Tamer Bacınoğlu ve
Andrea Bacınoğlu


MODERN ALMAN ORYANTALİZMİ
Tamer Bacınoğlu ve Andrea Bacınoğlu, Modern Alman Oryantalizmi



Kapak
İçindekiler
Sunuş
Önsöz
Yazarın Önsözü


Alman gözüyle Türkiye
- "İslâm düşmanlığı"mı, ırkçılık mı?
- Etnosantrik tarih romantizmi. "Uzman"ların efsaneleri
- "Etnisite", "etnik gruplar" ve ulus
- "Lâikler, Müslümanlar, Alevîler"
- "Müslümanlar", İslâm ve hilâfet
- Alman oryantalizminin gözüyle İslam ve Müslüman
- Alman oryantalizminin gözüyle Türk ve Türk kültürü
- Almanya ve "Kürt sorunu"
- Almanya ve PKK
Alman basınında Öcalan'ın tutuklanması ve Kürt sorunu
- 1. Kürtlerin tarihi
- 2. Abdullah Öcalan ve PKK'nın kuruluşu
- 2.1. PKK'nın örgütsel yapısı
- 2.2. Kürtlerin PKK ile özdeşleştirilmesi
- 3. Kürt kimliği ve Türk milliyetçiliği
- 3.1. Med-TV
- 3.2. Diskurs-Kendini yakmalar
- 4. Politik çözüm
- 4.1. Türkiye'ye çağrılar
- 4.2. Türkiye'nin tepkilerine yönelik tahminler
- 5. "Almanya'da Kürt protestoları"
- 5.1. Video görüntüleri
- 6. "Mütarekenin sonu"
- 7. Diplomatik temsilciliklerin işgali ve "gerginliği düşürme" politikası
- 8. PKK taraftarlarının eylemlerinden çıkarılan sonuçlar
- 8.1. "Kürtlerin Türkiye'ye sınırdışı edilmesi"
Almanya ve "Ermeni sorunu"

Sonuç
Kaynakça

www.1001Kitap.com





"Etnisite", "Etnik Gruplar" ve Ulus

    "Etnik efsane, dil bilimciler tarafından arıtılmış ve yeniden monte edilmiş ortak bir dil, Avrupa tarihinden damıtılmış bir ulusal tarih ve ırkçılığa kadar tırmandırılmaya müsait ortak biyolojik köken temellerine dayanır". 147

"Etnisite" bu anlamda, Türkiye ve Orta Doğu'daki gelişmeleri çözümlemeye çalışan Alman oryantalizmi ve siyaset biliminin en önemli aracıdır. "Ulus", "etnik grup", "halk" ve hatta "kültür" kavramları, sadece bilimdışı bir özensizlikle kullanılmamakta; bu kavramlara aynı zamanda "ırk" anlamı yüklenmektedir. Bu nedenle, Alman uzmanların Türkiye tahlillerini doğru anlayabilmek için, "ulus" kavramının sürekli olarak "etnik kolektif" 148 anlamında kullanıldığını hatırdan çıkarmamak gerekir. Bir başka deyişle "ulus köken, dil, gelenek, ortak kültürel ve politik tarih (gelişim) itibarıyla birbirine kenetlenmiş politik bir topluluktur". 149 Alman literatüründe kâh "Kürt etnik azınlığından, kâh "Türkiye halklarından Kürtler"den, kâh "Kürt millî azınlığından söz edilmektedir. Türkiye nüfusunu etnik dilimlere ayırıp her dilime "millî azınlık" statüsü veren anlayışın, Türk ulusu kavramını tırnak içinde zikretmesi150 olağandır. Zira "kan-köken" merkezli bir ulus anlayışından hareket edildiğinde - Türk ulusunun "homojen" olmadığı, dolayısıyla "ulus" sayılamayacağı sonucuna varmak, kaçınılmazdır.

