Tamer Bacınoğlu ve
Andrea Bacınoğlu


MODERN ALMAN ORYANTALİZMİ
Tamer Bacınoğlu ve Andrea Bacınoğlu, Modern Alman Oryantalizmi



Kapak
İçindekiler
Sunuş
Önsöz
Yazarın Önsözü


Alman gözüyle Türkiye
- "İslâm düşmanlığı"mı, ırkçılık mı?
- Etnosantrik tarih romantizmi. "Uzman"ların efsaneleri
- "Etnisite", "etnik gruplar" ve ulus
- "Lâikler, Müslümanlar, Alevîler"
- "Müslümanlar", İslâm ve hilâfet
- Alman oryantalizminin gözüyle İslam ve Müslüman
- Alman oryantalizminin gözüyle Türk ve Türk kültürü
- Almanya ve "Kürt sorunu"
- Almanya ve PKK
Alman basınında Öcalan'ın tutuklanması ve Kürt sorunu
- 1. Kürtlerin tarihi
- 2. Abdullah Öcalan ve PKK'nın kuruluşu
- 2.1. PKK'nın örgütsel yapısı
- 2.2. Kürtlerin PKK ile özdeşleştirilmesi
- 3. Kürt kimliği ve Türk milliyetçiliği
- 3.1. Med-TV
- 3.2. Diskurs-Kendini yakmalar
- 4. Politik çözüm
- 4.1. Türkiye'ye çağrılar
- 4.2. Türkiye'nin tepkilerine yönelik tahminler
- 5. "Almanya'da Kürt protestoları"
- 5.1. Video görüntüleri
- 6. "Mütarekenin sonu"
- 7. Diplomatik temsilciliklerin işgali ve "gerginliği düşürme" politikası
- 8. PKK taraftarlarının eylemlerinden çıkarılan sonuçlar
- 8.1. "Kürtlerin Türkiye'ye sınırdışı edilmesi"
Almanya ve "Ermeni sorunu"

Sonuç
Kaynakça

www.1001Kitap.com





Alman Oryantalizminin Gözüyle Türk ve Türk Kültürü

    "Çağdaş" Alman oryantalizminin Türklerin kökeni ve Türk kültürü hakkındaki tezleri, -İslâm konusunda olduğu gibi- hem iç hem de dış politik faktörlerle biçimlenmektedir. Ulusal bir azınlığa dönüşmemesi arzulanan, Almanya Türk toplumunun "etnik ve dinsel azınlıklardan oluşan heterojen bir topluluk" olduğu belgelenmek istenmektedir. Türkiye'nin hem "etnik", hem de "dinsel mozaiği" Almanya'ya yansımaktadır. 399 Dolayısıyla, "Türkler" sözkonusu "mozaik"in sadece "iri bir taşı"nı oluşturmaktadırlar. Alman yayıncılığının Türk imgesi şu cümleyle özetlenebilir: "Optik olarak bize çok yakın, fakat buna karşın yabancı; diğer halklardan çok daha yabancı bir halk". 400 "Türklerin Avrupalı olduğuna bir Almanı; önce ikna etmek zorundayız". 401 Alman okuyucu şöyle "ikna" ediliyor: "Türklerle Almanlar arasında derin uygarlık ve kültür farklılıkları vardır. Bu nedenle Türklerin Almanya'ya entegrasyonu güç, hatta imkânsızdır". 402 Türklerin Almanya'ya "entegrasyonunu "güç, hatta imkânsız" kılan "derin uygarlık ve kültür farklılıkları" tabi ki Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne "entegrasyonumu da "güç, hatta imkânsız" kılacaktır. 403

    Almanya'nın en ünlü "Türkiye uzmanı"ndan, "Türk"ün ne anlama geldiğini, Türk kültüründen neyin anlaşılması gerektiğini öğrenelim. Uzman, "her Türk'ün gerçekten de Türk olup olmadığını kendimize sormalıyız" diyor. "Zira, içinde farklı bir kimlik, örneğin Kürt kimliğini hissedenleri, incitebiliriz." 404 Kaldı ki, "Almanya'da yaşayan Türk'lerin yaklaşık üçte biri Kürttür". 405 "Her Türk'ün gerçekten Türk olmayabileceği" düşüncesi, Alman Türkiye yayıncılığının "etnik" bakış açısını belgelemeye yetmektedir. Fakat "Türk olmayan Türkler"in aynı "etnik" analizden geçirilmemesi, şaşırtıcıdır. Zira, eğer "her Türk gerçekten Türk olmayabilir"se, "her Kürdün de gerçekten Kürt" olup olmadığı sorgulanmalıydı. Türkiye Türklerinin "etnik" açıdan "saf" olamayacağı, zira "her ne kadar dilleri, Orta Asya'yı gösteriyorsa da, Türkiye Türklerinin Avrupa tipolojisine sahip olduğu" aynı uzmanın tespitidir. 406 Bir başka deyişle, "Türk'lerle "Kürt'leri "etnik" ayrıma tâbi tutan oryantalist, "gerçek" Türklerin de "Türk" olmayabileceğini zımnen iddia ediyor. Alman Türkiye yayıncılığı, bu konuya çok daha önce dikkat çekmişti. 407 Günümüz oryantalistlerinden daha gerçekçi olan biri, 1875 tarihli bir eserinde "Osmanlı"yı şöyle tanımlıyordu: "'Osmanlı' denildiğinde, temelinde hem Slav, Rum, Ermeni; hem de Samî, yani Arap unsurları yatan ve Turanı ırk tipolojisini tamamen kaybetmiş melez bir halk anlaşılmalıdır." 408

