Tamer Bacınoğlu ve
Andrea Bacınoğlu


MODERN ALMAN ORYANTALİZMİ
Tamer Bacınoğlu ve Andrea Bacınoğlu, Modern Alman Oryantalizmi



Kapak
İçindekiler
Sunuş
Önsöz
Yazarın Önsözü


Alman gözüyle Türkiye
- "İslâm düşmanlığı"mı, ırkçılık mı?
- Etnosantrik tarih romantizmi. "Uzman"ların efsaneleri
- "Etnisite", "etnik gruplar" ve ulus
- "Lâikler, Müslümanlar, Alevîler"
- "Müslümanlar", İslâm ve hilâfet
- Alman oryantalizminin gözüyle İslam ve Müslüman
- Alman oryantalizminin gözüyle Türk ve Türk kültürü
- Almanya ve "Kürt sorunu"
- Almanya ve PKK
Alman basınında Öcalan'ın tutuklanması ve Kürt sorunu
- 1. Kürtlerin tarihi
- 2. Abdullah Öcalan ve PKK'nın kuruluşu
- 2.1. PKK'nın örgütsel yapısı
- 2.2. Kürtlerin PKK ile özdeşleştirilmesi
- 3. Kürt kimliği ve Türk milliyetçiliği
- 3.1. Med-TV
- 3.2. Diskurs-Kendini yakmalar
- 4. Politik çözüm
- 4.1. Türkiye'ye çağrılar
- 4.2. Türkiye'nin tepkilerine yönelik tahminler
- 5. "Almanya'da Kürt protestoları"
- 5.1. Video görüntüleri
- 6. "Mütarekenin sonu"
- 7. Diplomatik temsilciliklerin işgali ve "gerginliği düşürme" politikası
- 8. PKK taraftarlarının eylemlerinden çıkarılan sonuçlar
- 8.1. "Kürtlerin Türkiye'ye sınırdışı edilmesi"
Almanya ve "Ermeni sorunu"

Sonuç
Kaynakça

www.1001Kitap.com





"Müslümanlar"-İslâm ve Hilâfet

    Türkiye'de ulus anlayışının "baştan itibaren sadece Sünnî mezhebine mensup Türk kökenliler"i kapsadığı; bu "hayalî yapıda, Alevîlere ve farklı kökenden diğerlerine yer olmadığı" 241 iddiasıyla Alevî inancına mensup Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına "etno-kültürel azınlık" statüsü veren Alman uzmanlar, "Sünnîler"in de Türk devleti tarafından temsil edilmedikleri kanaatindedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin "Alevî karşıtı doğası", Cumhuriyet'in sözde "Sünnî ağırlıklı" yurttaş anlayışıyla kanıtlanmak istenirken; "Sünnî karşıtlığı" Cumhuriyet'in "İslama ve İslami kurumlara düşmanlığımla "belgelenmek"tedir.

    Kemalistler, Alman doğubilimcisine göre, "baştan itibaren İslamın ayrılmaz bir parçası olan hilâfeti ilga etmekle, İslama öldürücü bir darbe vurmak istemişlerdir. 242 Cemalettin Kaplan da aynı kanaattedir. 243 Cumhuriyet'in hilâfeti kaldırmakla "İslama ihanet" ettiğini iddia eden Alman oryantalizmi, Mustafa Kemal'in, "aslında Müslüman" olmadığını da "belgelemiş" durumdadır: "Her ne kadar Atatürk kendisini birçok kez Müslüman olarak tanımlamışsa da, 1924 yılından itibaren bu dinin gereklerini yerine getirmemiştir". 244