    "Ulus"un etno-biyolojik tanımı, Türk ulusunun "yapaylığı" tezinin temel dayanağıdır. Uzmanlar gerçi Kemalist ulusçuluğun gerek "Panosmanist", gerek "Pantürkist arzular"a son verdiğini, 151 Türk ulusu'nun "biyolojik" bir içerik taşımadığını dolaylı da olsa itiraf ediyorlar. Buna karşın, "çok sayıda Türk'ün, kendisini Kürt olarak tanımlamaya başladığını; "Kürtlük bilincine sahip bu insanlara Türkiye'nin savaş açması"yla birlikte, "Türk ulusunun hayalî (fiktif) yapısının iyice ortaya çıktığı"nı ileri sürüyorlar. 152

    "Türk ulusunun yapaylığı" tezine ilişkin bu son örnekten de görülüyor ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürt asıllı yurttaşları, Alman yayıncılığında bilinçli olarak silâhlı çete mensuplarıyla özdeşleştirilmektedir. "Kürt=PKK" formülünün nasıl ve ne amaçla gündemde tutulduğunu ileride ayrıntılı olarak ele alacağız. Burada bizi öncelikle ilgilendiren husus, "ulus" kavramının "köken" ağırlıklı kullanımıdır. Türk ulusunu köken merkezli Alman ulus anlayışından hareketle "çözümlemek" isteyen uzmanlar, çağdaş ulus anlayışına da mesafeliler. Zira "çağdaş anlamda ulus, Almanya'da sanıldığı gibi, ortak kökenle birbirine akraba insanlar topluluğu düşüncesiyle bağdaşmaz. Ulus, her şeyden önce politik bir yapıdır ve yurttaşlık temeline dayanır". 153 "Yurttaş" (citizen) ve "yurttaşlık"ın (citizenship) önemini vurgularken, siyaset bilimci Bassam Tibi -Alman aydınları arasında da yaygın olan kanıyı bildiği için- "bu kavramların kökenle ilgisi olmadığı" uyarısını yapıyor. 154 Zira "ulus"un kan-köken birliği biçimindeki tanımı, çağdaş Almancanın standart sözlüklerinde yerini korumaktadır. Oysa "aşırı milliyetçi unsurlar içerdiği" gerekçesiyle Alman Öğretmenler Sendikasının "yasaklanmasını" talep ettiği bir Türkçe sözlüğü, "ulus"u "dil, tarih, kültür ve ekonomiyle birbirine bağlı, aynı bayrak altında yaşayan insan topluluğu" olarak tanımlıyor. 155

    Türk ulus devletini eleştiren uzmanların, tahlillerinde "etnisite"ye ağırlık vermeleri ve Alman politikacıların, Türkiye yorumlarında yine sürekli "etnik" kriterleri vurgulamalarıyla Alman oryantalizminin "etnisite" eksenli araştırmaları farklı sebeplerden kaynaklanmaktadır. Alman oryantalizminin Türkiye ve Orta Doğu araştırmalarında etnisiteyi ön plâna çıkarması, bu dalın filoloji ağırlıklı olması; İslam bilim okuyan öğrencilerin ikinci ana dal olarak "etnoloji"yi seçmeleriyle yakından bağlantılıdır. Filoloji ağırlıklı oryantalizmle -"geçmişin izlerini hâlâ taşıyan"- etnoloji, ister istemez olaylara "etnik" açıdan yönelmeyi peşi sıra getirmektedir. "Geçmişe saplanıp kalmak"la itham edilen genç nesil oryantalistlerin, -sosyoloji eğitimi almaksızın- etnolojinin ölçütleriyle rüştlerini ispatlamaya girişmeleri, başta Türkiye olmak üzere İslam ülkeleri üzerine kaleme alınmış bir dizi tuhaf analizin varlık sebebi olarak görülebilir. "Etnik ölçüt" sadece günümüzün olgularını değil, -Nazi "ırk bilimi"nde de yapıldığı gibi- İslam tarihinin ilk dönemlerinin "tahlil"inde dahi kullanılmaktadır. Böylece Alman oryantalizmi, İslâm tarihinin önemli şahsiyetlerinden birçoğunun "etnik kimliği"ni keşfetmiş durumdadır. Örneğin Hz. Muhammed, Ulrich Haarmann'a göre "etnik bilinç sahibi bir Arap", hatta "Arap milletinin bir peygamberidir". 156 Orta Çağ İslam dünyasında dahi "etnik uyanış" baş göstermiştir: "Orta Çağ literatüründe, İslam ümmetinin etnik zenginliği farkedilmişti". 157