    "Uzman"ların bir yandan Türklerin Anadolu'da "değişik halklar"la, "Asyalı tipolojisini kaybedecek" ölçüde karıştığını belirtip, diğer yandan "Türk ve Kürt halklarından söz etmeleri nasıl izah edilebilir? Bu çelişkili iddia ve itiraflar, aslında aynı amaca hizmet etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin "kan/köken" merkezli bir yurttaş anlayışı temeline oturduğundan hareketle, Türk ulusunun yapaylığı iddiası "melezleşme" teziyle savunulmakta; öte yandan yine aynı iddia, bu kez de "Kürt'lerin "etnik yapılarını büyük ölçüde korudukları" tezine dayandırılmaktadır. Bu bağlamda "Kürt halkı" ya da "Kürt etnisitesi" kavramları, "kendine özgü bir psikolojisi ve ruhî yapısı olan", 409 "davranış biçimi ve yaşam tarzı farklı", 410 çevresindeki halklardan "fizikî görünümüyle de ayrışan" 411 bir topluluk anlamına gelmektedir. Dolayısıyla "Kürtlerle Türkler arasında etnik, dilsel, kültürel farklar vardır." 412 Aynı ulusun fertlerini birbirinden ayırmak maksadıyla kullanılan "etno-biyolojik" kriterlere, şık ve masum bir ad da bulunmuştur: "Etnik" ve "Kültürel Kimlik".

    "Etnisite" ve "kültür" kavramlarının günümüz Alman oryantalizminde "ırk" anlamında kullanıldığına daha önce işaret etmiştik. Her ikisinin birlikte kullanıldığı da vakidir: "Etnik açıdan Türkmenler, bugünkü Anadolu Türk nüfusunun atalarıdır. Ne var ki, bu savaşçı göçebeler ırk, dil ve kültür bakımından eski Türk halklarından farklılaşmışlardı". 413 Türkler hakkındaki bu "etnik analiz" sadece Alman ırk romantizminin devam ettiğini belgelemiyor; 414 aynı zamanda uzmanların "Kürt sorunu"na hangi ölçütlerle eğildiklerini de gösteriyor. Eğer bu alıntıda geçen "kültür" terimi de, "ırkî özellik" anlamına gelmiyorsa, ortak dinleriyle bin yıllık ortak tarihlerinin, "Kürt'lerle "Türkler"i çoktan kaynaştırmış olduğunun belirtilmesi gerekirdi. Kaldı ki, Anadolu Türklerinin daha Ön Asya'ya geldiklerinde "safkan Türk" olmadıkları itiraf ediliyor.

