa samimî ilgi gösteren biricik ülke Bonn'du: "Türk ordusu birkaç gün önce Kuzey Irak'taki Kürt kamplarını bombaladığında, Bonn hariç kimse protestoda bulunmadı". 685

    Açıkça söylenmese de; resmî düzlemde, "devletler topluluğunun büyük ölçüde kabulüne şayan olmadığı" gerekçesiyle "gerçekçi" bulunmayan "bağımsız Kürdistan"ın, Alman dış politikasında her an uygulamaya konulmaya kabil bir konsept olarak yer aldığı söylenebilir. Almanya şu an için, "bölgesel özerklik"i öneriyor. 686 Belirsiz ve tartışmalı bir isim olan "bölgesel özerklik" her an farklı bir içerik kazanmaya aday bir tekliftir.

    Türkiye'de "Kürt sorununa siyasî çözüm arayışları çerçevesinde, PKK ile görüşmeler yapan resmî kanallara mazeret, Türk devletine karşı ise şantaj işlevi gören plânlı PKK saldırılarının, istihbarat örgütlerinin duyumlarına karşın önlenememesi (!) gayet doğaldı. Zira saldırıların bir de Alman yabancılar politikası açısından ifa ettiği önemli bir hizmet vardı. Nitekim olayları medyadan "Türk/Kürt çatışması" şeklinde öğrenen öfkeli Almanları teskin etmek isteyen politikacılar aynı medya ile el birliği içinde "devletin uyum politikasının iflâs ettiğini" söyleyebilmekte; 687 "misafirlik hukukuna" (Gastrecht) riayet edilmediği gerekçesiyle yabancılar yasasının daha da sertleştirileceğini, suç işleyen "yabancıların ülkelerine daha sür'atli gönderileceğini" vaadedebilmekteydiler. Konunun bundan sonraki aşaması çok daha tuhaftı. Yüzlerce kundaklama eyleminin faili ve planlayıcısı PKK unsurları tutuklandıktan sonra; "Türkiye'de can güvenlikleri olmadığı" gerekçesiyle sınırdışı edilmemekte; "mahkeme duruşmalarının uzayıp bütçeye yük olmasını önlemek" amacıyla bizzat Şam PKK merkezinin Almanya'ya gönderdiği "sefirlerle kotarılan "anlaşmalar" neticesinde ya serbest bırakılmakta, ya da "adî suçlu" statüsüyle düşük hapis cezalarına çarptırılmaktaydırlar. 668

    1990'lı yıllarda periyodik olarak gerçekleştirilecek olan PKK saldırıları sayesinde, politikacılar ve medya sürekli olarak, "Kürtlerin Türkiye'de can güvenliği" sorununu işleyecek; bir yandan Türkiye karalanırken, diğer yandan saldırıların mağduru olan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları -her PKK saldırısı ardından- "ülkelerine daha kolay" gönderilebilecekti. 689

    Alman uyuşturucu piyasasının kontrolünü büyük ölçüde elinde tuttuğu söylenen PKK'ya 690 karşı devlet makamlarının gösterdiği garip hoşgörünün nedeni kimilerine göre; PKK'nın Almanya'da yasaklanmasını "Kürt sorununa siyasî bir çözüm bularak" mukabele etmeyen Ankara'nın Bonn'u sükût-u hayale uğratmasıydı. 691 PKK'nın Almanya'da resmî, gayrıresmî bir dizi destekle palazlandığı gerçeğini görmezden gelen çevreler; "PKK'nın Almanya'da Türklere karşı giriştiği saldırıları önlemenin en etkin çaresi; Türkiye'nin Kürt sorununa artık politik bir çözüm bulmasıdır. PKK ile başı dertte olan dost Almanya, Ankara'yı sürekli buna zorlamalıdır" diyebilmekteydiler. 692 PKK şefinin yakalanması ve "silâhlı mücadele"den vazgeçildiğini açıklamasıyla birlikte PKK Alman medyasında bugün itibarını yitirmiş durumdadır. PKK'nın iç politikaya yönelik "hizmeti" ise, kalıcı niteliktedir.