    Eğer "Müslüman halklar" bu kadar erken "etnik özellikleri"nin bilincine varmışlarsa, İslam dünyasına hükmetmiş devlet adamlarının "etnik kimliği"ni tespit etmek kolay olmalıydı. Nitekim Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın uzmanlara en ilginç gelen yönü, "etnik kökeni" olmuştur. Bazı araştırmacılara göre Paşa, "Arnavut asıllı"; 158 bazılarına göre ise "Makedon kökenlidir". 159 Fatimî saltanatının "hâkim unsuru herhalde Berberîlerdi". 160 Nazi literatüründe dahi "Türk" olarak nitelenen Memlûklular ise, daha itinalı bir "ırk analizine" tabi tutulmuş, onların gerçekte "Türklük potasında eritilerek asimile edilmiş Kürtler olduğu" ortaya çıkmıştır. 161

"Ulus" düşüncesinin, "etnik kimlik" taleplerinin bilinmediği devirlerde yaşamış şahsiyetlerin mensup oldukları "etnik grup"u, dönemin siyasî gelişmelerini "anlamak" arzusuyla belirlemeye kalkmanın, bilimle bir ilgisi olmasa gerektir. Uzmanlara bu çabalarında ilham kaynağı olan, çağdaş bilimsel bir metodoloji değil, 19. yüzyıl "ırk romantizmi" yahut -daha kötümser bir tahminle- 1930'ların "ırk psikolojisi"dir. Romantizmin hâkim olduğu bir alanda, "sıkıcı sorular"a yer yoktur. Örneğin: Mehmet Ali Paşa, kendisini bir Osmanlı seçkini olarak mı gördü yoksa, Mısır ile mi özdeşleştirdi; 162 Osmanlıca mı, Arnavutça mı yoksa Arapça mı konuştu; bu tür sorular -ilginçtir- "etnik tahlil" uzmanı oryantalistlerin aklına gelmemektedir. Bu ihmalkârlığın bir sebebi, tarihin, günümüzdeki toplumsal huzursuzlukların "etnik" karakterini kanıtlamak amacıyla çarpıtılmasıdır.

    Türk ulusunun "yapaylığı" tezini savunan Alman araştırmacıların sürekli "etnik" faktöre (Kürtler) gönderme yapmalarının bir sebebi de, -yukarıda da değindiğimiz gibi- Alman "ulus" felsefesinin Türkiye'ye projekte edilmesinin yanı sıra, Fichte'ye kadar uzanan bir başka Alman dogmasıdır. Bu dogmaya göre, "sadece Alman, gerçek anlamda bir halka sahiptir ve sadece Alman, gerçek anlamda ve rasyonel bir millet sevgisi besleyebilir". 163 "Avrupa evi" düşüncesinin gerçekleşmek üzere olduğu günümüzde, -"aynı kültüre mensup Avrupalı uluslar" konseptine paralel olarak- Orta Doğu ülkelerinin, "aşırı ölçüde etnik ve dinsel parçalanmalar arzettiği"nin 164 vurgulanması, dikkat çekicidir. "Etno-tahlil" uzmanlarına göre, bu ülkelerde "ulus"tan yahut "ulusal bütünlükken söz edenler -ister sıradan bireyler olsun, ister resmî çevreler- "tek amacı uyum olan yayılmacı ideolojilerin temsilcileridir. 165 Oryantalistik, Alman devlet adamlarını, "bu tür masallara inanmamaya" çağırmaktadır. Zira, "ulus" ve "ulusal birlik" ideali, "Orta Doğu insanının yabancısı" olduğu gibi, "ortak din İslam dahi bölgeler üstü bir mensubiyet hissi doğurmaktan acizdir". Ulus düşüncesinin "tarihsel öznel bir gelişim sonucu benimsendiği Almanya'nın aksine" Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde "tepeden inmeci yöntemlerle gündemde tutulan birlik-bütünlük edebiyatının gülünçlüğü etnik, mezhepsel, kabilevî ve bölgesel gerilimler, çatışmalar ve isyanlarla meydana çıkmaktadır". 166 İşte bu aşamada, Almanya'nın iç ve dış politikasında -ne yazık ki- önemli bir yere sahip olan ve -bölgedeki rejimlerin aksine- her an kolayca ziyaret edilebilen ve liberal Alman aydınlarının zihninde hâlâ "Asyalılıktan kurtulamamış bir ülke" 167 olarak görülen Türkiye, araştırmacıların etnik lâboratuvar olarak kullanıma girmiştir.