    Ne var ki, Anadolu Türkünün "melezliği", günümüz Türkiye'sinde yurttaş anlayışının "kan/köken" merkezli olamayacağını vurgulamak için değil, -nadir de olsa- Türklere atfedilen meziyetlerin "yabancı kültürlerden geldiğini "kanıtlamak"amacıyla vurgulanıyor. Örneğin Alman ırk romantizminin dahi kabul ettiği, Türklerin "savaşçı karakterleri" ve "teşkilâtçılıkları", çağdaş Alman oryantalizminde, "Iran kültürünün Türkler üzerindeki etkisi"ne dayandırılıyor. 415 Yakın Türk tarihinde "yabancı kültürlerin etkisi", Osmanlı İmparatorluğunda sivrilmiş şahsiyetlerin "etnik" analiziyle ispatlanmak isteniyor. "Sadrazam Köprülü Mehmet, Arnavut soyundandır" 418 İbrahim Müteferrika, Macardı". 417 Sultan Mahmut, "bir Fransız soylusunun oğlu", 418 Mimar Sinan, "herhalde Rum asıllı"ydı. 419 Ünlü şahsiyetlerin Türk soyundan gelmedikleri, onların "Aryen" ırkına mensup olmaları gerektiği görüşü, Alman yayıncılığında "eski"den şöyle ifade ediliyordu: "Akdeniz sahnesinde şu müthiş oyuna tanık oluyoruz: Sahnenin önündeki pasif halk ve arka plân güneyli. Aksiyon hâlindeki şahısların tümü ise, yaratıcı bir gücün taşıyıcısı olan, kuzey ırkına mensup insanlar... En ufak bir duygusallığa kapılmadan görevlerini yerine getiriyor Armin'ler ve Diederich'ler, Carl'lar ve Salahaddin'ler, Friedrich'ler ve Columbus'lar, Dante'ler ve Luther'ler, Mehmet Ali'ler ve Hitler'ler". 420 Osmanlı İmparatorluğu, yükseliş dönemini, 1930'ların ciddî bir oryantalistine göre, "Avrupa ırkları"na borçluydu: "Oğlan çocuklarını Müslüman yaptılar...onlardan biri, 16. yüzyılda Islâmın en büyük mimarı olan Sinan'dı - Rum asıllı bir Hristiyan...En önemli vezirler ise, 16. yüzyılda Boşnak Sokullu Mehmet, 17. yüzyılda Arnavut soyundan üç Köprülü"ydü. 421

    "Ayrıntılı kan analizlerinin Alman oryantalizminde köklü bir geleneğe sahip olduğunu görüyoruz. Osmanlı tarihi uzmanlarından biri, Fatih Sultan Mehmet'in damarlarında "altı ayrı kan grubu" tespit etmeyi başarmıştı: "II. Mehmet'in anne tarafından soy ağacını bilmesek de, şu kadarı kesindir: Türk, Slav, Bizans, Frenk, Fars ve muhtemelen Arap kan grupları onu çok renkli ve tuhaf bir karakter terkibine dönüştürmüştü". 422 Dönemine göre, farklı "analiz"ler de yapılabilmiştir. Örneğin Türk-Alman "silâh arkadaşlığının dorukta olduğu günlerde, kimileri Abdülhamid'i "Ermeni tipolojisi ithamı"ndan "kurtarmaya" çabalayacaklardı: "Elimdeki fotoğraflardan yola çıkarak, Abdülhamid'in sarih ırkî bir özellik taşımadığını söyleyebilirim. Tam aksi, fotoğraflardaki Abdülhamid gerçek bir Türk gibi görünüyor: akıllı, zeki, alıngan ve şehvetli biri." 423

    Yarı iltifat, yarı hakaret niteliğindeki konjonktürel değerlendirmeleri çıkaracak olursak, Alman oryantalizminin Türk imajını, a-"ırkî saflığını kaybetmiş melez", b-tarihin de inkâr edemeyeceği başarılarını "yabancı kültür ve ırklara borçlu" bir halk şeklinde özetleyebiliriz. "Türklerin hunharlığı" tezine daha sonraki bölümlerde değineceğimiz için, "uzman"ların, "Türk kültürü" hakkındaki tespitleriyle devam edelim. Alman Türkiye uzmanına göre Türkler, "ancak Araplar ve Farslarla ilişkiye geçtiklerinde, yüksek kültürleri tanımış oldular". 424 Dolayısıyla "Türkler veren değil, alan durumundaydılar". 425 Bu tespitin "eski" bir versiyonu şöyleydi: "Nasıl Turan halkı, özellikle de Türk-Tatar kabileleri eski çağlarda geleneklerinin vahşi ve dizginsiz kabalığıyla meşhur idiyseler, rafine gelenekleri ve parlak kültürleriyle öteden beri tanınan İranlılar, bunların tamamen zıttı bir halktı. Türkler, komşularına her zaman birer talancı ve tahripçi; İranlılar ise uygarlık mimarları olarak girdiler." 426 Gerçi bu tespit, Alman "ırk bilimi"ne göre ancak "Antik Çağ" için geçerli olabilirdi, 427 fakat ırk romantizminin parolası bugün de rağbet buluyor: "Farslar, Asya'da tek Müslüman kültür milletidir." 428

    Türklerin ancak, "yabancı kültür" etkisiyle "yabanilikken kurtuldukları iddiası, Alman oryantalizminde öteden beri devam eden "Aryen İran" sempatisiyle bugün de varlığını sürdürüyor. Alevî-Bektaşî inancının taşıdığı Şamanist unsurları, "etno-kültürel Alevî azınlığı" tezine halel getirebileceği için görmezden gelen Alman oryantalizmi, Türklerin İslâm dinini, "bu dinin İranî yorumuyla öğrendikleri"ni iddia edebiliyor. 429 Oysa 1930'ların Alman oryantalizmi daha gerçekçiydi: "Kültürlerinin daha önceki basamaklarına dair hatıralar, Küçük Asya'ya giren Türklerin ve Osmanlıların hafızalarından silinmişti. Bu izlere, baş temsilcisi Batı Türkistanlı Ahmed Yesevi olan Türk-TasaWuf dindarlığında rastlıyoruz." 430