    Plânın "Etnikleştirme aşamasının başarıyla tamamlandığını söyleyebiliriz. Sıradan bir Alman'ın bugün Türk komşusuna, meslektaşına, "Allah aşkına siz Kürtlere ne yapıyorsunuz kuzum?" diyerek sohbet imkânı araması olağandır. 693 Zira Alman; en ciddî Alman gazetelerinde dahi "Türkiye'de Kürtlerin adetâ işgal edilmiş bir ülkede yaşadıklarını okuyabilmektedir. 694 Alman devlet makamları ve basını yıllardan beri bir Türk/Kürt savaşından söz etmekte; Türkiye Cumhuriyeti'nin PKK'yla mücadele etmediğini, tersine, Kürtlere karşı savaştığını vurgulamaktadır. Nitekim "Alman silâhları Kürtlere karşı kullanılmaktadır. 695 Vaktiyle PKK'nın, Kürt kimliğinin temsilcisi" olduğunu da keşfeden 696 çevreler, şimdi yeni aktörler aramaktadırlar. "PKK'nın arzusu, Kürt kimliğini ve Kürt karakterini yeniden uyandırmaktır" diyerek PKK yasağının "anlamsızlığını vurgulayan 697 şahısların bugün PKK'ya karşı mesafeli bir tutum takınmaları, "PKK'nın arzusu" olarak ifade ettikleri hedefin bir ölçüde gerçekleştirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

    Özetleyecek olursak, Almanya'nın, kendinden emin, ulusal kimliğine sahip çıkan güçlü bir Türk azınlığının oluşması "tehlikesine karşı -PKK vasıtasıyla- teşvik ettiği "etnik kutuplaşma" bir ölçüde gerçekleşmiştir. "Etnik kutuplaştırma plânı", organize kampanyalarla Türkiye Cumhuriyetinin meşruiyetini ve Türk ulusunun varlığını hem popüler, hem de akademik düzeylerde tartışmaya açmıştır. Kürtlerin "etnik başkalıklarımdan dolayı Türk devleti tarafından ezildiği tezine, sadece Alman kamuoyuna değil, Almanya Türk azınlığının hatırı sayılır bir kesiti de inandırılmıştır. iç politik "endişe" ve "mülâhaza"larla uygulanan bu organize kampanyanın sonuçları doğrudan Türkiye'ye de ulaşmış ve böylece Almanya "Alevî rönesansı" gibi ayrılıkçı Kürt milliyetçiliği"nin de en önemli merkezi haline gelmiştir.



Dipnotlar:
569. Die Schattenseite des Kapitalismus öder Leben in der Türkei, Darmstadt Üniversitesi "öğrenci gurubu"nun 1997'de yayımladığı bir "bilgilendirme" broşürü.
570. Landesamt für Verfassungsschutz Baden-Württemberg (yayımlayan): Arbeiterpartei Kurdistans (PKK), Stuttgart 1998.
571. Udo Steinbach: Die Türkei im 20. Jahrhundert, a.g.e., s.372.
572. Hannes Gamillscheg: "Türkei wegen Folter verklagt", FR, 7.1.1997.
573. Hannes Gamillschleg: "Kampf gegen Folter", FR, 7.1.1997.
574. Peter Pawelka: Der Vordere Orient und Internationale Politik, s.157, Stuttgart 1993. 575. A.g.y. 576. Hilde Kindinger, Die Woche, 3.3.1995. 577. Ludwig Greven, Die Woche, 3.3.1995. 578. Axel Wermelskirchen: "Die Kürden küssen die Haende der deutschen Helfer", FAZ, 19.4.1991. 579. Bernhard Hülsenbusch: "'Almania' heißt das gelobte Land der Gestrandeten", Stuttgarter Zeitung, 5.1.1998.