    Duygusal ya da "hayır" amaçlı motiflerle hareket etmesi imkânsız olan resmî mercilerin Türkiye'ye yönelik "etnikleştirme" stratejilerinin farklı sebepleri vardır. 168 Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus/yurttaşlık anlayışını karartmak suretiyle Türkiye'deki sorunların tümünü "etnik" düzleme oturtan resmî çevrelerin, Almanya'da olduğu gibi, Türkiye'de de "etnik adacıklar" oluşturmayı amaçladıkları, hem sol, 169 hem de liberal görüşlü 170 Almanlar tarafından da itiraf edilmektedir. Bu aşamada ilginç olanı, Almanya'da yaşayan "yabancılar"a etnik ve kültürel haklar verilmesi talebini, "anti-human ve çok kültürlü toplum felsefesine aykırı ırkçı bir düşünce" olarak reddeden ve "yabancılar"a bunun yerine "Alman yurttaşlığına geçmeyi öneren" 171 kesimlerin, bu "ırkçı çözüm"ü Türkiye'ye âdeta dayatmak istemeleridir. Dolayısıyla, Türkiye için "çağdaş" sayılan "çözüm", Batı demokrasilerine yakışmamakta, hatta Batı demokrasileri için bir tehdit olarak algılanmaktadır: "Batı demokrasileri, çoğunluğa karşı etnik ya da dinsel taleplerin gündeme getirilip geçerlilik kazanmasına izin veremezler. Bu yapıldığı takdirde, demokrasi tehlikeye girer. Acaba Almanya bu tür tecrübeleri yaşamak zorunda mıdır?" 172