    "Türk kültürü üzerindeki İran etkisi" tezini savunan Alman oryantalizminin bir başka yanıltıcı iddiası, Osmanlıcanın "tamamen Yeni Farsçanın etkisi altında" olduğudur. 431 "Farsça etkisi"nin sadece sözcük düzlemiyle sınırlı kaldığına değinilmemesi, ilginçtir. Eğer Farsça sözcükler, farklı bir dil ailesine mensup Türkçeyi etkileyebilmişse, Farsçadaki binlerce Türkçe ve Moğolca sözcüğün 432 de bu dili, "tamamen Türkçe"nin hegemonyası altına sokması gerekirdi. Kaldı ki, bu tez doğru olsa, Türkçeyi "etkisi altına alan" Farsçadan da söz etmek mümkün gözükmemektedir. Zira "Yeni Farsça", binlerce Arap kökenli sözcüğün de tanıklık ettiği gibi - bin yıldır "Arapçanın hegemonyası altında" olan bir dildir.

    Türk dili ve kültürünü, "yüksek Arap ve Fars kültürleri"ne borçlu bir "mozaik" olarak değerlendiren Türkiye uzmanlarının, yakın Türk tarihinde keşfettikleri orijinal Türk kültür eserleri sadece Mimar Sinan'a aittir. Bu şaşırtıcı itiraftan (!) hemen sonra, Mimar Sinan'ın "herhalde Rum asıllı bir Türk" olduğu belirtilir. 433 Sinan'ın "etnik kökeni" hakkında değişik görüşler bulunduğu; örneğin "Rum kökenli" olduğu görüşünün aslında bir oryantalistin bir kelimeyi "yanlış okuması"ndan kaynaklandığı iddiası 434 göz ardı edilir. Türklerin "kültürsüz ve düşük insanlar (Untermenschen)" oldukları, Weimar Cumhuriyeti sosyalistlerinden Heinrich Vierbücher'in ilk baskısı 1930'da yapılan, tıpkı basımı ise günümüz Almanya'sının "ilerici" kitabevlerinde satılan kitabında şöyle ifade edilir: "Türk halkı, uygar bir halk (Kulturvolk) değildir. Türk dili, bir zenci lehçesi düzeyindedir. Bir Türk edebiyatından söz etmek mümkün değildir. Bu alanda yaratılanlar, Arap ve Fars edebiyatının muhteşem hazinesinden şaibeli taklitlerdir...Bir Türk mimarîsi asla olmamıştır...Muhteşem binalar, ya Türklerden önce ya da sultanların emrindeki Hristiyan mimarlar tarafından inşa edilmiştir...Türk toprağında bilim asla yurt edinememiştir. Türk sadece taklit edebilir - o da yüzeysel bir biçimde ancak." 435 Türk tarihi ve kültürü hakkında bu ve benzeri ifadelerle dolu olan kitabın, bugün kimi sosyal demokratlar ve "ırkçılık karşıtı demokrat aydınlar" tarafından hararetle tavsiye edilmesi, 436 düşündürücüdür.

    "Irk bilimci"ler tarafından geliştirilmiş olan "Türk kültürü üzerinde İran etkisi" tezi bugün de Alman oryantalizmi ve tarihçiliğinin repertuvarındadır. Türklerin "Samî Araplarla, Aryen Farsların aksine, İslâm uygarlığına hiçbir katkıları olmadığı"nı söyleyen Ernest Renan'la, 437 "Orta Asya Türk devletleri, Türkiye'nin etnik, İran'ın ise kültürel arka bahçesidir" diyen438 "çağdaş" Alman oryantalizmi arasındaki fark sadece "terim" düzlemindedir. "Irka dayalı üstünlük" bugün "kültüre dayalı üstünlükle ifade edilmektedir. Yine de Türklere ait "orijinal kültür eserleri yoktur denemez." Önde gelen Alman oryantalistlerinden birine kulak verelim: "Her ne kadar kültürlerini büyük ölçüde Bizanslılara ve Farslara borçlu olsalar da, Türkleri tamamen kültürsüz sayamayız. El sanatının en güzel ürünlerinden olan ve anayurtlarından getirdikleri el dokuması kilimleri Türklere borçluyuz." 439 Gelgelelim, bu "övgü"den kırk beş yıl sonra Alman oryantalizmi, Türklerin "tamamen kültürsüz" olduğunu saptayacaktır. Zira "Türklerde gördüğümüz kilim sanatı, dün olduğu gibi bugün de İran kültür dairesine aittir." 440