580. BerlinerZeitung, 05.01.1998. 581. Udo Ulfkotte:"Ablenkungsmanöver", FAZ, 3.1.1998.
582. Dilek Zaptçıoğlu: "Mut der Verzweiflung", 7AZ, 3.1.1998.
583. Heinz-Joachim Fischer: "Mit dem Elend der Menschen wird Schindluder getrieben", FAZ, 6.1.1998.
584. Jochen Buchsteiner: "Aus Deutschland in die Folterkammer", Die Zeit, 10.6.1994.
585. Karl Grobe, "Das Kürden Dilemma", a.g.y.
586. Kinkel appelliert wegen Kurdenflucht an die Türkei, Stuttgarter Zeitıng, 5.1.1998.
587. "Weitere 1300 Kürden auf dem Wegnach Westeuropa",FAZ, 5.1.1998.
588. Altmuth Baron: "Ein Konflikt totaler Verblendung", FAZ, 4.8.1994. "Almanya'nın en ciddî gazetesi"nin Türkiye muhabirliğini yapmış bayan, bu ilginç tespitlerinden başka, Tunceli'nin tarihine ilişkin şu çarpıcı detayı da aktarıyor: 1940 yılına kadar Tunceli, ne Osmanlı Imparatorluğu'na, ne de Türkiye Cumhuriyeti'ne aitti (A. Baron: "Tote bei Unruhen in Istanbul", FAZ, 14.3.1995.
589. "Avrupa hükümetlerinin Kürt sorunu ve PKK konusunda bir konsepti yok. İnisiyatif Türk siyasetinde", Milliyet, 21.12.1998.
590. "Mustafa Kemal Pascha", Hamburger Nachrichten, 12.2.1921.
591. "Deutschland und die Türkei", Hamburgischer Corresponctenf, 5.3.1924.
592. WolfgangGünterLerch:"War Atatürk ein Separatist?", FAZ, 16.11.1987. 593. Pierre Simonitsch: "Ende der Straffreiheit", FR, 5.12.1998.
594. Fred Gsteiger "Schillemder Denker im Kampfzug", Die Zeit, 1.4.1994.
595. W.G.Lerch: "Wer wußte in Ankara vom Exodus der kurdischen, boat peopte?, a.g.y..
596. A.g.y. 597. Jürgen Gottschlich: "Europa neu denken", TAZ, 11.12.1998.
598. Wolfgang Günter Lerch: "Test in Ankara", FAZ, 5.8.1994.
599. Wolfgang Günter Lerch: "Im Westen gibt es heute eine geWisse Kurden-Begeisterung, die an die Tages des Philhellenentums erinnert" ("im nahöstlichen Bunde der Vierte", FAZ, 6.8.1994).
600. Jens Mecklenburg (yayımlayan): Handbuch deutscher Rechtsetfremismus, s.403 v.d., Berlin 1996.
601. "Recht auf Selbstbestimmung", Deutsche National-Zeitung, 15.4.1994.
602. Michael Lüders: "Ehrlich unter Freunden", Die Zeit, 12.4.1996.
603. Michael Lüders: "Ein Prophet, der droht und wirbt, a.g.y.
604. Birgit Cerha: "Wenn der Baer den Honig bewacht", Die Zeit, 14.4.1996.
605. Birgit Cerha: "Die Sprache der Gevralt", Die Zeit, 4.8.1996.
606. Birgit Cerha: "Madame Çiller hat kein Glück", Die Zeit, 31.4.1995.
607. Ronaid Ofteringer: "Nationalismus der Unterdrückten", INAMO, 2/1995, s.63.
608. Jörg Hilbert: "Prügel und Verleumdung statt Diskussion?", Junge Welt, 22.10.1999.
609. Almuth Baron: "Kaempft für Kurdenrechte", FAZ, 11.11.1995.
610. Helga Anschütz: "Die syrischen Christen hoffen auf die Erdölleitungen", FAZ, 2.9.1996.
611. Karl Grobe: "Das Kürden Dilemma", Ffl, 23.3.1996.
612. A.g.y.
613. Andreas Buro, 147,18.3.1996. 614. Wemer Schiffauer: "Friedlose Minderheiten", Kursbuch, Eylül 1996, 31 v.d.
615. Ekkehard Rudolph: Bestandsaufnahme der kültür- und sozial-wissenschaftlichen Forschung über die Islamische Welt in Deutschland, s.123, Deutsches Orient-lnstitut Hamburg, Ekim 1997.