    Alman aydınları gerçi "etnik/kültürel azınlık hakları"nı içeren bir "çok kültürlülüğü" reddediyorlar. Ne var ki, önceleri "çok kültürlü toplum", 173 bugün ise "kültürler arası toplum modeli" 174 adıyla tartışılan ve gerçekte azınlık statüsüne sahip olmayan "yabancı" gettoların etnik Almanlarla yanyana yaşamasını öngören sistemlerini, dış dünyaya "postmodern toplum tarzı" olarak tanıtmakta bir sakınca görmüyorlar. Yakından incelendiğinde, bu modelin aslında sadece etnik Almanları "Alman" olarak kabul eden, "öteki"ni dışlayan Alman devlet ve toplum realitesinin yerleştirildiği bir tür vitrin olduğu görülecektir. Kaldı ki, "çok kültürlü model"in Almanya'da sabıkalı bir geçmişi de bulunmaktadır. Zira günümüz sol ve liberal görüşlü Alman aydınlarının, "yabancıların kültürel kimliğini korumak" arzusuyla savundukları bu modelin benzerini, Alman faşistleri 1930'lu yıllarda, "Alman ırkının, asimile olmuş Museviler tarafından Yahudileştirilmesi tehlikesine karşı" gündeme getirmiş ve uygulamışlardı. Örneğin Gerhard Kittel, "hem Alman ırkının bozulmaması; hem de Musevilerin kimliklerini yitirip yozlaşmamaları için, okullarda Alman ve Musevî çocuklar için ayrı sınıfların kurulması"nı talep etmişti. 175 "Çok kültürlülüğü", Almanya'da hem "yeni sağ"ın, hem de Yeşiller'in ve Sosyal Demokratların savunması bu açıdan düşündürücüdür. Yinelemek gerekirse, bu model, "yabancılar"a "etnik"/kültürel azınlık hakları tanımayı içermemekte, sadece -içeriği belirsiz- bir "göçmen" kimliğinden söz etmektedir. Fakat "karışma" tehlikesi bulunmasa bile, "etnik gruplar"ın yanyana yaşaması da kimi Almanları memnun etmemekte, bunun bir "tehdit potansiyeli" taşıdığı ifade edilmektedir: "Çok kültürlülüğü sadece biz istiyoruz. Oysa çok kültürlü toplum modeliyle kendilerine saadet getirmek istediğimiz başkaları Bosna'dan Ruanda'ya, Kreuzberg'ten Harlem'e bu modeli kesinlikle reddetmektedirler. Bosna'da Sırp olmayan, Ruanda'da Huttu olmayan imha ediliyor. Berlin-Kreuzberg'te (Türkler) duvarlara 'Almanlar dışarı!' yazıyor; siyah Amerika da çoktan kendi karşı kültürünü seslendiriyor". 176

    Bu tahlile göre, dünyanın her yerinde, "farklı olan"ı imha etmek isteyen bir "etnik kalkışma" yaşanıyor. Yazara göre bu veba Almanya'ya da bulaşmış durumda fakat bir farkla: Irkçılık sadece Türklerin oturduğu Berlin-Kreuzberg'te ve Türklerden kaynaklanıyor! Yazara göre Almanya Türklerinin Kreuzberg'te başlattıkları "Alman karşıtı etnik isyan"ın kanıtı, Kreuzberg duvarlarındaki "Almanlar dışarı!" sloganları oluyor. Böylece Türkler, "etnik bilinç yoksunu Almanlar"ın aksine, sadece "etno-kültürel kimlikleri"ne sahip çıkmıyor; üstelik yaşadıkları ülkenin "aslî sahipleri"ni de dışlıyorlar! Oysa, bu tür sloganların Almanya'da genellikle otonom ve anarşist ya da sözde yabancı dostu sol grupların eseri olduğu gerçeği bir tarafa, unutulan çok daha önemli bir husus var: zira bir an için, bu "Alman karşıtı" sloganları Türklere mal etsek de; bu, kabul ve itibar gören, "Almanlaştırılmak" istenen bir azınlığın eylemi değildir. Tam tersi, etnik Almanlarca dışlanan, -uzmanların diliyle- "öteki"ni ayıran Alman tarafına 177 tepki duyan, yasal ve toplumsal dışlamayla gettolara itilen, Almanya'da doğmuş, büyümüş; yasaları ihlâl ettiği vakit "anavatan"ı Türkiye'ye sürülen; 178 Alman pasaportu aldığında "Alman uyruklu yabancı" ya da "yerli yabancı" 179 olarak anılan insanların öfke patlamasından söz edilebilir. Hâl böyle olunca, "biz ayırmıyoruz, oysa onlar ayırıyor. Bu ise, ırkçılıktan çok, kültürel kimliği koruma arzusudur" 180 cümlesi, Almanya gerçekleriyle alay etmektir. Zira "yabancılar"a karşı ayırım Almanya'da sadece toplumsal düzeyde değil, bizzat devlet eliyle uygulanmaktadır. Örneğin 1997 yılı başlarında, SPD'nin oylarıyla kabul edilen bir yasa, Almanya'da doğmuş "yabancı" bebekler için bile ülkede oturma izni ve Almanya'ya giriş vizesini zorunlu kılmaktadır. 181