    Orta Asya Türk devletlerinin "İran'ın kültürel nüfuz alanına dâhil oldukları" iddiası -Azerbaycan bağlamında- Şah döneminde olduğu gibi bugün de İran'ın resmî söylemiyle örtüşmektedir. Azerbaycan halkına verilen ad, "Türkçe konuşan Azerîler"dir. 441 İran "İslâm Cumhuriyeti"nin propaganda amaçlı yayınlarında da, Azerilerin "asimile olmuş Farslar" oldukları iddia edilmektedir. 442 Alman Slavistlerinin yayınlarında, İran Azerbaycan'ı "İran'ın Azerîce konuşan bölümü", Kuzey Azerbaycan ise "Fars kültür alanı" olarak tanımlanmaktadır. 443 Orta Asya Türk halklarını "İran kültür dairesi"ne mensup sayan çağdaş Alman yayıncılığının öncüsü, Nazi dönemi "ırk bilimi"dir. Nitekim Alman "ırk bilimi", sadece Azerîlerde değil, Özbekler'de, Kırgızlar'da ve Türkmenler'de de, "Aryen ırkının izleri"ne rastlamış, 444 "esmer, siyah saçlı Osman Gazi'nin aksine, oğlu Orhan Gazi'nin sarışın, yeşil gözlü" olduğunu, "karakter bakımından da Salahaddin Eyyubi'yi andırdığı"nı keşfetmişti. 445

    Birçok konuda kesintisiz bir devamlılık bulunmasına rağmen Azerilerin dilleri ve kökenleri konusunda yine de -zamanın şartlarına göre- Alman oryantalizminde farklı tezler savunulabilmiştir. Daha 1930'larda "Azerbaycan Türklerinden bahsedilirken, 446 aynı halkın bugün "Türkçe konuşan Azerîler"e dönüşmesi, "etnolojik" yeni bulgularla açıklanamaz. Azerî Türklerini ilk kez "ırk bilimi"nin ölçütleriyle "Türkleşmiş İranlılar" dönüştürme "şerefi", sanırız Sovyet oryantalizmine aittir. 447

    Azerîlerin soyu hakkındaki manipülâsyon, Azerbaycan Türkçesi için de geçerlidir. Sovyetler Birliği'nde "etno-politik" taksimlere başlanmadan ve İran'da "Aryen resmî tezi"nin uygulamaya girmeden önce, Azerîler dilleri için "Türkî" ismini kullanıyorlardı. 448 Sovyet etnolojisinin "Türkleşmiş Azerî milleti" keşfinden yüz yıl kadar önce, Wambery çok daha gerçekçi bir tespitle, Azerîlerin bir bölümünü "Türkleşmiş İranlı" değil, "İranîleşmiş Azerîler" olarak tanımlamıştı. Macar bilim adamına göre "İranîleşme" sadece "Hamse kabilesi" için söz konusuydu. 449 Wambery'e göre, "Azerî, hantal gövdesi, kaba yüz hatlarıyla yüz Farisî arasında seçilebilirdi ve Azerîler, "yüzyıllar boyu Farslar ile birlikte yaşamalarına rağmen, Turanîliklerinden çok şey muhafaza edebilmişlerdi. O nedenle Wambery, hem "Azerbaycan Türklerinden, hem de "İran Türklerinden söz edebilmişti. 450 Kısmen Alman "ırk bilimi"nin, kısmen de Sovyet etnolojisinin katkılarıyla geliştirilmiş olan "Türk dilli Azerî" tezinin bugün Alman medyasında da kabul gördüğünü söyleyebiliriz. 451 "Azerbaycan Türkleri" ifadesini tercih eden Anglosakson yayıncılığının aksine, 452 Alman oryantalizmi ve medyasının -İran politikasına uygun biçimde- ısrarla "İranîleşmiş Azerîler"den ya da "Türk dili konuşan Azerî halkı"ndan söz etmesi, politik sebepleri de akla getirmektedir. Zira dilleri Farsça'ya -Azerî Türkçesi- Türkiye Türkçesi kadar - yakın olan Tacikler hakkında yazdığı bir yorumda "Doğu İran halkı Tacikler" 453 ifadesini kullanan oryantalist, bu makalesinden sadece dört gün önce "Türkçe konuşan Azerîler" 454 demişti.

