Tamer Bacınoğlu ve
Andrea Bacınoğlu


MODERN ALMAN ORYANTALİZMİ
Tamer Bacınoğlu ve Andrea Bacınoğlu, Modern Alman Oryantalizmi



Kapak
İçindekiler
Sunuş
Önsöz
Yazarın Önsözü


Alman gözüyle Türkiye
- "İslâm düşmanlığı"mı, ırkçılık mı?
- Etnosantrik tarih romantizmi. "Uzman"ların efsaneleri
- "Etnisite", "etnik gruplar" ve ulus
- "Lâikler, Müslümanlar, Alevîler"
- "Müslümanlar", İslâm ve hilâfet
- Alman oryantalizminin gözüyle İslam ve Müslüman
- Alman oryantalizminin gözüyle Türk ve Türk kültürü
- Almanya ve "Kürt sorunu"
- Almanya ve PKK
Alman basınında Öcalan'ın tutuklanması ve Kürt sorunu
- 1. Kürtlerin tarihi
- 2. Abdullah Öcalan ve PKK'nın kuruluşu
- 2.1. PKK'nın örgütsel yapısı
- 2.2. Kürtlerin PKK ile özdeşleştirilmesi
- 3. Kürt kimliği ve Türk milliyetçiliği
- 3.1. Med-TV
- 3.2. Diskurs-Kendini yakmalar
- 4. Politik çözüm
- 4.1. Türkiye'ye çağrılar
- 4.2. Türkiye'nin tepkilerine yönelik tahminler
- 5. "Almanya'da Kürt protestoları"
- 5.1. Video görüntüleri
- 6. "Mütarekenin sonu"
- 7. Diplomatik temsilciliklerin işgali ve "gerginliği düşürme" politikası
- 8. PKK taraftarlarının eylemlerinden çıkarılan sonuçlar
- 8.1. "Kürtlerin Türkiye'ye sınırdışı edilmesi"
Almanya ve "Ermeni sorunu"

Sonuç
Kaynakça

www.1001Kitap.com





Almanya ve "Kürt sorunu"

    Almanya'da üzerinde partiler ve ideolojiler üstü bir konsensüs sağlanmış ender konulardan biri "Kürt sorunu"dur. "Evrenin yetimleri", 470 "Allah'ın üvey oğulları", 471 "aldatılan halk" 472 vs. gibi başlıklarla popüler literatürde sağlam bir yer edinmiş olan "Kürt sorunu"; kiliselerden, parti vakıflarına, üniversitelerden öğretmen sendikalarına, Alman toplumunun hemen her kesitinde ilgi odağı hâline getirilmiştir. Almanya Türk toplumu ve bu toplumun anayurdu Türkiye için hayatî önem taşıyan konu, 1980'lerin başında geniş çevrelerce seslendirilmeye başlanmış, 1980'lerin ortalarından itibaren -günümüze dek- değişik metotlarla gündemin tepesine yerleştirilmiştir. Almanya'nın en saygın anayasa ve kamu hukuku profesörlerinin biraraya geldiği geleneksel "Essen Sohbetleri" toplantılarının 1985 tarihli oturumunda "Kürt sorunu"yla ilgilenmenin, Almanya'nın iç politikası açısından taşıdığı önem şöyle açıklanmıştı: "Türklerin tekrar ülkelerine dönmeleri gerektiğine inanıyoruz... Bu arada, Türk devletinin, Almanya Türklerine ABD'deki Polonyalı azınlığın, hatta Musevî azınlığınkine benzer bir rol biçmeye çalıştığına dair açık işaretler de var. Buna izin vermeyeceğimiz ortadadır. Kaldı ki, Almanya'da çok sayıda Kürt yaşamaktadır. Hep Türklerden söz ediyoruz. Kürt meselesine özellikle eğilmeliyiz." 473 Alman yayıncılığının "Kürt sorunu"na, aslında Almanya Türk toplumunun ulusal bir azınlığa dönüşmesi "tehlikesini önlemek amacıyla "ilgi" gösterdiği söylenebilir. Konunun iç politik amaçlar doğrultusunda değişik kanallarla ve birbirine paralel değişik stratejilerle gündemde tutulması, kısa zaman zarfında üç teze "geçerlilik" kazandırmıştır:

- "Almanya Türk toplumu homojen değildir."

- "Türklerle Kürtler birbirinden tamamen farklıdır."

- "Türkiye'nin bir azınlık sorunu vardır."

    "Türklerle Kürtlerin farklı olduğu" teziyle Almanya'da bir Türk azınlığından söz edilemeyeceğini "belgeleyen" uzmanlar, aynı tezle bu kez Türkiye'de bir "Kürt azınlığı"nın bulunduğunu, dolayısıyla ulus devlet projesinin Türkiye'de iflâs ettiğini iddia edebilmektedirler. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti'nde bir "azınlık sorunu" bulunmakta; bu "sorun" çözülmediği sürece Türkiye Cumhuriyeti'nin AB'ye girmesi de imkânsız gözükmektedir.

    Alman yayıncılığının Türkiye'de bir Kürt sorunu olduğunu keşfetmesi uzun zaman aldı. Yetmişli yıllarda, Irak'ta bir Kürt devletinin kurulması, Rus yayılmacılığını engellemek amacıyla reddediliyor, günümüzün moda terimlerinden biri olan "Orta Doğu haritasının yeniden yapılanması", "yirmili yılların politik düşüncesi" olduğu gerekçesiyle kabul görmüyordu. Herald Vocke 22 Ağustos 1979'da, "Marksist bir Kürt devletinin kurulmasından Batı'nın hiçbir kazancı yoktur. Oysa böyle bir devlet Moskova için, Fars Körfezi'nin en önemli petrol yataklarına götürecek bir köprübaşı olacaktır" derken, 474 aynı basın organının bir başka dış ilişkiler uzmanı 1991 yılında, "Irak" diyecekti, "koloniyal dönemden kalma, ulusal kimliği olmayan, yapay, uyduruk bir yapılanmadır...Kürtler, tarihin öksüz çocuklarıdır... O nedenle Batı; Kürtlere ve Irak'a kendi tayin etmeleri için her şeyi denemelidir. Batı, bu sorumluluğundan kaçamaz". 475

    Batı'nın ve özellikle de Almanya'nın Kürtlere karşı sorumluluğunu Türkiye bağlamında da hızlı bir şekilde hatırladığını, aynı dönemde çıkan başka satırlardan öğreniyoruz: "Saddam Hüseyin yapınca affedilmeyen şey, Türkiye'ye serbest midir?...Politik taktik gereği iyi Kürtler ve kötü Kürtler mi var? Kürt sorunu, çoktan bir tür Filistin sorununa dönüştü, fakat ilgilenen yok". 476 "Kürt sorunu"na Alman yayıncılığında dönemine göre farklı yaklaşabildiğinin bir başka kanıtı, 1979'da "güvenilmez bir propaganda yayını" olarak eleştirilen 477 bir kitabın, 478 2000 yılı Almanya'sında "üniversite özel ödülü"ne lâyık görülen bir doktora tezinde kaynak olarak kullanılmasıdır. 479 Yine "akademik" bir yayında geçen ve "1961 yılında Van Kürtlerinin, ellerinde 'Biz Türk değiliz, Kürdüz!', 'Türkiye bize millî haklarımızı vermek zorundadır' 480 yazılı pankartlar taşıdıkları" iddiasının kaynağı da aynı "propaganda yayını"dır.