    Alman oryantalizmiyle radikal dinci akımların aynı "argümanlarla Türk devletine saldırmaları, şaşırtıcı değildir. Her iki grup arasında bir söylem birliği olduğu, Batı oryantalizmini yakından tanıyan siyaset bilimcilerin de dikkatinden kaçmamıştır. 245 Türkiye Cumhuriyeti'nin "İslam düşmanı" bir devlet olduğu tezini savunan, radikallerle Alman oryantalistlerin ortak paydası, İslamı statik bir olgu olarak değerlendirmektir. Birinci gruptakiler, konuya -her ne kadar çarpık olsa da- "inanç" açısından yaklaştıklarından, -kendi dünya görüşleri ve mantık örgüleri içinde- "makul" karşılanabilirler. Oysa, nesnel bir bilim olduğu iddiasını taşıyan oryantalizmin en azından yazılı kaynakları tanıması ve doğru yorumlaması gerekirdi. Zira, 1998 yılında "hilâfet İslamın vazgeçilmez bir unsurudur" diyen Alman oryantalizminin aksine 1058'de vefat eden el-Maverdi, hilâfetin meşruiyetinin Kur'an ya da sünnetle değil, sadece "icma ile sabit" olduğunu yazabilmişti. 246 Şu da var ki, bizzat Alman oryantalizminin standart eserlerinde, hilâfetin pek de "İslamî" bir merci olmadığı açıkça yazılıdır. 247

    "Hilâfet" konusuna burada ayrıntılı olarak değinmemizin nedeni, hem Alman uzmanların kamuya yönelik yayınlarda başka, akademik ve sadece uzmanlar arasında okunan yayınlarda başka iddialarda bulunabildiğini, hem de "İslamda din/devlet yoktur" iddiasının temelsizliğini göstermektir.

    Popüler yayınlarda ve medyada hilâfetin "İslamî bir kurum" olduğu söylenirken, "ciddî" eserlerde, hilâfetin "İslâmiliği" sorgulanabilmektedir. 248 Uzmanlar, "Osmanlı sultanları için hilâfet kimliği"nin "18. yüzyıla kadar siyasî bir rol oynamadığını da bilmektedirler: "Hükümdarın dünyası, ulemanın inanç dünyasından önce gelirdi." 249 "Hükümdarın dünyası"nı günümüz diline "realist devlet politikası" olarak çevirebiliriz. Yine İslam tarihinin elimize ulaşan en eski yazılı kaynakları, İslam'ın -daha ilk yüzyılında- "çağdaş" Alman oryantalizminden çok daha "dünyevî" düşündüğünü belgemektedir.

    Peygamber'e atfedilen hadisler dâhil- İslam'ın ilk dönemlerine ait eserler, "mümin"leri "devlet dairelerinde çalışmamaları için uyaran anekdotlarla doludur. Bir hadiste Peygamber'in, kendisinden makam talebinde bulunan bir sahabîye şöyle dediğini okuyoruz: "Ondan sakın! O, vebali büyük bir görevdir ve sana kıyamet gününde pişmanlık ve utanç getirir". 250 "Devlet" hizmetinden kaçmak, Emevî hilâfeti döneminde "dindarlık" ifadesi olarak kabul ediliyordu. 251 Bu tavrın nedeni, sözde "baştan beri İslâmın ayrılmaz bir unsuru olan hilâfefe hizmet isteksizliği değil, tam tersi bu kurumun her zaman Kur'an'a uygun işle(ye)mediğinin daha o dönemde ortaya çıkmasıydı. "Dindar"lar daha o dönemlerde, "hilâfef'in yarı dünyevî bir makam olduğu, dolayısıyla "hükümet daireleri"nde görev almanın, "mümin"e kıyamet günü ağır bir fatura getirebileceği kanaatindeydiler. Kaldı ki, Emevî halifelerinin, makamlarına kutsallık atfetmek amacıyla "ulema"ya hadis sipariş etmekten, belirli Kur'an ayetlerine bu amaçla "uygun" anlamlar yüklemekten geri kalmamaları, yakınma konusu olmuştu. 252 Kur'an tefsiri böylece siyasî (dünyevî) otoritenin emrinde bir "meşruiyet" aracı olarak kullanılmaya başlandı. 253

    "Devlet dairelerinde görev üstlenmeyi "günah" sayan anlayış, İslam tarihinin bütün dönemlerinde devam etti. Adı ister "hilâfet", ister "saltanat" olsun - devlet, en önemli görevi "nizam"ı sağlamak olan bir aygıt olarak görüldü. 11. yüzyılda yaşamış bir bilginin "Müslümanlara nasihati, "ulema"nın günümüz Alman oryantalistlerinden çok daha gerçekçi olduğunu gösteriyor: "Hükümranlığa karşı asla isyan etmeyeceksiniz! Başınızdakiler, günahkâr olsalar bile, onlara asla silâh çekmeyeceksiniz!" 254