    Orta Doğu ve Kafkaslar'daki güncel gelişmeler hakkında kaleme alınan analizler, İran'a ve "İranî" halklara Alman oryantalizminde gösterilen bu anlayışlı tutumun, politik sebepleri olabileceği ihtimalini kuWetlendirmektedir. Atatürk'ün Humeyni'yle karşılaştırıldığı, Humeyni için inşa edilen türbenin "çağdaş mimarinin bir zaferi" olduğuna dair makalelerde dahi, "devrim"in övüldüğüne tanık olmaktayız. 455 Siyasî analizlerde çizilen İran tablosunda ise, çok daha ilginç tespitlerle karşılaşıyoruz. Örneğin Alman oryantalizminin "Zaza ve Nakşibendîlik uzmanlarından Ludwig Paul, 456 "İran İslâm devriminin ideolojisi" üzerine yazdığı bir makalede, sadece İran'ın dinî üst kimlikli azınlık politikasını övmekle yetinmiyor, 457 "Farsların Azerîleri kendilerinden saydıkları"na işaretle İran'da bir Azerî sorununun olmadığını da dolaylı yoldan iddia ediyor. 458 Araştırmacı, İran'da "azınlık" teriminin sadece dinî azınlıklar hakkında kullandığına değinirken de, "Sünnîler'e kesinlikle azınlık gözüyle bakılmadığına özellikle vurgu yapıyor. 459 Aynı makalede, "Türkiye Cumhuriyeti'nin aksine İran'ın Şiî olmayan grupları asla asimile etmeye kalkmadığı", 460 İranlılarla Ermeniler arasında "uyumlu ve yapıcı bir ilişki bulunduğu", 461 İran'ın uyguladığı "İranîleştirme" çabalarının "şoven bir yaklaşım" olarak değerlendirilmemesi gerektiği 462 de belirtiliyor.

    "Bilimsel" verilerle çizilen bu mükemmel İran tablosunu genç araştırmacıların saflığı ya da "öteki"ne duydukları sempatiyle açıklamak mümkün görünmemektedir. Zira olumlu, hatta ideal iİan tablosu, birkaç oryantalistin değil, politika, 463 medya, 464 akademi 465 ve kilise 466 çevrelerinin organize bir kampanyasının ürünüdür. Amaç, "Almanya'nın Orta Doğu'da ve İslâm dünyasındaki olumlu imajından"da yararlanarak ABD'nin bölge politikasına bir alternatif oluşturmaktır. Berlin duvarının yıkılmasıyla birlikte "normal bir ülke" ve "dünya politikasında sorumluluk yüklenmeye hazır bir güç"e dönüştüğüne inanan Almanya'nın Orta Doğu uzmanları, "bölgede ABD'nin yıldızının iyice solduğu" görüşündedir. 467 "Amerika ve sadık müttefiki İngiltere sadece Araplar nezdinde değil, Kürtler arasında da sempati bulamamaktadır". 468 "Pax Americana", Alman araştırmacıya göre, "Rusya'ya rağmen gerçekleştirilemez". ABD politikasının bir başka mahzuru, "İran düşmanı bir rota izlemesidir". 469 Hatemi'ye ve "İran'ın bölgedeki yapıcı rolü"ne övgülerle süren makalenin yazarı, Bakû-Ceyhan hattına da, "Türkiye Kürdistanı"ndan geçtiği gerekçesiyle itiraz ettikten sonra, Amerika'nın "Türkiye ve İsrail dostu politika"sını, ABD yönetiminin kilit noktalarındaki bakan ve bürokratların "birer Yahudi" olmasıyla izah ediyor.

    Türk kültürünün "olmadığı"nı Nazi ırk kuramından alıntılarla "kanıtlayan" Alman oryantalizminin, aynı geleneğin devamı olan kaba bir anti-semitizmle bölgesel politikalarda İran rejimini savunması normal karşılanmalıdır, İran'ı Almanya için cazip kılan bir başka önemli neden, Almanya'nın iç politikası, dolayısıyla Almanya Türk azınlığıyla ilgili olanıdır. Türk ulusal kimliğini dışlayıp yerine Türkiye'ye karşı mesafeli bir İslâm kimliği yerleştirmeyi öngörenlerin, bir yandan Türkiye'yi ve Türk kültürünü aşağılayıp, bir yandan da İran'a ve İran islâmına sempati mesajları yüklü bir kampanya yürütmeleri, birbirinden bağımsız görülemez, İran'a yöneltilen eleştirilerin Alman medyasında ve akademi çevrelerinde, "İslama hakaret" gerekçesiyle susturulduğuna daha önce değinmiştik. Almanya Türk azınlığına -yine Alman oryantalizminin İran tezleriyle bağlantılı olarak- biçilen ve yan etkileri Türkiye'ye de yansıyan kimliklerden biri de, "etnik Kürt kimliği"dir.