    Aşağıda, Alman Türkiye uzmanlarının "Kürt sorunu"nu işlerken, hangi ölçütleri, ne amaçla kullandıklarını, Türkiye'deki sorunu neden etnik düzleme çekmek istediklerini, etno milliyetçiliğe kimlerin, ne amaçla destek verdiklerini açıklamaya çalışacağız.

    Bugün Almanya'da hemen herkes, "Kürtlere kendi kaderini tayin hakkının verilmediği"nden, "kendi devletlerini kurma hakkından Kürtlerin hâlâ mahrum olduğu"ndan emindir. 481 Orta Doğu'da ve dünyanın başka bölgelerindeki toplumsal sorunlar günümüzde sadece emperyalistler tarafından etno-politik amaçlar doğrultusunda enstrümantalize edilmiyor. Endüstri güçlerinin bir başarısı da, hem resmî çevrelerin, hem de bu devletlerin "anti-emperyalist" yurttaşlarının, "etnik sorunların çözümü" için âdeta elele mücadele vermesidir. 18. ve 19. yüzyıllarda Avrupa güçleri, "Doğu Sorunu"nu "çözmek" amacıyla genellikle dinî farklılıkları kullanıyorlardı. Bugün ise, ağırlıklı olarak "etnik farklıkların vurgulandığını görüyoruz. 482 "Kürt sorunu" ve bu "soruna politik çözüm" başlığı altında, bir yandan Türk ulusunun iki ayrı "etnik" öbeğe taksimi; diğer yandan "etnik Kürt'lerin PKK ile özdesleştirilmesi, evrensel insan haklarına biyolojik bir içerik kazandırılmasını da gerekli kılmıştır.

    Ulus devleti sorgulama amacı olarak kullanılan etno-politik içerikli insan hakları söylemiyle Alman resmî çevreleri, devlete mesafeli gibi görünen sol kesimler ve hatta Neo-Nazi grupları, Kürtlerin "müstakil bir halk" olduğu; 483 Türklerle "ne dil, ne de kültür açısından bir ilgileri bulunduğu" 484 kanaatini yaymaktadırlar. Türklerin "etnik" ya da "kültürel" farklılığının nereden ileri geldiği açıklanmamakta; bunun yerine, Kürtlerin sözde "karakteristik özelliklerine vurgu yapılmaktadır. Söz konusu "karakteristik özelliklerin Türklerde bulunmadığı böylece dolaylı yoldan belirtilmiş olmaktadır. Kürtlerin "farklılığı" belirtilirken, genellikle "ırkî özelliklere dikkat çekildiğini görüyoruz. "Etnik", "ırkî" izahlara Alman politik yelpazesinin tamamında rastlamaktayız. "Kürtlerin ırkî özelliklerinin Alman okuyucu için neden önem taşıdığını, "sol" görüşlü bir Alman şöyle açıklıyor: "Kürtlerin kaderi gösteriyor ki, bir halkın hangi kabileye, hangi ırka mensup olduğunu bilmek, son derece önemlidir. Bugünün olaylarını anlayabilmek için kişi, falanca kabile ya da halka mensup insanların, diğer kabile ya da halklara karşı nasıl davrandıklarını da bilmek zorundadır". 485

    Alman yayıncılığı Kürtlerin "hangi kabile"ye mensup olduğunu çoktan tespit etmiş durumdadır: "Kürtler Indo-Cermen kökenli olup, dil ve kültür açısından Türklerden farklı bir halktır." 486 Nazi ırk terminolojisini daha yalın kullananlar da vardır: "Kürtler, Farslar gibi İndo-Cermen bir halktır ve bir Aryen dilini konuşmaktadırlar. O nedenle Kürtlerin Araplar ve Türklerle dil açısından dahi en ufak bir benzerlikleri yoktur." 487 "Aryen Alman"larla "akrabalık, kimi Kürt milliyetçilerinin de hoşuna gitmektedir. 488 Bir Alman Mazisinin "Aryen Fars-Kürt akrabalığına ilişkin bir makalesi, PKK tarafından yayınlanmıştır. 489 "Aryen" tezinin, Almanya'da ciddî yayın organlarında bugün de kabul görmesi, düşündürücüdür. Vaktiyle Konrad Adenauer Vakfı'nın Türkiye temsilciliğini yürütmüş olan, bugün ise Ankara'da CSU'a bağlı Hanns Seidel Vakfı'nı temsil eden Max Georg Meier'e göre Kürtler, bir "Hint-Avrupa dilini konuşmaktadırlar ve bu dil Farsçaya çok yakındır. Dolayısıyla Kürtler, aslında İranlıdırlar. Türkler ise, Turanî bir halktır" dedikten sonra, okuyucusuna, "İran/Turan savaşı"nın resmedildiği Şahname'yi okumaya çağırıyor. 490 Alman devlet televizyonu için hazırladığı programlar reyting rekorları kıran, ülkenin en ünlü popüler "İslâm uzmanı", Hakkari Belediye Başkanı'nı tanıtırken, bizleri Kürtlerin kafatasları hakkında bilgilendiriyor: "Kürtler bir Hint-Avrupa halkı olup, dilleri Farsça'ya yakındır. Uzun Aryen kafalarıyla, yuvarlak kafalı basık/tıknaz Türklerden tamamen farklıdırlar". 491 Kürtleri "Aryen kültür halkı", Türkleri ise, "göçebe" ilân eden, Almanya'nın sabık Ankara sefiri, Türkiye Cumhuriyeti'ni "Türklerle Kürtler arasındaki ırk farkını tanımadığı" için "gericilik"le suçluyor. Irk tahlilleriyle dolu bu yazının yayımlandığı yer ise, Alman liberallerinin bir dergisidir.

    "Kürtlerle Almanların akraba iki Aryen halk" olduğu, Alman ilkokullarında ders konusu yapılabilmektedir. Örneğin beş yüz bin üyeli bir öğretmen sendikasının öğretmenler için çıkardığı bir derginin, "Kürt sorunu"na ayrılmış olan "ders pratiği eki"nde, Türklerle Kürtlerin birbirine düşman olduğu, Türkçenin Kürtçeye asla benzemediği, oysa Almancayla Kürtçenin akraba iki dil olduğu, "örnek"lerle anlatılmaktadır. 493 Alman ilkokullarında öğretmenlerin Türk öğrencilere "etnik kimlikleri" ve "Kürt sorunu" hakkında ev ödevleri vermeleri, öğrenciler arasında "Öcalan idam edilsin mi, edilmesin mi?" anketleri yapmaları, artık olağan karşılanmaktadır. 494

    "Kürtlerin Türklerden tamamen farklı bir halk" oldukları "ispatlandıktan sonra, bu "iki halk"ın farklılığını tanımadığı gerekçesiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin yurttaş felsefesi, dolayısıyla ulus devlet, ırkçılıkla suçlanmaktadır. Kısaca sorun, Osmanlı imparatorluğu'nun dağılması ardından Orta Doğu'ya çizilen yeni sınırlarla ilintilidir. Nitekim "Kürtler o tarihte siyasî emellerini Türk milliyetçilerine karşı gerçekleştiremediler ve ulusal bilinç sahibi Kürtler bugüne dek, kendilerini gerçekten ikna edecek siyasî bir yurt bulamadılar. Bunu bize, politik teoriden çok ülkenin gerçeği öğretiyor". 495