    Dış dünyada "azınlıkların eşitlendiği etnik konfederasyonları tek çözüm sayan; Almanya'nın ise, homojen bir ülke olarak kalmasını arzulayanlara göre, dünyanın her yanında "farklı olan"lar yok edilmektedir. "Farklı olan"ın imhası ise, "ırkçılıktan ya da milliyetçilikten çok, kültürel kimliği koruma arzusu"yla ilgilidir(!). Soykırım faili "etno-faşistler"in, "kültürel kimlik'lerini koruma telâşına düşen mazlumlar olarak mazur gösterilmesi, kimi Alman aydınlarının zihninde dolaşan "sorun" ve "çözümler"! ele vermesi açısından ürkütücüdür. "Öteki"ne ya da "farklı olan"a hazımsızlık, ne yazık ki, kimi Alman düşünürlere göre, "çağdaş" Alman demokrasisinin olmazsa olmaz şartıdır: "Her gerçek demokrasi sadece eşit'in eşit muameleye değil, eşit olmayan'ın da mutlaka farklı (eşit olmayan) muameleye tabi tutulması esasına dayanır. O halde birinci aşamada homojenlik, ikinci aşamada ise, ister istemez heterojen olanın ayırılması ya da bertaraf edilmesi, zorunlu olarak demokrasinin özüne aittir...Bir demokrasinin politik gücü, yabancıyı, eşit olmayanı, yani homojenliği tehdit edeni imha etme ya da kendisinden uzak tutma becerisine sahip olmasında kendisini gösterir". 182

    Ne yazık ki, Orta Avrupa'nın kendi gerçekliklerinden kaynaklanan ve ruhunu, Nazizmin ırk merkezli devlet anlayışından alan "etnik" konseptleri Soğuk Savaş'ın bitimi arefesinde, "ilerici" Türk aydınlarının da beğenisini kazanmıştır. Günün modası, toplumsal sorunları, - "eski"nin tersine- 183 ekonomik değil, "etnik" nedenlere bağlamaktır. Özellikle Alman solunun, "etno-kültürel" izahları -Türkiye bağlamında- benimsemesi, Soğuk Savaş dönemine kadar uzanmaktadır. "Halklar arasında kardeşlik" ve "Alman emperyalizmine karşı savaş" sloganlarıyla ortaya çıkan Kızıl Ordu Fraksiyonu dahi, sonuçta, Alman milliyetçiliğini "sol" bir söylemle formüle ederek Alman aydınları arasında sempatizan bulabilmişti. Örgütün "anti-emperyalist" argümanlarla süslediği ABD, İsrail ve Musevî düşmanlığı, ABD'yi "dünyanın başına jandarma kesilmekle itham eden, 184 Arap ülkelerinin "Fransız, İngiliz emperyalizmine ve siyonizme karşı verdikleri özgürlük mücadelesini öven 185 Nazi propagandasının "sol" versiyonunu andırıyordu.

    Günümüz Almanya'sında, dış dünya için geliştirilmiş olan "çok etnili devlet" modeline destek veren Türk aydınlarının da tarihsel bir devamlılığından söz edilebilir. Onların görevi, 1940'lı yıllarda Berlin'in güdümüne giren "Turancılar gibi -yine Almanya merkezli, fakat- çağın gereği- "sol", "liberal" etiketli "etnik" konseptleri Türkiye'ye taşımaktır. Böylece - 1930'ların "etnik" yapılanma modelleri, Mustafa Kemal'in "kan/köken" faktörünü dışlayan ulus anlayışına tercih edilmekte; daha da tuhafı Türkiye Cumhuriyeti'nin "etnik" faktörü dışlayan ulus ve yurttaş anlayışı "milliyetçi", hatta "ırkçı" ilân edilirken, ulusu "etnik" dilimlere bölmeyi öngören mikro-milliyetçilik "çağdaş" bir çözüm olarak dayatılmak istenmektedir. Ne var ki, gerek Batı'nın "etnik azınlık" düşkünü aydını, gerek onun Doğu'daki hayranı, "saf kan" bir ulusun imkânsızlığını; bu düşüncenin en azından Türkiye'de bulunmadığını unutuyorlar. Kaldı ki, Alman etnolojisi dahi, 1971 yılı itibarıyla dünyadaki 132 devletten sadece 12'sinin (%9) "etnik açıdan homojen" olduğunu itiraf ediyor. 186 Türkiye'yi "etnik açıdan heterojen devletler" listesinde ele alan Alman uzmanlar, Türkiye'de "etnik azınlıkların yanısıra "kültürel" ve "etno-dinî azınlıklarda arayıp bulabiliyorlar. Örneğin Alevîlik.