    Hilâfet'in "İslamîliği"ni kabul etmeyen ve o yüzden kimi Batılı oryantalistlerce "otantik Müslüman" sayılmayan çok sayıda Doğulu düşünür ve bilim adamının 255 yanısıra, -kendisini dünyadaki "biricik İslami sistem" olarak gören- İran rejiminin de, (hilâfetten) "başka devlet biçimlerini pekâlâ mümkün" görebildiğine şahit oluyoruz, İranlı bir bürokrat, Almanya ile İran arasında düzenli olarak gerçekleştirilen "sohbet" toplantılarının birinde, "Hilâfet gerçi İslamın devlet teorisine uyuyor, fakat demokratik bir devlet de bu teoriye pekâlâ uyar" diyebilmiştir. 256 Alman oryantalizminin mantığıyla yaklaşıldığında, İranlı bürokratın "İslâmi yok etmek"le 257 suçlanması gerekirdi.

    Hilâfetin İslamın ayrılmaz bir parçası olduğu konusunda, çağdaş Alman oryantalizmi ittifak halindedir. 258 Oysa Alman Türkologlar ve İslâm uzmanları 1920'li yıllarda farklı düşünüyorlardı. Örneğin Mustafa Kemal'in devrimlerini yerinde inceleme fırsatı bulmuş Richard Hartmann'ın gözünde ne Mustafa Kemal bir "kâfir", ne de onun reformları "İslâm'a karşı bir imha seferi"ydi. Gerek Türkiye'de oturan, gerek Batı üniversitelerinde ders veren farklı görüşteki Avrupalılara Hartmann, "Kemalistlerin attıkları adımların, aslında İslamda modernleşmenin bir tezahürü" olduğunu hatırlatıyordu: "Yeni Türkiye'de atılan adımların, İslamdan bariz bir sapma olduğu görüşü çok defa dile getirildi. Doğu'da dahi bu kanaati taşıyan Avrupalılar az değildir. Hilâfet makamının lâğvedilmesi, din ile devletin kademeli olarak birbirinden ayırılması, okul sistemindeki Batılılaşma, tarikatların kapatılması, buna örnek olarak gösterebiliyor. Oysa bütün bunlar incelendiğinde, Türkiye'nin attığı tüm adımların, aslında modernist akımın hedeflerini gerçekleştirmek anlamına geldiğini söylemek gerekecektir...Bu akımın hedeflerinden biri, din ile devletin birbirinden ayırılmasıydı. Türk Özgürlük Savaşından sonra ortadan kaldırılması siyasî sebeplerden dolayı kaçınılmaz hâl alan hilâfet, -yeni Türkiye'nin liderleri farkında olmasalar da- gerçekte ruhanî değil, sırf siyasî bir makamdı." 259 Hem İslâm tarihinde, hem de İslam teolojisinde gerçek bir uzman olan 260 Hartmann'ın bu tespitinden yıllar sonra "çağdaş" bir Alman oryantalisti, "İslâmda din ve devlet birbirinden ayrılmaz bir bütündür" diyecektir. 261 İslamın -tarihsel temelden yoksun- siyasî bir yorumunu, (Hartmann'ın ifadesiyle) "İslam dünyasındaki Ortodoks ekol"ü incelemelerinde baş ölçüt olarak kullanan Alman oryantalizmi İslâm bilginlerinin reformist düşüncelerini, bu dinin doğal tarihsel gelişimi çerçevesinde değerlendirmek yerine, "İslamdan birer kopma" 262 olarak karalama alışkanlığını sürdürmektedir. Halbuki günümüzde de yer yer varlığını hissettiren "yenilenmeci akım"ın amacı, "öz İslâm"a değil, "tarihî İslam"a veda etmektir. 263

    Çağdaş Alman oryantalizminde İslamın, bu dinin radikal ve politize edilmiş bir yorumuyla özdeşleştirilmesi, hem Almanya'nın bazı İslam ülkeleri nezdinde saygınlığını artırmayı, hem de "yabancılar politikasının Alman devletinin sistemli dışlamaları nedeniyle değil, "Türklerin kültürel farklılıklarından ötürü başarılamadığını kanıtlamayı amaçlamaktadır. "İslama sempati" adına teşvik edilen ve "Türklerin dini" olarak ön plâna çıkarılan radikal dincilik, -Almanya Türk toplumu üzerinden- Türkiye'nin de "çağdaş Batı normları"na uzaklığını belgeleyecektir.