    O halde "sorunun kökeninde Türk ulusal devleti ve onun ulus anlayışı yatmaktadır." Genç bir İslâm bilimciye kulak verelim: "Mustafa Kemal'e göre Türkiye, içinde sadece Türklere yer olan tek ve bütünsel bir ulusal devletti. Kürtler gibi ulusal azınlıklar, ancak farklılıklarını inkâr ettikleri takdirde, kendilerine yer kapabilirlerdi. Onlara 'dağ Türkleri' denildi, Türkçe'yle yakından uzaktan akrabalığı olmayan Kürt lehçelerinin özgünlüğü inkâr edildi. Kürtler, kendilerini Türkleştirmeyi hedefleyen çabalara baştan beri direndiler. Bu ise, Türk ordusunu deliye döndürdü. 'Genç cumhuriyetimize karşı gelenler, acımasızca yok edilecekler. Evde, tarlada, dağda ya da vadide - onları nerede bulursanız bulun, aklınızda tek bir şey olacak: Düşmanı imha! İyi Kürt, ölü Kürttür!"' 496

    Bu alıntı, Alman yayıncılığında Türk ulusuna ilişkin yapılan değerlendirmeleri iki açıdan özetlemektedir. Nitekim ilkin ırk romantizminin terimleriyle Kürtlerin ırkî farklılıkları saptanmakta ve linguistik farktan biyolojik fark türetilmekte; ardından Kürtlerin Türklerden dil ve ırk farkıyla ayrışmalarını önemsemeyen Türk ulus düşüncesi "ırk cinayeti"yle suçlanmaktadır. Biraz önce aktardığımız alıntıda bir yandan köken topluluğu (Volkstum) diyebileceğimiz Alman ulus düşüncesi Türkiye'ye projekte edilmekte, diğer yandan da Nazi jargonu Türk ordusuna yakıştırmaktadır. Konuya farklı bir bakış, "Kemalist tarihçilik" suçlamasıyla tabulaştırılmaktadır. 497 Zira Kemalistlerin, Kürtlerin ırkî farklılığını hiçe sayarak tek bir ulustan söz etmeleri, uzmanlarımıza göre, "etnik bir yalan"dır. Akademik çalışmalarda artık tırnak içine alınmaya başlanan Türk ulusu, sadece bir avuç Osmanlı yönetici elitinin uydurması olup ülkenin gerçeğiyle ilgisizdir. Halk, Kurtuluş Savaşı'na bile gönüllü olarak katılmamıştır. Alman siyaset bilimi doçentine göre Atatürk bir halk direniş hareketinden destek görmemiştir". 498

    Türkiye'nin "azınlıklar politikasına yöneltilen eleştirinin bir başka özelliği, Kürtlerin "İndo-Cermen" kökenli oluşları iddiası ve bunun vurgulanması olduğunu vurgulamıştık. "İndo-Cermen" burada, Auschwitz'den sonra kullanılması tabu olan "Aryen"i karşılamaktadır. Bu çerçevede "kültür" kavramı da sık sık "ırk" anlamında kullanılmaktadır. 499 "Ezilenler"in üstün bir ırka mensup oldukları masalının vurgulanmasına, hem Kemalist ulus modelinin güya etno-obskurantist niteliği ortaya konulmakta, hem de Alman kamuoyunun Kürtlerin kaderiyle daha yakından ilgilenmeleri hedeflenmektedir. Zira "Kürtler Hint-Avrupalı bir halktır, yani onlar gerek dil, gerek kültürce Türklerden çok Avrupalılara, biz Almanlara yakındırlar". 500 O hâlde Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürt asıllı yurttaşları, "etnik, dilsel ve kültürel müstakil bir halk" olmalıdırlar. 501

    "Etnik" ve "kültürel"le, Kürtlerin sözde Aryen kökenlerinin kastedilmesi, aynı zamanda Alman ulus felsefesinin iki ana unsurunu da ele vermektedir. Zira "Alman ulus anlayışı, ırk romantizminin kalıbından çıkmış ve özgül bir dil ve tarih felsefesinin izlerini taşıyan bir halk kavramından hareket etmekte olup, halk burada, otokton ırktan kaynaklanan ve sadece doğum yoluyla elde edilebilen özelliğini dış görünümle de temsil eden birimdir". 502 Alman uzmanların, Türk ulusunu "etnik" dilimlere ayırırken kullandıkları "halk", Amerikan Dışişleri Bakanlığının Nazilerin "halk" anlayışına da değinen 1940 tarihli bir incelemesindeki saptamanın bugün de geçerli olduğunu kanıtlamaktadır: "Alman halk (Volk) kavramı, ırk üstünlüğü felsefesi ve Alman emperyalizmiyle içice bir kavramdır...halk mistik ve kan/kültür bağıyla ister istemez bir arada tutulan doğal bir varlık birimi olarak algılanmaktadır. Burada bizim people kavramımızdan tamamıyla farklı bir şeyle karşı karşıyayız". 503

    Türk ulusunun da bir köken toplumu olduğu varsayımından yola çıkanlar, ırkdaş olmayan unsurların ezildiği, en azından yasal ayrımcılığa uğradıkları sonucuna varıyorlar. Alman Türkiye yayıncılığı burada bir sorunla karşılaşıyor: "ırkdaş" olmayan Kürtler, Türkiye'de ne yasal ayrımcılığa, ne de kolektif bir zulme maruzlar. Tersine, Türk devleti, yurttaşlarını, kökenlerine bakmaksızın Türk kabul ediyor. Bu "sorun", "etnik, dilsel ve kültürel müstakil bir halk" olarak tanımlanan ve dolayısıyla Türk ulusuna dâhil olmayan Kürtlerin ırkî başkalıklarının inkârına, "etnik ayrımcılık" adı verilmek suretiyle gideriliyor. Farklı halk gruplarının ırkî özelliklerinin tanınmayışı, bir başka ifadeyle ırk merkezli ulus kavramının reddedilmesi, "ayrımcı", hatta "ırkçı" bir zihniyet olarak görülüyor. Dolayısıyla "ırkçılık" burada, yabancı türden sayılan grup ya da grupların ideolojik/biyolojik güdümlü imhası ya da diskriminisazyonu değil, seküler ulus devletinde fark gözetilmeksizin eşit tutulmalarının adı oluyor. Bu yolla sadece tuhaf bir ırkçılık tanımı yapılmıyor, ırkçı yeni Alman sağının etnik çoğulculuğu öngören konseptleri de dolaylı olarak övülüyor. 504