Dipnotlar:
145. Walther Gehl: Deutsche Geschichte in Stichworten. Von den Anfaengen bis zur Gegenwart, s.219, Breslau 1940.
146. Örneğin "Aryen Kürtler"den söz eden günümüz Alman oryantalistlerinin aksine Alfred Rosenberg, "Aryenlik"in "Kültür milleti Farslarda dahi çoktan tarihe karıştığı"nı ifade eder (Mythus des 20. Jahrhunderts, a.g.e., s.32 vd.).
147. Helmut Rittstieg: "Minderheitenrechte öder Menschenrechte?", B/aefter für deutsche und Internationale Politik, 8/1996, s.913.
148. Friedrich Heckmann: Ethnische Minderheiten, Volk und Nation. Soziologie inter-ethnischer Beziehungen, s.57, Stuttgart 1992.
149. Wahrig Deutsches Wörterbuch, s.925, München 1987.
150. Alman Doğu Ensitüsü (istanbul) ve Fransız Anadolu incelemeleri Ensitüsü'nün (İstanbul), "yerli sivil toplum örgütleriyle birlikte", Mayıs 1998'te başlattıkları ve Avrupa Birliği "Demokrasi Fonu"ndan finanse ettikleri "Milliyetçilikle Avrupa Entegrasyonunun Gerilim Hattındaki Türkiye" başlıklı "araştırma projesinin konseptinde Türk ulusu sözcüğü sürekli tırnak içine alınmıştır. Amacı, Türk ulusunun "yapaylığı"nı kanıtlamak olan "araştırma projesi"nin sonuçları 2000 yılında İngilizce olarak yayınlanmış, Türkçe çevirisinin de yakında yayınlanacağı bildirilmiştir. (Stefanos Yerasimos & Günter Seufert: Civil Society in the Grip of Nationalism, İstanbul 2000).
151. Udo Steinbach: Kranker Waechter am Bosporus, a.g.e., s.23.
152. Udo Steinbach: Türkei im 20. Jahmundert, a.g.e., s.77).
153. Anthony Giddens: The Nation-State and Violence, 8. bölüm, Berkeley 1987; K.W. Deutsch: Nationalism and Social Communication, 3. bölüm, Cambridge 1966 (aktaran: Bassam Tibi: Das arabische Staatensystem. Ein regionales Subsytem der Weltpolitik, s.15, Mannheim 1996.
154. Bassam Tibi: Das arabische Staatensystem, a.g.e., s.15.
155. Resimli ilkokul Sözlüğü, s4S5, Ankara 1981.
156. Ulrich Haarmann: Geschichte und Gegenwart, a.g.e., c.2, s.599.
157. A.g.e., c.2, s.601.
158. Andreas Schölch: Der arabische Osten im neunzehnten Jahrhundert, Ulrich Haarmann (yayımlayan): Geschichte der arabischen Welt, s.369, München 1991.
159. Hans Heinrich Schaeder: Kultur der orientalischen Völker, a.g.e., s.234.
160. Ulrich Haarmann: Geschichte und Gegenwart, a.g.e., c.2, s.602.
161. A.g.y
162. Andreas Schölch yine de "Mehmet Ali'nin oğlu"nun "kendisini Mısrlı olarak gördüğü"nden söz ediyor (Geschichte der arabischen Welt, a.g.e., s.370).
163. Johann Gottlieb Fichte: Reden an die deutsche Nation, s.120,
164. Thomas Scheffler: Ethnisch-religiöse Konflikte, a.g.e., s.7.
165. A.g.y.