616. Fred Gsteiger: "Schillernder Denker im Kampfanzug", Die Zeit, 1.4.1994.
617. Michael Schwelin: "Hat das Verbot die PKK noch gestaerkt?", Die Zeit, 1.4.1994.
618. A.g.y.
619. Die Zeit, 24.3.1995.
620. Türkei vrohin? Ketzerbriefe, 26.5.1995.
621. Ronald Mönch: "Kritische Fragen an das deutsche Verstaendnis kurdischer Identitaet", Das Informationsbulletin KURDISTAN, 71/1997, s.23.
622. Örneğin: Entschliessungsantrag der Fraktionen der CDU/CSU, SPD und F.D.P., Deutscher Bundestag 13. Wahlperiode, Bonn, 3.12.1996.
623. Die verschiedenen Aspekte der Kurdenproblematik, SPD-Fraktion im Deutschen Bundestag, Şubat 1994.
624. Möglichkeiten der Konfliktlösung in der Tûrkischen Republik. Politisches Konzept einer wissenschaftlichen Arbeitsgruppe, yayımlayan: Amke Dietert-Scheuer MdB, Ocak 1998.
625. Bayan Dietert-Scheuer'in, Alman Oryantalizm kürsülerine gönderdiği 14.7.2000 tarihli mektup.
626. Amke Dietert-Scheuer: Möglichkeiten der Konfliktlösung in der Tûrkischen Republik, Hamburg 1999.
627. Kleine Anfrage der Abgeordneten Amke Dietert-Scheuer, Cem Özdemir und der Fraktion Bûndniss 90/Grünen. Mögliche Aktivitaeten des türkischen Geheimdienstes und türkischer Drogendealer auf dem Territorium der Bundesrepublik Deutschland, Dmcksache 13/7348.
628. Reinhard Hocker & Klaus Liebe-Harkort: "Das Türkeibild und seine Weisse Flecken: Gibt es eine spezifisch deutsche Wahmehmung der kurdischen Frage?", Volk ohne Menschenrechte? Lage und Perspektiven der Kurdinnen und Kürden in Deutschland, yayımlayan: Dieter Plehwe s.159, Marburg 1995.
629. Ali Sirmen: "Almanya'nın tavrı", Milliyet, 1.4.1995.
630. "Hilflos vor dem Terror", Der Spiegel, 13/1996.
631. A.g.e.
632. "Wir haben die Gefühle des deutschen Volkes verletzt", Die Welt, 20.5.1996.
633. A.g.e.
634. "Hızlı Gelişmeler", Özgür Politika, 17.4.1997.
635. A.g.e.
636. Yağmur Atsız: "Centilmenlere dair", Yeni Yüzyıl, 27.11.1995.
637. "Portraet des Tages: Heinrich Lummer", Junge Welt, 4 4 1996
638. A.g.e.
639. Benedikt Pauka: "Onkel Staatsmann", Konkret, 5/1996, s.19.
640. "PKK. Ein geheimer deutsch-kurdischer Vermittler soll Drogen-Clan bei der Geldwaesche geholfen haben", focus, 15.5.1998.
641. 'Terroristen. Besonders mırtige Kaempfer", Der Spiegel, 46/1998.
642. "Bonn stellt Auslieferungsersuchen für Öcalan zurück", FAZ, 21.11.1998.
643. Neue ZürcherZeitung, 2.12.1998.
644. Klaus Liebe-Harkort: "Die deutsche Rezeption der türkischen Kurdenfrage", Zeitschrift für Türkeistudien, 2/1994, s.220.