    Alman köken ulusunu (Volkstum) Türk ulus felsefesine projekte eden Türkiye uzmanı, Türk yöneticilerini, "bencil amaçlar doğrultusunda Kürtleri Türk diye sahiplenmekle suçladıktan sonra, "ne var ki" diyor, onlar Kürtleri Türklerin dil, uygarlık ve kültür açısından ilkel kopyaları olarak, örneğin: dağ Türkleri" olarak görüyorlar. 505 Alman Türkiye yayıncılığı, Türk ulus devletinin yurttaşlarının tümüne şans eşitliği tanıdığını ve onları kökenlerine göre farklı muameleye tabi tutmadığını itiraftan da kaçamıyor. Bu gerçek ise şöyle göreceleştiriliyor: "...Gerçi Kürtlerin devletin en yüksek makamlarına çıkabildikleri doğrudur, fakat bunun tamamen Türkleşmek ve Kürtlük özelliklerinden vazgeçmek gibi ağır bir bedeli vardır". 506 Bu garip karanlık ve karmaşık eleştirinin, "Aryen Kürtler"i "Türklerden çok Almanlara yakın" bulan bir Almanın kaleminden çıkması, düşündürücüdür. Uzmanlarımız, Kürt kökenli olmakla, Türk devletine sadakat arasında telâfisi mümkün olmayan bir zıtlık gördüklerinden, Kürt kökenli Türk devlet adamlarını, "ırklarına ihanetle dahi suçlayabilmektedirler. 507 "Sol" görüşlü bir Alman "Kürt uzmanı"nın ifadesiyle, "Kürtlerin etnik teslimiyetleri ödüllendirilmektedir. Türk dışişleri bakanı Kürttür. Fakat sorulsa, ben Türküm' diyecektir". 508 Kürt kökenli bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının kendisini Türk olarak tanımlaması, "etnik yalana inanmaktır". 509 Türkiye Cumhuriyeti'nin "Kürt kökenli yurttaşlarının öteden beri devletin en yüksek mevkilerinde görev alabiliyor olmaları" bir başka Türkiye eleştirmeni "sol-liberal" bir aydına göre "önemli değildir". Zira, "devletin en yüksek makamlarında görev alabilmeleri için, en fazla Kürt atalarını hatırlamalarına izin vardır; kendileri ise, Turgut Özal gibi Türk olmaya mecburdurlar." 510 Türk devleti burada, Almanya'daki "yabancıların yıllardır sadece bir bölümünü talep ettikleri hakkı, yurttaşlarına tanımakla itham edilmektedir. Hâlâ "Alman yurttaşı" ile "etnik Alman"ı ayıran ve vatandaşlığa geçmiş "yabancıları, "formalite Almanı" 511 sayan anlayışın, bir yandan Türkiye'yi "insanları etnik kategorilere ayırmadığı" için "ırkçılık"la suçlarken, diğer yandan Alman yurttaşlık yasasından "kan" faktörünün çıkarılması ihtimalini, "Alman devletinin intiharı" olarak eleştirmesi, 512 sanırız ancak hasta zihinlerden çıkabilecek bir çelişkidir.

    Türk devletinin ırk farkı tanımayan Türklük anlayışının özellikle "sol" görüşlü Alman uzmanları rahatsız etmesinin önemli bir sebebi, Türkleri "düşük", Kürtleri ise, "Aryen" bir halk olarak görmeleridir. Zira Kürtler, Türklerin ve "Arapların tersine konuştukları Aryen dillerinin de katkısıyla olağanüstü mantık kabiliyetleri olan bir halktır." 513 Bu tespitin sahibi "liberal" oryantaliste göre, Alparslan Türkeş, "Aryen Kürtler"i Türk saydığı için bir "Türk ırkçısıdır." 514 Keza "masmavi gözleri olan sarışın Kürt kızı Sara"nın "resmî ideoloji" tarafından Türk sayılması, "Kürt soyuna hakarettir". 515 Okullarda "Kürt çocuklarına Türk olduklarının telkin edilmesi" ise "etnik yalandır". 516 Kan/köken merkezli Alman "yurttaş" felsefesi hatırda tutulduğunda, Türkiye'ye yönelik bu garip eleştiriler daha iyi anlaşılacaktır. Türk insanının ne komşusunun, ne de politikacılarının "etnik" kökenini merak etmediği, Alman uzmanların aklına bile gelmemektedir. Ne Türk insanı Ali Bozer'in "dış görünüm itibarıyla tipik bir Orta Avrupalı" 517 olduğundan haberdardır, ne de Türkiye'de ciddî bir yayın organı Turgut Özal'ı "1,65 boyunda şişko bıyıklı" 518 olarak tasvir edebilecek "seviyeyi yakalayabilmiştir. Sebep, "Türk tipolojisini tarife imkân vermeyen Türk tarihi ve geleneğidir". 519

    Türk milliyetçiliğinin, dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin yurttaş anlayışının "biyolojik" anlamda asla "ırk" (Rasse/Volkstum) unsuru içermediği, pratiğin yanısıra Cumhuriyet'in kurucusunun Türk milletini tarifiyle de kanıtlanabilir: "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir". 520 Atatürk'ün millet anlayışında din unsuru da asla belirleyici değildir: "Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz". 521 O halde millet nedir? Atatürk'ün ifadesiyle: "a-zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan; b-beraber yaşamak hususunda müşterek arzu ve muvafakatte samimî olan; c-sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam hususunda iradeleri müşterek olan insanların birleşmesinden vücuda gelen cemiyete millet nâmı verilir". 522 Alman faşizminin, "yabancı", "düşük ırk"a mensup olduğu iddiasıyla milyonlarca insanı imha etmeye hazırlandığı yıllarda Türk devleti, "milletin ne din, ne de "ırk" eksenli olduğunu bir kez daha vurgulayacaktı: "Bugünkü Türk milleti siyasî ve içtimaî camiası içinde kendilerine Kürtlük, Çerkezlik ve hatta Lazlık ve Pomaklık gibi fikirler telkin edilmiş olan vatandaşlarımızı kendimizden sayarız...Bizim bu milletdaşlarımız hakkında duyduğumuz bağlılığın münkariz Osmanlı hükümetinin güttüğü Ümmet siyaseti ile hiçbir alâkası yoktur. Hristiyan ve Musevî vatandaşlar için de aynı açıklıkla fikirlerimizi söylemek lâzımdır. Fırkamız bu vatandaşlarımızı da biraz evvel izah ettiğimiz dil ve emel birliğinde iştirak kaydı altında tamamen Türk olarak kabul eder." 523 İsmet İnönü'nün ifadesiyle: "Türk olmak için Türk olmayı istemek ve Türk olmayı sevmek kâfidir". 524 Tekin Alp, "şu halde" diyecektir, "ırk ve din müşareketi, yeni Türkiye nazarında, artık millî müşareket demek değildir. Aynı millete mensub olmak için, aynî dine ve aynı ırka mensub olmak değil, aynı dili konuşmak, aynı kültüre ve aynı ideale mensup olmak şarttır." 525 Cumhuriyet'in daha ilk yıllarından itibaren ve bizzat kurucuları ve teorisyenleri tarafından yapılan millet tanımlarında "ırk" unsurunun açıkça reddedilmesi, Batı oryantalizmini başka arayışlara yönlendirmiştir. Amaç, Türkiye Cumhuriyeti'nin "ırkçı" bir yapılanma olduğunu ispatlamak olduğundan, bu kez Tekin Alp'in "kültür'le "ırk"ı kastettiği iddia edilecektir. 526 Oysa Nazi Almanya'sının kimi Türkologları çok daha onurlu ve gerçekçiydi: "Atatürk'ün ulus devleti, ırk saflığı düşüncesini bilinçli olarak reddetmektedir, İnönü'nün bir ifadesine göre, dil ve kültür bakımından Türk olmak isteyen kişi, Türktür- damarında ister Moğol, ister Samî, isterse Aryen kanı aksın!...Avrupalı bilginler kafataslarını inceleseler de, bir takım sonuçlara varsalar da, Türk yasaları her türden kabile ve ırk bilincini, teşvik etmemekte, aksine ezmektedir." 527 Türk devletinin ırk unsuru içermeyen bir yurttaş anlayışına sahip olduğu, bugün ayrılıkçı Kürt milliyetçileri tarafından dahi itiraf edilmektedir. Bunlardan biri Türkiye Cumhuriyeti'nin -Alman terminolojisiyle tanımlamak gerekirse- "etnik bir yalan"a dayandığını şöyle açıklamıştı: "M. Kemal'in etrafında gerçekten Türk olan hiç kimseyi hemen hemen hiç göremiyorsunuz. Varolanlar Osmanlı'nın içindeki diğer etnik gruplardan, Arnavut, Boşnak, Laz, Çerkez, Gürcü, Kürt vs.'den oluşuyor. TC'nin cumhurbaşkanlarını sıralasanız, birinci cumhurbaşkanı Arnavut, ikincisi Kürt, üçüncüsü Tatar, dördüncüsü Ermeni-Kürt karışımı, beşincisi Rum, altıncısı Çerkez, yedincisi Boşnak, sekizincisi Ermeni-Kürt-Türk karışımı, bugünkü ise Arnavut kökenlidir...Atatürk'ün kurnazca söylediği bir deyim var: 'Ne mutlu Türküm diyene!', yani 'Türk olana' değil- zaten ortada Türk yok." 528 Alman oryantalistleri gibi Cumhuriyet'in yurttaş tanımında ırk unsurunu dışladığını bu şekilde itiraf eden Kürt kökenli politikacı, Türk devletini "ırkçılıkla itham ederken, "ırkçılık'la devletin "ırk" ayrımı yapmamasını kastetmiş oluyor.