166. A.g.y.
167. TheoSommer, Die Zeit, 3.4.1992.
168. Bu sebepler ayrıntılı olarak "Almanya ve Kürt sorunu" başlıklı bölümde ele alınacaktır.
169. Justus Wertmüller: "Das Recht auf Selbstbestimmung zur Zementierung des Elends", Bahamas, 28/1999.
170. Eberhard Seidel-Pielen (bugünkü adı: Eberhard Seidel): "Mit Öcalan auf dem Weg nach Rechts", TAZ, 21.3.1996).
171. Dieter Oberdörfer: "Völkisches Denken", Die Zeit, 10.6.1994.
172. Watzal Ludwig: "Bewusste Abgrenzung", Rheinischer Merkur, 13.9.1996.
173. Daniel Cohn-Bendit & Thomas Schmid: Heimat Babylon. Das Wagnis der multikulturellen Demokratie, Hamburg 1992.
174. Erol Yıldız: Fremdheit und Integration, Bergisch Gladbach 1999.
175. Gerhard Kittel: Judenfrage, s.40-69, Stuttgart 1934.
176. Alexander Schuller: "Die Paradoxie des Multikulturellen", Internationale Politik, 4/1994, s.38.
177. Emmanuel Todd: Das Schicksal der Migranten, s.213 vd., 248 v.d., Hildesheim 1998.
178. Almanya doğumlu yüzlerce genç Türk, "Alman yasalarını ihlâl ettikleri" gerekçesiyle "yurtları" Türkiye'ye sürülmektedir. "Suç işleyen Türk" imajını pekiştirmek amacıyla haftalar boyu Alman medyasına konu olan Muhsin Arı örneği, anne babası otuz yıldır "tek bir suç işlemeksizin" Almanya'da oturan bir ailenin Almanya doğumlu on dört yaşındaki çocuğunun sınır dışı edilebildiğini gösteren sıradan vakalardan sadece biridir. Bayern eyalet hükümeti, "çocuklarının terbiyesinde kusuru var" gerekçesiyle Muhlis Arı'nın ailesini de sınır dışı etmeye kalkışmış; haber dış dünyada duyulunca, geri adım atmak zorunda kalmıştı.
179. Klaus Bade: Auslaender, Aussiedler, Asyl. Eine Bestandsaufnahme, s.10, München 1994.
180. Alexander Schuller: "Die Paradoxie des Multikulturellen", a.g.e, s.38.
181. FAZ, 15.3.1997.
182. Carl Schmid, Die geistesgeschichtliche Lage des heutigen Parlamentarismus, s.13, Stuttgart 1985; Hajo Funke: Brandstifter. Deutschland zwischen Demokratie und völkischem Nationalismus, s.38 vd., Göttingen 1993.
183. Nazizm'in ulus devletleri, "etnik azınlıklarda parçalama stratejisi için bk: W. Grewe: Die Bestimmung der Volkszugehörigkeit im Recht der europaeischen Staaten, Essen 1938; F. Heiss (yayımlayan): Deutschland und der Westraum, Wien 1943.
184. Carl Schmitt: Das politische Problem der Friedenssicherung, s A, Berlin 1934; L. Zimmermann: Der Imperialismus. Seine geistigen, wirtschaftlichen und politischen Zielstetzungen, s 50 Stuttgart 1955.
185. Thomas Reichardt: Der islam vorden Tören, s.187 v.d., Leipzig 1939.

<< Önceki Sayfa - Sonraki Sayfa >>
Modern Alman Oryantalizmi - Ana Sayfa