645. "Deutschland den Türken?", DNZ, 13.11.1998; "Einwanderungsland Deutschland?" 4.12.1998.
646. "PKK'ya Yunan desteği", Sabah (Avrupa), 1.3.1998.
647. Namo Aziz: "Kurdistan in Deutschland. Ein offener Brief an Geıtıard Schröder, Die Zeit, 10.12.1998.
648. Birlik 90/Yeşiller partisininin Federal Meclis üyelerinden Angelika Beer'e göre, "Federal Hükümet PKK yasağını derhal kaldırmalı ve Türkiye'deki sorunların siyasal çözümüne destek vermelidir. PKK şefinin İtalya'da bulunması, büyük bir şanstır" ("Aufhebung des PKK-Verbots in Deutschland gefordert", Neue ZürcherZeitung, 2.12.1998).
649. Karin Leukefeld: "Einladung zum Vorortbesuch", Junge Welt, 24.7.2000; Deniz Yücel: "PKK-Dissidenten. Der Kampf geht weiter, Jungle Wortd, 19.7.2000; Udo Wolter: "Deserteure mit Appell-Komplott", Jungle World, 28.7.2000.
650. Die "Arbeiterpartei Kurdistans" (PKK). Strukturen, Ziele - Aktivitaeten, s.5 vd., Bundesamt für Verfassungsschutz, Şubat 1996.
651. "Die einigende Kraft des Exils", FAZ, 10.6.1998.
652. "PKK soll junge Rekruten freigeben", FAZ, 25.11.1998.
653. A.g.e.
654. Alman kiliselerinin - kağıt üzerinde itiraf edilen - maddî desteklerinden birkaç örnek: "Diyalog Halkası: Türkiye'de savaş var! Siyasî çözümün vakti geldi" adlı Yeşillere yakın inisiyatifin Türkiye Cumhuriyeti'ne hakaretlerle dolu; Sevr'i müdafaa eden ve Türkiye'ye Güney Afrika modeli öneren bir broşürü "Rheinland Protestan Kilisesinin cömert yardımlarıyla basılmıştır" (Mehmet Şahin: Türkei: Ausweg aus der Sackgasse. Zur friedlichen Lösung der Kurdenfrage, Idstein 1997). KOMKAR örgütünün yayın organı Das Informationsbulletin KURDISTAN, "Almanya Protestan Kilisesi Kalkındırma Hizmetleri Masası'nın maddî yardımıyla basılmaktadır" (Das Informationsbulletin KURDISTAN, 73/1997, s.2). Keza Alman etnologlarının ve oryantalistlerinin çıkardığı PKK forumlarından biri sayılabilecek INAMO dergisi de aynı "kalkındırma hizmetleri masası"nın finansmanıyla yayın hayatını sürdürmektedir.
655. "Kurden-Demo in Bonn", TAZ, 21.12.1998.
656. Harald Vocke: "Wo stehen die rebellierenden Kürden?", a.g.k..
657. Namo Aziz: "Der vergessene Krieg in Kurdistan", FAZ, 29.12.1998.
658. Cem Özdemir: "Avrupa hükümetlerinin Kürt sorunu ve PKK konusunda bir konsepti yok", Milliyet, 21.12.1998.
659. Yazarların 10.12.1994 günü Hannover'de düzenlenen Volk ohne Menschenrechtel başlıklı sempozyumda sundukları tebliğ.
660. A.g.e.
661. Eberhard Seidel-Pielen: "Mit Öcalan auf dem Weg nach Rechts",a.g.y..
662. Adolf Mitler Mein Kampf, s.323, München 1941.
663. Udo Steinbach: "Der Abgang des Abdullah Öcalan- auch eine deutsche Fehlleistung", INAMO, 18/1999, s.27 v.d.
664. Justus Wertmüller: "Deserteure mit Appell-Komplott", Jungle World, 2.8.2000.
665. Karl Lavel: "Deutsche Sicherheitsorgane schüren das Feuer", TAZ, 2.7.1987.
666. Lavel a.g.y.
667. A.g.y.
668. A.g.y.
669. Herbert Schnoor, Totaler Krieg", Der Spiegel, 26/1993, s.92.
670. "Die Befehle kommem von ausserhalb", Der Spiegel, 45/1993, s.32.