    Türk devletinin ırkçı bir karakteri olduğunu ne teorik, ne de fiilî alanda kanıtlayabilen Alman oryantalizmi, ister istemez "belge imalâtından medet ummaktadır. Örneğin Türkiye Cumhuriyeti'nin sözde Kürtleri "Dağ Türkleri" olarak nitelemesi de, "resmî ırkçılık"ın bir kanıtı olarak değerlendirilmektedir. "Dağ Türkleri", Alman Türkiye yayıncılığında başvurulan tipik bir "imalât" örneğidir.

    Almanya'da "ciddî bir doğubilimci" olarak isim yapmış olan Arnold Hottinger, "Atatürk'e bakılacak olursa, Kürtler asla yoktu; onlar Dağ Türkleriydi" der. 529 Almancada Kürtler hakkında kaleme alınmış tek bir yazı yoktur ki, bu "saptama" yapılmış olmasın! Hamburg'ta mukim Alman Doğu Enstitüsü'nün Kürt uzmanı, "Türkiye'nin asimilasyon politikasını eleştirirken, "Kürtler(in) Türkiye'de resmî belgelerde Dağ Türkleri olarak nitelendiklerini iddia eder. 530 Berlin'li doğubilimci Peter Heine, Mustafa Kemal'in niyetinin Kürtlerden Dağ Türkleri yapmak olduğunu belirtir, "...fakat Kürtler Dağ Türklerine dönüştürülmelerine izin vermediler". 531 "Ciddî" yayın organlarını analizleriyle donatan Kürt kökenli ve tercihan Alman bir başkası, "Türkiye'de" diyor, "Kemal Atatürk'ün devriminden bu yana...resmî olarak Kürtlerden değil, sadece Dağ Türklerinden söz ediliyor". 532 Yukarıda bahsi geçen Doğu Enstitüsü'nün direktörü de, "Türkiye'nin azınlık politikası"nı eleştiriyor ve diyor ki: "Kürtler; Türkler olarak, aslında Türklerin dilce, uygarlıkça ve kültürce ilkel kopyaları olarak, yani Dağ Türkleri olarak yutturulmak istendiler". 533 Ayrıca, "Türkiye'nin asimilasyon politikası, Kürtlerin vahşi Türk kabileleri olduğunu savunan ırkçı teorilerle desteklenmiş. 534

    Görüldüğü gibi "ciddî" referans kaynakları, medyada etkin saygın yazarlar, insan hakları savunucuları uyum içinde bir ağızdan, Kürt kökenli Türklere Türkiye'de resmen Dağ Türkleri denildiğini iddia etmektedirler. Oysa "Dağ Türkleri" kavramını sadece Almanya'da yaşayan, Alman Kürt yayıncılığını tanıyanlar bilmektedirler. Bu kavramın otantikliği; kimi Alman doğubilimcinin, konusunun uzmanı olarak kabul görmek amacıyla uydurduğu bir "Arap atasözü"nden daha sağlam olmadığını düşünüyoruz. Karşımızda çok sık ve hemen herkes tarafından tekrarlandığı için çürütülmesi imkânsız bir sahtekârlık durmaktadır. "Dağ Türkleri"nin "resmî düzlemde asla; kullanılmadı(ğını); yayıncılıkta ise bu kavrama nadiren sadece kırklı yıllarda rastlandığı(nı)" belirten bir Alman bilimadamı 535 yalnız kalmışa benziyor. O halde, Kürtlere Türkiye'de "Dağ Türkleri" dendiği iddiası Almanya'da nereden kaynaklandı?

    "Dağ Türkleri" kavramının son derece orijinal bir Alman eseri olduğuna ilişkin ciddî bulgular vardır. Bir Alman ansiklopedisi yüzyılın başlarında Kürtlerin "sadece kısmen yerleşik, haydut bir Müslüman halk" olduğu hakaretini içeriyor. 536 Bundan bir süre sonra bir başka Alman ansiklopedisi "Kürtler Ön Asya'da bir dağ halkıdır" saptamasını yapacak; 537 nihayet bir başka ansiklopedik sözlük 1933 yılında "Kürtler, Küçük Asya'nın dağ halkıdır" diyecektir. 538 Almanya'nın en önde gelen Orta Doğu uzmanlarından biri 1986 yılında Kürtleri, "İran dil ve kültür ailesine mensup bir dağ halkı" olarak tanımlıyordu. 539 Politik manipulasyon amacıyla sahtekârlık yapmanın Almanya'da geleneği vardır. 540 Yeteri kadar sık, uygun yer ve zamanda tekrarlanan bir sahtekârlık, sonunda kuşkulanmanın pahalıya malolacağı bir "gerçek"e dönüşüveriyor.

    Alman yayıncılığı; imâl markası dahiyane bir biçimde silinen çok sayıda kaliteli başka mallar da(!) üretmiştir. Bunlardan biri, Alman ırkçısı Ewald Banse'nin: "Ermeni sorununu ortada kaldırmak için, Ermenileri ortadan kaldırmak gerekir" 541 hezeyanının "sadece" on dört yıl sonra bir başka Alman ırkçısı tarafından Talât Paşa'ya izafe edilmesi 542 ve yetmiş yedi yıl sonra bu kez de Udo Steinbach tarafından okuyucuya Talât Paşa'nın ağzından çıktığı kuşku götürmez bir söz olarak sunulabilmesidir. 543 Alman genelkurmayının, İkinci Dünya Savaşı yıllarında bir Türk-Sovyet çatışması yaratmak amacıyla, ele geçirilen ve yayımlanan Fransız istihbarat bilgilerini çarpıttığı, "Türk tarafı savunma harbine hazırlanıyor" cümlesinde "savunma" sözcüğünü silip yerine "saldırı" sözcüğünü yerleştirdiği bilinmektedir. 544 Güncel sahtekârlıklardan bir başka ilginç örnek, Almanya'da öğrendiği "sadece ölü bir Yahudi, iyi Yahudidir" 545 sözünün PKK'ya yakın bir mültecinin romanında "iyi Kürt, ölü Kürttür"e dönüşmesidir. 546 Yazar bu iğrenç sözü, bir Türk subayına söyletmekte; aynı söz bu kez bir Alman oryantalistinin eserinde "otantiğe yakın bir belge" olarak yer alabilmektedir. 547