Dipnotlar:
399. Zentrum für Türkeistudien (yayımlayan): Das ethnische und religiöse Mosaik der Türkei und seine Reflexionen auf Deutschland, Münster/Hamburg 1998; Gerdien Jonker (yayımlayan): Religiöse Minderheiten aus der Türkei, Berlin 1999.
400. Udo Steinbach: D/e Türkei im 20. Jahmundert, a.g.e., s.7.
401. A.g.y.
402. A.g.e.,s.10.
403. Türklerin "farklı uygarlık ve kültürleri"yle kastedilen, İslâm dinidir. Ne var ki, Almanya Türk toplumunun ülkede kalıcı olduğunun anlaşılması üzerine geliştirilen yeni strateji, uzun vadede Almanya Türk toplumunun ulusal kimliğini "Alman Islâmı"yla değiş tokuş etmeyi öngörmektedir. Çok daha garibi, "İslâm" bu aşamada "entegrasyon aracı" olarak kullanılmak istenmekte, en radikal gruplarla dahi -Türk kimliğine karşı- işbirliği yapılabilmektedir.
404. Udo Steinbach: Die Türkei im 20. Jahmundert, a.g.e., s.8.
405. A.g.e.,s.9.
406. A.g.e.,s.17.
407. Bu tespit de, ırk romantizmine aittir: "Finliler ve Macarlar gibi, Osmanlı Türkleri de, yoğun bir kan kanşımıyla ırk tipolojilerini çoktan kaybettiler, fakat dilleri sayesinde Avrupa halkları ailesi içinde keskin hatlarla ayrışmış bir halka oluşturuyor, böylece Asyalılıklarının mührünü alınlarında taşıyorlar (Eugen Oberhummer: Die Türken und das Osmanische Reich, s.2, Leipzig-Berlin 1917).
408. Hermann Wambery: Der Islam im neunzehnten Jahrhundert. Eine culturgeschichtliche Studie, s.20, Leipzig 1875.
409. C. Schaefen Volk und Vererbung, s.53 vd., Leipzig 1935.
410. Alfred Rosenberg: Mythus des 20. Jahrhunderts, a.g.e., s.110.
411. Arnold Hottinger: 10mal Nahost, a.g.e., s.231 v.d.
412. Udo Steinbach: Die Türkei im 20. Jahrhundert, a.g.e., s.348 v.d.).
413. A.g.e., s.22.
414. "Osmanlı Türklerinde yaygın olarak görülen uzun yüz ve gür sakal, Osmanlı Türklerini sadece Moğol tipolojisinden keskin hatlarla ayırmıyor, aynı zamanda Batı Asya'nın bin yıllardır yerlisi olan Ön Asya ve Samî tipolojisiyle de örtüşüyor" (E. Oberhummer: Die Türken und das Osmanische Reich, a.g.e., s.10).
415. "Türk kitleleri İslâm dünyasına İran filtresinden geçerek sızdılar. Cengiz Han'ın kurduğu Moğol imparatorluğunun halefi olan Ön Asya devletleri ise, tamamen İranîleşmişlerdi" (Rudi Paret: Der Islam in Iran, a.g.e., s.69).
416. Udo Steinbach: Die Türkei im 20. Jahrhundert, a.g.e., s.33.
417. A.g.e.,s.36.
418. A.g.e.,s.38.
419. A.g.e.,s.63.
420. Ewald Banse: Das Buch vom Morgenlande, a.g.e., s.10.
421. Hans Heinrich Schaeder: Kültür der orientalischen Völker, a.g.e. s.229.
422. Franz Babinger: Mehmed der Eroberer. Wettenstürmer einer Zeitwende, s.9, München 1987 (ilk baskı tarihi 1953).
423. Franz Carl Endress: Die Turkei, a.g.e., s.111.
424. Udo Steinbach: Die Türkei im 20. Jahrhundert, a.g.e., s.57.
425. A.g.e.,s.63.
426. Hermann Wambery: Skizzen aus Mittelasien. Ergaenzungen zu meiner Reise in Mittelasien, s.250, Leipzig 1868.
427. Hans F.K. Günther. Rassenkunde Europas, a.g.e., s.132.
428. Georg Buschan: Illustrierte Völkerkunde, s.313, Stuttgart 1910.
429. Rudi Paret: Der islam in Iran, a.g.e., s.68.
430. H.H. Schaeder: Kültür der orientalischen Völker, a.g.e., s.228.