671. "Bonn soll mit PKK verhandeln", TAZ, 26.8.1993.
672. "PKK macht der Türkei Friedensangebot", TAZ, 14.3.1994.
673. A.g.y.
674. Robert Leicht (Die Zeit, 7.4.1995); Martin Klingst (Die Zeit, 31.3.1995) Dieter Fuchs (Stuttgarter Zeitung, 7.4.1997). Alman medyası son zamanlarda; hayırsever Almanların, bu arada kilise çevrelerinin, "hayatları Türkiye'de tehdit altında olan altı aylık Kürt bebeklerinin de Türkiye'ye gönderilmemeleri için çaba sarfettikleri"ni aktarıyor (Kurdisches Baby kann bleiben, Stuttgarter Zeitung, 3.11.1997).
675. "Verfassungsschutz wusste von geplanten Anschlaegen der PKK", FAZ, 29.6.1995.
676. Herbert Schnoor (Die Zeit, 24.3.1995).
677. Wolfgang Günter Lerch: "Kurdische Hydra", FAZ, 3.11.1995. Almanya'nın sabık Ankara sefiri Sayın Hans-Joachim Vergau da bu kanıdadır ("Europa ist kein exklusiver europaeischer Klub", Türkische Allgemeine, 24.12.1996).
678. Schwelin, a.g.y.
679. A.g.e.
680. Walter von Goldenbach & Hans-Rüdiger Minow: Von Krieg zu Krieg, a.g.e.,s.61.
681. Walther Pahl: Das politische Antlilz der Erde. En weltpolitischer Atlas, s.59, Leipzig 1939.
682. Das Parlament,13.12.1996.
683. Wolfgang Günter Lerch: "Aufstand der Kürden", FAZ, 12.8.1992.
684. Wolfgang Günter Lerch: "Zvreierlei Mass", FAZ, 10.8.1991.
685. Wolfgang Günter Lerch: "Saddam ermutigt", FAZ, 16.8.1991.
686. "AusWaertiges: Kurdisches Exilparlament nicht anerkannt", Deutscher Bundestag, WIB Heft 12/28.06.1995.
687. "Zeitbomben in den Vorstaedten", Der Spiegel, 16/1997.
688. Kurdenprozesse vertieren ihre Schrecken, FAZ, 5.11.1997.
689. "Die Saat der Gewehre", Der Spiegel, 13/1994, s.18-20.
690. Daniel Deckers, Wege des Unheils, FAZ, 511.997.
691. Michael Liiders, Ehrlich unter den Freunden, a.g.y.
692. Wolfgang Günter Lerch: "Kurdische Hydra", a.g.y.
693. Klaus Liebe-Harkort: Die deutsche Rezeption, a.g.e.
694. Fast wie in einem besetzten Land, FAZ, 9 6.1990.
695. "Alman silâhları Kürdistan'da can alıyor" (Heribert Prantl, Süddeutsche Zeitung, 30.3.1995);
"Alman silâhları Kürtlere karşı kullanılıyor" (Wolfgang Hoffmann, Die Zeit, 31.3.1995);
"Türkiye'nin Kürt azınlığa karşı sürdürdüğü savaşta..." (DerSpiegel, 14/1995).
696. "Er ist einigermassen vernünftig". Der CDU-Politiker Heinrich Lummer plaediert für einen Dialog mit PKK-Chef Öcalan", Die Zeit, 16.4.1996.
697. SAT-1,20.3.1995.

<< Önceki Sayfa - Sonraki Sayfa >>
Modern Alman Oryantalizmi - Ana Sayfa