    Türkiye'de bugün bir "etnik çatışma" yaşandığını kanıtlayabilmek amacıyla çarpıtılan olaylardan biri, Şeyh Said isyanıdır, isyanın, "etnik Kürt ayaklanması" olduğu, Helmuth von Moltke'nin "Türkiye mektuplarıyla 548 belgelenmektedir. Kürtler hakkında yer yer ırkçı hakaretler içermesine karşın Kürt milliyetçilerinin de başvuru kitabı olan 549 "Moltke hatıralarında geçen: "Kürtler Osmanlı İmparatorluğumda düşük insan (Untermensch) muamelesi görüyordu" tespiti, Şeyh Said isyanının sözde "etnik" perde arkasını aydınlatmak amacıyla kullanılmaktadır. İsyanın "etnik Kürt ayaklanması" olduğunu ise, "Şeyh Said'in misyoner bir doktora yazdığı mektup" belgelemektedir, ingilizler, Ruslar ve Sultan taraftarlarının 1925 tarihli isyanı, Alman yayıncılığında, "Kürtlerin Kemalist milliyetçiliğe cevabı" yapılmaktadır. 550 "isyancılar herhalde kendi devletlerini kurmak istiyorlardı", "Şeyh Said milliyetçi, fakat aynı zamanda koyu dindar biriydi." 551 "Koyu dindar" biri olan Şeyh Said'in, Kemalist reformlardan duyduğu "dinî endişe"leri neden bir misyonere "mektup"la bildirme ihtiyacı duyduğu açıklanmadığı gibi, isyanın din motifli bir ayaklanma olduğu ihtimali tamamen göz ardı edilmektedir. Göz ardı edilen bir başka ihtimal, yüzyıllardır sahip oldukları imtiyazlarını Kemalist reformlarla kaybedeceklerini bilen mahallî güçlerin, "dinî" motifleri bilinçli olarak kullanmış olmalarıdır. Halbuki, Alman Kürt uzmanlarından biri, 1977 yılında farklı düşünüyordu: "Yeni Türk hükümetinin hilâfeti kaldırması, 1924 Mart'ında Palü'de müritleri genellikle Kürt kökenli olan Nakşibendî tarikatının isyanına yol açtı." 552

    1990'lı yıllarda "Kürt millî isyanı", 1977'de "Nakşibendî isyanı" olarak tanımlanan ayaklanmaya, 1930'lu yıllarda -dönemin modası uyarınca- "bir İran kabilesi olan Kürtlerin Türk egemenliğinden kurtulmak ve millî bağımsızlıklarını elde etmek amacıyla giriştikleri mücadele" adı verilmişti. 553 Aslında Samî dilleri uzmanı olan bu tezin sahibi, "hilâfetin kaldırılması isyancılar için sadece bir bahaneydi" diyor. Ne var ki, isyancı Kürtlerin amaçlarının "hilâfetin devamını sağlayıp Abdülhamid'in oğlu Selim'i halife sultan olarak tahta geçirmek" olduğunu yine aynı uzmandan öğreniyoruz. 554 "Türk egemenliğinden kurtulup Kürt millî bağımsızlığını kazanmayı hedefleyen", fakat nihaî hedefi "hilâfetin devamı ve Selim'in tahta geçmesi" olan bu "millî ayaklanma"ya Kemalistlerin neden, "tarikatları ve derviş tekkelerini kapatıp, reformlar aleyhinde dinî itirazları yasaklamakla cevap verdiği"ni 555 bu uzmandan da öğrenemiyoruz.

    Sultan bağlılarının yanısıra Bolşeviklerin de Şeyh Said isyanına aktif destek verdikleri gerçeği, 556 "etnik isyan" tezini ayakta tutmak amacıyla Alman yayıncılığında görmezden gelinmektedir. 557 Bernard Lewis, Stanford Shaw gibi dünyaca ünlü ve saygın bilim adamları yerine, "Kürtlerin yok edilmesi imkânsız bağımsızlık çabaları"ndan söz eden Nazi Kurt Ziemke'yi 558 kaynak gösteren 559 Alman oryantalistin, "Kürt sorunu"nu ayrıntılı olarak ele almasına karşın, aynı dönemin bir başka Türkiye uzmanını 560 ihmal etmesi, bu sonuncunun Şeyh Said isyanında "etnik bir nitelik görememesi"yle açıklanabilir. Berlin'de uydurulan "Dağ Türkleri" deyimiyle Türk devletini "ırkçılık"la suçlayan Alman Türkiye yayıncılığı, Türkiye'de varolduğunu iddia ettiği "etnik sorun"a tarihî bir derinlik ve meşruiyet kazandırmak amacıyla, Şeyh Said ayaklanmasını "Kürt millî isyanı"na dönüştürmektedir. "Dağ Türkleri", temelsiz ve tamamen uydurma atıflarla literatürde yerini alırken, "etnik Şeyh Said isyanı" tezi, selektif kaynak seçimi, hatta tercih edilen kaynaklardan selektif alıntı 561 metoduyla ayakta tutulmaktadır. Bilgiyi saklamanın da, bir tür çarpıtma olduğunu kabul etmek zorundayız.

    Şeyh Said isyanını "etnik" bir ayaklanma ilân ederek, Kürt milliyetçiliğine tarihî bir meşruiyet kazandıran Alman yayıncılığı, Kürtlerle Türklerin iki ayrı halk (hatta millet) oldukları iddiasıyla da, hem Türkiye'de "etnik" bir savaş yaşandığını, hem de ulus devlet projesinin Türkiye'de iflâs ettiğini kanıtlamak çabası içindedir. "Etnik çatışma" tezinin dayandırıldığı iki iddiadan birincisi, Kürtlerin Türklerden tamamen farklı bir halk oldukları; ikincisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin "sadece Türk soyundan gelen" insanları "devlet halkı" olarak görmesidir. Türklerle Kürtlerin iki ayrı halk oldukları iddiası, Nazi döneminin ırk kuramları ve ırk ölçütleriyle ispatlanmaya çalışılırken; Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti'nde sözde maruz oldukları "zulüm", sol ya da liberal bir söylemle ele alınmaktadır. "Kürtlere zulüm" söylemi, bizzat devletin resmî organları olmak üzere, tüm çevrelerce ve siyaset üstü bir konsensüsle tekrarlandığından, sıradan hemen her Alman'ın bu kanaati taşıdığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