Dipnotlar:
241. Karin Vorhoff: "'Let's Proclaim Our History and Culture!' Imagining Alevi Community in Contemporary Turkey", Wl, 2/1998, s.228 v.d.
242. Udo Steinbach: Die Türkei im 20. Jahrhundert, a.g.e., s.60.
243. Cemaleddin Kaplan: Hilâfet Devleti, s.2 v.d., Köln 1992. Merkezi Almanya olan "sürgündeki hilâfet devleti"nin internet sayfalarında, grubun Atatürk hakkındaki hezeyanları, Udo Steinbach'ın yukarıda adı geçen kitabından alıntılarla "desteklenmekte"dir. "Batılı bilim adamının gözünde Mustafa Kemal" başlığı altında şu satırları okuyoruz: "Prof. Udo Steinbach, kitabında Türkiye ile birçok meseleye temas etmesinin yanında, Kemalistlerin atası Mustafa Kemal hakkında da bazı gerçekleri dile getiriyor. Tabiî ki bu da Kemalistlerin hiç hoşuna gitmemekte ve bu sebepten Prof. Steinbach'a savaş açtılar". Kaplan grubu, Steinbach'ın kitabıyla müellifi Cemalettin Kaplan olan "Mustafa Kemal'in babası kimdir?" başlıklı kitapçığın da mutlaka birlikte okunması gerektiğini belirtiyor. Steinbach'ın kitabından uzun alıntılar aktaran Kaplan grubunun şu tespiti, Alman resmî oryantalizmiyle radikal dincilik arasındaki uyumun bir belgesi mahiyetindedir: "Artık ne demeli? Bizim senelerden beri söylediğimiz ve iddia ettiğimiz gerçekleri artık batılı bilim adamları da dile getirmektedirler..." (http://www.seriat.de/mkemal/blm.html).
244. Renate Kreie: Renaissance des Islam, a.g.e., s.27. Bayan Kreile, Tübingen Öniversitesi'nde "siyaset bilimi" okutan bir oryantalisttir.
245. Aziz al-Azmeh:Islam and Modernities, a.g.e., s.178.
246. Abu'l-Hasan al-Mawardi: Al-Ahkam as-Sultaniyya, s.3, Bonnae 1853.
247. "Khilafa", Handwörterbuch des Islam, Leiden 1976.
248. Bassam Tibi: Der Islam und das Problem der kültürelleri Bewaeltigung des sozialen Wandels, s.79-98, Frankfurt am Main 1985.
249. Reinhard Schulze: "Islam und Herrschaft. Zur politischen Instrumentalisierung einer Religion, Der Islam im Aufbruch, s.111, München 1992.
250. İbn Sa'd: at-Tabaqat al-Kubra, c.4, s.231, Dar Sader Beyrut tarihsiz.
251. Abu Nuaym al-lsbahani: Hilyat al-Awliya, c.5, s.744, Kahire tarihsiz.
252. "Halife" teriminin erken dönem Kur'an tefsirlerindeki evrimine ilişkin bkz.: Wadad al-Qadi: "The Term 'Kalifa' in Early Exegetical Literatüre, Die Welt des Islams, Nr.28,1988, s.392-411.
253. Hilâfetin siyasîleştirilmesi (dünyevîleştirilmesi) süreci için b.k.: William Montgomery Watt: Islamic Political Thought, s.31 vd., Edinburgh 1968.
254. Aktaran Bernard Lewis: "On the Ouietist and Activist Traditions in Islamic Political Writing, Bulletin of the School of Oriental and African Studies, Nr.49,1986, s.143.
255. "Hilâfetin sadece siyasî bir kurum olduğunu, zira İslamın "dinî bir siyasî otorite" tanımadığını ilk kez Mısırlı hukukçu ve Ezher âlimi Ali Abdurazık (1888-1966), 1925'te yayımlanan "İslamiyet ve yönetim esasları" başlıklı eserinde açıkça dile getirdi (Muhammad imara (yayımlayan): al-Islam wa Usul al-Hukm, Beyrut 1988). Bu eser 1927 yılında Ömer Rıza tarafından Türkçeye kazandırıldı: İslamiyet ve Hükümet, Kitaphane-i Sudi istanbul 1927.