431. Rudi Paret: Der Islam in Iran, a.g.e., s.69. Paret'in Türkolog değil, ömrü boyunca sadece Kur'an incelemeleri yapmış bir "Arabist" olması, bu garip iddiayı belki mazur gösterebilir.
432. Gerhard Doerfer: Türkische und mongolische Elemente im Neupersischen, dört cilt, Wiesbaden 1964-75.
433. Udo Steinbach: Die Türkei im 20. Jahrhundert, a.g.e., s.63.
434. Mohammed Agha-Oglu: "Herkunft und Tod Sinans", ÖZ, Nr.10/1926, s.858v.d.
435. Heinrich Vierbücher: Armenien 1915. Die Abschlachtung eines Kulturvolkes durch die Tûrken, s.31, Bremen 1987.
436. A.g.e., Prof. Dr. Walther Fabian'ın önsözü.
437. C.E. Bosworth: "Saldjukids", The Encylopedia of Islam, c.8, s.937, Leiden1995.
438. Udo Steinbach: Die Türkei im 20. Jahrhundert, a.g.e., s.299.
439. Ermo Littmarm: Abendland und Morgenland, a.g.e., s.19.
440. Rudi Parek Der Islam in Iran, a.g.e., s.65.
441. Udo Steinbach: Die Türkei im 20. Jahrhundert, a.g.e., s.300.
442. Irac Afşar (yayımlayan): Zeban-i Farsi der Azarbaycan, Tahran 1989.
443. Jörg Baberowski: "Nationalismus aus dem Geist der Inferioritaet", Geschichte und Gesellschaft. Zeitschrift für historische SoziaMssenschaft, 3/2000, s.374.
444. Hans F.K. Günther: Die nordische Rasse bei den Indogermanen Asiens, s.164 v.d., 171 v.d., München 1934.
445. A.g.e., s.189 v.d.
446. Franz Taeschner: "Rumtürkisch", OZ, 2/1939, s.78.
447. V. Minorsky: "Adharbaydjan", The Enzyklopaedie of Islam, c.1,s.190, Leiden 1954.
448. F. Giese: "Azeri", Enzyklopaedie des Islam, c.1, s.551 v.d., Leiden-Leipzig 1913.
449. Hermann Wambery: Der Islam in neunzehnten Jahrhundert, a.g.e., s.24 v.d.
450. A.g.y.
451. Wolfgang Günter Lerch: "Resulzadeh und der Dichter Fuzuli", FAZ, 23.12.1996.
452. Audrey L. Altstadt: "Azerbaidjan", The Oxford Encylopedia of the Modern Islamic World, c.1, s.166, Oxford 1995.
453. Wolfgang Günter Lerch: "Hoffnug für Duschanbe", FAZ, 27.12.1996.
454. W. G. Lerch: "Resulzadeh...", a.g.y.
455. Birgit Hoffmann: "Das Mauseleum Khomeinis in Teheran. Überlegungen zur persisch-Islamischen Gedaechtnisarchitektur", WI, 1/1999, s.7 v.d.
456. Ludwig Paul: "Zaza(ki)-Dialekt, Sprache, Nation?", Baerber Köhler (yay.): Religion und Wahrheit, a.g.e., s.385-399
457. Ludwig Paul: "'Iranian Nation' and Iranian-lslamic Revolutionary Ideology", Die Welt des Islams, 2/1999, s.195.
458. A.g.e., s.196.
459. A.g.e.,s.197.
460. A.g.e., s.198.
461. A.g.e., s.205.
462. A.g.e., s.209 vd.
463. Peter Rudolf: "Stigmatisierung bestimmter Staaten. Europa bevorzugt den politischen Dialog", Internationale Politik, 6/1999, s. 13 vd.
464. Wofgang Günter Lerch: "Mullahs und Studenten", FAZ, 13.7.1999; Martina Doehring: "Was gut und was böse ist", Berliner Zeitung, 11.4.2000; Richard Meng: "Wandel durch Annaeherung?", FR, 8.7.2000.
465. Henner Fürtig: "Iran - the, Second Islamic Republic", a.g.e.
466. Jawad Koroshy: "Iran nach den Praesidentschaftswahlen", Pax Christi, 3-4/1997, s.3 v.d.; Thomas Seiterich-Kreuzkamp: "Mohammed Chatami, Tony Blair and das Weltethos", Public-Forum, 14/2000, s.12 v.d.
467. Roland Kühnel: "Globalisierung und Pax Americana im Nahen Osten", aslen, afrika, lateinamerika, c.27, 1999, s.330.
468. A.g.e., s.331.
469. A.g.e., s.334.

<< Önceki Sayfa - Sonraki Sayfa >>
Modern Alman Oryantalizmi - Ana Sayfa