    Bremen'de "yakın çağ tarihi" okutan bir profesörün saygın bir yayınevince yayımlanan ve piyasada ırkçılığın tarihine ilişkin en "yaygın" kitap olan eserinden bir cümle: "Türkiye'de, resmî devlet söylemine göre ne Kürtler var, ne de Ermeniler! Ermenilerin ve Kürtlerin kendi dilleriyle konuşmaları dahi en ağır cezalarla yasaklanmış durumda". 562 Doktora tezini Kürtler hakkında yazmış bir bayan araştırmacı dahi, gerek Almanya'da, gerek Türkiye'de Kürtlerin "korktukları için Kürtçe bildiklerini söylemeye yanaşmadıklarını iddia etmektedir. 563 Görüldüğü üzere, "bilimsel" yayınlarda dahi yer alan asılsız "zulüm" iddialarının, ister istemez Alman aydınlarını etkilemesi şaşırtıcı olmayacaktır. Nitekim 1997 yılında Yaşar Kemal'e verilen "Alman Yayıncıları Barış Ödülü"nün "övgü konuşması"nı yapan Günter Grass, Türkiye Cumhuriyeti'ni "yüzbinlerce Ermeniyi sistematik olarak katletmekle suçlamakla yetinmemiş, Yaşar Kemal'in "Kürt kökenli" olduğuna işaretle, Türkiye'nin "Kürt politikasını Nazilerin Musevî soykırımıyla karşılaştırmıştır. 564 Türkiye'den Kürtlere "azınlık statüsü" tanımasını talep eden yazarın Alman devletinden beklentisi ise, "Kürtlere ve Türklere eşit vatandaşlık hakları tanımasıdır. 565 Zira yazarın torunları, Almanya'da "Türk ve Kürt çocuklarıyla birlikte aynı okul sıralarında" oturabilmektedirler. 566 Türkiye Cumhuriyeti'ni Nazi Almanya'sıyla karşılaştıran Grass'ın kendi devletini, "Kürtleri Türkiye'ye ölüme göndermek"le suçlaması 567 -asıl hakaret edilen ülke Türkiye olmasına karşın- Alman aydınları arasında infial yaratacaktı. Nitekim Almanya'nın seçkin aydınlarından ahlâk felsefesi profesörü Alfred Grosser Bild gazetesinde yayımlanan yorumunda, Grass'ın Yaşar Kemal'in ödül töreninde yaptığı konuşmayı eleştirecekti: "Grass'ın, Türkiye'deki Kürtlerin durumunu, Almanya'daki Türklerin durumuyla karşılaştırmasını bir skandal olarak görüyorum. Grass bizzat çocuklarının ve torunlarının Türklerden okul arkadaşları olduğundan bahsediyor ve bir takım kundaklama cinayetlerine rağmen Türklerle Almanlar arasında hangi ortaklıkların oluştuğundan habersize benziyor". 568 Türkiye hakkındaki bilgileri sadece yayın kaynaklı olan Grosser'in zihnindeki Türkiye'de -Almanya'nın tersine (!)- "Kürt çocuklarıyla Türk çocukları" ayrı okullara gitmekte; "iki halk" arasında en ufak bir beraberlik bulunmamaktadır. Türkiye açısından ürkütücü olanı ise, aynı Türkiye imajının Almanya'daki Türk gençleri, özellikle üniversite öğrencileri arasında taraftar bulmasıdır: "Türkiye'de bir baskı rejiminin egemen olduğunu hepimiz biliyoruz. Fakat en küçük demokratik hakların dahi verilmediği bir ülkede yaşamanın ne demek olduğunu sadece yeni koloniyal devletlerden birinde yaşayanlar ya da 1933-1945 arası Almanya'sında yaşamış yaşlılar bilebilir". 569