256. Deutsches Orient-lnstitut (yayımlayan): Deutsch-Iranisches Kolloquium-Religion und Gesellschaft; Wirtschaft und Politik; bilaterale Beziehungen, s.7. vd., Hamburg 1989.
257. Adı geçen toplantıyı Alman delegasyonu adına yöneten Udo Steinbach, hilâfetin ilgasını: "tarihten ders alan Mustafa Kemal'in, İslamın kökünü kamu hayatından kazımak amacıyla giriştiği radikal bir reform" olarak değerlendiriyor (Die Türkei im 20. Jahrhundert, a.g.e., s.41). Burada hem hilâfete dolaylı yoldan "İslamî bir kurum" payesi veriliyor; hem de Mustafa Kemal'in "İslami reddettiği" mesajı okuyucuya iletiliyor. Aynı değerlendirme, radikal İslamın herhangi bir temsilcisinden de kaynaklanabilirdi. Nitekim Seyyid Kutb, "onların (Müslüman devletler) hepsi, İslam'ı tamamen bir tarafa atan Mustafa Kemal'den ve onunla aynı zihniyete sahip arkadaşlarından daha iğrençler" diyor (Sayyid Qutb: Dirasat Islamiyya, s.194 vd., Beyrut 1982). Bu örnekten de anlaşılacağı gibi, gerek oryantalistler, gerek doğulu radikaller İslami bireysel bir inanç değil, dinî'-politik bir sistem olarak algılıyorlar.
258. Peter Heine: "Chalifat", Adel Theoder Khoury, Ludwig Hagemann, Peter Heine (yayımlayanlar): lslamlexikon, c.2, s.441 vd., Freiburg 1991; Werner Ende: "Kalifat", Klaus Kreiser & Rotraud Wİelandt (yayınlayanlar): Lexikon der islamischen Welt, s. 148, Stuttgart 1992.
259. Richard Hartmann: D/e Krisis deş islam, a.g.e., s.26 v.d.
260. Hartmann'ın değeri, 1941 yılında yayımladığı "Islama giriş" başlıklı eserinin bugün dahi Alman literatüründe benzersiz konumunu korumasından rahatlıkla anlaşılabilir R. Hartmann: Die Religion des Islam. Eine Einführung, Darmstadt 1987.
261. Ulrich Haarmann: "Christentum und Islam", a.g.e., s.55.
262. Richard Hartmann: Die Krisis des Islam, a.g.e., s.27.
263. Zira. İs|âm, özünde sırf bir merasimler manzumesi değil, her şeyden önce bir din, Tanrı'ya ve dünyaya bakış felsefesidir. Bu anlamda İslama, en gözü kara modernistler dahi inançla sarılmaktadırlar. Böylesi (modemist) bir gelişmeyi özellikle Avrupa - kendi tarihini göz önüne alarak - anlayışla karşılamak zorundadır. Zira Hristiyanlığın Protestan yorumuyla Orta Çağ Roma Katolik Kilisesi'nin din anlayışında da - yüzde yüz olmasa da- yer yer İslam modemistleriyle Ortodoks İslama ilginç paralellikler bulunmaktadır...Nitekim günümüzde kiliseyle bağını tamamen koparmış Avrupalılar da kendilerini genellikle -ki bu sebepsiz değildir - Hristiyan olarak görmekteler. Doğulular arasında da, özellikle modern bir eğitim almış insanlarda, İslamın temel öğretilerine karşı kayıtsız olanlar şüphesiz vardır. Fakat, Hristiyanlıkla bağını koparmış kişilerin Hristiyanlığını adları hatırına kabul eden bizlerin, bir Müslümanın dinî kimliğini belirlemede daha sıkı bir ölçü kullanmaya hakkı olmasa gerektir" (R. Hartmann: Die Krisis des Islam, a.g.e., s.24).
264. Udo Steinbach: Die Türkei im 20. Jahrhundert, a.g.e., s.99.

<< Önceki Sayfa - Sonraki Sayfa >>
Modern Alman Oryantalizmi - Ana Sayfa