Dipnotlar:
470. Günter Deschner: Kürden. Waisenkinder des Universums, a.g.e.
471. Hans Hauser: Die Kurden: Die Stiefsöhne Allahs, Frankfurt am Main 1991.
472. Günter Deschner: Die Kürden. Das betrogene Volk, Erlengen 1989.
473. Heiner Marre & Johannes Stüting (yayımlayanlar) Essener Gespraeche zum Thema Staat und Kirche, a.g.e., s.137.
474. Harald Vocke: "Revolution in Kurdistan", FAZ, 22.8.1979.
475. Tbomas Ross: "Der Exodus und die neue Weltordnung", FAZ, 18.4.1991.
476. Wolfgang Günter Lerch: "Zweierlei Maß", FAZ, 10.8.1991.
477. Harald Vocke: "Wostehen die rebellierenden Kürden?", FAZ, 10.9.1979.
478. Jürgen Roth: Geographie der Unterdrückten. Die Kürden, München 1978.
479. Baerbel Wehr: Rechtsverstaendnis und Normenakzeptanz in emer ethnopluralen Gesellschaft. Ene rechtsanthropologische Untersuchung über das Verhaeltnis Deutscher kurdischer Abstammung aus der Türkei in München zur deutschen Rechtsordnung, s.200, München 2000.
480. Lothar A. Heinrich: Die kurdische Nationalbewegung in der Türkei, s. 10, Deutsches Orient-Institut Hamburg 1989.
481. Lothar A. Heinrich: Die kurdische Nationalbewegung, a.g.e., s. 5; Landesamt für Verfassungsschutz Baden-Württemberg (yayımlayan): flrbeiterpartei Kurdistans' (PKK), s.1, Ekim 1996.
482. Etnisite'nin Alman dış politikasında nasıl kullanıldığına dair, b.k.: Walter von Goldenbach, Hans Minow v.d.: Von Krieg zu Krieg, a.g.e.
483. Erhard Franz Material zum Kurdenproblem, s.10, Hamburg 1977.
484. Udo Steinbach: Die Türkei im 20. Jahrhundert, a.g.e., s.346.
485. Jürgen Rottr. Geographie der Unterdrückten, a.g.e. s. 15.
486. Udo Steinbach: "Gründung der Türkischen Republik", Bundeszentrale für pgfltische Bildung (yayımlayan): Der Islam im Nahen Osten, s.23, Bonn 1993.
487. Günter Deschner: Kürden. Die Waisenkinder des Universums, a.g.e., s.11.
488. Selahaddin Mihotuli: Arya Uygarlıklarından Kürtlere, İstanbul 1992.
489. Egon Freiherr von Eickstedt: Türkler, Kürtler, İranlılar, çev.: Haydar Işık, Fırat Yayınları İstanbul 1993.
490. Max Georg Meier: "Zwischen Tradition und Modeme. Spannungen innerhalb der türkischen Gesellschaft, Politische Studien, September/Oktober 1999, s.75.
491. Peter Scholl-Latour: Allahs Schatten über Atatürk. Die Türkei in der Zerreissprobe, s.21, Hamburg 1999.
492. Hans-Alfred Steger: "Die Türken und Europa", Liberal, 1/2000, s.47 v.d.
493. Sabine Skubsch & Siegfried Frech: "Der türkish-kurdische Konflikt. Ursachen und Lösungsansaetze, Die Unterrichtspraxis. Beilage zu Bildung und Wİssenschaft der Gewerkscfıaft Erziehung und Wissenschaft, 6/1999, s.41-48. Sabine Skubsch için ayrıca bk.: Özgür Arslan: "Aramızdakiler. Bu hafta 'Aramızdakiler' mevcut sınırlarını aşarak, bir Kürt dostu ile söyleşi yaptı", Özgür Politika, 31.7.1999.
494. "Schüler fragten: 'Wie stehen Sie zur Todesstrafe für Öcalan?'", Lahn-Dill Zeitung, 5.5.1999.
495. Wolfgang Günler Lerch: "Wer wusste in Ankara vom Exodus der kurdischen 'boat people'?", FAZ, 6.1.1998.
496. Albrecht Metzger: "Verfolgung und Genozid", Kürden, (yayımlayan A. Metzger), s.17, Göttingen 1996.
497. Renate Kreile & Rainer Werle: Renaissance des islam, a.g.e. s.23.
498. "...Tam tersi, Atatürk'ün ordusu dağıtılan eski askerlerden oluşuyordu. Oysa köylüler cephe önlerinde savaşmaya zorlanmışlardı". Yazara göre, halkın büyük kesimi Kurtuluş Savaşı'nı sadece kısmen kendi savaşları olarak görmüştü. Yazar, halk için "işgalcilerle Türk subayları arasında bir fark yoktu" iddiasında da bulunuyor (Renate Kreile & Rainer Werle: Renaissance des Islam, a.g.e., s.23).
499. Michaele von Freyhold: "Rassismus", EKL, c.3, s.1431,1992.
500. "Die Kürden", Sat-), 20.03.1995.
501. Udo Steinbach: Die Türkei im 20. Jahrhunderts, a.g.e., S..349.
502. Hans Hecker: "Nationalstaat", Handlexikon zur Politikwissenschaft, c.1, s.270, München 1973.
503. Raymond Murphy vd.: National Socialism. Basic Principles, their application by the Nazi Party's Foreign Organisation, and the use of Germans abroad tor Nazi aims, s.67, Washington 1943.
504. Iris Weber: Nation, Staat und Bite, s.62 v.d., Köln 1997.
505. Udo Steinbach: Die Türkei im 20. Jahrhundert, a.g.e., s.349.
506. Udo Steinbach: "Europas Brücke zur Islamischen Welt", a.g.e., s. 1236.
507. Wolfgang Koydl: Hikmet Çetin. "Neuer türkischer Parlamentsprâsident", SZ, 29.10.1997.
508. Gerd Schumann: "Eine kurdische Frauengeschichte", Ez Kürdim, leh bin Kürdin. Kurdische Frauen im Aufbruch (Bilgesu Erenus'un önsözüyle), s.70, München 1992.
509. A.g.e., s.76.
510. Karl Grobe: "Das Kürden Dilemma", FR, 23.3.1996.
511. Rudolf Wassermann, Mut, September/1993, s.65.
512. Rolf Stolz (Birlik 90/Yeşiller partisinin kurucu üyelerinden): Die Mullahs am Rhein, a.g.e., s.258.
513. Arnold Hottinger: 10mal Nahost, a.g.e., s.213v.d.
514. Arnold Hottinger: Islamischer Fundamentalismus, a.g.e., s.188 v.d.
515. Alexander Goeb: "Stirb nicht so schnell", Ez Kürdim, a.g.e., s.46.
516. Gerd Schumann: "Der grosse Wandel", Ez Kürdim, a.g.e., s.20.
517. FAZ, 23.2.1990.
518. Anke Weig:"Ein zweifelhafter Wahlerfolg",FAZ,8.11.1990.
519. "Turkey", New Encyclopedie Britanicca, c.28, s.895, Chicago 1985.
520. Çetinkaya Apatay & Yalçın İter: Yazdığı ve yazdırdığı fikirleriyle Atatürk, s,3, İstanbul 1997.
521. A.g.e., s.29.
522. A.g.e., s.60 v.d.
523. Recep Peker'in Ekim 1931 tarihli bir konferansından (Tekin Alp: Kemalizm, s.301, İstanbul 1936.
524. A.g.e., s.305.
525. A.g.e.
526. Erich Jan Zürcher: "Young Turks, Ottoman Muslims and Turkish Nationalist: Identity Politics 1908-1938", Kemal H. Karpat (yayımlayan): Otfoman Past and Today's Turkey, s.178 v.d., Leiden 2000.
527. Gotthard Jaescke: Kleine Auslandskunde. Türkei, a.g.e., s.13.
528. A. Melik Fırat'la röportaj ("Kemalizm: Zulüm, talan, yalan", Özgür Politika, 3.11.1996.
529. Arnold Hottinger & Erich Gysling: Krisenherd Nahost - ein aktüeller Dialog, s. 199, Zürich 1991.
530. Erhard Franz: Kürden und Kurdentum, s.6, Hamburg 1986.
531. Peter Heine: Ethnologie des Nanen und Mittleren Ostens, a.g.e., s.183.
532. Namo Aziz: Kurdistan. Menschen-Geschichte-Kultur, s.28, Nürmberg 1991.
533. Udo Steinbach: Tûrkei im 20. Jahrhundert, a.g.e, s.349.
534. Ronald Ofteringer: Kurdistan, s.9, İD Archiv 1995.
535. Klaus Kreiser. Kleines Türkei-Lexikon, s.35, München 1991.
536. Brockhaus'Konservations-Lexikon, c.10, s.821, Leipzig 1902.
537. Meyers Lexikon, c.7, s.364, Leipzig 1927.
538. Meyers Blitz-Lexikon, s.341, Leipzig 1933.
539. Lerch, Wolfgang Günter: "Der immerWaehrende Krieg im wilden Kurdistan", FAZ, 30.10.1986.
540. Köhler, Otto: Meldungen aus dem Reıch, Konkret, 6/1997.
541. Banse, Ewald: Die Türkei, a.g.e., s.197v.d.
642. Heinrich Vierbücher: Armenien 1915, a.g.e., s.49.
543. Steinbach, Udo: Türkei im 20. Jahrhundert, a.g.e., s.50.
544. Gerhard Schreiber, Bernd Stegemann, Detlef Vogel: "Der Mittelmeerraum und Südosteuropa", Das Deutsche Reich und der Zweite Weltkrieg, c.3, s.143, Stuttgart 1984.
545. "Nur ein toter Jude ist ein guter Jude". Günümüz Nazileri ise, "sadece ölü bir Türk, iyi Türktür" (nur ein toter Türke ist ein guter Türke" deyimini tercih ediyorlar.
546. Haydar Işık: Der Agha von Dersim, München 1994.
547. Albrecht Metzger: "Verfolgung und Jenozid", Kürden, a.g.e, s.17.
548. Helmuth von Moltke: Unter dem Halbmond. Erlebnisse in der alten Türkei 1835-1839, yeni basım Stuttgart & Wien 1984.
549. Moltke'den bol alıntı yapılan kitaplardan sadece ikisi için b.k.: Namo Aziz: Kurdistan, a.g.e.;
Fadel Khalil: Kürden heute, Wien & Zürich 1990.
550. Udo Steinbach: Die Türkei im 20. Jahrhundert, a.g.e., s.359.
551. A.g.e., s.360.
552. Erhard Franz: Materialzum Kurdenproblem, s.10, Hamburg 1977.
553. Carl Brockelmann: Geschichte der Islamischen Völker, s.399, München & Berlin 1939.
554. A.g.e.
555. A.g.e., s.400.
556. Stanford J. Shaw & Ezel Kural Shaw: History of the Ottoman Empire and Modern Turkey, c.2, s.381 v.d., Cambridge 1977.
557. Şeyh Said isyanının sadece "etnik" açıdan ele alınması, Hollanda oryantalizminde de yaygındır. B.k. Martin van Bruneissin: "Vom Osmanismus zum Separatismus. Religiöse und ethnische Hintergründe der Rebellion des Scheich Said", Jahrbuch zur Geschichte und Gesellschaft des Vorderen und Mittleren Orients, c.2, s. 109-165, Berlin 1987; Erik J. Zürcher: Turkey a Modern History, 3.176 v..d., London & New York 1993.
558. Kurt Ziemke: Die neue Türkei. Politische Entwicklung 1914-1929, s.287 vd., Berlin & Leipzig 1930.
559. Udo Steinbach: Die Türkei im 20. Jahrhundert, a.g.e., s.363 v.d.
560. August Ritter Kral: Das Land Kemal Atatürks, s.25 vd., Wien & Leipzig 1935.
561. Örneğin Kurt Ziemke'nin kitabında yer alan, "Kürtler arasında millî bir his olmadığı"na, onların çoğunun kendisini Türk olarak gördüğüne ilişkin satırlar, etnik isyan teziyle uyuşmadığı için ihmal edilmektedir (Kurt Ziemke: Die neue Türkei, a.g.e., s.290 v.d.).
562. Immanuel Geiss: Geschichte des Rassismus, s.322, Frankfurt am Main 1988.
563. Baerbel Wehr: Rechtsverstaendnis und Normenakzeptanz, a.g.e., s.13 v.d.
564. Börsenverein des deutschen Buchhandels (yayımlayan): Friedenspreis des Deutschen Buchhandels 1997. Reden, s.25 v.d., 32 , Frankfurt am Main 1997.
565. A.g.e., s.34.
566. A.g.e.
567. A.g.e. s.36.
568. "Alfred Grosser über das Deutschland von heute", B/W, 21.10.1997

<< Önceki Sayfa - Sonraki Sayfa >>
Modern Alman Oryantalizmi - Ana Sayfa